FemiNİst perspektiften hukuk yard. Doç. Dr. Ülker Yükselbaba



Yüklə 161.41 Kb.

səhifə1/3
tarix29.07.2017
ölçüsü161.41 Kb.
  1   2   3

 

 

 

 

FEMİNİST PERSPEKTİFTEN HUKUK 

Yard. Doç. Dr. Ülker Yükselbaba



 



 

Giriş 

Feminist kuramın çıkışı 18. yüzyıl sonlarına tekabül eder. Feminizm kı-

saca “kadınların toplum içindeki rollerini ve haklarını genişletmeyi öngören bir 

doktrin” olarak tanımlanır.

1

 Kuramın adı Latince kadın anlamına gelen femi-



ne’den türetilmiştir.  Feminizm  kelimesi Fransızca’da (femme– kadın sözcüğün-

den türetilerek) 1837’den sonra, İngilizce’de ise 1890’larda womanism (kadıncı-

lık) olarak kullanılmaya başlanmıştır.

2

 



Feminizm, kadınların kendilerini baskı altına alan düzeni algılama, poli-

tik olarak tanımlama ve ona karşı mücadele yöntemleri geliştirme olarak ta-

nımlanabilir.

3

Sosyal, psikolojik ve ekonomik yanları da olan bu kuram temelde 



siyasal bir harekettir.

4

Birçok farklı feminist yaklaşımlar mevcuttur ve her bir 



yaklaşım kendi içinde çok katlıdır. Çünkü her bir feminizm anlayışı içinde diğer 

kuramları da barındırır; Liberal feminizm, Marksist feminizm vb. gibi.Bu ne-

denle feminist yaklaşımları genelleyememekteyiz. Yine de bütün bu kuramların 

kadınların ezilmesine son verme amacında ortaklaştıklarını söyleyebiliriz.

5

 Fe-


minist kuram ve hareketlerin taleplerinin halen güncelliğini koruyor olduğunu 

ampirik verilerle gözleyebiliriz. Kadın hakları kanunlarla düzenlenerek koruma 

altına alınmış olmasına rağmen örnek olarak kadınların gelirinin halihazırda 

erkeklerin gelirinden toplamda %70 daha az olduğunu gözlemlemek mümkün-

dür. Eşit işe eşit ücret ilkesi çoğu iş alanında uygulanmamaktadır. Politik ka-

rar organlarında, ekonomide, bilimde üst düzey konumda yer alan kadınların 

sayısı hala esaslı bir biçimde düşüktür. Bu tür sorunlu durumların yoğunluğu 

bugün ve gelecek için feminist çalışmaları kaçınılmaz biçimde gerekli kılmaktadır.

6

 

Feminist hukuk kuramı, yakın döneme ait bir kuram olarak karşımıza 



çıkar. Bu ifadenin ilk kullanımını 1978’de Profesör Ann Scales tarafından yazı-

                                                 

 Yard. Doç. Dr. Ülker Yükselbaba, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Hukuk Felse-



fesi ve Sosyolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi.  

1

 Andree Michel, Feminizm, Çev. Şirin Tekeli, İstanbul, İletişim Yayınları, 1993, s.17. 



2

 Ayşe Sevim, Feminizm, İstanbul,  İnsan Yayınları, 2005, s.7; Nancy Levit, Robert R.M. 

Verchick, Martha Minow, Feminist Legal Theory, 2.edition, New York University Press, 

2016, p.1. 

3

 Serpil Çakır, “Feminizm,” 19. Yüzyıldan 20. Yüzyılı Modern Siyasal İdeolojiler, Der. H. 



Birsen Örs, 4. Bs. İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2010, s.416.  

4

 Deniz Altınbaş, “Feminist Tartışmalarda Liberal Feminizm,” İUKAD, Sayı 9, 2006, s.22, 



http://www.journals.istanbul.edu.tr/iukad/article/viewFile/1023000315/102300032

5 18/07/2015 

5

 Will Kymlicka, Çağdaş Siyaset Felsefesine Giriş, Çev. Ebru Kılıç, 2. Bs., İstanbul Bilgi 



Üniversitesi Yayınları, 2006, s.521; Martha Albertson Fineman, “Feminist Legal The-

ory,” Journal of Gender, Social Policy & The Law, Vol.13, Issue 1, 2005, p.13.  

6

 Herta Nagl-Docekal, “Feminist Felsefenin Geleceği,” Cogito, Çev. Şeyda Öztürk, Sayı 58, 



2009, s.219. 

Ülker Yükselbaba (İÜHFM C. LXXIV, S. 1, 2016) 

124 


lan “Towards a Feminist Jurisprudence” adlı makalede görürüz. Bu makalede 

Scales’ın amacı feminist bakış açısından kadına özel konuları hukuk alanına 

taşımaktır.

7

 



Feminizmin önemli karakteristiklerinden biri teori ve pratik birliğini sağ-

lamasından kaynaklanır. Feminist yaklaşımlar herhangi bir sorunu ele aldıkla-

rında amaç sadece bunu incelemek değil, aynı zamanda mevcut durumu değiş-

tirmektir. Feminizmin bu anlaşılabilir arzusu sonucu birçok feminist yaklaşım 

hukuk ile eylem ve çalışma alanı olarak hukuk reformuna yönelmiştir.

8

 



 

Feminist Mücadelenin Kısa Tarihi 

Kadınların tarih boyunca ezildiklerini ve ikincilleştirildiklerini tarihsel 

olarak görmek mümkündür. Ortaçağ’da ve öncesinde kadın hareketinin oluşa-

bilmesi için hiçbir olanak mevcut değildir. Kadınların bilinçli bir şekilde müca-

deleye başlamaları 17. ve 18. Yüzyıllara tekabül etmiştir. Örneğin Monteig-

ne’nin evlatlığı olan Marie de Gournay (1566-1645) kadın haklarına dair iki 

kitap yazar: Kadınlarla Erkeklerin Eşitliği ve Hanımların Şikayeti. Poullain de la 

Barre 17. Yüzyılda Cinslerin Eşitliği Üzerine adlı kitabı yazar. Bu kitap ilk femi-

nist düşünceleri geliştiren bir çalışma olarak değerlendirilir. 1643’te İngiltere’de 

5.000 kadar kadın iç savaş karşıtlığı ve barışın sağlanması yönünde Avam ka-

marası önünde bir eylem gerçekleştirir. Yine İngiltere’de 1647’de uzun çalışma 

saatlerine karşı hizmetçilerin parlamentoya dilekçe vermesi, 1651’de kadın 

esnafların borç yüzünden hapse atılmaya karşı çıkmaları gibi kadın haklarına 

yönelik ilk girişimler gerçekleşir. 18. Yüzyılda üst sınıf kadınların politik ve 

sanatsal konularda entelektüel tartışma yürüttükleri salonlar, feminist düşün-

celerin  şekillenmeye başladığı yerler olarak kabul edilir. Alt sınıf kadının du-

rumu çok kötüdür. Kadınlar manifektör alanında çok kötü koşullarda ve erkek-

lere oranla çok daha düşük ücretle çalışmaktaydılar. Bazıları çareyi Amerika’ya 

gitmekte, bazıları ise fuhuş yapmakta bulmuşlardır. Amerika’ya göç eden ka-

dınlar kendi özgürlük ve haklarına kavuşmak için çare ararlarken, siyah kadı-

nın milliyetçi duygularla köleleştirilmesine ve sömürülmesine karşı durmamış-

lardır.


9

 

Kapitalizmin ortaya çıkıp gelişmesi ve Aydınlanma düşüncesi ile birlikte 



olgunlaşan; eşitlik, özgürlük, kardeşlik düşünceleri ve Fransız devrimiyle daha 

da güçlenen büyük dönüşüm feminist düşüncenin gelişimini beslemiştir. Doğal 

hukukun da etkisiyle herkesin özgür ve eşit olduğu anlayışı ile toplum yeniden 

biçimlenmiştir. Aynı süreç kamusal/özel alan ayrımını da derinleştirerek, er-

keklerin kamusal alan ile kadınların ise ev ile özdeşleştirilerek özel alanda yer 

alması sonucunu doğurdu. Kadınlar doğal hukukun evrensel kabul edilen eşit-

lik, özgürlük, adalet gibi ideallerinin dışında tutulduklarını ve erkeklerin ka-

musallığı ile bunlar arasında ilişki olduğu fark ettikleri 19. yüzyılda belirli ta-

leplerle kadın hareketi ortaya çıktı.

10

Feminist hukuk kuramının başlangıcını da 



bu dönem olarak işaret edebiliriz. ‘Toplumsal sözleşme’nin eşit paydaşları ola-

rak kabul görmek isteyen kadınlar feminist adalet istemişlerdir.

11

 

                                                 



7

 Patricia A. Cain, “Feminist Jurisprudence: Grounding the Theories,” Berkeley Women’s 

Law Journal, Vol.4, Issue 2, September 2013, p.193.  

8

 Fineman, “Feminist Legal Theory,” p.14. 



9

 Sevim, Feminizm, ss.30-32.  

10

 Çakır, “Feminizm,” ss.416-417;  



11

 Necla Arat, “Feminist Hukuk,” İUKAD, Sayı 9, 2006, s.54.  



Feminist Perspektiften Hukuk 

125 


Fransız Devrimi’ne olumlu nitelikler atfedilmesine rağmen kadınlar için 

kendiliğinden bir getirisi olmamıştır. Devrim öncesi kadınlarla erkeklerin bir 

arada yer aldığı “Devrim Dostları Kulübü” gibi kulüpler olduğu gibi, sadece 

kadınlara açık kulüpler de kurulmuştur. Bu dönemde kadın haklarını savunan 

üç isim öne çıkar: Pauline Leon, Clarire Lacombe, Olympe de Gouges. Olympe 

de Gouges “Kadın Hakları Bildirgesi” yayınlamış ve bildirgede kadınların giyoti-

ne gitmesinde erkeklerle eşit hak tanındığını, bu nedenle kürsüde de eşit hakkı 

olması gerektiğini savunmuştur. Gouges, Devrim sonrası eski rejim taraftarı 

olmakla suçlanarak giyotinde idam edilmiştir. Kadınların görmezden gelindiği 

Fransız Devrimi’nin, beyaz erkekler ve burjuvaların haklarını koruduğuna iliş-

kin eleştiri getirilir.

12

 



Fransız Devrimi kadın hakları yönünde doğrudan büyük bir gelişme sağ-

lamamışsa da, kadınların mücadeleyle tanışmasını sağladığı, nasıl mücadele 

edileceği konusunda eğitici olduğu ve bilinçlenme düzeylerinde ciddi bir sıçra-

mayı beslediği söylenebilir.

13

 

19. yüzyılın ikinci yarısı ve 20. Yüzyılın başlarında dünyanın çeşitli yer-



lerinde kadınlar bir araya gelerek örgütlenmeye başladılar. Birinci Dalga Femi-

nizm olarak adlandırılan bu dönemde ortaya çıkan kadın hareketlerin temel 

talepleri eşitlik üzerine kuruludur. Kadınlar doğal hakları olduklarını düşün-

dükleri oy verme, eğitim, mülkiyet, çalışma gibi haklarının tanınmasını istiyor-

lar ve kadınla erkek çalışanlar arasındaki ücret farklılıklarının ortadan kaldı-

rılmasını talep ediyorlardı. 1960’larda Amerika’da özellikle oy hakkı için müca-

dele eden kadınlar “sufrajetler” olarak adlandırılmışlardır.1840’larda köleliğin 

kaldırılması ile kadın mücadelesi aynı platformda yer almaktaydı. Kölelik karşı-

tı derneklerin temsilcisi olan Elizabeth Cady Stanton’ın ve Lucretia Mott’un 

kadın oldukları için Londra’daki Dünya Kölelik-Karşıtı Konvansiyonu’na alın-

mamaları ile mücadelenin öncelikleri arasına kadın hakları girmiştir.

14

 Stanton 



ve Mott’un çağrısıyla 1848’de New York Seneca Falls’da toplanan 300 kadın ve 

erkek,  The Declaration of Sentiments’i (Duyarlılık Deklarasyonu) dünyaya ilan 

ettiler. Erkeklerle eşit vatandaş olma talebi dönemin sloganıdır ve Birinci Dalga 

feminizm Seneca Falls Convention (Seneca Falls Konvansiyonu) ile başlayıp 

Birinci Dünya Savaşı sonrası kadınlara oy hakkının tanınması ile sona ermiş-

tir.


15

 Bu mücadelenin önemli kazanımlarından biri de 1918’de Versailles Ant-

laşması ve Milletler Cemiyeti’nin temel belgesine “eşit işe eşit ücret” ilkesinin 

yazdırılmış olmasıdır. Fakat I. Dünya Savaşı sonrası cepheden dönen erkekler 

işlerinin başına geçince, kadınların evlerine dönmesi istenmiş ve kadınlar ka-

musal alandan dışlanmaya çalışılmıştır. Bunun için de anneliğin kutsallığı öne 

çıkartılmıştır.

16

 



İkinci Dalga Feminizm 1970’li yıllarda kendini göstermiştir. Birinci Dalga 

ile  İkinci Dalga arasında geçişi sağlayan Simone De Beauvoir’in (1908-1986) 

                                                 

12

 Altınbaş, “Feminist Tartışmalarda Liberal Feminizm,” s.24; Sevim, Feminizm, s.34. 



13

 Sevim, Feminizm, s.35. 

14

 Cynthia Grant Bowman, Elizabeth M. Schneider, “Feminist Legal Theory, Feminist 



Lawmaking, and the Legal Profession,” Fordham Law Rev., Vol.67, Issue 2, 1198, 

p.250; Levit, Verchick, Minow, Feminist Legal Theory, p.3.  

15

 Çakır, “Feminizm,” ss.419,435; Levit, Verchick, Minow, Feminist Legal Theory, p.3; 



Michel, Feminizm, ss.79-82. 

16

 Hale Kolay, “Kadın Hareketinin Süreçleri, Talepleri ve Kazanımları,” EMO Kadın Bülte-



ni, Sayı 3, Nisan 2015, ss.6, http://www.emo.org.tr/ekler/1bb5fa7cf6b4360_ek. 

pdf?dergi=990 12/12/2015 



Ülker Yükselbaba (İÜHFM C. LXXIV, S. 1, 2016) 

126 


çalışmaları, kadının konumunu varoluşçu felsefe ile değerlendirerek, aile ve 

toplumsal cinsiyet üzerine yeni bir bakış açısı sunar. 

Beauvoir’in feminizmin temel kitaplarından biri olan İkinci Cinsiyet adlı 

çalışmasının önemi “özel bir kadınlık durumu” olması üzerinden kadının ko-

numu tartışmasıdır. “Kadın doğulmaz, kadın olunur,” sözleriyle toplumsal cin-

siyet tartışmalarının önünü açarak, İkinci Dalga Feminizminin temel ideolojik 

ve politik yönünü çizer. Tarihsel, toplumsal ve kültürel olarak kurulan cinsiyet, 

“toplumsal cinsiyet”tir. Toplumsal cinsiyet kavramını doğrudan kullanmasa da 

çalışmalarında içkin bir şekilde yer veren Beauvoir’a göre erkek cinsi ile kadın 

cinsi arasındaki ilişki hiyerarşik bir tahakküm ilişkisi olarak tarihsel, toplum-

sal ve kültürel koşullarla yapılandırılır.

17

 



Birinci Dalga Feminizm, daha çok hukuksal ve siyasal alanı mücadele 

konusu olarak ele alırken, İkinci Dalga Feminizm kadınlık rollerini sorgulamış-

tır.

18

Cinsiyetle ilgili davranışları belirleyen bir kategori olarak kullanılan ‘top-



lumsal cinsiyet’, sosyalleşme sürecinde kişilerin kadın ya da erkek kimliklerini 

geliştirmeleri ve belirli sosyal rollere uygun kalıpyargıları  öğrenmeleri ile olu-

şur.

19

 Cinsiyet(sex) kadın ile erkek arasındaki biyolojik-anatomik farklara işaret 



ederken, toplumsal cinsiyet (gender) cinsel kimliklerin kuruluşunun ve arala-

rındaki ilişkinin toplumsal ve kültürel olduğuna işaret eder. Toplumsal cinsiyet 

kavramı içinde cinsiyet eşitsizliğine karşı mücadele, eşitsiz sistemin doğal, tan-

rısal, biyolojik kökenli olduğunun reddedilmesi ve kadınlık ile erkekliğin top-

lumsal iktidar ilişkileri yoluyla kurulduğuna yönelik yargılar taşır.

20

 Kavram, 



cinsiyet ayrımcı eril sistemin işleyişini daha bütünsel olarak anlamamızı sağ-

lar.


21

 Cinsellikle doğurganlığın birbirinden ayrılması, kürtaj, doğum kontrolü, 

cinsel taciz/tecavüz, kadına yönelik şiddet; kısaca kadının kendi bedeni üze-

rinde söz sahibi olma isteği, kamusal alanda kadın olarak varolma isteği ve 

toplumsal cinsiyetle çizilmiş kalıpyargıları kırma çabası bu dönemin belirleyici 

unsurlarıdır. Kürtaj hakkı, bu konudaki mücadeleler sonucunda İngiltere’de 

1967’de, ABD’de 1973’de, Fransa’da 1975’de ve İtalya’da 1978 yılında tanın-

mıştır. Wolstonecraft’ın şu sözleri slogan haline gelmiştir: “Kadın ve erkek ara-

sında cinsel arzulama dışında hiçbir fark kalmayıncaya kadar mücadele!..” 

22

 



Kadın hareketleri bu dönemde hem daha bilinçli, hem de daha örgütlü-

dür. Örneğin ABD’de 1966 yılında Betty Friedan tarafından kurulan National 



Organisation of Women (NOW – Ulusal Kadın Örgütü) 1971 yılında on bine ya-

kın üyeye sahipti. Özellikle evli ve çocuklu kadınların bir araya geldiği bu örgü-

tün öncelikli konuları arasında kadınların çalışma yaşamına girmesi, eşit işe 

eşit ücret, aile hukukunun eşitlik temelinde düzenlenmesi yer almaktaydı.

23

 

Birleşmiş Milletler 1975-1985 dönemini “Kadın On Yılı” olarak ilan etmiştir.



24

 

                                                 



17

 Zeynep Direk, “Simone de Beauvoir: Abjeksiyon ve Eros Etiği,” Cogito, Sayı 58, 2009, 

ss.12-13. 

18

 Altınbaş, “Feminist Tartışmalarda Liberal Feminizm,” s.22.  



19

 Altan Heper, “Feminizm ve Hukuk,” Hukuk Kuramı, Cilt 1, Sayı 5, Eylül-Ekim 2014, s.13. 

20

 Fatmagül Berktay, Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın, 5. Basım, İstanbul, Metis Ya-



yınları, 2014, s.16. 

21

 Alev Özkazanç, “Bilim ve Toplumsal Cinsiyet,” s.2, http://kasaum.ankara.edu.tr/ 



?page_id=182, 5/07/2015. 

22

 Kolay, “Kadın Hareketinin Süreçleri, Talepleri ve Kazanımları,” s.8.  



23

 Michel, Feminizm, s.85. 

24

 NOW’ın içinde bazıları kürtaj hakkını savununca bu örgüt dağılmış ve Women’s Equity 



Action League (WEAL) isminde yeni bir dernek kurulmuştur. Cain, “Feminist Jurispru-

Feminist Perspektiften Hukuk 

127 


Bütün bu kapsamlı mücadele homojen bir feminist hareket yaratmamış, kimi 

zaman birbiriyle çatışan birçok feminizm türünü içinde barındırmıştır.

25

 

Üçüncü Dalga Feminizm 1980’lerde İkinci Dalganın mirasını devralan ve 



fakat eksikli ve sorunlu bulan yeni yaklaşımlar olarak ortaya çıktı. Postfemi-

nizm olarak da adlandırılan İkinci dalga feminizm; ırk, cinsel yönelim ve sınıf 

ayrımı yapmadan tüm kadınları evrensel bir şekilde tek potada tanımlayarak 

farklılıkları sildiği için Üçüncü Dalga Feministleri tarafından eleştiriliyordu. 

Üçüncü Dalga ırk, sınıf, kültür, cinsiyet arasındaki kesişmeleri dikkate alan ve 

bu bağlamda baskın ve beyaz kadın merkezli feminist yaklaşımları eleştiren bir 

anlayış ortaya serdi. Feminizm artık ortalama beyaz kadının sorunları olarak 

değil, farklı kimliklerin farklılığının ifade edildiği, yöntem olarak da her kadının 

kendisini hikayesiyle anlattığı bir teori ve pratikti. Postfeminist yaklaşımlar 

postyapısalcı, postmodernist ve çokkültürlü anlayışlara referansla kuramlarını 

biçimlendirmişlerdir.

26

 Bu dönemde feminist yaklaşıma önemli bir katkı Judith 



Butler’ın Queer Kuramı ile olmuştur. Butler, toplumsal cinsiyet kavramının 

heteroseksüel bir norm olarak işlev gördüğünü ve bu nedenle sorgulanması 

gerektiğini ileri sürer. Toplumsal cinsiyet normu, iki cinsiyeti –kadın ve erkek- 

veri alır ve toplumsal düzeni bunun üzerinden tartışır. Halbuki gerçek hayatta 

cinsiyetler ikiye indirilemez. Bu nedenle kültürel olarak inşa edilen toplumsal 

cinsiyet normu heteroseksüel olmayan insanların kısıtlanması demektir.

27

 

 



FEMİNİST YAKLAŞIMLAR VE HUKUK ANLAYIŞLARI 

Feminist hukuk kuramları iki ana öğeye sahiptir: Birincisi hukuk ve top-

lumsal cinsiyetin karşılıklı ilişkileri bağlamında kuramsal sorunların analizi ve 

sergilenmesidir. İkincisi ise feminist hukuk açısıyla hukuk alanında reformla-

rın gerçekleştirilmesidir. Örneğin aile, çalışma yaşamı, ceza hukuku vb. alan-

larda feminist bakışın somut olarak uygulanmasını amaçlar.

28

 

Hukuk üzerine çalışan feminist kuramcılar mevcut hukuka güvenme-



mektedirler ve hukuk hakkında üç temel öncülde ortaklaşırlar: Birincisi, bili-

nen hukuk doktrinleri erkeklerin egemen olduğu toplumda erkekler tarafından 

geliştirilmiştir ve her ne kadar cinsiyetlere karşı nötr gibi görünseler de temel 

erkek önyargılarını taşırlar. İkinci olarak kadınların yaşamları erkeklerinkinden 

çok farklıdır ve bu nedenle erkekler tarafından üretilen kuramlar kadınların 

somut yaşamlarını karşılamamaktadırlar. Son olarak da feminist kuramların 

gelişmesi kadınların kendi deneyim ve perspektiflerinden üretilmesiyle olacaktır.

29

 



Feminist kuramların çoğu analizlerine ataerkilliği betimleyerek başlarlar. 

Ataerkillik, tarih boyunca kadınlar üzerindeki erkek egemenliğini ve bu ege-

menliğin sonuçları olarak her türlü alanda kadın ve erkek arasındaki kadınlar 

aleyhine hiyerarşik yapıyı ve buna bağlı mekanizmaları anlatmak üzere kullanı-

                                                                                                                       

dence: Grounding the Theories,” p.198; Necla Arat, Feminizmin ABC’si, İstanbul, Sima-

vi Yayınları, 1991, s.73. 

25

 Altınbaş, “Feminist Tartışmalarda Liberal Feminizm,” s.23.  



26

 Rhonda Hammer, Douglas Kellner, “Third Wave Feminism: Sexualities, and the Adven-

tures of the Post,” pp.1,7-8, https://pages.gseis.ucla.edu/faculty/kellner/essays/ 

sexfem06.pdf 05/01/2016 

27

 Judith Butler, Cinsiyet Belası, Çev. Başak Ertür, 2.bs., İstanbul, Metis Yayınları, 2010, 



kitabın tümü.  

28

 Arat, “Feminist Hukuk,” s.56.  



29

 Judith A. Baer, “Feminist Theory and the Law,” The Oxford Handbook of Political Sci-

ence, Ed. Robert E. Goodin, Oxford University Press, 2015, p. 3. 


Ülker Yükselbaba (İÜHFM C. LXXIV, S. 1, 2016) 

128 


lır. Bu bağlamda hukuk düzenleri de eril niteliktedir. Feminist hukuk kuramı 

ataerkilliğin kadını her alanda ikincilleştirmesine karşı eşitliği savunan bir hu-

kuk felsefesidir.

30

 Burada bir parantez açarak genel olarak (bu konuda çok 



farklı görüşler mevcuttur) kadınlarla erkeklerin eşitliğinden anlaşılan aynılık 

değildir, buradaki eşitlik talebi cinsiyetle ilgili gerçekliğin (hamilelik, doğum vb.) 

hukukça tanınması ve bu gerçekliğe uyarlanmasıdır.

31

 



Feminist yaklaşımlar, cinsiyetle ilgili davranışları belirleyen bir kategori 

olarak kullanılan ‘toplumsal cinsiyet’ kavramı ile kadın ya da erkek kimlikleri-

nin toplumsal kuruluşuna işaret ederler.

32

 Cinsiyet, kadın ile erkek arasındaki 



biyolojik-anatomik farklara işaret ederken, toplumsal cinsiyet cinselkimliklerin 

kuruluşunun ve aralarındaki ilişkinin toplumsal ve kültürel olduğuna işaret 

eder. Toplumsal cinsiyet kavramı içinde cinsiyet eşitsizliğine karşı mücadele, 

eşitsiz sistemin doğal, tanrısal, biyolojik kökenli olduğunun reddedilmesine ve 

kadınlık ile erkekliğin toplumsal iktidar ilişkileri yoluyla kurulduğuna yönelik 

yargılar taşır.

33

 

Judith Butler toplumsal cinsiyetin bir norm olarak işleyişini normların 



tabi kılma ve düzenleme işlevi üzerinden açıklar. Bu bizi Foucaultcu bir çerçe-

veye götürür: 



1. Düzenleyici iktidar önceden var olan bir özneye etki etmekle kalmaz, 

aynı zamanda o özneyi şekillendirir ve oluşturur; bundan başka her hukuki 

iktidar biçiminin üretici etkisi vardır ve 2. Bir düzenlemeye tabi olmak, aynı 

zamanda onun tarafından özneleştirmek (subjectivated) anlamına gelmektedir. 

Başka bir deyişle tam da düzenlemenin icrası dolayımıyla bir özne olarak var 

edilmektedir. İkinci husus, toplumsal cinsiyet öznesini biçimlendiren düzenle-

yici söylemlerin, tam da söz konusu özneye ihtiyaç duyan ve onu meydana söy-

lemler olmaları açısından birincinin sonucudur.”

34

 

Toplumsal cinsiyet de bir normdur. Norm, kural veya yasadan farkıdır. 

Çünkü bir norm toplumsal pratiği “normalleştirmenin örtük standardı olarak 

işler.” Toplumsal pratiklerin içine gömülmüş olması nedeniyle normu pratikten 

ayrıştırmak çok zor olabilir. Toplumsal pratikte gündelik ritüellerin içinde yeni-

den yeniden üretildiği takdirde norm sürekliliğini sağlar. Normun tipik örnekle-

ri anayasalarda, yasal kodlarda ortaya çıkar.

35

 Böylece hukuk normlar aracılı-



ğıyla bireyler üretir ve ürettiği bu bireyler normun sınırlarında pratik gerçekleş-

tirirler. Toplumsal cinsiyet bireylerin cinsiyetler aracılığıyla düzenlenmesidir. 

MacKinnon toplumsal cinsiyeti “erkek ve kadınlar arasındaki eşitsizliğin cinsel-

leştirilmesinin katılaşmış bir biçimi” olarak ifade eder. Bu normdan ayrılmak 

kültürel düzenek için tıbbi müdahaleden, yasal müdahaleye kadar birtakım 

yaptırım veya uygulamaların devreye girmesi anlamına gelir.

36

 Böylece norm 



aracılığıyla kadın ve erkek olmanın parametleri üretilir ve bunun dışına çıkan-

lar cezalandırılırlar. 

                                                 

30

 Arat, “Feminist Hukuk,” ss.54-55.  



31

 Baer, “Feminist Theory and the Law,” p. 4.  

32

 Heper, “Feminizm ve Hukuk,” s.13. 



33

 Berktay, Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın, s.16. 

34

 Judith Butler, “Toplumsal Cinsiyet Düzenlemeleri,” Çev. Begüm Kovulmaz, Cogito, Sayı 



58, 2009, s.74. 

35

 Butler, “Toplumsal Cinsiyet Düzenlemeleri,” ss.74-75, 82.  



36

 Butler, “Toplumsal Cinsiyet Düzenlemeleri,” ss.86-87.  



Feminist Perspektiften Hukuk 

129 


Feminist hukuk kuramlarının vurguladığı konulardan biri de hukukun 

tarihsel süreç içinde kadınları görmezlikten gelmesi ve görünmez kılmasıdır. 

Erkekler hem kamusal alanda hem de özel alanda egemendirler. Bu nedenle 

hukukta içkin olarak yapılan geleneksel kamusal/özel ayrımı yapı sökümüne 

uğratılmalıdır. Dünyanın bu ikili alana bölünmüş  şekilde kavranmasının bo-

zulması aynı zamanda iktidar yapısının da sökümünü getirecektir.

37

 Kamusal 



alandaki egemenlikleri hukukla da desteklenmiş olan erkekler, hukuk tarafın-

dan dışarıda bırakılan özel alanda ise egemenliklerini sınırlayacak hukukun 

müdahalesi olmadan sürdürmektedirler. Böylece kadınlar resmi çarelerden 

yoksun bırakılarak, erkeklere bağımlılıkları artırılmış olur.

38

 

Hukuk alanında sorun sadece yasalar ve uygulamaları değildir. Huku-



kun kuruluşu erkeklere ait bir alan olduğu için zaten başka alternatif de söz 

konusu değildir. Bu nedenle yasa koyuculuktan da dışlanmış olan kadınların 

bir gündemi de, ataerkil düzeni besleyen hukukun yapımında yer almaktır.

39

 



Gündelik dilde olduğu gibi, hukuk dilinde de erkek egemen dil yürürlük-

tedir. Erkek egemen dilin geçerli olduğu yaşamda, toplumsal kurumların ve 

erkeklerin koyduğu engeller dışında da kadın kendi kimliği hakkında çelişkile-

re, kuşkulara, yanılgılara düşmektedir. Egemen eril dil kadın ruhunun parça-

lanmasını etkilediği gibi, kadın bilincinin de yapılanmasında etkili olur. Kadın-

ların özel yaşamlarında kendi başarısızlıkları saydıkları pek çok durum aslında, 

kamusal/özel ayrımınca da kurulan erkek egemen dil ve buna bağlı ideolojiyle 

ilgilidir.

40

 Farklı deneyimleri hukuka taşımak ve hukuka tercüme edilen hu-



kuksal deneyim tanımlamalarının alanını genişletmek için dilin kullanım yolla-

rından biri olan hikaye anlatımına vurgu yapılmaktadır.

41

 Feminist yöntem 



olarak adlandırılan bu yöntem kadın deneyimlerine öncelik verir. Kadınları 

dinlemek ve hikayelerine inanmak feminist yöntemin temelidir. 

42

 

Mevcut hukuk sistemlerinde, erkeklerin görüşü nesnel standart oluştu-



rur. Devlet toplumsal iktidarı yasalarla hukuk içinde düzenler. Böylece hukuk 

meşrulaşır ve toplumsal egemenlik görünmez olur. Hukuk böylece kendisine 

için erkek egemenliği görünmez ve meşru kılar. Bu koşullarda feministler açı-

sından hukukta sorun olan çok fazla şey vardır. Zaten bunları sorun olarak 

görebilecek tek yaklaşım da feminizmdir. Kadınların da eşit olacağı bir hukuk 

için “hayat ve hukuk sistemi arasında yeni bir ilişki kurulmasına gerensinim 

vardır.” 

43

 



Feminist yaklaşımların her biri kadınla ilgili bütün konuları incelemekle 

birlikte, bazı konuları kendileri açısından merkezi önemde görmüşlerdir. Bu 

nirengi noktası konuların çoğu hukukla çakıştıkları yerde, feminist hukuk ku-

ramı ortaya çıkar. Çok çeşitli feminist yaklaşımlar ve onların hukuk yaklaşım-

ları söz konusu olduğu için, bunların arasından seçim yaparak, onların hukuk 

                                                 

37

 Fineman, “Feminist Legal Theory,” p.20.  



38

 Arat, “Feminist Hukuk,” ss.59-61. 

39

 Arat, “Feminist Hukuk,” s.61.  



40

 Tuna Erdem, “Postmodern Feminizm,” Kadın Araştırmaları Dergisi, Sayı:2, 1994, 

ss.71-72.  

41

 Bowman, Schneider, “Feminist Legal Theory, Feminist Lawmaking, and the Legal Pro-



fession,” p.253.  

42

 Cain, “Feminist Jurisprudence: Grounding the Theories,” p.195. 



43

 Catharine A. MacKinnon, Feminist Bir Devlet Kuramına Doğru, İstanbul, Metis Yayın-

cılık, 2003, ss.271-284.  


Ülker Yükselbaba (İÜHFM C. LXXIV, S. 1, 2016) 

130 


görüşlerini ele almaya çalıştım. Aşağıda Liberal, Kültürel, Radikal ve Sosyalist 

Feminist görüşlerin hukuka yaklaşımlarını inceleyeceğim. 





  1   2   3


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azkurs.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə