Yazıp çizenleri eleştirdiği klasik çalışmasında ( Under Western Eyes, 1988), "Üçüncü Dünya farkı" diye



Yüklə 33.52 Kb.
Pdf просмотр
tarix29.07.2017
ölçüsü33.52 Kb.
növüYazı

80

Ocak-Şubat 2017 Cilt: 9 Sayı: 78

Sömürgeci Feminizm: 

Ortadoğu’da ‘Kurtarılacak’ 

Kadın Öznenin İnşası

Batı toplumlarında feminizm beyaz erkeğin 

egemen statüsüne meydan okuyan bir dili 

dolaşıma sokarken, söz konusu Batı dışı top-

lumlar olduğunda beyaz erkeğin sömürge 

çabasında ‘uysal bir hizmetliye’ dönüşür. 



Ali BALCI

KÜLTÜR-SANAT-TARİH

C

handra Talpade Mohanty, 



Batı’daki feminist uzman-

ları ve feminizm üzerine 

yazıp çizenleri eleştirdiği klasik 

çalışmasında (Under Western Eyes

1988), “Üçüncü Dünya farkı” diye 

adlandırdığı bir olgunun Batı’daki 

feminist çalışmalar ile üretildiği-

ni iddia eder. Buna göre, Batı’da-

ki feminist çalışmalar ve analizler 

Batı dışı ülkelerde tümünü olma-

sa bile çoğu kadınları ezen sabit ve 

tarih dışı bir olguyu yani “Üçün-

cü Dünya farkı” denilen şeyi üret-

mektedirler. Mohanty’e göre, bu 

üretime yani Üçüncü Dünya’nın 

ezilmiş kadını şeklinde homojen 

bir kategorinin üretilmesine odak-

lanıldığında Batı feminizminin na-

sıl bir iktidar ilişkisi içine girdiği 

kolaylıkla anlaşılabilir. Batı’nın 

bugün için (askeri ve ekonomik) 

yetkeyi elinde bulunduran pozis-

yonu göz önüne alınırsa, Batı’daki 

Üçüncü Dünya’ya yönelik feminist 

literatürün Batı-dışı dünya üzerin-

de kurulu hali hazırdaki iktidarın 

hem bir ürünü/çıktısı hem de bir 

aygıtı olarak işlediği daha açık şe-

kilde görülebilir.

Bunun nasıl işlediğini Mohanty 

şu şekilde anlatıyor: kadının ezil-

mesine ilişkin genel geçer homo-

jen bir fikir varsayıldığında, bu 

varsayım ortalama Üçüncü Dün-

ya kadını imajını üretiyor. Dola-

yısıyla, Batı’daki feminist literatür 

ortalama Üçüncü Dünya kadını-

nı, bağlamından kopardıktan sonra 

kadınsı cinsiyeti (cinsel olarak sı-

nırlandırılmış) ve Üçüncü Dünyalı 

olma halini (cahil, fakir, eğitimsiz, 

geleneğe bağımlı, kurban) bir araya 

getirerek onu bir inceleme katego-

risine dönüştürüyor. Bir kez böyle 

bir kategori üretildi mi, söz konu-

su kategorinin karşısında eğitimli

modern, kendi bedeni ve cinselliği 

üzerinde söz sahibi ve kararlarını 

vermekte özgür Batılı kadın kate-

gorisi konumlanıyor. Sonuçta bu 

karşılıklı konumlandırılma hali, 

ayrıcalıklı olan grubu yani Batı-

lı kadın kategorisini norm ya da 

temel referans olarak normalleşti-

riyor. Dolayısıyla, Doğulu kadın 

kendisi hakkında ‘konuştuğunda’ 

(Batılı feministlerin varsaydığı gibi) 

yani konuşması Batılı metinlerde 

yer bulup bir şekilde kalabalıklara 

ulaştığında, özgürleşmiyor, aksine 

üretilmiş kategorinin doğruluğunu 

geriye dönük şekilde onaylayan bir 

özneye dönüşüyor.

Yukarıdaki teorik tespitin alter-

natifi elbette kadının konuşmama-

sı değildir. ‘Kültürel olarak zaten 

bizde kadın susar’ gibi bir alternatif 

dayatmanın başka bir iktidar for-

mu olduğu noktasında Gayatri C. 

Spivak’ın uyarısı hatırlanabilir. Bu-

na göre, İngiliz sömürgeciliğinin 

Hindistan’da kadınların kendisini 

yakma ritüeli üzerinden kendi 

iktidarını normalleştirmesini 

(kurtarıcı) mahkum ettiğimiz 

kadar, aynı şekilde bu ritüeli 

kültürel gerekçelerle Hindistanlı 

olmanın kriteri şeklinde kodlayan 

yerel milliyetçilikte de bu iktidar 

arayışını görmek gerekir. Bu uya-

rıdan sonra tekrar konuya dönmek 

gerekirse, feminizmin özellikle İs-

lam dünyası söz konusu olduğunda 

Batı’nın yetke kurma pratiklerinde 

merkezi bir rol oynama hali en net 

açıklamasını Leyla Ahmed’in kla-

sik çalışmasında (Women and Gen-

der in Islam, 1992) bulur. Ona gö-

re, sömürgeci feminizm olarak ad-

landırdığı şeyin temel fonksiyonu

‘öteki erkeğin ve onun kültürünün’ 

sömürge yönetimi tarafından di-

siplin altına alınması, tasfiye edil-

mesi, ve yeniden kurgulanması 

noktasında ahlaki haklılaştırma 

olarak devreye girmektir.

Leyla Ahmed, klasik ça-

lışmasının, Mısır’daki İngiliz 

sömürgeciliği dönemini ele aldığı 

bölümünde Batı feminizminin te-

mel problemine işaret eder. Buna 



81

Ocak-Şubat 2017 Cilt: 9 Sayı: 78

göre, Batı toplumlarında feminizm 

beyaz erkeğin egemen statüsüne 

meydan okuyan bir dili dolaşıma 

sokarken, söz konusu Batı dışı 

toplumlar olduğunda beyaz erke-

ğin sömürge çabasında ‘uysal bir 

hizmetliye’ dönüşür (s. 154-5). Bu 

tam da Mohanty’nin işaret ettiği 

durum yani Batı feminizminin söz 

konusu İslam dünyası olduğunda 

yetke sahibi olanla eşgüdümlü bir 

şekilde çalışmasıdır. Bütün bu te-

orik analizleri en çarpıcı şekilde 

deneyimlediğimiz örnek Afganis-

tan’da vuku buldu ve bulmaya da 

devam etmektedir.

1990’lı yıllar boyunca Taliban 

yönetimi altındaki kadınlar Ba-

tı’daki insan hakları ve sivil toplum 

kuruluşlarından BM çatısı altın-

daki benzer kuruluşlara kadar bir 

çok kurumun yayınladığı raporda 

kendilerine yer buldu. Bu raporlar 

vahşi Taliban yönetiminin altında 

ezilen Afgan kadının kurtarılma-

sında Batılı hükümetleri adım at-

maya çağırdığı gibi, 11 Eylül son-

rasında başka gerekçelerle yapılan 

Amerikan müdahalesinin normal-

leşmesinde de devreye sokulan 

ikna araçları oldular (bu noktada 

Kevin J, Ayotte ve Mary E Hu-

sain’in “Securing Afghan Women” 

başlıklı çalışması çarpıcı örneklerle 

doludur). Örneğin dönemin ABD 

Başkanı George Bush’un eşi Lau-

ra Bush, Amerika’nın dış politika 

stratejisi olan terörle savaşı (war on 



terror) Müslüman kadının özgür-

leştirilmesi ile şu şekilde eşitlemişti: 

“Afganistan’daki son askeri müda-

halelerimiz sayesinde kadınlar ar-

tık evlerinde hapsedilmiş değil... 

terörizm ile savaş ayrıca kadının 

saygınlığı ve hakları için savaştır” 

(17 Kasım 2001).

Elbette bu kullanım askeri mü-

dahalenin ardından sona ermedi ve 

Amerika’nın Afganistan’daki mev-

cudiyetinin ve Afgan siyasetini 

dizayn etmesinin temel gerekçesi 

olarak da devreye girdi. Örneğin, 

Ocak 2010’daki Afganistan’ın ye-

niden yapılandırılmasını ele alan 

konferansta dönemin ABD Dışiş-

leri Bakanı Hillary Clinton temel-

de Afgan kadının haklarını geliştir-

mek amaçladığını ve kendi ajanda-

larının “El-Kaide’nin Afgan kadını 

için geçenlerde ilan ettiği ajandaya 

yani kadın intihar bombacılarını 

Batı’ya gönderme çabasına kıyas-

la kapsamlı ve ileriye dönük bir 

ajanda” olduğunu söyledi. Bütün 

bunlar, J Ann Tickner’in, (Gende-

ring World Politics, 2001) yerinde 

tespitinde olduğu gibi, Batı’nın 

Batı dışına yönelik şiddet ve sa-

vaşının korumaya muhtaç olanın, 

yani kurbanın inşa edilmesi yoluyla 

normalleşmesinden başka bir şey 

değildir.

Tam da bu noktada ‘kurtarıl-

ması gereken kadın öznenin inşası’ 

denen sürecin Batı’dan tek taraflı 

üretilen bir şey olduğu yanılgısına 

düşmemek gerekiyor. Bu hedef ül-

kedeki öznelerin de dahil edildiği 

ve tam da bu sayede normalliği-

ni daha güçlü hale getiren bir sü-

reç. Clinton yukarıda bahsi geçen 

cümleleri kurduğu konuşmasına 

Afganistan’da kadın sorunları ile 

ilgilenen bir sivil toplum kurulu-

şunu davet etmişti. Afghan Women’s 



Network (Afgan Kadın Ağı) isimli 

bu sivil toplum kuruluşu, Afganis-

tan’daki kadın sorunları ile ilgile-

nen ve Fransız Elçiliği, UNHCR 

ve Roland Berger Foundation gibi 

bir çok Batılı kuruluşun fonladığı 

yerli bir oluşum. Clinton konuş-

masını bu kuruluşa uzun bir te-

şekkürle bitiriyor ve bu kuruluş-

tan davet edilen temsilcileri ayağa 

kaldırarak onları Afganistan kadını 

için yaptıklarından dolayı salona 

alkışlattırıyordu.

(Batı dışındaki Müslüman ka-

dını) bu dahil etme pratiği, iki te-

mel şeye hizmet ediyor. Birincisi, 

Batı’nın Batı dışına müdahalesi 

Batı dışındaki davet ve işbirliği 

üzerinden normalleştiriliyor. İkin-

cisi ve daha da önemlisi, Spivak’ın 

dikkatimizi çektiği üzere, kadın 

hakkı diye bir kategorinin evren-

sel kılınabileceği fikrini kurması. 

Sömürge sonrası üçüncü dünya 

ülkelerindeki orta sınıf kadının 

kendi toplumlarındaki kadını 

temsil ettikleri yönündeki iddia-

ları konusunda bizi uyaran Spivak 

(An Aesthetic Education in the Era 

of Globalization, 2012, s. 131), 

tam da bu sınıfın Batı ile iletişi-

mi kurarak son tahlilde evrensellik 

iddiasını imkanlı kıldığını söyler. 

Dolayısıyla Batı, inşa edilen kadın 

kurban üzerinden sadece Doğu’ya 

müdahale etmekle kalmaz, aynı za-

manda bu müdahalesinin doğru ve 

haklı bir müdahale olduğunu yine 

Batı dışındaki bağlantı noktaları 

(contact zones) üzerinden Batı dışı 

toplumlara dayatır. 



Doç. Dr., Sakarya Üniversitesi

Üçüncü Dünya’nın 

ezilmiş kadını 

şeklinde homojen 

bir kategorinin 

üretilmesine 

odaklanıldığında 

Batı feminizminin 

nasıl bir iktidar ilişkisi 

içine girdiği kolaylıkla 



anlaşılabilir.

Document Outline

  • _GoBack
  • _GoBack
  • _GoBack
  • _GoBack
  • _GoBack
  • _GoBack
  • _GoBack
  • _GoBack
  • _GoBack
  • _GoBack
  • _GoBack
  • _GoBack
  • _GoBack
  • _GoBack
  • _GoBack



Поделитесь с Вашими друзьями:


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azkurs.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə