Yeraltından Notlar



Yüklə 0,71 Mb.
Pdf görüntüsü
səhifə7/18
tarix29.12.2021
ölçüsü0,71 Mb.
#48677
1   2   3   4   5   6   7   8   9   10   ...   18
Yeraltından Notlar Fyodor Mihailoviç Dostoyevski PDFDrive

İKİNCİ BÖLÜM


SULUSEPKENE DAİR
Yakıcı sözlerimle inandırıp
Kurtarınca düşkün ruhunu
O yanlış yolun karanlığından,
Saf, derin bir azap içinde,
Bükerek ellerini, lanetler ettin,
Seni çembere alan kötülüğe;
Unutkan vicdanını
Hatıralarınla cezalandırmak için
Benden önce olanın
Hikâyesini anlatırken
Birden yüzünü kapadın ellerinle,
Utanç ve dehşetle
Sarsılıp, isyan duydun,
Ve gözyaşlarına boğuldun...
vb. vb. vb.
N.A. Nekrasov’un bir şiirinden


I
O  sıralar  ancak  yirmi  dört  yaşındaydım.  Hayatım  o  zaman
bile  sönüktü,  derbederdi;  yabani  sayılacak  derecede  bir
başımaydım.  Kimseyle  arkadaşlık  etmiyor,  konuşmaktan
kaçıyor,  gitgide  daha  çok  kabuğuma  çekiliyordum.
Vazifemde,  çalıştığım  dairede  kimsenin  yüzüne  bakmamaya
gayret  ediyordum;  meslektaşlarımın  bana  yalnız  acayip  bir
adam  olarak  değil  –hissettiğime  göre–  aynı  zamanda
tiksintiyle baktığını da gayet iyi görüyordum. Bazen, "Neden
benden  başka  hiç  kimse  kendisine  tiksinerek  bakıldığını
hissetmiyor?" 
diye 
bir 
soru 
geliyordu 
aklıma.
Memurlarımızdan  birinin  iğrenç,  rende  gibi  delik  deşik,
eşkıyaya benzeyen bir suratı vardı. Benim böyle münasebetsiz
bir suratım olsa kimseye bakamazdım sanırım. Başka birinin
redingotu,  kokusundan  adamın  yanına  yaklaşılmayacak
derece  eskimişti.  Gene  de  hiçbirinin  ne  kılığından,  ne
suratından  ne  de  herhangi  bir  manevi  kusurundan  çekindiği
yoktu.  Hiçbiri,  âlemin  onlara  tiksinerek  baktığını  aklına
getirmiyordu;  getirse  bile,  böyle  düşünen  kişi  amirleri
olmadığı  sürece  aldırmazlardı.  Hudutsuz  gururum  ve  bunun
doğurduğu aşırı titizliğim yüzünden boyuna kendimle meşgul
oluyor,  kendimden  bazen  tiksintiye  varan  çılgınca  bir
hoşnutsuzluk  duyuyor,  başkalarının  da  bana  aynı  gözle
baktığını  düşünüyordum.  Mesela,  yüzümden  nefret  ediyor,
çirkin  buluyor,  hatta  alçakça  bir  ifadesi  olduğundan
şüpheleniyordum;  hatta  bu  yüzden,  her  gün  dairedekiler
bendeki  alçaklığı  fark  etmesin  diye  kendimi  azaba  sokarak
elimden geldiği kadar serbest bir tavır takınıyor, yüzüme asil
bir  ifade  vermeye  çalışıyordum.  "Varsın  yüzüm  güzel


olmasın,  fakat  asil,  manalı  ve  bilhassa  fevkalade  zeki
görünsün," diye düşünüyordum. Ama bir yandan da yüzümde
asla  bu  kadar  mükemmel  manalar  bulunamayacağını  kesin
olarak bilmenin acısını duyuyordum. En kötüsü, yüzümü son
derece  aptal  buluyordum.  Halbuki  ben  yalnızca  zeki  bir
görünüşe  razıydım.  Hatta  yüzümü  zeki  bulmaları  şartıyla  o
alçak ifadesine bile katlanırdım.
En  büyüğünden  en  küçüğüne  kadar  dairemizdekilerin
hepsinden  nefret  ediyor,  onları  küçümsüyordum,  ama  aynı
zamanda onlardan korkar gibiydim. Bazen birdenbire kendimi
hepsinden  üstün  gördüğüm  olurdu.  Bu  hal  bana  durup
dururken  geliyordu;  ya  küçümsüyor  ya  da  kendimden  çok
üstün görüyordum. Kültürlü, kendini bilen bir adam kendine
karşı  hudutsuz  bir  titizlik  göstermeden  ve  bazen  nefrete
vardıracak  kadar  kendisini  küçümsemeden  mağrur  olamaz.
Fakat  küçülürken  de,  kendimi  herkesin  üstünde  gördüğüm
anlarda da her karşılaştığım kimsenin önünde bakışlarımı yere
indiriyordum.  Hatta  bazen  filan  adamın  bakışına  dayanacak
mıyım  diye  denemeler  yapar,  yenilen,  gözlerini  ilk  kaçıran
hep  ben  olurdum.  Bu  beni  kudurtacak  derecede  üzüyordu.
Gülünç  görünmekten  marazi  bir  korku  duyduğum  için  tüm
kurallara körü körüne bağlıydım; genel havaya seve seve ayak
uydurur,  en  ufak  bir  aykırılık  göstermekten  ödüm  patlardı.
Ama  dayanabilir  miydim?  Zamanımızın  bütün  aydınlarında
olduğu  gibi  marazi  derecede  duyguluydum.  Bizdekiler
birbirinden  hımbıl,  aynı  sürünün  koyunları  gibi  farksız
kimselerdi.  Dairemizde  benden  başka  hiç  kimse  sürekli
korkak,  köle  ruhlu  olduğunu  düşünmüyordu  muhtemelen;
galiba tam da bu yüzden kendimi aydın sayıyordum. Ama bu
düşündüklerim sadece bir ihtimal değildi: Gerçekten korkak,


köle  ruhluydum.  Bunu  hiç  çekinmeden  söylüyorum.
Zamanımızda  her  namuslu  adam  korkak,  köle  ruhludur  ve
böyle  olmalıdır.  Bu  onun  için  tabii  sayılan  bir  haldir.  Buna
dair sarsılmaz bir kanaatim var. Yaradılıştan böyledir, bu gaye
için  yaratılmıştır.  Namuslu  adamların  korkak,  köle  ruhlu
oluşu  yalnız  zamanımıza,  tesadüf  sayılacak  bazı  koşullara
bağlanamaz;  namuslu  insanlar  her  zaman  korkak  ve  köle
ruhlu  olmalıdır.  Dünyadaki  hiçbir  namuslu  insan  bu  tabiat
kanunundan yakayı sıyıramaz. Kazara biri kabadayılık ederek
başını  şöyle  bir  doğrultursa,  sakın  buna  sevinip
böbürlenmesin,  nasıl  olsa  başka  yanda  pes  ediverir.  Bu  asla
değişmeyen,  şaşmaz  bir  sonuçtur.  Kabadayılıkta  ayak
direyenler  sadece  eşekler  ve  eşek  soylulardır;  ama  onlarınki
de  duvarın  önüne  kadardır.  Bunların  hiçbir  değeri
olmadığından, önem vermeye değmez.
O sıralar beni üzen bir mesele daha vardı: Ne ben kimseye
benziyordum ne de herhangi biri bana. "Tek başımayım, ama
onlar hep birlik." diye düşünmekten kendimi alamıyordum.
Pek toy olduğum meydandaydı.
Bazen  de  bunların  tam  aksi  hareketler  yaptığım  olurdu.
Daireye gitmekten son derece yılıp iş dönüşü hasta düştüğüm
zamanlar  vardı.  Arkasından,  durup  dururken  bir  şüphe,
kayıtsızlık  nöbeti  gelir  (zaten  bende  her  şey  böyle  nöbet
halindedir),  hırçınlığımı,  huysuzluğumu  alaya  alarak

Yüklə 0,71 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   10   ...   18




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azkurs.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin