İskender pala kitabi aşK



Yüklə 4.8 Kb.
PDF просмотр
səhifə1/5
tarix27.06.2017
ölçüsü4.8 Kb.
  1   2   3   4   5

0"/> İSKENDER PALA
KİTABI AŞK
İSKENDER PALA
KİTABI AŞK
İSKENDER PALA, 1958, Uşak doğumlu, istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ni bitirdi (1979).
Divan edebiyatı dalında doktor (1983), doçent (1993) ve profesör (1998) oldu.
Edebiyat araştırmacısı olarak çeşitli ansiklopedi ve dergilerde bilimsel ve edebi makaleler
yayınladı. Ortaokul ve liseler için ders kitaplan yazdı. Türk Silahlı Kuwetleri'nde çalıştığı yıllarda
Osmanlı deniz tarihiyle ilgili araştırmalarda bulundu ve bir kısmını kitaplaştırdı.
Özellikle, divan edebiyatı sahasındaki çalışmalarıyla dikkat çekti. Divan edebiyatının halk
kitlelerince anlaşılabilmesi için klâsik şiirden ilham alan makaleler, denemeler, hikâyeler ve «pzete
yanlan yazdı. Düzenlediği divan edebiyatı seminerleri ve konferansları, kalabalık dinleyici kitleleri
taralından takip edildi. "Divan Şiirini Sevdiren Adam" olarak tanınan İskender Pala, Türkiye
Yazarlar Birliği Dil Ödü-lû'nû (1989), AKDTKY Türk Dil Kurumu Ödûlü'nü (1990), Türkiye
Yazarlar Birliği İnceleme Ödûlü'nü (1996), Kayseri Aydınlar Ocağı Yılın Fikir Adamı Ödûlü'nü
(2001) aldı. Hemşehrileri tarafından "Uşak Halk Kahramanı" seçildi. Babil'âe Ölüm İstanbul'da Afk
adlı romanı Türk Eği-tim-Sen, Türkiye Yazarlar Birliği, Polis Akademisi ve Emniyet Teşkilatı ile
değişik öğretim kurumlarınca yılın romanı (2003) seçildi. Hâlen, İstanbul Kültür Üniversitesi öğretini
üyesidir.
Eserleri:
Hnjrijje (1989), Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü (1989), Htlye-t Saadet (1991), Divan Edebiyatı
(1992), Güldeste (1993), Kronolojik Divan Şiiri Antolojisi (1995), Müstesna Güzeller (1995),
Şairlerin Dilinden (1996), Şiirler Şairler Meclisler (1997), ŞiVi Kadim (1997), Afina Güzeller
(1998), Ah ' mine'I Afi (1999), Leylâ ile Mecnun (1999), Ayine (2000), İli Dirhem Bir Çekirdek
(2000), ....-e Gazel Yeniden (2001), Atasözleri Sözlüğü (2002), Efsane Güzeller (2002), Gözgü
(2002), Gül Şiirleri (2002), Kahve Molası (2002), Kırklar Meclisi (2002), Kudemanın Kırk Allısı
(2002), Tavan Arası (2002), Perişan Gazeller (2002), Perf-jan Güzeller (2003), Babil'de Ölüm
İstanbul'da Ask (2003), Akademik Dimn Şiiri Araştırmaları (2003), Kırk Güzeller Çeşmesi (2004),
Düşte Kalan (2004), Di-«me Güzeller (2004), Mir'at (2004), Su Kasidesi (2004), Şahane Gazeller-
Fuzûll (2004), Şahane Ga-zeller-Baki (2004), Şahane Gazeller-Necatı (2004) Şahane Gazeller-
Nedfm (2004).
KİTÂB-I AŞK
İskender Pala
Alfa Yayınları 1569 Edebiyat-Güncel 22

KİTAB-I AŞK İskender Pala
1. Basım : Şubat 2005
2. Basım : Mayıs 2005 ISBN : 975-297-598-4
Yayma ve Genel Yayın Yönetmeni M. Faruk Bayrak
Yayın Koordinatörü ve Editör Rana Gürtuna
Pazarlama ve Satış Müdürü Vedat Bayrak
Kapak Tasarımı Utku Lomlu
© 2004, ALFA Basım Yayım Dağıtım Ltd. Şti.
Kitabın tüm yayın hakları Alfa Basım Yayım Dağıtım Ltd. Şti.'ne aittir.
Yayınevinden yazılı izin alınmadan kısmen ya da tamamen alıntı yapılamaz, hiçbir şekilde kopya
edilemez, çoğaltılanıaz ve yayımlanamaz.
Alfa Basım Yayım Dağıtım Ltd. Şti.
Ticarethane Sokak No: 53 Cağaloğlu 34410 İstanbul, Turkey Tel:G12) 511 5303 - 513 8751 - 512
3046 Faks: (212) 519 3300
www.alfakitap.com
info@alfakitap.com
Baskı ve Cilt Melisa Matbaacılık
Çîftehavuzlar Yolu Acar Sanayi Sitesi No: 8 Bayrampaşa - İstanbul Tet 90 (212) 674 9723
Fax: 90 (212) 674 9729
İÇİNDEKİLER
Önsöz vii
Mukaddime-i Aşk
Aşktır ki, Gerisi Vesairedir... 3
Aşk-ı İnsani
Sevgi Neydi?!.. 9 Göz Görünce Bir Kez Geriye Ne Kalır? 12

Aşka Methiye 15
Aşk Yolunun Sonu Melekliğe Çıkar 18 Aşk, Sarmaşık Demektir 23
Aşk Yetenek İster 29
Sevgilinin Adını Dile Düşürmek 33
Gamze mi? NeuzübillehL 36
Aşk-t Hayalî önce Ruhları Yontmah 43
Şakayık 46 Bülbül ile Âşık 49
ONSOZ
Sevilenin Mutluluğu Sevenin Gayretiyledir 52
Feleğin Gözünü Kamaştırmak 56
Aşk Bir Düşüncedir... 59
Aşkı İlahî
Mutlak Güzellik 65
Gönül Çalab'ın Tahtı 68
Daha Dün Gibiydi... 71
Gül Deyince Kalem Elden Düşüyor 74
Gözleri Yıkamalı, Başka Şekilde Görmeli 77
Aşk... Ezelde Bir Merhaba idi; Hâlâ ki Odur... 79
Kanadını Aşk Mumuna Yandıran Pervane 82
Hiktye-i Aşk
Pervanenin Kanatlarında 115 Sûz-i Dil-Ârâ 139
Aşk... Gök kubbenin altındaki en gizemli kelimelerden biri... Bilinemeyen... Belki bilindikçe daha da
bilinecek renkleri, desenleri ortaya çıkan... Tanımlanamayan... Belki binlerce kez tanımı yapılmış
olmasına rağmen tanımlanamayan... Aşk... Belki de bin bir başlı bir ırmak, her birinin yolculuğu ayrı,
ama hepsinin ulaşmak istediği deniz bir...
Siz de farkındasmızdır, son zamanlarda aşktan çok söz edilir oldu. Dünyanın her yerinde aşk üzerine

konuşmalar yapıldı ve konuşulanlar öyle ulu orta, basit ve hatta bayağı idi ki âdeta kavramın içi
boşaldı, kelime ucuzladı, kısmen cinselliğe indirgendi ve magazin konuları arasına girdi. Oysa aşkın
gerçekliğini yitirmesi, nihayet yine insanın ve hayatın erozyona uğraması demekti ve yazık ki
insanoğlu başından beri en muhtaç olduğu, en ziyade tutunması gereken duyguyu da hoyratça
zedelemekten kaçınmadı. Artık aşk kelimesini "yapmak" eylemiyle birlikte kullanabiliyor, "Yeni bir
aşk arıyorum" yahut "Ben her bahar âşık olurum" gibi şarkı sözlerini mırıldanarak "Yaz aşkı",
"Arkadaşımın aşkıyla"
gibi bayağı ve ahlâksız cümlecikler kurabiliyoruz.
Kitâb-ı Aşk, bütün bu kavram kargaşası içinde aşkın katmanlarını, türlerini ve asaletini irdelemek,
belki her düzeyden inşanın gönlünde hissettiği, dimağında algıladığı ama asla net biçimde
tanımlayamadığı duygularına açıklık getirmek için düzenlendi. Kitâb-ı Aşk\n içindeki yazılar değişik
zamanlarda ve farklı zeminlerde kaleme alınmış olmakla birlikte belli bir düzen ve bütünlük içinde
bir araya getirilmiştir. Bazıları farklı kitaplarımız^ da yayınlanan bu deneme ve öyküleri okurken
bütün varlığımızı ve hatta varoluşu kuşatan aşkın yüzeysel, derin ve daha derin katmanlarında küçük
yolculuklar yapacaksınız. Bu yolculuklar sırasında, duygularınızın gerçekte sizi nereye doğru
götürdüğü, ayağınızı bağlayan tensel arzulardan sıyrılıp platonik veya mecazî aşka doğru
kanatlandığınızda kendinizi yeniden keşfetmeye başlayacağınız noktayı da bulacaksınız. Orası, belki
de sizin kendinizden vazgeçeceğiniz noktadır. Çünkü canına sevgili isteyen ile sevgili için can isteyen
arasında hayat yolculuğunun ta kendisi gizlidir.
İskender Pala, 2005
MUKADDİMEİ AŞK
Gül gül dedi bülbül güle gül gülmedi gitti Bülbül güle gül bülbüle yâr olmadı gitti AŞKTIR Kİ,
GERİSİ VESAİREDİR...
Sevgili!..
Aşkın şiirini yazmak isterdim sana; sana aşkı şiir ile yazmak isterdim... Aşkı seninle tanımlamak ister,
aşkı sende tanımak isterdim. Ay ikiye bölündüğünde yanında olmak isterdim.
Sevgili!..
Şimdi senden uzakta, aşk şudur diyebilsem eğer, son defe kendimi ve ilk defe okuyucumu kandırmış
olacağım. Bildim dediğim bir aldanıştır çünki o, duydum dediğim bir yanıştır.*'Şim-di aym, şın ve
leaf lan çıkardılar elifbelerden de sensizliğin mektebinde bir sabra mıhladılar bizi eliflerle
Ke'lerden. Sensizlikte hasretin hüzzamlarını öğrendik kucak kucak ve aşkın nihavent saltanatını arar
olduk köşe bucak. Bildiğimizi sandıkça yandık da yolunda, yolunda yandığımızı sandıkça bildik
sonunda.aAş-kın gerçeği değildi bildiğimiz, ama aşkın ateşiydi yandığımız. Artık şüphedeyiz, canlan
yâre ulaştıran bir sel miydi aşk, şekeri güzele sunup ağuyu kalbe bulaştıran bir el miydi!.. Sana
varacak yolların çilesi miydi; tutkular ötesi tutkunun zirvesi, hasretle yanışların sesi miydi!..
Galiba varlığın çekim alanına giren en ulvî acıydı aşk; ve maddeyi manaya veren en cömert sancıydı.

Ruhların çeşitli varlıklar arasında bölüştürülen süsüydü belki; belki ötelere yazgılı
yitirişlerin türküsüydü.*Kalp kalbe konan kelebek kanatlarında renk; kudümlerde düşünüp neylerde
ağlayan ahenkti aşk. Şarkın bütün şiir macerasıydı, belki Yesribli sevgililer için tutulan bir Anadolu
yasıydı. Yağmur yağmur belâya başını tutmaklar ve ateş
ateş denizlere kendini atmaklardı. Mansûr'u dara takan da, Halil'i oda yakan da oydu ve oydu Eyyub'u
derde bırakan da. Tuz kadar mübarek, ekmekçe aziz idi; toprakleyin bereket, su gibi temiz idi.
Aşk iğnesiyle dikilince bir dikiş, kıyamete kadar sökülmez imiş. Aşk ile insan elbet güneşe benzer; ve
aşksız gönül misal-i taşa benzer. Hayatı aşka bölünce hayat çoğalır; bütün hayatları toplasan geriye
aşk kalır. Gelip kemiğe dayanınca dünya, hayata atılan kement olur; göz kapaklarından vurulunca
kasırgalar, an-nelerce deprem, babalarca bent olur.
Aşksız bahar dallarını kuru bir ayaz boğar, aşksız rahmini yargılayan bebekler nagehan doğar.
Mahrem düşüncelerle perdelenen odalarda ya ezel ya ebed olur; aşk kayıp giderse dünyadan ebed
kıyamet olur; sevgisizlik gelir, dünya cehennem olur.
Aşk gelince burukluğun şiirinde hüzün dokur heceler; ve azarlanmış kalpleri ısırır tam yarısında
geceler. Saban onunla sürerse toprağı koşarak, ancak o vakit yeşerir taze bir başak. Atların
nallarından yıldırımlar masallara dökülür ve yollana-mayan mektuplarda nice kalpler sökülür. Kayan
yıldızlar gibi büzülür elem dehlizlerine diller ve melal süzülür gibi melek kanatlarında döker
yapraklarını güller. Kaderin dehşetini yakan şamdanlar özge pervanelere tesellikâr düşer, şefkatli bir
ekmek kırıntısıdır kurutulmuş buselere yâr düşer.
"Sevgili!..
Kapına geldik; aşkı öğret bize; ve aşkını ver yüreklerimize,/
Bir nihânîce gamzene gamzede âşıkların adına... Hani uykuya dalınca kenti ve yalnız başına kalınca
kendi... Hani yalnız gecelerde konuşmadan kalınca dilleri ve hâl üzre gönüller anlar olunca bütün
dilleri... Vicdan sesinden bîzar kürek mahkûmla-rınca, hani âşıkların hasreti özlemle karınca... Hani
gurbetin ucunda gönlüme gömen de seni, hani seni gurbet gurbet gönlüme gömende... Güneş ve ay
nurunu aşkından alırken; güneşin ışığı aya vurur gibi âşığı aydınlatırken... Gel ey Sevgili bir huz-
mecik bahşeyle asi ve âciz üftadene ve umut ver peykin olmaya teşne kem zerrene. Aşkları unutan
bendene aşkını unutturma!.. Her şey sen olsun şu dünyada ve olmasın sen olmayan dünya da./
(Kırk Güzeller Çeşmesi, s. 100-102)
AŞKI İNSANÎ
Arz-ı hâl etmeğe cânâ seni tenhâ bulamam Seni tenhâ buhcak kendimi asla bulamam Selikî (16. yy)
Sevgilim! Halimi arz etmek (aşkımı açıklamak) için seni yalnız bulamıyorum; seni yalnız bulunca da
kendimi asla bulamıyorum.
SEVGİ NEYDİ?!..

Sevgilerinin üstünden bakarlar ve kışlar geçenlere!
Hatırlayanımız var mı, sevgi neydi?
İlk sevgi sözcüğünü, ilk kıpırdanışını yüreğinin hatırlayanımız var mı? ilk hüznümüzün adını sevgi
koyabiliyor muyuz şimdi geriye dönüp baktığımızda? Derunî coğrafyamızı kaplayan zifiri bulutların
ve üzerimize örtülen maddeci felsefenin ağırlığına ne zaman başkaldırmıştı sevgilerimiz,
hatırlayanınız var mı? Ne zaman sevgilerimiz paralarımızdan önce tartılırdi; ya ne zaman pazar
eyledik sevgilerimizi, biliyor musunuz? En son ne zaman bir sevgiyi söyleşmiştik bir sevgiliyle?!..
Her gün bir parçamızı daha tüketen teknoloji çağında sevgiye en son ne zaman yürekten bir merhaba
demiştik, hatırlayanınız var mı?
Hatırlıyor musunuz, sevgi neydi?
# Üzüm henüz yaratılmamışken insanları sarhoş eden o muydu acep?!.. O muydu canından ve
cihandan geçiren sahipkıranları?. Binyıllar ve binlerce yıllar boyunca pervaneyi ateşe düşüren,
bülbülü şeydalandıran o muydu? Neydi sevgi?!..
Sevgi bir bakış, bir gülüş müydü bazen; bir akış, bir koşuş muydu?. Sevgi gönül kumaşında bir nakış
mıydı?!..
Hatırlayan var mı sevgi neydi? Leylâ'ların, Şirin'lerin, Aslı'la-rın nazı mıydı o; yoksa Mecnun'ların,
Ferhat'ların, Kerem'lerin niyazı mı? Hangisinde belirmişti ilk kıvılcımı sevginin? Neydi sev-gi?L
Açıkken göz bebeğimize yerleşen de, göz yumduğumuzda gönlümüze sızan da sevgi değil miydi bir
vakitler? Bir dudağın kıpır-danışından yanağımıza akseden pembelikler, utanmalar sevgi değil miydi
yoksa? En son ne zaman kızarmıştı yanağımız, hatırlayanınız var mı? Uykumuzu en son ne zaman terk
etmiştik sevgiyi düşünmek adına? En son sevgi şiirini hangi gecede okumuştuk?
Sahi, neydi sevgi? Bir çuhayı ipek görebilmek miydi; toprağı amber niyetine koklamak mı?
Sureti sîrete, arazı cevhere, bedeni ruha köle eylemek miydi sevgi? Sevgi bir iyilik miydi, şefkatli bir
cümlecik mi? Neydi sevgi, dış mıydı, yoksa iç mi; zahir miydi, yahut bâtın mi; kalıp mıydı, ya ki can
mı? Var olmak mı, varlıktan geçmek mi? Dünyaya gülmeye mi gelmiştik, ağlamaya mi; ölüyor muyuz,
yoksa doğuyor mu? Sevgi neydi?!..
Unuttuk, acep neydi sevgi? Bir yetimin başını okşarken dimağımıza yerleşen tat mıydı o?
Bir bebeğin süt kokulu teninde-ki su çiçeği miydi? Sabah evden çıkarken özlemeye başladığımız bir
ses miydi? Hatırlayanınız var mı, sevgi neydi?
Sevgi bir sigara dumanında, bir tren düdüğünde, bir dalganın en son hışırtısında ve bir turnanın
kanadında mı kalmıştı? Sevgi Medine'de, Semerkant'ta, sevgi Bağdat'ta, Endülüs'te, ta caddelerde,
sokaklarda, evlerde, kapıların tokmaklarında çınlar durur muydu eskiden? Ya neden şimdi
Ayasofya'da pitoresk, Di-vanyolu'nda kaldırım taşı, Ankara'da ittifak, Yeşil Kubbe'de Mevlânâ,
Erciyes'te kar, Fırat'ta bir içim su olup girmiyor dünyamıza?! Neden nefesimiz daralıyor hummalı
inatlarımız, kallavi benliklerimiz yüzünden? Neden gönül yuvalarımıza kuzgunlar

0"/>

10
pikeleniyor da nesillerimiz sersefil ve derbeder?!.. Sevginin koynunda büyüttüğümüz nazeninlere nazı
enîn ile mi unutturdular, semenderlerimiz ateşte niçin yanmaktalar?
Soralım ta içimize; neydi sevgi?
Sevgi neydi sahi? Bir mektubun ilk satırı mıydı, bir telefondaki ilk ses mi? İnsanı mutlu eden o ilk
satır mıydı defalarca okunan, yoksa ilk satır arayışları mı tekrar be tekrarlanan?
Telefondaki bir ses insanın bir ömrünü doldursa mı sevgiydi gerçekten, yoksa yeni sesler duymaya
hiç yetmeyecek ömürlerin arayışları
mı?
*Sevgi bir acıydı herhalde, bir kederdi, kâh hüzünle, kâh mutlulukla hatırlanan. Belki de sabırdı
sevgi, affetmekti, gelecek günler adına. Sevgi sınanmaktı adl-i ilâhî'de ve sınavı geçmekti erce-sine.
Sevgi bir tevbeydi, nasûh kisvesinde; bir dirilişti nefsi öldürerek. Sevgi bir iyi ad bırakmaktı fena
yurdunda. Ömür geçer de ad kalır.../
* * *
Sevgi: İki hece.
Sevgi, sevmek kelimesinden türetilen bütün öteki kelimelerin en güzeli.
Derin uykulara dalmadan önce ilk soru: Sevgilerinizi en son ne zaman hatırlamıştınız ve sevgiyi hak
edenleri en son ne zaman?!..
Bir soru daha: Sevgileriniz yalan mıydı yoksa?!.. Ve son soru: Çorak vadilere yönelmişse
sevgilerimiz, çevremizi kandırmıyorsa sulara, içimizden akan Nil olsa ne?!..
(Â?ine, s.20-23)

0"/>

11
GOZ GÖRÜNCE BİR KEZ GERİYE NE KALIR?
* Bütün aşk hikâyelerinin en unutulmaz ve heyecan verici sahnesi, sevenin sevgiliye ilk baktığı andır
şüphesiz. Daha doğrusu, onun yüzünü ilk gördüğü vakit. Aşıktaki içsel değişimin başladığı an, gözün
sevgiliye ilk takıldığı saniye dilimidir ve âşığın bütün biyografisi, bu "ilk bakışın öncesi ve
sonrası"ndan ibarettir. Bir ilk bakış, kaderin kazaya dönüştüğü en kutlu demi yüklenmiştir. Kalpte
ateşin yükselmesi, aklın ve sabrın ateşe düşmesi o ilk bakış ile başlar. Kılıcın kınından sıyrılması
yahut okun yaydan firlamasıdır bu. Sevgilinin yüzü kınında bir kılıç yahut sadakta bir yay gibidir;
bakış onu kınından ve sadağından çıkarır. Kınından çıkan her kılıç yahut yaydan fırlayan her ok gibi
artık o da öldürmeye yönelir. Âşığın ruhî ve bedenî (Bâtınî ve zahirî; içsel ve dışsal) hayatında bir
ihtilâlin, yeni bir dönemin başlangıcıdır bu.
Aşk, âşığın gönül toprağında filizlenecek bir sarmaşıktır. İlk bakış, bu sarmaşık tohumunun âşık
gönlüne ekilmesinden ibarettir. Artık o tohumun nasıl yetkinleşeceği, gitgide nasıl gür dallar vereceği
ve âşığın bedenini nasıl kaplayıp onu kurutacağı; âşık ile maşukun kaderlerine ve karşılaşacakları
hadiselere bağlıdır..
g Şark'a ait bütün aşk mesnevîlerinde şairler bu ilk bakış ve ilk 12
görme ânı üzerinde çok durmuşlar ve konuyu enine boyuna incelemişlerdir. İlk bakış, ancak yüz
aynasına çarparsa aşka dönüşür. Çünkü sevgilinin başka hiçbir uzvu, hiçbir güzelliği onun yüzü kadar
aşka kapı aralayamamaktadır. Nitekim bu mesnevilerde âşık maşukunu ya bir resimde seyreder, ya
rüyasında görür ya da birinden methini işitip sevmeye başlar. Ancak, sevginin aşka dönüştüğü an,
sevenin sevgili yüzünü göz ile gördüğü andır. Çünkü bu noktada bilgi ve bilinç devreye girer. Meselâ
Veys ü Ramin hikâyesinde Ramin, Veys'in yüzünü ilk gördüğü anda at üzerindedir ve kalbine bir ok
saplanmış savaşçılar gibi atından yere düşer. Hüsrev, Şirin'i gölde yıkanmış, saçını tararken
gördüğünde, onun yüzü saçları arasında gizli ve Hüsrev'e sırtı dönüktür. Şirin'in, kendisini seyreden
şehzadeden haberi de yoktur. Fakat ansızın önemli bir şey olur ve Şirin saçlarını yana atar. İşte
Hüsrev için dolunayın geceden çıkması yahut okun yaydan fırlaması bu anda gerçekleşir. Kays da
ttıektebe varıp çocuklar arasına oturduğunda Leylâ sınıftadır ama ne zaman ki yüzünü görür, kılıç
kınından sıyrılmış olur.
Sevgilinin yüzü mü; aşk yangınını alevlendiren ilk kıvılcımdır.
Âşığın kalbi mi, ilk bakıştan sonra suda titreyen bir mehtap. •Göz... Savaşı başlatan haberci.
Bakış... Elde olmayan kader; ilâhî kaza.
Ve aşk... Kalp ile göz arasında kutlu bir hadise./ tÇoook sonraları kalp göze diyecektir ki,
"Beni bu onulmaz derde iten sensin. Safayı sen sürdün, acıyı ben çektim. Nimet senin, zahmet benim
oldu. Sen sevinirken, kaygılanan ben oldum. Bakışlarını arttırdıkça sen, dertlerimi çoğalttın benim.
Zafere eren sen, hezimete uğrayan ben. Sen emirlerine itaat edilen hükümdar oldun, ben senin peşinde
koşan tebaan. Sen emîr, 13

ben esir. Melik iken memlûk (kul) ettin beni." Sonra devam eder:
— Ey göz! Sen ikisin, ben birim. İki kişinin bir ferde saldırıp onu öldürmesi zulüm değil de nedir?!..
Şimdi ağla o hâlde; ettiğin zulmün cezasını çek bakalım!..
Göz buna karşılık ayet-i kerime ile cevap verir: "Gerçek şu ki; gözler kör olmaz, ancak sinelerdeki
kalpler kör olur" (Hacc, 46).
Ebu Hureyre der ki: "Kalp bir kral ise, organlar emrine amade askerler gibidir. Kral iyi davranış
içinde olursa, askerler de ona uyar. O fenalık yaparsa, emrindeki askerler de fena davranır." Göz der:
"O hâlde ey kalp, kendini de beni de helâka sürükleyen sensin. Seni perişan eden yegâne şey, Allah'ın
sevgisinden, zikrinden ve emrettiklerinden uzak kalmandır. Sen başkasının sevgisini O'nun sevgisine
tercih ediyorsun ve aşkın yükünü bana yüklüyorsun. Şimdi ağlayan benim, yanan sen. Ne sen beni
kurutabilirsin, ne ben seni söndürebilirim. Ben su serptikçe senin alevin artacak, sendeki ateş arttıkça
ben daha çok yaş akıtacağım. Yoksa 'Hayırlı olanı şu değersiz şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz?'
(Bakara, 61)."
Yedi Askı'nın şairlerinden biri şöyle soruyor: "Şaşkın vaziyetteyim; nefsimi mi azarlayayım, arzulu
gözümü mü, yoksa kalbimi mi?"
(Gözgü, s.22-24)

0"/>

14
AŞKA METHİYE
"Doğumsuz, ölümsüz, artmaz, eksilmez bir güzellik" diyor Eflâtun aşk için. "Artmaz"
kısmında külliyen yanılıyor üstat."Bir çoğalmadan ibarettir çünkü aşk, bir coşmadan, kabarmadan,
büyümeden ibarettir. Devamlı artmayan bir duygunun aşk olması ne mümkün?
Ahsenü'l-Kasas buyurulmuş Yusuf suresinde; aşkı anlattığı için bu sure. Mevlânâ, "Zeliha o hâle
gelmişti ki," diyor, "çö-rekotundan öd ağacına kadar her şeyin adı Yusuf tu onun için. Yusuf un adını
başka adlara gizlemişti, mahremlerine bu sırrı söylemişti. Mum ateşte yumuşadı, dese; sevgili bize
alıştı, yüz verdi, demiş olurdu. Bakın ay doğdu, dese; söğüt dalı yeşerdi, dese (...); başım ağrıyor,
dese; başımın ağrısı geçti, iyiyim, dese, hep ayrı manaları vardı bu sözlerin. Birini övse onu överdi,
birinden şikâyet etse onun ayrılığını söylemiş olurdu. Yüz binlerce şeyin adını ansa, maksadı da
Yusuf tu onun, dileği de.."
Ne din ne de yasalar yasaklamıştır aşkı; yürekler Allah'a aittir çünkü. Canların birbirinde kaynayıp
erimesidir, canların can özünde yitirilmesi ve aranmamasıdır aşk. Parçalara böldükçe demiri,
mıknatısı güçle bütün parçaların yine birbirlerini aramalarıdır. Arama gücünü yitiren, zayıflatan,
küçülten parçalar bırakır

0"/>

15
ancak birbirini kovalamayı. Taşın içinde saklı olan ateştir aşk, bir kıvılcım çakınca kuşatır bütün
evreni. Atom çekirdeği etrafında saniyede iki bin kilometrelik hızla dönen elektronların kârıdır
buf'Kudretin ve ilâhî sanatın özündeki cevherden beşerî estetiğe akıp gelen ilhamdır o. Bir şehre
Uşşak, bir köye Aşıklar adını vermektir. Aşk ki, şiirde "Su kasidesi," mimarîde Selimiye, musikide
Ferahfezâ'dır. Aşk, haddehanelerden dökülen ateş, nağmeye gebe sözdür. Aşk, meşktir.
Bir şeyin aşk olabilmesi için tutkulu olması, patolojik olması, anormal olması gerekir zannımca. Aşk
bir bedenî hastalık olsaydı yalnızca, hastahanelerde tedavi ederlerdi onu; oysa bimar-hanelerde
timara çekilir aşk son ucunda.
İştahla yemek yerken hatırlayıp sevileni, yemek boğazda düğümleniyorsa; derin uykularda görülen
rüyadan sonra bir daha uyku girmiyorsa gözlere; şen bir mecliste adı anıldığında onun, inziva engin
bir boyut kazanıyorsa; hamasî bir söylevin tam ortasındaki bir kelime, bir cümle ne dediğini
bilmezleştiriyorsa insanı; işte odur aşk. O ki, göz kapakları kapandığında karanlıkları son
bulmuyorsa, ne cür'et aşktan söz edile!?..
Aşk şiirdir, "şiir gibi"ye çıkar yolu. Mahlas seçerken "Aşkî (aşkla ilgili, âşık)" sıfatını tercih edenler
bilir aşkı. Hak âşığı diye eline bağlamayı alıp yürek yaralarını çığıranlar bilir.
t Sevgi üzerine kullanılabilecek bütün mecazları üstüne alınmadır aşk. Aşk acıdır, hasrettir. Hicran
ve hayrettir, firkat ve gurbettir. Gözyaşı ve ahtır; tazarru ve münacattır.
Aşk ölümdür, can vermedir, kurban olmadır.
^Yalnızca bir türlü aşk vardır ama görüntüleri binlerce türlüdür," der bir bilge. Üç çeşidini
söyleyelim biz:
Aşk beşerîdir; şakayla başlar, sorumluluk getirir. Gözden girer, gönülde yaşar. Surete meyledenler
ziyandadır.

0"/>
  1   2   3   4   5


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azkurs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə