Aşka dair 18 (Aşkın hiyerarşisi)



Yüklə 26,98 Kb.
tarix13.07.2017
ölçüsü26,98 Kb.
Aşka dair 18 (Aşkın hiyerarşisi)

Aşk doktoru Mehmet Çoşkundeniz’i dinliyorum bir televizyon proğramında, “aşk tek taraflıdır ama sevgi çift taraflıdır”, diyor. “İnsan, ancak kendini seveni sever”, diye ekliyor. Ne büyük bir yanılgı, bana göre… Tam aksini savunmuşumdur hep… Aşk, sevgi ve tutku üçlemesinde; bu konuda yazanlarda ve düşünenlerde bir fikir birliği görmedim hiç. Bu bağlamda, aşkın tek ya da çift taraflılığı konusunda da ben ya da birileri fena halde yanılıyor olmalı… Sanırım bunun nedeni aşkın hiyerarşisi konusundaki anlaşmazlık. Bu yüzden, son yıllarda çok moda olan, “alt kimlik-üst kimlik” kavramlarında olduğu gibi aşk sevgi ve tutku üçlemesinde de bu kavramların nasıl bir hiyerarşiye sokulacağı çok önemli.

Ayrıca; aşk terminolojisinde bayağı bir kavram karmaşası var. Misal; tutkulu aşk diyerek, sanki ayrı bir aşk çeşidinden söz ediliyor. Tutkusuz aşk olur mu hiç; varsa da onun adı aşk olabilir mi?.. Bir de aşkın sevgiye dönüşme meselesi var. Aşkın içinde zaten sevgi var. Dolayısıyla sevgiye dönüşen değil, sadece sevgisi kalan aşk demek daha doğru o zaman. Bu durumda da onun adı aşk olabilir mi?.. Ayrıca unutulmamalıdır ki; aşkdaki “seviyorum” sözcüğü, yaşama dair “seviyorum” sözcüklerinin tamamından farklı bir anlam ifade eder.

Aşk, bünyesinde hem tutkuyu hem de sevgiyi barındırır. Tutku da ise illa da aşk ya da sevgi aranmaz. Çünkü insan sadece aşkına tutku duymaz. Çok başka şeylere tutku duyabildiği gibi tutkulandığı şeyleri de sevmesi gerekmez. Sevgiye gelince, çok kapsayıcı bir kavram olduğu için dağarcığında aşk ve tutkuyu barındırdığı zamanlar olabilir ama bunlar gerçek sevginin olmazsa olmazı değildirler. Yani gerçek sevgi, aşktan ve tutkudan bağımsız bir duygudur. Tabi ki her duygu gibi sevgi de içinde tutkumsu bir şeyler barındırır ama buna tam anlamıyla tutku denemez. Çünkü tutku savaştırır, sevgi barıştırır!.. Çünkü tutku yakar, sevgi ısıtır!.. Ve çünkü tutku bir arayış ve esaret, sevgi ise sarmalayış ve özgürlüktür!.. Ve dahi; sevgi huzurdur, tutku kaynayan kazandır!.. Sevgi ile gülümsediğinde insan, gözlerinden Dünya’ya sıcacık çiçek buharları fışkırır. Oysa tutku ile gülümserse insan, gözler sımsıkı kapanır Dünya’ya ve içi kavrulur tutku esirinin. Tutkunun ateşi kavurur yakar içini, boğazını kurutur. Bazan iç içe geçen kavramlar gibi görünse de bu kadar da aykırıdırlar sevgi ve tutku. Ve aşkın çelişkisi de gizemi de bu tür aykırılıkları içinde barındırmasındandır, belki de!..



“Aydınoz’dan inciler 5” başlıklı yazımda, sevgi ve tutku için şöyle yazmıştım. Gerçek sorunumuz sevgiyi bilmememiz. Bu toplumun büyük bir kısmı, sevgi ile "kendine ait olana tutku"yu karıştırıyor. "Kendine ait olana tutku", bu toplumun büyük bir çoğunluğunda haddinden fazla var zaten. Onlar, bunu sevgi sanıyor ve kendine ait olmayanlardan ne kadar nefret ettiğinin farkında bile olamıyorlar, bunu da normal sanıyorlar. Dolayısıyla sorsan, herkes sevgi okyanusu bu ülkede. Oysa gerçek sevgiyi bilen ve taşıyan insanlar; ne başkalarının ölümüne sevinebilir, ne birilerinin ölümüne sebep olabilir, ne de nefret duygusunu içinde barındırabilir”.

Kendine ait olana tutkuyu sevgi sanan kişiler, eğer o kişinin kendine ihanet ettiğini düşünürlerse, hiç çekinmeden ona zarar verebilirler. Oysa, insan sevdiğine zarar verebilir mi? Ayrıca sevgi sadece aşık olduğun insanı sevmek değildir ki, yaşamla ilgili her şeyi sevebilir insan. Sevginin, içinde illa da aşkı barındırması gerekmez. Sevgisiz aşk olmaz ama aşksız sevgi olabilir. Sevgi, bu yönüyle baktığınız zaman en kapsayıcı duygudur. Yani sevgi, aşk ve tutkumsu bir bağlılığı içinde barındırabildiği gibi, bunlardan hiçbiri olmadan da vardır zaten. Sevgi özgürdür kısacası, hiçbir şeye ihtiyacı yoktur var olması için. İnsanın duygu dünyasının en üst mertebesidir ve her şeyden bağımsızdır. Ama aşk ise mevzubahis; ne tutkusuz var olabilir aşk ne de sevgisiz. Aşkı, yalnızca sevgi ya da tutku ile açıklamak mümkün olmadığı içindir ki, aşkın kendisi en üst kimliktir. Ve dahi, ikisinin toplamından milyonlarca kat fazla ve farklı bir şeydir!..

Gerçekten de sevgi, sadece kendi çevrene sunabileceğin bir duygu değildir, çok daha geniş ve evrensel bir duygudur. Başkasına, dokunamadığına ya da uzaktakine de duyulabilen bir duygudur. Misal; kendi çocuklarına ve çevresine tutku ile bağlı olan bir mafya liderinin, toplumun diğer kesimini böcek gibi görüp öldürmesini sevgi dolu bir kişilikle özdeşleştirebilir miyiz?.. Eğer çocuklarına ve ailesine duyduğu, "Kendine ait olana tutku" değil de gerçekten sevgi olsaydı, başkalarına zarar vermesi olanaksız olurdu. Diğer insanları da sever ve zarar veremezdi. Sevgi; yer, zaman, kişi ve mesafeden bağımsızdır. Diyebilirsiniz ki, “insanın çocuklarına duyduğu sevgide tutku yok mudur yani?” Olmaz olur mu? Tabi ki vardır ama bu asla başkalarının çocuklarını da sevmesini önleyecek ya da insanı soluksuz bırakacak yoğunlukta değildir, ancak genetik olarak dozu ayarlanmış bir bağlılıktır. Çocuğunuza aile fertlerini sevmesini öğretirken, diğer insanlardan bu duyguyu esirgemesini kavratırsanız; bu öğretilen sevgi değil, bencilliktir!.. Ya da sevgiyle beslediği kuzuyu günü gelince kesip yemesini öğretmek, o çocuğa hayvan sevgisini öğretmek değildir. Sevgi bir eğitim ve kültür işidir. Tabi ki genetik kazanımlar da çok önemlidir.

O halde, bu üçleme içinde hiyerarşik açıdan en üste aşk konulmalıdır doğal olarak. Yani aşk var ise ortamda; en yüce değer olan sevgiye rağmen, aşk en üst kimliktir. Tutku ve sevgi, aşkın içinde barınan duygulardır tabi ki de aşk dışında da bağımsız olarak bulunurlar bolca. Ama tutku ve sevgi, aşkın içinde sinerjik bir etki yaratırlar ve iki kavramın toplamından çok daha fazlası ederler. Bir de buna cinsel tutku gibi bir deli fişek eklendiğinde, adeta bir molotof kokteyli etkisi yaratır ve aşk denen duygunun patlayıcı etkisi logaritmik olarak artar, evreni sarsacak bir gümbürtü kopar!.. Ve bu, bir insanın yaşamındaki tartışmasız en değerli, en vazgeçilmez ve en çok özlenen anlardır. Yaşamlarında bir kez olsun gerçek aşkı tadanlar için, yaşamın bundan sonraki kısmı o gümbürtüyü bir defa daha yaşayabilmenin özlemiyle geçer.

Aşk başa gelendir, tutku bencildir, sevgi ise daima olandır. Aşk yıldırımdır, tutku şimşektir, bulut sevgidir!.. Bulutlar yoğunlaşmaz, şimşekler çakmaz ise yıldırımlar da düşemez!.. Sevgiyi bilmeyen, aşkı keşfedemez. İşte bu yüzden sevgi, ortalıkda görülmese de bulut misali daima vardır. Ve nihayet bu yüzdendir ki; aşktaki sevgi de yaşama ait diğer tüm sevgiler de karşılıksızdır, tek taraflıdır. Zaten sevgi, ruhani ve duygusal açıdan bir insanın erişebileceği en üst mertebedir.

Tutku ise insanın var oluşuyla birlikte evrimleşen bir içgüdüdür. Öylesine ben merkezci ve sınır tanımazdır ki, çoğu zaman baskılanmak ve gizlenmek zorunda kalınır, dolayısıyla çift taraflılığı söz konusu bile olamaz. Tutku bir şimşektir daima çakan!..



Oysa aşk öyle mi? Aşk bir nazlı çiçektir, sürekli sulanması gereken. Ama sadece sulanmak yetmez aşk çiçeğini yaşatmaya. Aşk çiçeği, kendini sulayacak olanı seçer ve sadece bir kişinin testisinden içer suyunu. Başka kim sularsa sulasın, istediği kadar engin sevgisiyle sulasın, yine de ölür aşk çiçeği. O yüzden çift taraflıdır aşk. Aşkına karşılık bulamayanın aşkı da başkasından su kabul etmeyen aşk çiçeğinin ömrü kadardır. Nasıl ki, susuz kalan çiçeğin önce çiçeği, sonra yaprakları, en sonunda da dalları ve gövdesi kurur; karşılıksız aşkın da önce aşkımsılığı, sonra da tutkusu biter. Bazı karşılıksız aşklarda, tutku direnir ve saplantıya dönüşür. Anlayacağınız; aşk çiçeğinin gövdesi, toprağın bir yerlerinden aldığı sıcaklık ve nemle bir müddet daha direnir ölüme!.. Herkesin de aşk sandığı budur işte… Oysa aşk, mahkumdur çift taraflı olmaya… Tek taraflı ilişkinin adı aşk değildir ama “tek taraflı aşk” diyerek devam edeyim. Tek taraflı aşkı, aşk diye isimlendirmememin nedeni de bunun aşk değil ancak aşka ulaşmaya çalışan tutku olmasıdır. Tek taraflı aşk, doğal olarak karşılık bulamayan aşk olduğuna göre, tutku düzeyinde kalmaya mecburdur!.. Tutku ise ya sevgiye ya da nefrete dönüşür. Sevgiye dönüşemeyen ve tutku mertebesinde kalan tek taraflı aşk; öfke, isyan, özlem ve acı dolu bir tutku halinde yaşar ki, bu da tutkunun esaretidir yalnızca. Oysa karşılık bulamasa da sevgiye kadar ulaşabilen tek taraflı aşk, tatlı bir gülümsemedir hatırlandıkça. Osho gibi bazı düşünür ve yazarların, aşkın tek taraflı olduğunu söylemeleri de budur bana göre. Osho’ya göre aşk bir meditasyondur ve gelebileceği en son mertebe sevgidir. Tek taraflı aşkın sevgiye dönüşmesine evet. Ama aşk gibi aşkın tek taraflılığına koca bir hayır derim ben. Osho’dan ayrıldığım nokta, meditasyonel aşkın, aşk gibi aşktan farklı olduğudur.

“Aşka dair 9”, başlıklı yazımda şöyle yazmıştım bu konuda… “Aşk, karşılıklı olarak tek kişiden yaratılan ve içinde iki kişinin yaşadığı bir dünyadır. Dolayısıyla, aşk tekilliği asla barındıramaz. Aşk için geçerli tek rakam “iki” sayısısdır. “Hayır", der bazıları inatla. "Aşk için illa da iki tarafın sevdalanması gerekmez", derler. "Ben severim, hem de deliler gibi severim, o benim hiç farkımda bile olmasa da", diye devam ederler. Oysa böyle aşk olabilir mi? Leyla, Mecnun’u; Mecnun'un onu sevdiğinden daha çok sevmeseydi ve hatta kim daha çok aşık yarışmasına girmeselerdi, bu efsane aşk yeşerir miydi hiç?.. Ferhat ile Şirin, Romeo ile Jüliet gibi tüm efsane aşklarda, hep karşılıklı çanhıraş bir sevda vardır!.. Dolayısıyla, "tek taraflı da aşk olur", diyenler için bir kişiyi tutkuyla istemeyi anlarım da; sevdayı, hele delice sevdayı hiç anlayamam, anlayamayacağım da!.. Çünkü aşkı yaratan onca faktör arasında en önemlisi, delice tutkuna daha delice bir tutkuyla karşılık verilmesidir. Delice sevdana, daha delice bir sevdayla cevap verilmesidir. Sen üç (m)li “aşkımmm” dediğinde, karşıdan beş (m)li “aşkımmmmm” cevabı gelmesidir.”



Çok tutkular gördüm aşka ulaşamayan, çok aşkımsı aşklar gördüm tutkuya hapsolan. Çok nefretler gördüm aşkdan arda kalan, çok sevgiler gördüm aşkdan başkalaşan. Ama aşkdan başka bir şeye dönüşen, hiçbir gerçek aşk görmedim. Tek kişilik tutkular gördüm aşk sanılan ama hiçbir gerçek aşk görmedim ki, çifte ruhla sarmalanmayan!..

Yüklə 26,98 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azkurs.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə