Eğitim Yöneticilerinin Psikolojisi, Davranışları Ve Sahip Olmaları Gereken Temel Nitelikler1



Yüklə 212.39 Kb.
səhifə1/2
tarix16.06.2017
ölçüsü212.39 Kb.
  1   2

ABMYO

Dergisi. 10, (2008) (81 - 93)

Eğitim Yöneticilerinin Psikolojisi, Davranışları Ve Sahip Olmaları Gereken Temel Nitelikler1

Salih GÜNEY 2 ÖZET



Eğitim sisteminde önemle üzerinde durulması gereken temel konulardan biri, ülke geleceğine yön verecek olan nesilleri yetiştiren eğitim yöneticilerinin psikolojik yapıları, davranışları, yeterlilikleri, kişilik özellikleri ve öğrenci davranışını anlamadaki becerileridir. Öğrenci davranışlarını anlamak için yeterli düzeyde bir davranış bilimleri eğitimi almak gereklidir.

Anahtar Kelimeler : Eğitim, Eğitim Yöneticisi, Davranış, İnsan Psikolojisi

ABSTRACT



One of the fundamental subjects in an education system that should be given great importance is the psychology, behavior, capability, personality and ability to understand student behaviors of the education system managers tasked with training the rising generations of the country who will shape the nation's future. An adequate level of behavioral science education is necessary to understand student behaviors suffıciently.

Keywords : Education, Education Managers, Behavior, Human Psychology Giriş

Yönetim, insan faaliyetlerinin düzenlenmesini ifade eden bir kavramdır. Yönetim bilimi, insanların davranışları ve psikolojileri ile yakından ilişkilidir. Yönetimde insan davranışları kadar önemli olan bir diğer faktör de onların kişilik yapılarıdır. Çünkü insanlar faaliyetlerinde duygusal ve kişilik yapılarının etkisinde kalarak davranırlar. Yönetim biliminin amacı; insanları belirlenmiş hedefler doğrultusunda harekete geçirmek ya da bu hedeflere uygun davranışlar sergilemelerini organize etmektir. Eğitim kurumlarındaki yöneticilerin psikolojik ve kişilik yapılan, bireysel olarak onlann iç sistemlerinin, öğrenme, algılama kapasitelerinin, içinde yetiştikleri kültürel yapının ve sosyal sınıfın etkisiyle gelişir ve değişir.

İnsanı tanımak ve onu yönetmek sanatsal bir olaydır. Bu sanatta başarılı olmak yani insanı tanımak için ruhsal açıdan dengede olmak gerekir. Dengede olmanın temel şartı ise, insanın kendisiyle barışık olmasıdır. Kendisiyle barışık olmayan bir kişinin sosyal yaşamında başarılı olması biraz zordur.

İnsanı tanıma ve değerlendirme iki yönlü bir süreçtir. Birincisi insanın kendisini tanıması ve değerlendirmesi, ikincisi; başkalarının kendisini tanıması ve değerlendirmesidir.

İnsanı tanıma yeni bir konu değildir. İnsanın var olduğu tarihten itibaren başlayıp hala devam eden bir süreçtir. Bugüne kadar sürüp gelen bu süreçte insan hala tam olarak anlaşılmış değildir. Bunun nedeni, insan psikolojik yapısının çevre koşullarına ve zamana bağlı olarak değişiklik göstermesidir. Buna rağmen insanları ne kadar fazla tanırsak onları daha iyi anlayıp yönetebiliriz.

I - Eğitim Yöneticisinin Psikolojisinin ve Davranışlarını Anlamada Etkili Olan Bilim Dalları



A- Eğitim Yöneticisini Anlama ve Sosyoloji

İnsanı çevresinden ayrı düşünmek ve değerlendirmek mümkün değildir. Çünkü insan toplumsal bir varlıktır. İnsanlar sosyalleşmelerini toplumsal yapı içinde gerçekleştirirler. Toplumsal yapı denilince ilk akla gelen bilim dalı sosyolojidir. İnsanların toplu yaşamaları sonucu oluşturulan kurumlar, kurumlara ilişkin değerler, normlar ve bunların meydana gelme süreçleri ile kurumlarda ortaya çıkan sorunlar sosyolojinin temel konularını oluşturmaktadır.

Her toplumun, kendine özgü bir sosyal yapısı mevcuttur. Bu yapıların en basitinden en karmaşığına kadar hepsinin bir bütünlük içinde incelenmesi gerekir. Sosyoloji, toplumdaki olgu, olay ve sorunları, birey ve toplum arasındaki karşılıklı ilişki bütünselliği içinde inceler. Sosyal hayatı bilimsel metotlarla sağlanan veriler ışığında incelemeye tabi tutan bilim dalına sosyoloji denir. Genel anlamıyla sosyoloji, insanların karşılıklı olarak birbirini etkilemesi sonucu ortaya çıkan yaşantıların oluşturduğu toplumsal hayatı incelemektedir. Sosyolojiyi şöyle tanımlamak mümkündür. Sosyoloji, insanların ortak katkılarıyla oluşturulan toplumun yapısını, toplumu meydana getiren bireyler ve gruplar arasındaki ilişkileri kendine özgü metotlarla inceleyen sosyal bir bilim dalıdır.

Bir arada yaşamak için toplanmış insanların ilişkilerinden ve bağlantılarından meydana gelen sosyal örüntüyü ve toplumsal ilişkilerden çıkan sonuçları sosyoloji inceleme konusu olarak ele alır (Akat, 1987). Toplu yaşam için bir araya gelen insanlar, çeşitli ihtiyaç, istek, umut ve amaçlarla farklı sosyal gruplar oluştururlar. Her yeni nesil bu sosyal grupların örf, adet, gelenek, görenek ve ahlak değer yargılarını ve yazılı kurallarını, kısaca kültürel yaşam biçimlerini benimserler. Sosyoloji, insanların bir arada yaşaması sonucu oluşan toplumsal kurumları, bu kurumlar içindeki sosyal yaşamı ve sosyal yaşamda meydana gelen değişme ve gelişmeleri ele alan sosyal bir disiplindir. Kısaca, bireyin toplumsal davranışlarını inceler.

Bireylerin meydana getirdiği biçimsel ve bçimsel olmayan örgüt ve grupların insanların davranışları üzerindeki etkisi oldukça fazladır. Çünkü insanların davranışları oluşturulan bu yapılanmalar ve bunların içindeki sosyal ilişkiler sonucu şekillenmektedir. Bundan dolayı eğitim yöneticilerini incelerken sosyolojik verilerden yararlanmak zorundayız. Çünkü eğitim yöneticileri, içinde yetiştikleri toplumların bir ürünüdürler.

İnsan davranışlarını kolayca değerlendirebilmek için birey-çevre ilişkisi üzerinde durmak gerekir. Sosyal yaşamda insanın çevresini gruplar oluşturur. Sosyal gruplar insanlar için bir özdeşlik noktasıdır. Gruplar, amaçları doğrultusunda bireylerin davranışlarını olumlu ya da olumsuz yönde etkileyebilir (Baysal, Tekarslan, 1987).

Bu açıklamalardan hareketle eğitim yöneticilerinin psikolojilerini ve davranışlarını incelerken onların davranışları ve psikolojik yapılarının şekillenmesinde etkisi olan toplumun yapısını, insanların meydana getirdikleri kurumları, örfleri, adetleri, gelenekleri, görenekleri, ahlaki değer yargılarını, insanlar ve gruplar arasındaki ilişkileri dikkate almak gerekir. Bunun için de sosyolojik bilgiye ihtiyaç vardır.

B. Eğitim Yöneticisini Anlama ve Psikoloji



Günümüzün zor ve karmaşık yaşam koşulları insan psikolojisi üzerinde olumsuz etkiler yaratan fakörlerin başında gelmektedir. Bu olumsuzlarla baş edebilmek için insanların az da olsa psikoloji konusunda bilgilerinin olmasında yarar vardır. Toplumsal yaşantının ve kurumsal yapıların giderek karmaşıklaştığı bir dönemde insanların en çok ihtiyaç duydukları şey, ruhsal yapılarının dengede olmasıdır.

Yetiştirilme tarzımızın çocuklarımızı yetiştirme biçimini etkilemesi, iş ve sosyal yaşamımızda oluşan stresin ruhsal yapımız üzerinde olumsuzluklar yaratması, öğrenme, unutma, bellekte tutma, heyecanlanma ve algılama biçimimiz hep psikoloji ile yakından ilişkili konulardır. Psikoloji, hayatımızın birçok yönünü etkileyen olayları incelediği için, psikolojik alanda uzmanlaşmak istemeyenlerin bile psikolojideki temel olgular ve araştırma teknikleri hakkında bazı önemli konulan bilmelerinde yarar vardır. Psikolojinin bazı temel bilgilerini bilmek, insanların düşünce ve davranışlarının nedenlerini anlamada kolaylıklar sağlar. Ayrıca bize kendi tutum ve davranışlanmız hakkında bir bakış açısı kazandırır.

İnsanların çevrelerindeki nesneleri (canlı ve cansız varlıkları), olayları algılama, anlama, öğrenme, unutma, düşünme, varlıklar ve olaylar karşısında heyecanlanma, duygulanma, insanların zeka kapasiteleri ve kişilik yapılan gibi konular psikolojinin araştırma alanlanndan bazılarıdır. Psikoloji, davranışları ve zihinsel süreçleri bilimsel yöntemlerle inceleyen bilim dalıdır (Atkinson, Atkinson, Smith, Bem, Nolen-Hoeksema, 1999).

Canlıların özellikle de insanların davranışları psikolojinin inceleme alanına girmektedir. Psikoloji, insanların ruh yapısını ve davranışlarını inceleyen bir bilim dalıdır.

Psikoloji, bireysel davranışları, bunların süreçlerini (algılama, yargılama, düşünme, motive etme, tutum oluşumu) ve nedenlerini inceler. Bunun yanında insanlar arasındaki bireysel farklılıkları belirleyerek davranışları etki-tepki ilişkisi içerisinde ele almaya çalışır. İnsanın çevresinden gelen uyancılara cevap vererek davranışlar sergilemesinde zekasının, duygulannın, karakterinin, kültürel yapısının, bedensel ve biyolojik yapısının etkisi oldukça fazladır. Davranışı etkileyen bu faktörler bireyden bireye değişir. Buradan hareketle şunu söyleyebiliriz; her insan kişilik olarak diğerlerinden farklıdır (Güney, 2006).

Bireysel farklılıkları ölçmek için psikologlar çeşitli metotlar geliştirmiştir. Psikologlar, bireylerin kişilik farklılıklarını tanımlamak için, zeka derecesi, içe ya da dışa dönüklük, egemenlik ya da egemenliğe boyun eğme, sakin veya heyecanlı olma gibi çeşitli kriterler kullanırlar (Drake, Smith, 1990). Bireysel farklılıklar insan davranışı üzerinde büyük etkiye sahiptir.

Eğitim kurumlarında bireysel farklılıklar tablosunun oluşturulması bir zorunluluk haline getirilmelidir ve eğitim yöneticilerinin sınıf ortamında bu bireysel faklılıkları gösteren tablolardan yararlanmalan gerekmektedir.

Eğitim yöneticilerin de davranışlan ve ruhsal yapılan çevreden gelen olumsuz uyancılardan etkilenir. Sonuçta eğitim yöneticileri de insandır. Ancak eğitim yöneticileri ne kadar olumsuz uyarıcıların etkisinde kalırlarsa kalsınlar bu durumu sınıf ortamına taşımamaları gerekmektedir.

C. Eğitim Yöneticisini Anlama ve Sosyal Psikoloji



Sosyal psikoloji, bireyi, toplum ya da grupla etkileşimini inceleyen bir bilim dalıdır (Göksu, 2000). Sosyal davranışlar sosyal psikolojinin ana konusunu oluşturmaktadır. Sosyal psikolojinin temel hedefi; sosyal fenomenlerin yapısında ve işleyiş süreçlerinde etkili olan kanunlara ya da kurallara ulaşmaktır. Bu kanun ve kuralların evrensel özellikleri vardır (Arkonaç, 1998). Kanun ve kurallarla ilgili elde edilen tüm veriler, kültürel yapının bir eseridir.

Sosyoloji ve psikoloji bilimlerinin birleşim noktası sosyal psikolojiyi ifade etmektedir. Sosyal psikoloji, incelediği sosyal olaylara sosyolojinin ve psikolojinin kolayca geliştiremediği yeni bir bakış açısı getirmiştir. Örneğin, birey ile toplumun ilişkisinin söz konusu durumlarda, psikolojinin, bireyin belirli bir sosyal ortamda yaşadığını; sosyolojinin de, bireylerin bulunduğu ortama kendi özel kişilik özelliklerini getirdiğini vurgulaması gibi. Sosyoloji ve psikoloji bilimlerinin formel yapısı içinde bunu sağlayacak esneklik çoğu zaman yoktur. Başka bir deyişle, sosyoloji ya da psikoloji her sosyal konuda bize tam ve yeterli veri sağlamda yetersiz kalabilmektedir. İşte sosyal psikoloji burada devreye girerek soruna bir çözüm getirmektedir. Örneğin, psikoloji, kişilik konusunda bize yeterli bilgiler sağladığı halde, liderlik konusunda aynı başarıyı göstermemektedir. Çünkü liderlik, sadece kişilik özellikleriyle değil, içinde yaşanılan toplumun veya grubun özellikleriyle ve kişiyle sosyal çevrenin etkileşimi sonucunda belirlenmektedir. Yine kişilik özelliklerini bilmemiz (psikolojinin konusu) ya da toplumun yapısını sosyolojik açıdan yorumlamamız, grup dinamiği, tutumların sürekliliği veya değişmesi gibi konuları tam olarak açıklamamız için yeterli olmamaktadır. Kısaca belirtecek olursak, sosyal psikoloji, sosyoloji ve psikolojinin yetersiz kaldığı durumlarda sosyal olayları ve bu sosyal olaylar içindeki sosyal ilişkileri bilimsel metotlar ışığında açıklayarak sosyal bilimlerdeki önemli bir boşluğu doldurmaktadır (Kağıtçıbaşı, 1988).

Sosyal yaşamda insanlar birden fazla grubun üyesidir. Her grup bireyi çeşitli yönlerden etkiler. Bireyler toplumsal düzende varlıklarını devam ettirmek için bu grupların kurallarına uygun hareket etmek zorundadır. Ancak bazen de birey grubu etkiler ve grupta yeni davranış biçimlerinin oluşmasına katkıda bulunur. Sosyal psikolojiyi herkesin anlayabileceği şekilde şöyle tanımlayabiliriz; bireyin sosyal bir grup içindeki davranışlarını inceleyen bilim dalıdır.

Sosyal psikoloji, genelde insanlar ve gruplar arasındaki ilişkileri ve bu ilişkilerin insan davranışına etkilerini kültürel bir bütünlük içinde ele alıp inceleyen bir sosyal disiplindir.

Her grubun ve kurumun kendine özgü bir kültürel yapısı vardır ve bu yapının insanlar üzerindeki etkisi oldukça fazladır. Eğitim yöneticileri içinde bulundukları grup ve toplum felsefesinden, kültüründen ve yönetim tarzından etkilenir. Öğrencilerini yetiştirirken bu etkilerin izlerini görmek mümkündür. Eğitim yöneticilerinin düşünme ve irade süreçleri sosyal yaşamdan etkilendiği gibi, yetiştirdikleri insanlarla toplum felsefesine ve yönetimine anlayışına da yön verebilmektedir.

Eğitim yöneticileri, insanları eğitirken onların içinde yetiştikleri ya da yaşamlarını sürdürdükleri grupları dikkate almak zorundadır. Öğrencilere verilen eğitimin grup (ve toplum) yapışma uygun olması gerekir. Aksi taktir de sorunlar ve sıkıntılar yaşanır.

D. Eğitim Yöneticisini Anlama ve Antropoloji



Antropoloji kavramını sözlükteki Anthropos - logos şeklindeki yazılışını ele aldığımızda anlamı; insanın sözü, düşüncesi, dili ve aklıdır (Eker, 1999, Usal, Kuşluvan, 2000). Antropoloji, insanı, toplumları, kültürel oluşumları ve süreçleri konu edinen bir bilim dalıdır.

Antropoloji, ilkel insan toplulukları ile ilgilenir. Antropoloji toplumdaki her konuyu ve olayı bütün yönleri ile ele almaz. Sadece ilkel toplumlardaki insan topluluklarını ve kültürel ilişkileri açıklamaya çalışır. İnsanlar veya toplumların niçin birbirine benzediğini veya benzemediğini, neden değiştiğini (Güvenç, 1979) ve bu değişimde insanların oluşturdukları kültürel etkinliklerin rolü, antropolojinin temel konuları arasında yer almaktadır. Günümüzde Antropoloji ilkel topluluklarla ilgilenmenin yanmda artık modern toplumların özellikleri ile de ilgilenmeye başlamıştır. Çünkü modem toplumların genel kültürel özelliklerinin incelenmesi yoluyla elde edilen bilgiler sayesinde, toplumlardaki sosyal bütünleşmeyi güçlendirici bazı yöntemler belirlenebilmektedir. Örneğin, genel kültür içindeki küçük gruplarda oluşan davranış farklılıkları daha sağlıklı bir biçimde değerlendirilerek genel kültüre uygun hale getirilebilmektedir.

Antropoloji, insanın kökenini, biyolojik yapısını, somatik özelliklerini, kültürel belirtilerini, toplumsal davranışlarını konu edinen ve bunları kendine özgü yöntemleriyle inceleyen bilim dalıdır. Kısaca insanın tarihi oluşumunu inceleyen bilim dalıdır (Güney, 1998). Antropoloji, fiziki veya sosyal yapıyı ilgilendiren ilkel toplumları incelemeyle işe başlar. İlkel toplumların, giyim-kuşammdan, genel yaşantı biçimine kadar elde edebildiği bulgular ve değerlerle günümüzün toplumlarının önceki yıllara ait şekillerini açıklayarak toplumsal yaşam için bir çeşit davranış biçimine varmaya çalışır. Antropolojik incelemelerin esas amacı, insan davranışlarını etkileyen sosyal kurumların, kültürel yapının, inançların ve değer yargılarının ne olduğunun belirlenmesi ve belirlenen olguların insan davranışlarını bir zaman dilimi içinde ne şekilde etkilediğini bulmaktır.

Bunun yanında toplumsal davranışların, kurumların ve inançların nasıl oluşup insanların ve toplumların kültürel açıdan birbirlerini etkilediğini tespit etmek antropolojinin temel inceleme konuları arasında yer almaktadır (Erdoğan, 1991).

Geçmiş kültürlerin, medeniyet kalıntılarının, insanların biyolojik evriminin ve kullanılan teknoloji biçimlerinin bireyler ve sosyal gruplar üzerindeki etkisi kesindir. Bu etkinin bilinmesi insan davranışının anlaşılmasında birtakım kolaylıklar sağlar. Netice olarak antropolojik bilgiler insan davranışının anlaşılmasına yardımcı olduğundan, eğitim açısın üzerinde durulması gereken bir sosyal bilim dalıdır.

Eğitim yöneticileri, eğittikleri insanların farklı antropolojik özelliklere sahip yörelerden geldiklerini dikkate alarak tutum ve davranışlar sergilemeleri gerekmektedir.

E. Eğitim Yöneticisini Anlama ve Yönetim Bilimi



Yönetim olgusu, insanların bir araya gelip gruplar oluşturmasıyla ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla yönetim faaliyetleri insanlık tarihi kadar eskidir.

Yönetim, uzun süre bir bilim olmaktan ziyade sezgi ve tecrübeye dayalı olarak usta-çırak, deneme- yanılma yöntemiyle öğrenilen bir sanat özelliği içerisinde ele alınmıştır (Baransel, 1979). En eski yönetim faaliyetleri, kabile, site, devlet yönetimi ve buna bağlı olarak savunma kurumlarında görülmüştür. Ekonomik anlamdaki uygulamaların karşılığı olarak yönetim kavramının kullanılmaya başlanması ancak 18. yüzyılda gerçekleşmiştir (Tosun, 1984). 20. yüzyılda ise yönetim kavramı, işletmelerdeki uygulamaların karşılığı olarak kullanılmıştır.

Yönetim bilimi, bir işletme, kurum ve kuruluşun amaçlarına uygun olan her çeşit kaynağın ne şekilde kullanılacağını ve bu sosyal sistemlerin yapısını inceleyen bir disiplindir. Bu tanımda iki temel nokta mevcuttur. Birincisi; sosyal sistemlerin yapısı, diğeri sosyal sistemlerin amaçlarına yönelik olan fonksiyonları.

İnsanı, uygulamalar yani iş başında tanımayı sağlayan en önemli bilim dallarında biri olan yönetim bilimi birçok şekillerde tanımlanmıştır Bu tanımlardan bazıları şunlardır :

* Yönetim, insanlar arasında iş birliği sağlama ve onları belirli bir amaç ve hedefe doğru harekete geçirmek için gerekli olan iş ve gayretlerin toplamını ifade eder (Ralph, 1951).

*Yönetim başka insanlar vasıtasıyla iş gördürmedir (Koçel, 1984). Bu tanımda yönetim, bir grup faaliyeti olarak kabul edilmektedir.

* Yönetim, üretimde etkili olan tüm faktörleri etkin ve verimli bir şekilde bir araya getirmeyle ilgili olan faaliyetlerin bütünüdür.

İnsanların içinde çalıştıkları işletme, kurum ve kuruluşların çalışma ortamlarından ve örgütsel yapılarından etkilendikleri ve bu konunun da yönetim biliminin temelini oluşturduğu günümüzde artık genel kabul görmüştür.

Yönetim biliminin amacı; sosyal sistemlerin tüm faaliyetlerini hiçbir sınırlamaya tabi tutmadan açıklamaya ve tanımlamaya çalışmaktır. Yönetim bilimi, kural koymayan pozitif bir bilim dalıdır. Sosyal sistemlerin sadece teknik yönüyle ilgilenmez, aynı zamanda ve özellikle insani boyutuyla da ilgilenir (Çevik, 2007). Kısaca yönetim bilimi, insanları üretimin temel bir faktörü olarak kabul etmektedir. Bu nedenle öncelikle insanı tanımayı ve ona göre yönetim faaliyetleri belirlemeyi ana hedef olarak göstermektedir.

İnsanı yönetmek sanatsal bir olaydır ve her insan bu sanatın gereğini yerine getiremez. Sınıf içinde öğrencileri idare etmek de bir yönetim faaliyetidir. Bu faaliyetlerin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi için eğitim yöneticilerinin gerekli pedagojik ve yönetim programlarından geçmeleri gerekmektedir.

F. Eğitim Yöneticisini Anlama ve Davranış Bilimleri



Davranış bilimlerinin bir bilim dalı olarak gelişmesinin nedeni; çeşitli işletme, kurum ve kuruluşların bünyesinde meydana gelen sorunların, bir tek disiplinin verilerine göre belirlenen çözümlerin yetersizliğinin anlaşılmasıdır. Çünkü sosyal olay ve davranışların bir tek nedeni yoktur. Birden fazla sebebi vardır. Bu nedenle sosyal olay ve davranışları açıklarken bütüncül bir inceleme yapısına sahip olan davranış bilimlerinden yararlanmak gerekir.

Her sosyal sistem (işletme, kurum ve kuruluşlar hatta sosyal gruplar), teknolojiden ve insanlardan oluşma özelliğine sahiptir. Dolayısıyla sosyal sistemlerde yer alanlar ya da onları yönetme durumunda olanların bu sosyal sistemleri çok iyi bilmeleri gerekir. Teknoloji geliştikçe sosyal sistemlerdeki karmaşıklık derecesi de artar. Ayrıca birçok yeni sorunu da beraberinde getirir. Hem sosyal sistemlerdeki karmaşıklığı anlamak, hem de oluşan sorunları çözmek için, insanların birçok bilimin veri ve tekniklerinden yararlanması gerekmektedir.

Bir sosyal sistemin varlığı ve devamlılığı, her şeyden önce insana bağlıdır. Çünkü insan sosyal sistemin temel unsurunu oluşturmaktadır. Eğer sosyal sistemlerin varlıklarının sürekli olması isteniyorsa özellikle sosyal sistem - insan ilişkisinin bilimsel metotlarla incelenmesi gerekir.

İnsanları eğitmek ve onları yönetmek durumunda olan eğitim yöneticilerin, insan ve insanın davranışları konusunda yeterli bilgiye sahip olmaları hem sağlıklı bir sosyal sistem yapısı, hem insan motivasyonu, hem de başarı açısından oldukça önemlidir. Farklı kurum ve kuruluşlarda yer alan insanların davranışlarını önceden tam olarak tahmin etmek oldukça zordur. Zor olmasının nedeni; insanların ihtiyaçlarının ve değer sistemlerinin farklı olmasıdır. Bu zorluğa rağmen, davranış bilimleri vasıtasıyla insanların davranışlarını anlama ve tahmin etme ihtimali oldukça fazladır. İnsanın sergilediği her davranışının bir nedeni ve hedefi vardır. İnsan davranışları belirli bir etki ve bireysel güdülerin sonucunda oluşmaktadır. Kısaca, insan davranışlarının kendine özgü bir mantığı vardır. Davranış bilimleri, sosyoloji, psikoloji, sosyal psikoloji, antropoloji, hukuk, iktisat, tarih, siyasal bilimler, biyoloji gibi disiplinler sayesinde insan ve davranışlarının anlaşılmasını sağlayan yeni bir bilim dalı olarak ortaya çıkmıştır.

Davranış bilimleri, insan davranışlarını ve birey olarak insanları sosyal ilişkiler içinde daha iyi anlamak için, yapılan çok yönlü çalışmaları içermektedir. Miller, davranış bilimlerinin kapsamına giren bilim (antropoloji, biyokimya, ekoloji, ekonomi, matematik, nöroloji, farmakoloji, fizyoloji, siyasi bilimler, psikiyatri, psikoloji, sosyoloji, istatistik ve zooloji gibi bilim dalları.) dallarını çoğaltmıştır (Rakoff, 1984). Aslında davranış bilimlerinin temelini sosyoloji, psikoloji ve antropoloji gibi üç disiplin oluşturmaktadır. Bunlara yeni bilim dallarının eklenmesinin nedeni, insan davranışlarını bütüncül disipliner bir bakış açısıyla incelenmesinin gerekliliğidir. Çünkü insan davranışını tek bir yönden ya da tek bir bilim dalı açısından incelemek bizi eksik ve yanlış sonuçlara götürür.

1. Davranış Bilimlerinin İnsanı Anlama Açısından Üzerinde Durulması Gereken Temel Özellikleri



Davranış Bilimlerinin insanı anlamada üzerinde durulacak temel özelliklerini şu ana başlıklar halinde sıralayabiliriz (Güney, 2006):

  1. Davranış bilimlerinin temel hedefi, sosyal hayat içinde insanın düşünce ve irade süreçlerinin bütüncül bir yaklaşımla incelenmesi ve bu süreçler üzerine etili olan eylemlerin açıklanmasıdır.

  2. Davranış bilimleri felsefe gibi olması gereken konuları değil, daha çok mevcut olanların bir incelenmesini yapar. Bu nedenle kurallar koymaz. Yani insan davranışlarını bir takım sabit kurallara bağlayıp açıklamaz.

  3. Davranış bilimleri bir olayı ya da insan davranışını değerlendirirken çeşitli disiplinlerin verilerinden yararlanarak, insan davranışının ya da olayın geçtiği çevreyi de dikkate alarak yorumlama yapar. Fakat davranış bilimleri sadece yorum yapmaz. Aynı zamanda çeşitli önerilerde bulunarak ortaya çıkan veya çıkması muhtemel olan olayları formülleştirir.

  4. Davranış bilimleri, insanların davranışlarının neden ve sonuçlarını ve bu davranışları yapmaya yönelten içsel temel güdüleri incelemeye çalışır.

2. Eğitim Yönetimi Açısından Davranış Bilimlerinin Yeri ve Önemi

Davranış bilimleri, bütün kurumların eğitim ve uygulamalannda gün geçtikçe daha çok önem kazanmaktadır. Bununla beraber davranış bilimlerinin, plan, program ve hedeflerini yakından etkileyen ve bu şekliyle eğitim faaliyetlerinin geçerli bir parçası olan bir kavram olarak kabul edilmesinde zorluklar çekilmektedir. Bu zorlukların giderilmesi için insanların eğitim, iş ve günlük yaşamında sergilemesi gereken sosyal roller hakkında, davranış bilimlerinin, günlük eğitim uygulamalarının, plan ve programların uygulanışı ile yakından ilgili olduğuna inanmaları ve bu yönde eğitim almaları gerekmektedir. Davranış bilimlerine olan ihtiyacın anlaşılması ve öneminin kavranması, eğitimciler arasında istenilen düzeyde değildir. Genel anlayışla sağduyu sayesinde bir eğitmen, geçmişte yaşananlann bireyin verimliliğini, tüm eğitim faaliyetlerini, psikolojik durumunu ve eğitim seviyesini etkileyeceğini kabul eder. Ancak bu tür sağduyu seviyesindeki yaklaşımlar akademik ortamda kullanılabilir hale getirilecek şekilde uygun bir anlatım ile olgunlaştırılmalıdır. Örneğin, insanlar hakkında toplanan veriler nasıl değerlendirilir, sorunlarla ilgilenmede hangi yaklaşımlar ve nasıl bir dil kullanılır. Bu konudaki bilgiler mümkün olduğu kadar "bilimsel" bir platformda kazandırılmalıdır. Neticede, eğitimci davranış bilimleri konusunda teorik olarak aldığı bilgileri uygulama alanında kullanabilmelidir. Öğrencilerin istediği ve bizim de desteklediğimiz temel nokta şudur : Eğitimin temelinde iş yaşamı ile yakından ilgili durumlar, istatistiki yaklaşımlar ve tecrübe edilmiş sorunlar ve konular sunulmalıdır. Eğitim kurumlarında davranış bilimleri eğitiminin verilmesi konusundaki öneriler şu hedefler doğrultusunda olmasında yarar vardır (Güney, 2006):

    1. Birey ya da grup seviyesinde davranış analizleri yapabilmek ve tanımlayabilmek.

    2. Öğrenci davranışlarını sınıflandırmada ve genelleştirme seviyeleri arasındaki ayırımın nasıl yapılacağını anlayabilmek. Çünkü her öğrenci bazı belli görüş açıları içinde:

Tüm öğrencilere benzer. Bazı öğrencilere benzer. Veya Hiçbirine Benzemez.

    1. Psikolojik, sosyo-kültürel ve biyolojik faktörleri ve bunların karşılıklı etkileşimli oluşlarını, düzensizliği önlemeyi, verimi artırmayı, eğitim yöneticiliği ile yakından ilişkili olduğu için tanımlamak.

    2. Eğitim kurumu içindeki faaliyetlere karşı gösterilen tepkilerde insanların karakter özelliklerinin etkisinin anlaşılmasını sağlamak.

    3. Öğrenci davranışlarını gözlemleme, yorumlama, tahmin etme ve kabul etmede araştırma yöntemlerinin uygulanabilirliğin anlaşılmasını sağlamak.

Eğer eğitim kurumlarında davranış bilimleri eğitimine gereken önem verilirse, yukarıda sıraladığımız hedeflerin hepsi kolayca gerçekleşir. Böylece her eğitim yöneticisi hem kendini, hem de öğrencilerini çok iyi tahlil ederek verimliliği ve başarıyı yükseltebilir.

Bütün alanlarda insanları tanıma, anlama ve yönetme gibi konular oldukça önemlidir. Bu konular ise davranış bilimlerinin kapsamına girmektedir. Dolayısıyla sosyal ve teknik branşları kapsayan tüm meslekler ile davranış bilimleri arasında oldukça yakın bir ilişki vardır. Bugünün eğitilmiş insanı olarak gördüğümüz eğitim yöneticisi ne kadar teknik yeterliliklere ve kabiliyetlere sahip olursa olsun, öğrencilerine karşı insancıl davranma, onları koruma, ihtiyaçlarını giderme vb. gibi konularda da özel niteliklere sahip olmalıdır. Çünkü davranış bilimleri eğitimi, temelde insan ve insanlar arası ilişkiler boyutunu işgal eden bir eğitim faaliyetidir.

Davranış bilimleri açısından öğrencilerin aşağıdaki yeterlilik seviyelerine ulaşmaları yararlı ve gereklidir:

-Öğrencilerin, sosyoloji, antropoloji, psikoloji, ekonomi ve siyasi bilimler konusunda giriş kursları almış ve başarıyla tamamlamış olmaları,

-Bütün öğrencilerin, insanların eğitim faaliyetlerine ilişkin tamamlayıcı davranışlar konusunda

Eğitim Yöneticilerinin Psikolojisi, Davranışları Ve Sahip Olmaları Gereken Temel Nitelikler eğitilmiş olmaları,

-Öğrencilerin bu konularda, ileri seviyelerde öğrenimlerini devam ettirme imkanlarının sağlanmış olması,

-Karşılaşılabilecek tüm sorunların davranışsal parçalarının araştırılmasına imkan verilmiş olması,

-Müfredat, eğitim faaliyetleri ve uygulamaların mutlaka davranış bilimlerine ait içerikler ihtiva etmesi,

-Bütün öğrencilerin pedagojik formasyonu almalarına imkan tanınması,

-Öğrencilerin, yönlendirme ve yönetim teknikleri hakkında sistematik eğitimlere tabi tutulması,

-Öğrencilerin, aldıkları davranış bilimleri eğitimine paralel olarak çeşitli ortamlarda karşılaşabilecekleri sorunlar üzerinde araştırma ve gözlem yapmaları konusunda teşvik edilmeleri gerekir.

Davranış bilimlerinin en çok gerekli olduğu alanların başında eğitim kurumları gelmektedir. Çünkü eğitim kurumlarında insan davranışlarının, insanlar arası ilişkilerin, grupların, iletişimin, liderliğin, motivasyonun vb. gibi konuların önemi oldukça fazladır. Davranış bilimleri sayesinde insanların davranışlarını önceden tahmin etmenin mümkün olduğunu daha önce belirtmiştik. Öğrencilerin davranışlarını az da olsa önceden tahmin etme eğitim kurumları için oldukça önemlidir. Çünkü eğitim kurumlarında öğrencilerin davranışları ne kadar iyi bilinirse, o oranda onları belirlenen hedeflere yönlendirmek kolay olur. Ayrıca ortaya çıkabilecek sorunlar da anında giderilebilir. Sonuçta istenilen düzeyde başarı elde edilir.

Davranış bilimleri sayesinde bireylerin özellikleri belirlendiğine göre, hangi eğitim kurumunda olursa olsun bir insanın veya grubun verimliliğini, yaratıcılığını ve moralini artıracak şartları belirlemek mümkündür. Davranış bilimlerinde kullanılan testler sayesinde, insanların eksik yönleri belirlenip o konuda bir eğitime tabi tutularak kişilikleri ve benlikleri geliştirilebilir.

Her sosyal sistem insanlar tarafından oluşturulmuştur. Sosyal sistemlerin başarısı onları oluşturan insanlara bağlıdır. Eğitim kurumlarının yöneticileri, davranış bilimlerinden yararlanmak suretiyle eğitim kurumu içindeki sosyal ilişkileri istenilen düzeye getirerek hem eğitim kurumun devamlılığını sağlayabilirler hem de eğitim kurumunun başarısını artırabilirler.

II - însan Kavramı ve Tanımı



İnsanoğlu meraklıdır bu nedenle, bilmeye ve öğrenmeye eğilimlidir. İnsanoğlunu bu yolda çaba göstermeye yönelten güç, sadece fayda sağlama düşüncesi değildir. Ancak ister yarar amacı gütsün, ister katıksız bilme tutkusunun güdüsünde olsun, kişinin ereğine ulaşması, onun bilinçli ve bilgili olmasını gerektirir. Bunun bilincinde olan insan, toprağı ve deniziyle, canlısı ve cansızıyla yeryüzü ve gökyüzüyle tüm evreni keşfe koyulmuştur.

Her şeyi bilme ve öğrenme tutkusuyla yaşama ve işine sarılan insan kendini ve çevresindeki diğer insanları tanımak zorunda değil midir? İsteklerinin ve karakterinin hangi insanlarla uyum sağlayacağını, hangi insanları sevip sevmeyeceğini, hangi işte başarı gösterebileceği veya başarısızlığa uğrayabileceğini bilmesi ve bütün bunlara göre yaşamına yön vermesi hem kendisi için hem de iş yaşamı için oldukça önemlidir.

A. İnsan Anlamanın Önemi



Eğitim yöneticisi hakkında değerlendirmeler yapmak için öncelikle insan kavramının incelenmesi gerekir. Neticede eğitim yöneticileri de birer insandır. Eğer biz insanı doğrusal bir temelde ele alırsak eğitim yöneticilerini daha iyi anlayıp değerlendirebiliriz ya da onlara yeni ve farklı bakış açıları kazandırabiliriz. İnsanı tanımlama konusunda şu açıklamalar yapılmıştır(Altınköprü,1999) : İnsan, tüm canlılar gibi doğar, büyür, yer içer, sindirir, gelişir, ürer ve ölür.

İnsanı diğer canlı türlerinden farklı kılan genel ve kısa açıklama şudur; insan, biyolojik, ruhsal ve sosyal yönleri olan bir varlıktır. Bu üç temel nitelik insanda sürekli olarak bir etkileşim içindedir. Niteliklerin oluşturduğu bütünlük insanı ifade eder. Dolaysıyla insan, üç boyutlu olarak evrende yerini bulur (Altmköprü, 1999). Bu açıklamalardan yola çıkarak insanı şöyle tanımlayabiliriz. İnsan düşünen, gülen, ağlayan, hisseden, kendini rahata kavuşturacak aletleri yapan, yaşamını zenginleştirmek için manevi kültür öğelerini oluşturan ve bu yaptıklarını kendisinden sonraki nesle bırakan canlı bir varlıktır. Tanımdaki nitelikler, insanlar için ortak paydalardır. Bu ortak paydalara rağmen insanı tanımak ya da tanımlamak oldukça zordur. Çünkü zaman ve şartlar içinde şaşırtıcı nitelikte farklılıklar sergileyebilmektedirler. Bu farklılıkları eğitim yöneticilerinde de görmek mümkündür. Ancak eğitim yöneticileri, zaman ve şartların kendilerinde oluşturdukları farklılıkları mümkün olduğunca eğitim ortamına taşımamaları gerekir. Bu özveri, eğitim yöneticilerini diğer meslek gruplarından ayırmaktadır.

İnsanın şekillenmesinde genetik mayalarının etkisi çok fazladır. Bu genetik maya, insanın fiziki görünüşü, zekâsı, yetenekleri, mizacı ve şahsiyeti üzerinde yaşamsal değişiklikler yaratır. Yaratılan bu yaşamsal değişiklikler toplumsal alışkanlıklarımızı ve ruhsal yapımızı şekillendirir. Şekillenen bu yapımız da toplumsal yaşam içindeki yerimizi, rolümüzü ve değerimizi belirler. Bu hayati süreç eğitim yaşamında da etkili ve önemlidir. Günümüz şartlarında insan ne kadar kapasiteli, zeki ve yetenekli ise eğitim yaşamında da o denli başarılı olur.

Eğitim yöneticilerinin davranışları üzerinde biyolojik, psikolojik ve sosyal yapının etkisi oldukça fazladır. Bu etkiyi gözlemek mümkündür. Ancak bu üç yapının hangisi daha etkilidir veya hangisi daha ön plandadır bunu doğrudan belirlemek çok imkanlı değildir. Çünkü çoğu zaman bu üç yapı birbirinin içinde erimiş gibidir. Bir kişinin herhangi bir okula, işe girmesi veya bir mesleği seçmesi sosyal bir etkinliktir. Bu okulu, işi veya mesleği niçin seçtiği sorulduğunda Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi teorisindeki gibi kişisel güvenlik nedeniyle olduğunu söyler. Bu cevap geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerin insanları için geçerli olabilir ama gelişmiş ülkelerin insanları için geçerli değildir. Çünkü gelişmiş ülkelerde insanlar genellikle psikolojik yapılarının ve sosyal çevrelerinin etkisiyle (toplumsal saygınlık nedeniyle) tercihlerini yaparlar.

Eğitim yöneticilerinin davranışları nerede, nasıl ve ne şekilde incelenirse incelensin bütün davranışlarının temelinde çevrelerini ya da dünyayı nasıl algıladıkları yer almaktadır. Başka bir ifade ile eğitim yöneticilerinin algılama zeminleri nasıl oluşmuşsa davranışlarını da bu algılama biçimine göre sergilerler. Eğitim yönetimi açısından bu algılama zeminin oluşumu çok önemlidir. Eğer eğitim kurum ve kuruluşların yönetim anlayışına uygun algılama zeminleri oluşmuşsa eğitim yöneticilerinin işlerinde başarısız olmaları mümkün değildir.

B. Eğitim Açısından İnsanı Psikolojik Olarak Tanımanın Gerekliliği



Toplu halde yaşama insanın doğası gereğidir. Bu nedenle insanlar toplu yaşamak için öncelikle gruplar oluşturmuşlardır. Sosyalleşmelerini de bu gruplarda sürdürmüşlerdir. Sosyalleşme sürecinde toplum, kişinin yapısındaki eksikleri giderir ve onun mücadele gücünü artırır. Kısaca gruplar ve toplum insanı kültürel yapıya uyumlu hale getirir

İnsan, sosyal yaşamda farklı gruplarla sürekli ilişki içindedir. Bu ilişkiler onun daha dengeli ve başarılı olmasına katkılar sağlar. Sağlıklı sosyal ilişkiler, insanları arzu edilen bir yaşama düzeyine ulaştırır. Gereksinmelerini ve umutlarını gerçekleştirebileceği bir ortama yönlendirir.

İnsanların ihtiyaçları, umutları, düşleri, hayattan beklentileri, ulaşmak istediği hedefleri onun psikolojik dünyasını doldurur ve yaşamını anlamlı kılar. Her eğitim yöneticisinin görevi, örnek tutum ve davranışları ile bu anlamlı yaşamı daha da anlamlı hale getirmektir. Bunun için kesinlikle eğittiği insanların ihtiyaçlarını, umutlarım, isteklerini ve ulaşmak istedikleri hedeflerini belirlemelerine yardımcı olmaları gerekmektedir. Psikolojik açıdan insanı tanıyan ve buna göre motivasyon yöntemleri geliştiren ve uygulayan eğitim yöneticilerinin başarılı olmaları kaçınılmazdır.

Bazen insanların ihtiyaçları, amaçları, umutları ve istekleri ile kurumların amaçları ve hedefleri arasında benzerlik olmayabilir. İşte burada eğitim yöneticilerine önemli görevler düşmektedir. Eğitim yöneticileri verecekleri eğitimle insanların ihtiyaçları, istekleri ve hedefleri ile kurumun hedefleri arasında bir denge sağlamaları gerekmektedir. Kurulan bu denge sayesinde insanlar psikolojik açıdan tatmin olurken kurumun da hedefleri kabullenmiş olur.

Eğitim yöneticileri iş yaşamlarının dışındaki ihtiyaç, istek, amaç ve beklentilerini bir sıraya koyup gerçekleştirmeleri onları psikolojik açıdan rahatlatır. İhtiyaçlarını giderme sıralamasını yapmış, kişiliği oturmuş dengeli bir eğitim yöneticisinde iç dengesizliklerin olması mümkün değildir. Eğitim yöneticileri kendi iç dünyaları ile barışık ise çevrelerindeki tüm kişi ve olaylara mümkün olduğunca pozitif bakarlar Ayrıca psikolojik açıdan bir denge içinde olan eğitim yöneticileri, kısa süreli bireysel tatmin yerine daha kalıcı ve uzun süreli tatminleri tercih ederler.

A. Eğitim Yönetimi Açısından fnsan Davranışlarının Değerlendirilmesi



Eğitim, insan davranışlarında yaşantılar yolu ile kalıcı değişiklikler meydana getirme sürecidir (Erdoğan, 1991). Tanımdan hareketle eğitimde üzerinde önemle durulması gereken konuların başında insan davranışları gelmektedir. Eğitim yönetimi açısından İnsanı anlamak için öncelikle onun davranışlarını ve davranışlarının altında yatan nedenleri anlamak gerekir.

Davranışları çok etkin ve karmaşık olan canlı türü insandır. İnsanların davranışlarını sergilemede en büyük etken kendine has olan ruhsal yapılarıdır(Koptagel -İlal, 2001). İnsanların karmaşık olan davranışlarını değerlendirmek için öncelikle onların ruhsal yapılarını ele almak gerekir. İnsanların davranışlarının temelinde etkileyici ve belirleyici güce sahip olan psikolojik yapının bilinmesi eğitim açısından oldukça gereklidir. Bu nedenle her eğitim yöneticisinin karşısındaki insanların az da olsa ruhsal yapılarını bilmeleri ve buna göre yaklaşım tarzları sergilemeleri eğitim-öğretim için bir zorunluluktur. Bu kolay bir iş değildir. Bunun için eğitim yöneticilerinin bir pedagojik formasyon programından geçmeleri gerekmektedir.

İnsan davranışlarını gözlemek ve ölçmek imkanlar dahilindedir. İnsan davranışlarının duygusal ve deneysel (yani görünen) yönleri vardır(Güney, 2006). Davranışların duygusal boyutunu ölçmek oldukça zordur. İnsanları en çok meraklandıran davranışın görünmeyen yönüdür. Ancak görünen yönünü gözlemek ve ölçmek kolaydır. Amaç, davranışın bu yönüne bakıp insanları anlamaya çalışmaktır.

İnsan davranışları konusunda birçok bilim adamı çeşitli varsayımlar ileri sürmüştür. Bunların içinde Leavitt'in varsayımları eğitim açısından daha anlamlıdır. Bu varsayımlar şunlardır (Kolasa, 1979) :

*Öğrencilerin sergiledikleri her davranışın mutlaka bir nedeni vardır. *Her öğrenci davranışının gerisinde kesinlikle bir itici güç vardır. *Öğrencilerin yaptığı davranış mutlaka bir hedefe yöneliktir.

Bu varsayımlara dayanarak şunları söyleyebiliriz. Öğrencilerin sergiledikleri tüm davranışların temelinde bu varsayımlar yatmaktadır. Her eğitim yöneticisinin bu varsayımlar ışında öğrencilerini değerlendirmeleri gerekmektedir. Çünkü sınıf ortamında sergilenen davranışlar ister olumlu, ister olumsuz olsun mutlaka bir nedeni, hedefi ve arakasında itici bir gücü vardır. Eğitim yöneticilerinin bu konuyu unutmamaları gerekmektedir. Örneğin, öğrenci derse geç geliyorsa, dersi dinlemiyorsa, not tutamıyorsa, çalışamıyorsa, zayıf alıyorsa, sınıfta yaramazlık yapıyorsa eğitim yöneticisi bilmeli ki öğrencinin bu şekilde davranmasının temelinde mutlaka çeşitli nedenler vardır. Onun görevi, öğrenciyi olumsuz değerlendirmeden önce sergilediği davranışların nedenlerini bulup ona göre davranmaktır. Davranışların nedenleri ancak eğitim yöneticilerinin öğrencileri çağırıp dürüstçe ve yardımsever bir anlayışla yaklaşmaları ile öğrenilebilir. Ama çoğu eğitim yöneticisi kolay yolu seçiyor yani öğrenciye bağırıp çağırarak ya da hakaret ederek onu yola getirmeye çalışıyor.

İçsel ya da dışsal uyarıcıların insanları etkilemesi sonucu davranış gerçekleşir. Uyarıcı olmadan davranış gerçekleşmez. Bu açıklamaya göre davranış, organizmanın içerden ya da dışardan gelen bir uyarıcının etkisiyle gösterdiği tepkidir.

Davranışların meydana gelmesinde genetik yapının, çevrenin ve yetiştiriliş tarzının büyük etkisi vardır. Davranış üzerinde etkili olan bu faktörler birbiriyle sıkı ilişki içindedir. Eğitim yöneticileri, öğrencilerini geleceğe hazırlarken bu faktörlerin etkilerini dikkate almak zorundadırlar (Güney,2006).

İnsanlar davranışlar sergilerler. Sergiledikleri bütün davranışlarının arkasında itici bir güç vardır. Bu güç, isteme, başarma, bağlanma, birlikte olma, arama, kaçınma, korkma gibi faktörlerden kaynaklanabilir. Bu gücün oluşumu bireyden bireye, gruptan gruba ve toplumdan topluma farklılık gösterebilir. Eğitim yöneticileri, eğittikleri insanların bu güç nedeniyle davranışlarda bulunduklarını hesaba katarak onlar hakkında değerlendirmeler yapmaları gerekmektedir.

İnsanları ihtiyaçlarıyla, istekleriyle, korkularıyla, değerleriyle, zayıflıklarıyla, güçlü yönleriyle, inanç ve tutumlarıyla, yetenekleriyle tanımak, eğitimin temel kurallarından biridir. Eğitimde dengeli, başarılı ve istenilen bir geleceğe ulaşmanın yolu, eğitilecek insanların davranışlarını bütün yönleriyle önceden tahmin ve kontrol etmektir. Bu aşamadan sonra onları yönlendirmek ve bireysel davranışlarımızı, tutumlarımızı bunlara göre düzenlemek gerekmektedir. Başka bir deyişle, eğitim ortamında insanların sergileyebilecekleri davranışları önceden kestirebilmek, onların inanç, tutum ve eğilimlerini araştırmak günümüzün pedagojik eğitim anlayışında bir ihtiyaç hatta bir zorunluluktur.

Eğitim ortamında ilişkilerin sağlıklı bir şekilde devam edebilmesi için eğitim yöneticilerinin eğittiği bütün insanları ve davranışlarını objektif bir yaklaşım tarzı ile değerlendirmesi gerekmektedir. Tarafsızlık eğitim öğretim hayatının da vazgeçilmez kurallarından biridir. Eğitim yaşamında eğiticilerin öğrencileri tarafsız bir şekilde tanıması, değerlendirmesi ve ödüllendirmesi sağlıklı gelecek oluşturmada önemli kuraldır.

III. Eğitim Yönetimi Açısından İnsanın Kişiliğinin Değerlendirilmesi



Davranış bilimlerinin temel konusu, insan ve onun davranışlarıdır. Davranış Bilimleri, insanı farklı yönlerden ele alıp bütünsel bir yaklaşımla tanımlamaya ve açıklamaya çalışır. Davranış bilimleri uzmanlarının insan hakkında elde ettiği bilgiler, davranışları anlamaya, yorumlamaya, açıklamaya ve değerlendirmeye yarar. İnsan davranışlarının temelinde psikolojik, sosyolojik, biyolojik ve fizyolojik faktörler vardır. Gözlenip incelenebilen insan davranışları aynı şekilde olmasa bile bu temel faktörlerin hepsinden ya da bazılarının etkisiyle gerçekleşebilmektedir.

A. Eğitim Yöneticisi ve Eğitilen İnsanların Bireysel Niteliklerine Genel Bir Bakış



Eğitim ortamında insanları psikolojik açıdan tanımanın temel amacı, bireysel özelliklerinin farkına varmak ve onları bu özellikleri ile tanımlayarak şimdi ya da gelecekte içinde bulunacakları sosyal ortamda nasıl davranacaklanna yön vermektir. Ancak bu yön verme öyle kolay bir iş değildir. Hem zaman alır hem de sabır gerektirir. Bu nedenle eğitim ve öğretim ortamlarında görev alan eğitmenlerde bulunması gereken temel nitelik, "sabırlı olmaktır".

Eğitim yöneticileri insanları eğitirken onların sosyo-kültürel, psikolojik, biyolojik ve fizyolojik farklılıklara sahip olduklarını daima hatırlamaları gerekmektedir. İnsanlarda farklılıklara neden olan özelliklerden bazılarını şöyle sıralayabiliriz :

  1. Her însan Farklı Bir Konuşma Yapısına Sahiptir

İnsanların duygularını, düşüncelerini ve fikirlerini birbirlerine aktarmanın temel aracı dildir. Başka bir ifade ile dil, insanların düşündüklerini ve duyduklarını birbirlerine iletmek için geliştirdikleri, sözcük ve işaretlerden oluşan iletişim ve etkileşim aracıdır. Sesler, işaretler ve yazmadan meydana gelen dili öğrenme gücü insanı diğer canlılardan ayıran unsurdur. Dil, kültürün maddi ve manevi öğelerini nesilden nesle geçmesini, farklı düşünüşlerin etkileşimini, düşünmenin gelişmesini ve çoğulcu düşünmeyi sağlamıştır(Özgüven, 1998).

İnsanlar farklı gruplar içinde doğup büyürler. Sosyalleştikleri gruplarda konuşmayı öğrenirler. Ancak iletişim kurmaları grupların kültürel yapılarına bağlı olarak farklılıklar gösterebilmektedir. Örneğin, Karadeniz ya da Güneydoğu Anadolu bölgesinden gelen insanların konuşmalarında yörelerinden dolayı farklılıkların görülmesi gibi. Eğitim yöneticileri, bu farklılıklardan dolayı insanların alay konusu yapılmasına izin vermemeleri gerekmektedir. Ayrıca kendileri de öğrencileri ile dalga geçmemelidirler. Eğer öğrenciler eğitim ortamında alay konusu olurlarsa hem arkadaşlarına hem de eğiticilerine karşı kindar ya da saldırgan olabilirler. Eğitim yöneticilerine bu konuda kesinlikle eğitim verilmelidir.

  1. İnsanlar Arasında Algılama ve Değerlendirme Farklılığı Yardır

İnsan bilincinin temel öğelerinden biri algılamadır. Algılama, insan davranışlarının oluşumunu sağlayan bilişsel bir süreçtir. Bu bilişsel süreç, duyu organlarıyla beyin arasındaki koordineli faaliyetleri kapsamaktadır. İnsanlar algılama sayesinde çevrelerindeki nesneleri, oluşan olayları anlarlar, anlamlandırırlar ve değerlendirirler.

İçinde yaşanılan kültürel yapı insanların algılama zeminlerini şekillendirir. Oluşan bu algılama zeminine göre çevrelerine tepkide bulunurlar. Eğitim yöneticilerinin temel görevi, eğittikleri insanların kurumun ve ülkenin amaç ve hedeflerine uyumlu bir algılama zeminine sahip olmalarını sağlamaktır.

3. Her İnsan Farklı Bir Kültürün Ürünüdür



Kurumlarda insan unsuru önem kazanmaya başlayınca bilim adamları insanların davranışlarının sebeplerini aramaya başladılar. İnsanların davranış biçimleri ve inanç sistemleri onların kültürel yapıları olarak kabul edildi. Her kurum çalışma ve işlerin yürütülmesine etki eden kültürel bir yapıya sahiptir (Albers, 1972). İnsanlar sosyalleşmelerini kültürel bir ortamda gerçekleştirirler. Eskiden birçok bilim adamı kültürün insan gelişimindeki etkisini pek dikkate almazdı. Ama günümüzde bu konu gittikçe önem kazanmaya başlamıştır. Çünkü insanlar içinde yetiştikleri kültürün birer parçasıdırlar. Karakterleri, yetenekleri ve mizaçları yani kısaca kişilikleri kültürel yapıya göre şekillenir.

İnsan gelişimini uluslararası düzeyde belirli bir kültürel yapıyı dikkate alarak inceleyen antropolojik yaklaşıma olan ilgi günümüzde giderek artmıştır (Kağıtçıbaşı, 2000). Ancak buna rağmen yapılan araştırmalar, her toplumun insanlarının kendi kültürel yapısı içinde incelenmesi, mümkün olduğunca farklı kültürlerde araştırmaların yapılması ve bunların karşılaştırılmasının gerekliliğini gündeme getirmiştir. Bu yöntem, insanın kişilik gelişimine daha geniş bir pencereden bakmayı sağlamıştır.

İnsanın kişiliğinin şekillenmesinde önemli rol oynayan kültür, bir toplumun yaşam tarzıdır. Dil ve benzeri araçlarla nesilden nesile aktarılan az çok şekillenmiş ve öğrenilmiş davranış kalıplarının bir bütünüdür (Barnouw, 1969). Kültür konusunda yapılan tanımlar içinde en çok benimsenen Taylor'un tanımıdır. Taylor'a göre kültür, bilgi sanat, ahlak, inanç, hukuk, örf ve adetlerden ve insanın toplumun bir üyesi olarak elde ettiği bütün yeteneklerden meydana gelmiş karmaşık bir bütündür (Dönmezer, 1984). Bu tanımlardan hareketle kültürü kısaca şöyle tanımlayabiliriz; kültür, insanların ihtiyaçlarını gidermek için meydana getirdikleri maddi (ev, araba, uçak, kaşık, bıçak, elbise.... vs.) ve manevi (örf, adet, gelenek, görenek, ahlaki değer yargıları, inançlar, müzik... vs.) her şeydir. İnsanların verimliliğinde, yönetim anlayışında (otoriter ya da demokratik bir yapıya sahip olup olmamasında), toplumun normlarını benimsemede ve diğer insanlarla ilişki kurmada kültürel yapının etkisi çok fazladır. Eğitim yöneticilerinin eğittikleri insanların kurum ve toplum kültürüne uygun davranışlar sergilemelerinde önemli rolleri vardır.

İnsan dünyaya geldiğinde dil, konuşma, duygular, düşünceler, şarkılar, türküler, bilmeceler, değerler ve yaşam biçimi ile kendisini belirli bir kültürel çevrenin içinde bulur. Kişilik, insanlar tarafından oluşturulan kültürel ortamda şekillenir. Kültür farklılığına bağlı olarak insanların kişiliklerinde de farklılıklar oluşur. Çünkü her insan içinde yaşadığı toplumun eğitim sistemine, dini inancına, sanatına ve ahlaki değer yargılarına göre davranışlar sergiler. Eğitim yöneticilerinin, kişiliğe şekil vermede bu farklılığı dikkate almaları gerekmektedir. Ancak aynı kültürel yapının sağlamış olduğu benzerlikler de söz konusudur. Aynı kültürel ortamın insanları ortak inançlara, zevklere ve değerler sistemine sahip olabilmektedir. Birçok soyut ya da somut şeylere karşı benzer alışkanlıklar, ülküler ve tavırlar geliştirebilmektedirler. Bu nedenle insanların içinde yaşadıkları kültürün özellikleri bilinirse belirli durumlarda insanların olası davranışlarının ne olacağı hakkında değerlendirmeler yapmak mümkün olabilir.

B. Eğitimde Kişisel Farklılıklar, Nedenleri ve Dikkate Almanın Önemi 1. Kişisel Farklılıklar ve Nedenleri



İnsanlar, kalıtımsal ya da çevreden kazandıkları özellikler itibariyle birbirlerinden farklıdırlar. Bu farklılık insanları harekete sevk eden güdülerin farklı oluşundan da kaynaklanmaktadır. Bazen insanlar aynı hedefe yönelmelerine rağmen değişik güdülerin etkisiyle farklı yol ve yöntemler kullanabiliyorlar. Örneğin, aynı okulda okumalarına ve aynı dershaneye gitmelerine rağmen iki gencin farklı yöntemler kullanarak tıp fakültesini kazanması gibi.

Sosyal ihtiyaçların tatmin edilmesi bakımından da insanlar arasında farklılıklar vardır. Çünkü her insanın hırsı, isteği, arzusu ve ihtiyaçlarını giderme şekli birbirinden farklıdır. Bu farklılık onların ruhsal yapıları üzerinde etkiler yaratarak değişik davranışlar sergilemelerine neden olmaktadır.

Eğitim ortamında eğitenleri en çok zorlayan konu eğitilenlerin farklı kişilik yapılarına sahip olmalarıdır. Çünkü bütün insanların anlama ve kavrama kapasiteleri aynı değildir. Eğer bu farklılıklar olmasaydı insanları eğitmek çok kolay olurdu.

İnsanlar arasında şu açılardan farklılıklar vardır (Dubrin, 1994):
  1   2


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azkurs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə