Tahliller ferdiyyet-vahiDİyet-ehadiyet



Yüklə 2.34 Mb.
Pdf просмотр
səhifə1/32
tarix16.06.2017
ölçüsü2.34 Mb.
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   32

TAHLİLLER 
 
FERDİYYET-VAHİDİYET-EHADİYET 
 
 
Bir,tek,yekta,eşsiz,tek ve bir,iki ve ikincisiz bir tek olan,müstakilli bizzat..bizzat 
müstakil,istiklal ve hakimiyet sahibi. 
 
İki tane sonsuz düşünülemez..biri birisini sonlandıracaktır..son olan yok ve fani 
olmaya mahkumdur. 
 
Ferdiyet sahibi ikinci bir teki,ferdi kabul etmez.Sonsuzlukta tek olup,bir 
başkasının kendisini sonlandırmasını kabul etmeyendir. 
 
Ferdiyette nihayetsiz kemal vardır..gölge ve zgölgeliliği kabul etmez. 
 
Ferdiyet halikiyet,uluhiyet,rububiyet gibi bütün sıfatlarda başkasının 
müdahalesini reddeder. 
 
“İnnallahe vitrun,yuhibbul vitre.”’Muhakkak ki Allah tektir,teki sever.” 
 
Ferdiyet vahidiyet ve ehadiyetle kaimdir. 
 
Bu isme mazhar olan şahsiyetlerde Allahın izniyle eşsiz ve tek başına büyük 
şahsiyetlerdir.Başkasının tasarrufu altına girmezler. 
 
Bu isme mazhar olan Muhyiddin-i Araba,Veysel Karani asırlarında 
tektirler.Ferdiyet ismine mazhar olup adeta başkasının hükmü altında değil,ferdiyetin 
hakimiyeti altında süluk etmişlerdir. 
 
Adeta özel terbiye edilmiş,o ismin tecellisine öncelikle ve galiben mazhar 
olmuşlardır. 
 
Muhyiddin-i Arabî Hazretleri eşya arasındaki farklılıkları, a’yan-ı sabitelerin 
farklı oluşlarıyla izah eder. 
 
Bundandır ki biraz ifratta olsa,O’nun dışındaki varlıkları kabul 
etmez,reddeder..kendine has makamın gereği olarak. 
 
Muhyiddin İbnü Arabi ''Kâinatta ne varsa hepsi vehim ve hayal...yani aynalara 
vuran akisler veyahud gölgeler... 
 
..” bir de riyazet halindeyken Allah a hitaben "ne kadar merhametli olduğunu 
halka yayarsam ibadet edecek kul bulmazsın" dediği anlatılır ve naz makamının 
olağanlarından addedilir ki havassa dairdir. “ 
“Vefat ettiğinde kabre konulup da insanlar yanından ayrılınca kendisi gibi Allah 
Dostu keşif ehli bir zat yanından ayrılmaz ve –Allah’ın izni ile- O’nun Münker ve Nekir 
ile diyaloğuna şahit olur. 
“Rabbin kim?” sorusuna Muhyiddin şu cevabı verir: 
"Biz bizle beraberken bizi bize sordular. Biz bizden hiç ayrıldık mı ki bizi bize sorarlar? 
Biz, bizden başka mıyız ki bizi bize sorarlar?" 
Melekler, kaydı nasıl tutacaklarını şaşarak Allah katına başvurduklarında Cenab-ı Hak 
şöyle nida eder: 
"Muhyiddin kulumu dünyada kimse anlamadı. Ölünce de melekler anlamadı. Onu bana 
bırakın. Ben anladım. Cevap tamamdır".. 
 
 
Ferdiyet makamının şahsiyetlerinden olan Bediüzzaman,asırlar içerisinde gelen 
tarzdan farklı,fark edilen bir tarzla ortaya çıkmıştır.Öncekilere benzememektedir.Bu 
şahsında görüldüğü gibi,hizmetinde ve eserlerinde de kendini göstermektedir. 
 
“Fâş etmek hâtırıma gelmeyen bir sırrı, fâş etmeye mecbur oldum. Şöyle ki: 
 
“Risale-i Nur'un şahs-ı mânevîsi ve o şahs-ı mânevîyi temsil eden has 
şakirdlerinin şahs-ı mânevîsi "Ferîd" makamına mazhar oldukları için, değil hususî bir 
memleketin kutbu, belki -ekseriyet-i mutlaka ile- Hicaz'da bulunan kutb-u âzamın 

tasarrufundan hariç olduğunu.. ve onun hükmü altına girmeye mecbur değil. Her 
zamanda bulunan iki imam gibi, onu tanımağa mecbur olmuyor. Ben eskide Risale-i 
Nur'un şahs-ı manevîsini, o imamlardan birisini zannediyordum.  
Şimdi anlıyorum ki; Gavs-ı A'zam'da kutbiyet ve gavsiyetle beraber "ferdiyet" 
dahi bulunduğundan, âhirzamanda şâkirdlerinin bağlandığı Risale-i Nur, o ferdiyet 
makamının mazharıdır. Bu gizlenmeye lâyık olan bu sırr-ı azîme binaen, Mekke-i 
Mükerreme'de dahi -farz-ı muhal olarak- Risale-i Nur'un aleyhinde bir itiraz kutb-u 
âzamdan dahi gelse; Risale-i Nur şakirdleri sarsılmayıp, o mübarek kutb-u âzamın 
itirazını iltifat ve selâm suretinde telâkki edip, teveccühünü de kazanmak için, medar-ı 
itiraz noktaları o büyük üstadlarına karşı izah etmek, ellerini öpmektir. 
 
O ferdiyet makamının sahibi kendi izni olmayan bir başkasının o zamanda 
tasarrufu ve revacı mümkün olmaz. 
 
“Ben Üstadımdan işittim ki: "Hazret-i Mevlana (k.s.) Hindistan'dan tarik-ı 
Nakşiyi getirdiği vakit, Bağdat dairesi, Şah-ı Geylani'nin (k.s.) badel-memat, hayatta 
olduğu gibi, tasarrufunda idi. 
Hazret-i Mevlana'nın (k.s.) manen tasarrufu cay-ı kabul 
göremedi. 
Şah-ı Nakşibend'le (k.s.) İmam-ı Rabbani'nin (k.s.) ruhaniyetleri Bağdad'a 
gelip Şah-ı Geylani'nin ziyaretine giderek 
rica etmişler ki
: 'Mevlana Halid (k.s.) senin 
evladındır, kabul et. Şah-ı Geylani (k.s.) 
onların iltimasını kabul ederek, Mevlana 
Halidi' kabul etmiş. Ondan sonra birden
 Mevlana Halid (k.s.) 
parlamış
. Bu vakıa ehl-i 
keşifçe vaki ve meşhud olmuştur. O hadise-i ruhaniyeyi o zaman ehl-i velayetin bir kısmı 
müşahede etmiş, bazı da rüya ile görmüşler." 
 
Vahidiyet;Allah’ın tüm varlıklarda umumen tekliği,hepsinde birden bir ve tek 
olarak görülmesidir.Tıpkı güneşin hiçbir şey hariç kalmaksızın tüm varlıklarda bir ve 
birden görünmesi ve onlarda bir birlik ve bütünlük içerisinde varlığını sürdürmesidir. 
 
Vahidiyette kesretten vahdete bir gidiş vardır.Kesretin mayasını oluşturur.. 
kesretin tutkalıdır..vahdet gitse,kesret dağılır. 
 
Kesrette vahdet ve vahidiyet öndedir..hakimiyet külli manada tam tecelli 
eder.Herkes tarafından görüşür,ihata edilemez. 
 
Vahidiyet eşyanın ruhudur.Ruh gitse bir çok şeyden teşekkül etmiş olan cesed 
dağılır,ölür. 
 
Eşyaya hayat veren vahdettir. 
 
İslamiyet Tevhid esası üzerine kurulmuştur. 
 
 
 
‘Ben tevhid meyveleriyle yüklü bir ağaç dalıyım. Tevhid incileriyle dolu bir 
denizin damlasıyım.’ 
 
 
Vahdette hep vahid görünür..Muhyiddin-i Arabi her şeyde vahdeti gördüğünden, 
kesreti inkâra kadar gitmiştir. 
 
Kesretteki gidişler hep biri ve bir şeyi bulmak için değil midir?Biri bulan 
Muhyiddin,başkaları bulmaya ihtiyaç duymamıştır. 
 
Kur’an da bazen Cenâb-ı Hak kendisini Vahidiyet kipiyle ifade edip,ben yerine 
biz der.Orada Vahidiyetin hakimiyeti vardır. 
 
Bazende ben der,Orada ise ehadiyet tecellisi vardır. 
 
 
 
Ehadiyyet ise her bir varlıkta ayrı ayrı olan hakimiyet ve terbiyedir.Umumunda 
birden olmayıp,teker teker her birinde ayrı ayrı görülmesidir. 

 
Ehadiyyet sonunda vahidiyyete gider.Vahidiyyette ferdiyette son bulur. 
 
İhlas,’Sülüsühül Kur’an’dır..Kur’anın üçte biri..üç ihlas bir Kur’an.. 
 
İhlasta Ehadiyyet sırrı vardır. 
 
‘De ki O Allah Ehaddir,Sameddir.Ne kendisi bir başkasından doğmuştur,ne de 
kendisinden bir başkası doğmamıştır.Hiç bir şey de O’nun misli,meseli,küfvü,şebihi ve 
benzeri değildir. 
 
Her bir varlıkta ayrı ayrı hatta her bir varlığın her bir ahvalinde ayrı ayrı tecelli 
eder. 
 
Sameddir zira hiçbir varlığın,hiçbir şeyine muhtaç değildir belki her bir varlık 
başlı başına O’na muhtaçtır. 
 
Varlıklardaki farklılıkla beraber bütünlük O’nun ehadiyet tecellisindendir. 
 
Heme ost değil,heme ezost-tur.Yani her şey O değil,her şey O’ndandır.Her bir 
şeyde ayrı ayrı görülür,bilinir,anlaşılır. 
 
Güneşin bir olduğu halde,ışığıyla,rengi ve özellikleriyle her bir varlıkta ayrı ayrı 
tecelli etmesi gibi… 
 
Hepsinin bir kaynaktan beslenmeleri,aralarındaki uyumu da oluşturur. 
 
Varlıklar arasında ehadiyet tecellisi azalıp gittikçe,bağlantısı kesildikçe varlıklar 
ölüme giderler..o bütünlüğü muhafaza edemezler. 
 
 
*
' La ' süpürgesi ile , yolu temizlemeden,' İllallah ' Sarayına varamazsın !
 
 
  ‘Uful edip sönenleri,kaybolup varlığını devam ettirmeyenleri 
sevmem’diyor İbrahim Peygamber… 
 
Yıldız,ay,güneş hep gidip kayboluyor,demekki gidip kaybolmayan,birliğini ve 
tekliğini koruyan birsi var ki,işte ben ancak O’nu severim ve sevmeye ve de sevilmeye 
layık ancak O’dur. 
 
 
Akşemseddin der: 
 
Gördüm çü Hakkın vechini aynel yakin Ya Hu derim. 
 
Ki,sufi La’dan dem vurur,ben herdem İlla Hu derim. 
 
 
Vahidiyyet,Ehadiyyet,Ferdiyet süpürge gibi O’nun gayrını süpürüp,O’nun bir ve 
tekliğini şüphesiz ifade eder.Hiç bir şeyde,hiçbir şeyi O’na şerik yapmaz. 
 
Allahın affetmediği tek suç,kendisine olan şerik ve şirktir..ortak koşulmasıdır. 
 
‘İnnallahe lâ yağfiru en yüşreke bihi ve yağfiru ma dune zalike limen 
yeşâ’’Muhakkakki Allah kendisine eş ve ortak koşulmasını affetmez,onun dışında ise 
dilediğini bağışlar.’ 
 
Zıddı yönüyle en aşağı dereke şirk olduğu gibi,yükseklik ve yücelik yönüyle de en 
yüksek makam,ferdiyet,ehadiyet ve vahidiyyettir. 
 
 
Kalblerde ancak O Bir-le tatmin olurlar. 
 
 
 
Sadi-i Şirazî'nin dediği gibi,
 
 ( Uyanık ve zeki gözler 
nazarında, her yaprak Allah'ın marifetine dair bir delildir.)  
 
Bir-den gelen her şey,yine Bir’e gider ve Bir’i gösterirler. 
 

 
O Vahidir,Ehaddir,Ferddir. 
 
 
 
MEHMET ÖZÇELİK 
11-08-2008 
 
 
 
 
 
 
FETTAHİYYET HAKİKATI VE SIRRI 
 
 
Fettah;Arapça gramer olarak,Mübalağalı ismi faildir. 
 
Çok çok,çok-ca açan,fetheden anlamınadır.Açılımları gerçekleştiren.Her şey 
açan,maddi manevi fetheden… 
 
Fettahiyyet diğer isimlerin de tecellisiyle beraber tezahür eder.Yani her şeye 
layık bir suret açar. 
 
Arslana verdiği kafa ve pençe ile, kediye verdiği kafa ve el bir birine mütenasib 
bir açılım gösterirler. 
 
Kabağın yapraklarının açılımı ile,gülün yapraklarının açılımı farklı farklıdır. 
 
Allah bilerek açar ve bildiği gibi açar. 
 
Bu açılımlarda mükemmellik vardır.Eksiklik ve kusur söz konusu değildir.Her 
şey mükemmel olarak açar ve açılır. 
 
Besmelenin tüm açılımların ve başlangıçların başı ve ilki olmasındaki sır;Allah 
adı ve müsaadesiyle olan açılımların mükemmel olmasındandır.O’nun irade ve takdiri 
ile olan açılım,memnun olunacak bir açılımdır. 
 
Önce insanın ve onun duygularının fethinden başlayalım. 
 
İnsan yani ilk tohum,yumurta ve çekirdek durumunda olan –ki tüm varlıklar için 
bu geçerlidir- ilk atamız ve babamız Hz.Ademin toprak unuyla hayat suyunun 
karıştırılmasından,varlık ateşlinde pişerek kendisine hava üflenmesiyle belli bir hava 
kıvamı verilmiş oldu. 
 
O insanlığın ilk açılmamış tohumu idi. 
 
Allah fettah ismiyle Ademi açtı ve Hz.Havva, ondan da insanlık çıktı.Ve bu açılım 
hala sürmekte ve öyleki dünyanın sınırsız bir ömrü olsa bu açılım sonsuza dek fettah 
ismiyle açıla açıla sürecektir. 
 
Bütün varlıklar için de durum aynıdır. 
 
Bu açılımlar kendi içinde kopyalama suretinde bir açılım olmayıp,tamamen 
kendi çapında ve kendi içinde de bir çok açılımları oluşturacak bir açılmadır. 
 
Hz.Adem kendi şahsiyeti içerisinde bir açılım gerçekleştirirken,başka 
şahsiyetlerinde açılımında rol oynamaktadır. 
 
Bunu bir insanın münferid olarak açılımı şeklinde ele alalım; 
 
 
*Ana rahmine bir damla su ölerek düşen insan;Fettah ismiyle hem zahiri hem de 
batini duyguları beraber ve birbiriyle münasebettar olarak gelişime göstermektedir. 
 
Bu açılım süreklilik gösterirken,belli bir noktaya gelerek sıkışıp kalmamaktadır. 
Fettahiyyet ismi gibi,onun tezahürü de sınırsız olarak açılımı devam etmektedir. 
Ana rahminde suyun açılı ile belli bir noktaya gelen insanın duyguları görevini 
yapmadığından bu açılım tam gerçekleşmemektedir. 
Zira o duyu ve duyguların büyük bir kısmı başka aleme bakıp,orada açılımı 
gerekmekte ve gerçekleşmektedir. 
Su açıldı göz oldu ancak o göz kendi içerisinde bir çok açılımlara muhtaçtır. 

Dünyaya gelerek etrafı gören göz aynen soğanın katmanları gibi sürekli açılım 
göstermektedir. 
Önce gülün zahirini görür,zamanla kokusunu,rengini ve araştırma sonucunu 
marifet ile gülün oluşumundan içerisinde onunda açılımları hakkındaki bilgisinde 
açılımlar olur.Göz bundan ibret ve dersler çıkarır. 
Zamanla bu madde alemini de aşan göz maneviyat alemlerinin pencere ve 
perdesini de aralar.Şöyleki; 
Talebeleriyle bir mezardan geçen Bediüzzaman hazretleri talebelerine 
ayrılmalarını söyler.Sadece kendisinden iki yaş büyük olan Molla Resul adındaki 
talebesi nazdarlığından ayrılmaz.Bir müddet sonra mezara bakan Bediüzzaman 
tebessüm eder.Molla resul ısrarla sebebini sorunca cevaben
Bu yeni gömülmüş bir kadın mezarı idi.Kadın ölmeden önce elinde ipe boncuk 
saplamakta idi.Ve şu anda mezarda da ipe boncuk saplamakla meşgul.Öyle ki kıyamet 
kopunca kadın diyecek ki;Ya Rabbi,kıyamet ne de çabuk koptu,daha ipe boncuklarımı 
bile saplamadım. 
Bu Fettah isminin gözdeki açılımı olup,onu müşahede etmekte,kulağıyla 
söylediğini ve söyleyeceğini duymaktadır. 
Bediüzzamanın o tebessümü,yüzün fettah ismiyle ayrı bir açılımıdır. 
 
O göz peygamber gözü olduğunda cennet ve cehennemi görür,Allah’ı müşahede 
eder.Tüm perdeler fettah isminin şiddetli tezahürüyle ve parlamasıyla parlaklığı 
nisbetinde önünü açar,görür ve gösterir. 
Fettah ismiyle o peygamber zamanın açılmasıyla kıyamete kadar olacak işlerin 
kendisine fettah simiyle bildirilmesi ve gösterilmesiyle görür ve haber verir. 
Fettah ismiyle Kur’an-ın açılımı onun içerisindeki tüm sırların zahir olmasıdır. 
Ve hakeza,göz fettah isminin insanlarda farklı tezahürleri sonucu farklı görmeler 
ve görüşler meydana getirir,isme mazhariyet ve ismin o insandaki inkişafı 
nisbetinde,eşyada da açılımlar olur. 
 
*Anne karnında kulak açılımı ile başlayan fettah hakikatı sadece annenin kalb 
sesini işitmekle sınırlıdır. 
Dünyaya gelen o çocuk önce yakındakilerinin,daha sonra tanıdıklarının ve zaman 
içerisindeki açılımın artmasıyla sesler dünyasını keşfeder. 
20 desibelin altındaki ve üstündekileri duymayıp yine sınırlı sesleri duyan o 
insan;hayvanların seslerini,bitkilerin,rüzgarın,başlı başına bir alem olan sesler dünyası 
fettah isminin kulaktaki inkişafı ve mazhariyeti nisbetinde açılımları gerçekleştirir. 
İlim ile,teknoloji ile bu sefer düşük sesleri de cihazlarla keşfetmeye,sesleri 
ayrıştırmaya ve kaydetmeye başlar.Sesler dünyasına hükmederek,kontrol etmeye başlar 
Bütün alemlerden alınan çekirdeklerle bir bütün olan insan,fettahiyyet 
hakikatının inkişafıyla bütün duyguları alındığı alemin büyüklüğü nisbetinde açılmaya 
başlar.Böylece o alemin bütün özellikleri o insanda görünür ve o alemin özelliklerine ve 
zenginliklerine o insan sahib olmuş olur. 
 
Fettah ismiyle burun kokular dünyasını,dil tatlar dünyasını,vücut hisler 
dünyasını,akıl kayıtlar alemini açar ve o ismin onda inkişafı ve mazhariyeti nisbetinde 
kendisine keşfolunmuş ve görünmüş olur. 
Tüm dışımızda sahib olduğumuz duygularımız gibi,içimizde olan ruh,vicdan,kalb 
ve sırlar alemi de o nisbette inkişafa başlar. 
Duygular inkişaf ettikçe,alemler de inkişaf eder.Birbiriyle orantılı olarak 
açılımlar gerçekleşir. 

 
*Yarı ölüm olan uyku ile kapanan duygulara karşı bu sefer başka alemin yani 
misal aleminin kapıları açılır.Suretleri görür,hafızasında depolananların kaydıyla 
uğraşır. 
Her bir alemin kapanışı,yeni alemlerin açılışına kapı açar. 
Ölüm ile zahiren kapanan duyguların yerine başka alemlerin perdeleri ve 
kapıları aralanırken,o alemin şartları ve yaşantısına bir geçiş olmuş olur.Tıpkı ölümle 
biraz daha hür olan vücut kabir aleminde müsaadesi nisbetinde daha geniş alemlere bir 
açılış ve açılımı gerçekleştirmiş olur. 
 
Allah zatı itibarıyla ezeli ve ebedi olduğu gibi,sıfatları itibarıyla da ezeli ve 
ebedidir. 
Fettahiyyet hakikatının açılımının da sınırı yoktur.Bu açılım insan kabiliyetinin 
açılımıyla orantılıdır. 
 
*”Meselâ: 
-
1
- âyet-i kerimesi, beşerin 
birinci tabakasına şu mânâyı ifham ve ifade ediyor:  
Semâvat, ayaz, bulutsuz, yağmuru yağdıracak bir kabiliyette olmadığı gibi, arz 
da kup kuru, nebatatı yetiştirecek bir şekilde değildir. Sonra ikisinin de yapışıklıklarını 
izâle ve fetk ettik. Birisinden sular inmeye, ötekisinden nebatat çıkmaya başladı. 
Mezkûr âyetin ifade ettiği şu mânâya delâlet eden 
-
2
- âyet-
i kerimesidir. Çünkü, hayvanî ve nebatî olan hayatları koruyan gıdalar ancak arz ve 
semânın izdivacından tevellüd edebilir.  
Mezkûr âyetin tabaka-i avâma ait safhasının arkasında şöyle bir safha da vardır 
ki, nur-u Muhammediyeden (a.s.m.) yaratılan madde-i 
acîn
iyeden, seyyarat ile şemsin o 
nurun mâcun ve hamurundan infisal ettirilmesine işarettir. Bu safhayı delâletiyle teyid 
eden 
-
3
- olan hadis-i şerifidir. “
4
 
 
Kâinatta başlangıçta bir acin yani hamur halinde idi.Allah o kâinat hamurunu 
fettah ismiyle açtı,içine tüm varlık tohumlarını ekti. 
 
 
"Göğe gelince, onu biz ellerimizle kurduk. Hiç kuşkusuz, biz, genişleticileriz"
5
 
 
Fettah ismiyle bu açılım hala sürmekte..hamur genişlemektedir. 
 
İşte Efendimizi farklı kılan en önemli nokta burada devreye girmektedir; 
Efendimizde tüm varlıkların hamurunu,çekirdeğini,tohumunu 
oluşturmakta,Allah Fettah isminin gereği olarak onun açılımından kâinatı meydana 
getirmektedir. 
Nasıl ki Hz.Âdem insanlığın ilk hamurunu oluşturup,o hamurun açılımıyla 
insanlık oluşmuşsa,o hamurun da hamuru olan Efendimizin fettah isminin açılmasıyla 
da Allah kâinatı oluşturmuştur. 
                                                 
1
 "Gökler ve yer bitişik iken Biz onları birbirinden koparıp ayırdık." Enbiya Sûresi: 21:30. 
2
 "Her canlı şeyi sudan yarattık." Enbiya Sûresi: 21:30. 
3
 "Cenab-ı Hak herşeyden evvel benim nurumu yarattı." 
4
 Mesnevi-i Nuriye | Habbe | 103. 
5
 Zariyat Suresi 47. ayet. 

Efendimiz;”Âdem su ile toprak arasında yani daha balçık halinde iken Allah 
benim ruhumu yaratmıştı.”buyurarak kendisinin kâinatın ruhu mesabesinde olduğunu 
ifade etmektedir. 
 
Kur’an-ı fettah isminin tezahürü olan Fatiha ile açan Allah,Kâinat kitabının 
Fatihası olan Efendimiz ile de varlıklar alemini açmıştır. 
Kur’an için Fatiha ne ise,kâinat için Efendimiz de odur… 
 
Kâinatta bütün isimlerin belirtilerini görebiliriz.Ancak kâinat ve tüm alemler 
fettah isminin bir tezahürüdür desek,mübalağa etmiş olmayız. 
 
 
Fettah hakikatını her şey de görebiliriz.Hiç bir şey yoktur ki fettah isminin 
haricinde kalsın,açılımı söz konusu olmasın! 
 
 
*”Nasıl toprak suya, havaya, ziyâya nisbeten kesâfetli, karanlıklıdır; fakat, 
masnuât-ı İlâhiyenin bütün envaına menşe' ve medâr olduğundan bütün anâsır-ı 
sâirenin mânen fevkıne çıktığı gibi; hem, kesâfetli olan nefs-i insaniye, sırr-ı câmiiyet 
itibâriyle, tezekkî etmek şartıyla bütün letâif-i insaniyenin fevkıne çıktığı gibi; öyle de, 
cismâniyet, en câmi', en muhît, en zengin bir âyine-i tecelliyât-ı esmâ-i İlâhiyedir. Bütün 
hazâin-i rahmetin müddeharâtını tartacak ve mîzana çekecek âletler, cismâniyettedir. 
Meselâ, dildeki kuvve-i zâikâ, rızık zevkinde enva-ı mat'umât adedince mîzanlara 
menşe' olmasaydı, herbirini ayrı ayrı hissedip tanımazdı, tadıp tartamazdı.”
6
 
 
Allah her şeye fettahiyyet hakikatının açılımını yerleştirmiştir.sadece onu 
tetikleyecek diğer bir hakikata muhtaçtır. 
 
 
Birinci Hakikat: "Fettâhiyet" hakikatıdır.  
Yani Fettâh isminin tecellîsiyle, basit bir maddeden ayrı ayrı, çeşit çeşit, hadsiz 
muntazam suretlerin, beraber, her tarafta, bir anda, bir fiil ile açılmasıdır.  
Evet, nasıl ki umum kâinatın bağistanında ayrı ayrı hadsiz mevcudatı, çiçekler 
misilli, Fettâh ismiyle her birisine münasip bir tarz-ı muntazam ve bir şahsiyet-i 



Поделитесь с Вашими друзьями:
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   32


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azkurs.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə