Dinle Küçük Adam



Yüklə 0,54 Mb.
Pdf görüntüsü
səhifə1/4
tarix02.01.2022
ölçüsü0,54 Mb.
#45311
  1   2   3   4
Dinle Küçük Adam - Wilhelm Reich ( PDFDrive )




DİNLE KÜÇÜK ADAM -
WILHELM REICH
Resimleyen: William Steig
İngilizceden çeviren: ŞEMS A YEĞİN
Sevgi, çalışma ve bilgi yaşamımızın
tükenmez kaynaklandır. Dolayısıyla, yaşamı
onların yönetmesi gerekir.
Wilhelm Reich.
Siz, beni horgören büyük adamlar! Nerden
beslendi politikanız, Dünyayı yönettiğiniz
sürece? Hançer yaralarından ve cinayetlerden!
Charles de Coster, Ulenspiegel
DİNLE KÜÇÜK ADAM, bilimsel bir belge
değil, konusu insan olan bir çalışmadır. 1954
yılı yazında, yayımlanma amacı güdülmeden,
Acun-sal Yaşam Enerjisi Kurumu Belgelikleri
için yazılmıştır. Bu kitap, birkaç onyıl boyunca,
sokaktaki Küçük Adamın kendine neler


yaptığını önce çocuksu bir saflıkla, daha sonra
büyük bir şaşkınlıkla ve nihayet dehşet içinde
izleyen bir doğabilimci ve tıp doktorunun
içindeki fırtınaların ve çatışkıların ürünüdür:
Sokaktaki Küçük Adam, nelere katlanmak
durumunda kalmakta, nasıl isyan etmektedir?
Düşmanlarını el üstünde tutmasının,
dostlarınıysa öldürmesinin sebepleri nelerdir?
Bu Küçük Adam, «halkın bir temsilcisi» olarak,
belli bir gücü ele geçirdiği durumlarda bu
yetkisini nasıl boşa harcamakta, ziyan
etmekte, yanlış kullanmaktadır? Neden, aynı
gücü daha önce elinde bulunduran ve onu,
Küçük Adamı ezmek için kullanan üst
tabakaların sadist bireyleri gibi davranmakta,
eline geçirdiği o yönetme gücünü nasıl olup da
acımasız bir baskı aracı haline getirmektedir?
büyüklükte ve eldeğmemiş hazineler
vardır; bu değerler, insanoğlunun umutlarının
gerçekleştirilmesi yolunda kullanılmak üzere
hazır beklemektedirler. İşte bu konuşma —
ayrıca— bu hazinelere olan büyük güveni dile
getirmektedir.


İnsanların içinde bulunan «yaşamı temsil
eden şey», toplumsal ve insansal karşılıklı
ilişkiler içinde son derece doğal ve saftır; bu
yüzden, koşulların insana egemen olduğu
durumlarda tehlikeye düşer, İnsanın içindeki
«yaşayan şey», kendi türünden olan bir insanın
da, yaşamın yasalarına kendisi gibi uyduğunu,
doğal, yardımsever ve özverili olduğunu
varsayar. Sağlıklı çocuklara ya da ilkel
insanlara özgü olan bu doğal temel davranış,
coşkusal veba varolduğu sürece, insanın akılcı
bir yaşam düzeni sağlama savaşımında en
büyük tehlike olarak boygösterecektir.
Çünkü vebalı birey de kendi türünden olan
canlıların, kendi düşünme ve davranış
biçiminin özelliklerini taşıdığını varsayacaktır.
Doğal ve bozulmamış birey, bütün insanların
doğal olduğuna inanır ve ona göre davranır.
Vebalı bireyse, bütün insanların yalan
söylediğine, çalıp çırptığına, başkalarını
dolandırdığına ve üstünlüğü ele geçirme çabası
içinde çırpındığına inanır. Açıkça görülüyor ki,
insanın içindeki «yaşayan şey» zayıftır;


tehlikelere karşı dayanıksız durumdadır.
Vebalı bireye elini uzatsa, kolunu kaptıracak,
van-yo-ğu alınacak, sonra da kendisiyle alay
edilecek ya da ihanete uğrayacaktır; güvendiği
herkes onu aldatacaktır.
12
Bu böyle gelmiştir; ancak böyle
gitmemelidir. İnsanın içindeki «yaşamı temsil
eden şey»in korunma ve gelişmesi
savaşımında, katılık gerektiği durumlarda katı
olunmasının zamanı gelmiştir; insan,
hakikatlere korkmadan tutunduğu sürece katı
davranmakla doğallığını yitirecek değildir. Kitle
içinde yaşayan bireyin zırhlarla kaplı
yapısında bulunan karanlık ve tehlikeli
dürtüleri harekete geçirip, onları örgütlü siyasal
cinayetler işlemeye götürerek öldürücü
kötülüklere neden olan ölümcül vebalı bireyler,
verimli, çalışkan, aklıbaşında milyonlarca insan
arasında her zaman için çok küçük bir azınlığı
oluşturmaktadır; bu olgu umut vericidir. Kitlenin
bir parçası haline gelen bireyde bulunan
coşkusal vebanın mikroplarına karşı yalnızca


tek bir panzehir vardır: bireyin, kendi içinde
bulunan «yaşamı temsil eden şey» in canlılığını
duyması. Bu «yaşamı temsil eden şey», güç
elde etmeyi değil, gücün insan yaşamında
oynaması gereken rolü üstlenmesini ister.
İnsan yaşamı, sevgi, çalışma ve bilgiden
oluşan üç temel direk üzerine kurulmuştur.
İçindeki «yaşamı temsil eden şey»i
coşkusal vebaya karşı korumak durumunda
olan insan —coşkusal veba tarafından yanlış
biçimde ve kötüye kullanıldığı gibi iyiye de
kullanılan— konuşma özgürlüğünden
yararlanmasını öğrenmelidir. Görüşleri
açıklamada eşit hak tanındığı sürece akılcı
görüşlerin en sonunda her şeyi yenmesi
gerekir.
Bu, büyük ve önemli bir umuttur.
13
DİNLE, KÜÇÜK ADAM!
Sana «Küçük Adam», «Sıradan İnsan»
diyorlar; yeni bir çağ, «Sıradan İnsan Çağı»
başladı diyorlar. Bunu söyleyen sen değilsin
Küçük Adam. Onlar söylüyor bunu, büyük


ulusların Başbakanları, koltuklanmış işçi
liderleri, kentsoylu ailelerin tövbekar evlâtları,
devlet adamları söylüyor, filozoflar söylüyor
sana bunu. Geleceğini eline veriyor,
geçmişinden hiç sual etmiyorlar.
Korkunç bir geçmişin mirasçısısın sen
Küçük Adam. Mirasın, avucunun içinde alev
alev yanan bir elmastır. Bunu sana söyleyen,
benim; beni dinle.
Her doktor, her ayakkabıcı, teknisyen ya
da eğitimci, işini doğru dürüst yapmak ve
yaşamım kazanmak için, eksikliklerini bilmek
zorundadır. Birkaç onyıldır, şu yeryüzünde
yönetici rolü oynamaya başlamış
bulunuyorsun.
İnsanlığın geleceği, senin düşüncelerine
ve senin yapacağın şeylere bağlıdır. Ama
öğretmenlerin ve efendilerin, aslında nasıl
düşündüğü-14
nü ve gerçekte ne olduğunu söylemiyorlar
sana; seni kendi geleceğine egemen olma
yetisi verebilecek yönde eleştiren ve bu
eleştiriyi dile getirme yürekliliğini gösteren tek


kişi yok. Yalnız bir anlamda «özgürlüğe sahip
»sin sen: kendi yaşamım yönetmeyi
öğrenmeme, kendini bu yönde eğitmeme ve
kendini eleştirmeme özgürlüğüne sahipsin.
Şöyle bir yakınmayı hiç duymadım senin
ağzından: «Gelecekte kendimin ve dünyamın
efendisi olmak yolunda yürütüyorsunuz beni,
peki ama, insamn nasıl kendi kendisinin
efendisi olacağım anlatmıyorsunuz hiç,
düşünce ve davramşlanmdaki yanlışları bana
söylemiyorsunuz.»
Yönetimi elinde tutan kişilerin, «Küçük
Adamı» yönetmelerine izin veriyorsun. Ama
sen, hiç sesini çıkarmıyorsun.
Yönetimi elinde tutan güçlülere, ya da
kötüniyetli güçsüz adamlara seni temsil etme
yetkisini veriyorsun. Her seferinde aldatıldığım
anlıyorsun, ancak bunu anladığında, iş işten
geçmiş oluyor.
Seni çok iyi anlıyorum. Çünkü seni
binlerce kez çıplak gördüm; hem ruhsal, hem


bedensel çıplaklığın içinde, maskesiz,
etiketsiz, elinde bir partinin üyelik kartı bile
olmaksızın bir «tanınmıştık» kılıfına
bürünmemiş halinle gördüm seni. Yeni doğmuş
bir bebek gibi, anadan doğma çıplak, don
gömlekle kalmış bir mareşal kadar çıplak halini
gördüm. Benim karşımda hiç yakınmadın,
ağlamadın, özlemlerini hiç dile getirmedin,
sevgini ve acılarım bir kez olsun açmadın
bana. Seni iyi tanıyorum ve an-
15
lıyorum. Sana nasıl olduğunu anlatacağım
Küçük Adam, çünkü büyük bir geleceğin
olduğuna içtenlikle inanıyorum. Gelecek,
senindir, buna hiç kuşku yoktur. Öyleyse gel,
her şeyden önce kendine bak bir.
Gerçekte olduğu gibi gör kendini.
Führer'lerinin sana utanmadan söylediği şu
sözlere aldırma: Sen "küçük, sıradan bir
insanısın
Sen, «küçük, sıradan bir insan"sın. Bu
sözcüklerin çifte anlamını kavrıyorsun, değil
mi: «küçük» ve


«sıradan».
Kaçma. Kendine bakma yürekliliğini
göster!
«Bana bunları söylemeye ne hakkın var?»
Kuşkulu ve kavrayışlı bakışlarında bu
soruyu okuyorum. Saygısız ağzından bu
sözcüklerin döküldüğünü
duyuyorum, Küçük Adam. Kendine
bakmaktan korkuyorsun, eleştiriden 16
korkuyorsun Küçük Adam; sana
vereceklerini vaat ettikleri yetkiden korktuğun
gibi korkuyorsun. Bu yetkiyi nasıl kullanacağını
bilemezsin. Başka bir biçimde yaşayabileceğini
düşünmeye cesaret edemiyorsun: Koyun gibi
güdülmek yerine özgür yaşamak, taktikler
uygulamak yerine açık davranmak, bir hırsız
gibi gecenin karanlığında sevmek yerine açık
açık sevebilmek düşüncelerine yer
vermiyorsun kafanda. Kendini küçümsüyorsun,
Küçük Adam. «Ben kim oluyorum da kendi
görüşüm olacakmış, kendi yaşamımı kendim
saptayacak ve dünyanın benim olduğunu
açıklayacakmışım,» diyorsun. Haklısın; sen


kim oluyorsun da kendi yaşamın üzerinde hak
sahibi olmak isteyeceksin? Kim olduğunu şimdi
söyleyeceğim sana:
Gerçekten büyük olan insandan seni
ayıran tek bir nokta var Büyük adam da bir
zamanlar çok küçük bir adamdı; ama bir tek
önemli yetenek geliştirdi: Düşünce ve
davranışlarında küçük olduğu noktaları
görmeyi öğrendi. Kendisi için çok değerli
olan bazı şeyleri yitirmeyi göze alarak kendi
küçüklüğünün ve önemsizliğinin taşıdığı
tehlikeyi giderek daha iyi sezmeyi öğrendi.
Demek ki, büyük adam, ne zaman ve hangi
alanda küçük adam olduğunu bilir. Küçük
Adam, küçük olduğunu bilmez ve bunu
bilmekten korkar.
Kendi küçüklüğünü ve yetersizliğini,
başkalarının gücü ve büyüklüğünün kendisinde
uyandırdığı güç ve büyüklük görüntüleriyle
örter, Büyük generalleriyle övünmektedir, ama
kendisiyle övünmez. Kendisinde 17
varolan düşünceye değil, kendi aklına
gelmeyen düşünceye hayrandır. En az anladığı


şeylere en çok inanır ve kolayca anladığı
fikirlerin doğru olduğunu kabul etmez.
Sana kendi içimdeki Küçük Adamı
anlatmakla işe başlayacağım: Tam tamına
yirmi beş yıl boyunca, senin bu dünyada mutlu
olmayı hakettiğini savundum; kendine ait olan
şeye sahip
çıkma yetisinden yoksun olmakla
suçladım seni; sonra Paris ve Viyana
barikatlarındaki kanlı çarpışmalarda,
Amerika'daki köleliğin kaldırılması savaşında
ya da Rus Devrimi'nde elde ettiklerine sahip
çıkmamakla suçladım.
Paris'teki savaşının sonu Petain ve
Laval'e, Viyana Savaşı'nın sonu Hitler'e,
Rusya'daki savaşının sonuysa Sta-lin'e vardı;
Amerika'daki savaşının sonu da Ku-Klux-Klan
yönetimine varabilirdi. Özgürlüğü, kendin ve
başkaları adına korumak, ona bekçilik
etmektense kazanmak gerektiğini ve de bunu
sağlamanın yolunu pekâlâ bilirdin sen. Ben, bu


gerçeği epeydir biliyordum. Ancak, her
seferinde çalışıp didinip bir bataklıktan çıkmayı
başardıktan sonra hemen bir başka bataklığa
saplanmanın nedenini anlayamıyordum. Sonra
yavaş yavaş ve el yordamıyla, seni köle yapan
şeyin ne olduğunu buldum: SEN KENDİ
KENDİNİ KÖLELİĞE MAHKUM
EDİYORSUN. Köleliğinin tek sorumlusu, yalnız
ve yalnız sensin başka hiç kimse, ama hiç
kimse değil. Tek sorumlu sensin.
Bunu biliniyordun, değil mi? Kurtarıcıların,
seni baskı altında tutanların, Wilhelm, Nikolaus,
18
Yırmisekizinci Papa Gregory, Morgan,
Krupp ya da Ford olduğunu söylüyorlar.
«Kurtarıcıların »ın adına da, Mussolini,
Napolyön, Hitler, Stalin deniyor.
Bak ben ne diyorum: Senden başka hiç
kimse senin kurtarıcın olamaz!
Bu tümceyi söylemeye çekindim biraz. Ka-
tıksızlığın ve hakikatin savaşçısı olduğumu
savunuyorum. Oysa şimdi, sana, seninle ilgili
hakikati söylemeye gelince çekmiyorum,


çünkü
Sen kendi kendini köleliğe mahkûm
ediyorsun
senden ve senin hakikate karşı olan
tutumundan korkuyorum. Seninle ilgili hakikati
söylemek yaşamı tehlikeye sokmak demektir.
Hakikat, aynı zamanda yaşam-kurtancıdır, ne
var 19
ki, hakikatler yağmalanmakta, çetelerin
ganimeti haline gelmektedir. Bu böyle
olmasaydı, sen, sen olmayacak, bu durumda
ve bu yerde bulunmayacaktın.
Aklım bana şunu söylüyor.- «Her ne
pahasına olursa olsun hakikati söyle.» İçimdeki
Küçük Adamsa şöyle diyor:
«Küçük Adama gerçek yüzünü göstermek,
ona açılmak ve acımasına başvurmak
aptallıktır. Küçük Adam kendisiyle ilgili hakikati
duymak istemiyor ki! Kendisinin olan büyük
sorumluluğu üstlenmek istemiyor ki! O, bir
Küçük Adam olarak kalmak,
Senden başka hiç kimse senin kurtarıcın
olamaz!


ya da küçük, bir büyük adam olmak istiyor.
Zengin olmak, ya da bir parti lideri, bir bölük
kumandanı ya da kötülükleri ortadan kaldırma
20
derneğinin sekreteri olmak istiyor Küçük
Adam. İşinin sorumluluklarını yerine getirmek,
yiyecek sağlamak, konut yapımı, trafik, eğitim,
araştırma, yönetim ya da herhangi bir başka
alanda üstüne düşen sorumluluğu üstlenmek
istemiyor.»
İçimdeki Küçük Adam diyor ki:
«Sen, Almanya, Avusturya, İskandinav
Ülkeleri, İngiltere, Amerika, Filistin ve diğer
yerlerde tanınmış bir büyük adam oldun.
Komünistler sana savaş açtı. 'Kültürel
değerlerin kurtancılan' senden nefret ediyor.
Öğrencilerin se- .
ni çok seviyor. Eski hastalann sana
hayranlık duyuyor. Ama coşkusal vebaya
tutulanlar peşindeler. Yaşamın sefaleti, Küçük
Adam'ın perişanlığı üzerine 150 makale ve on
iki kitap yazdın. Bulgulann ve kuramlann
üniversitelerde okutuluyor. Öteki büyük ve


yalnız adamlar, senin çok büyük bir adam
olduğunu söylüyor. Bilim tarihinin entellektüel
devlerinden biri sayılıyorsun. Yüzyıllardır
yapılan bulgulann en büyüğünü yaptın, çünkü
Acunsal Yaşam Enerjisini ve yaşamın
işleyiş yasalann! keşfettin. Kanseri anlaşılır
hale getirdin. O ülke senin, bu ülke benim
dolaştın, çünkü hakikati söyledin. Şimdi şöyle
bir arkana yaslan. Çabalannın meyvalannı
topla, yaptığın ünün zevkini çıkar. Birkaç yıla
kalmaz, adın dünyanın her yanında
duyulacaktır. Yaptıklann yeter de artar bile.
Şimdi işi gücü bırak, kendini incelemelerine
ver, doğanın işleyiş yasalan üzerinde çalış!»
İşte, Küçük Adam, benim içimde bulunan
21
ve senden korkan Küçük Adam bunları
söylüyor bana.
Çok uzun bir süredir seninle yakın bir ilişki
içindeyim, çünkü senin yaşamını kendi
deneylerimden biliyorum ve çünkü, sana
yardım etmek istiyorum. Seninle olan ilişkimi
sürdürdüm, çünkü sana gerçekten yardım


edebildiğimi ve genellikle gözlerin yaşararak
benden yardım istediğini gördüm. Ve yavaş
yavaş, benim yardımımı almaya hazır, ama
verdiklerimi savunma yetisinden yoksun
olduğunu gördüm. Ben, senin yerine savundum
onları, senin adına savaşüm.
Derken senin Führer'lerin çıkagel-di ve
çalışmalarımı yerle-bir etti. Bu durum
karşısında hiç sesini çıkarmadın, onları izledin.
Bu kez, senin Führer'in ya da kurbanın olarak
ortadan yitmeden sana nasıl yardım
edebileceğimi öğrenmek için sürdürdüm
seninle olan ilişkimi. İçimdeki Küçük Adam,
seni kazanmak, seni «kurtarmak» istedi;
kendisine saygı göstermeni — ne olduğu
konusunda şu ka-darcık fikrin olmaması
nedeniyle önünde eğildiğin
«yüksek matematik»e gösterdiğin saygıyı
bekledi içimdeki Küçük Adam. Bir şeyi ne denli
az anlarsan, o denli çok saygı gösteriyor, onun
karşısında boyun eğiyorsun. Hitler'i
Nietzsche'-den, Napolyon'u da Pestalozzi'den
daha iyi tanıyorsun. Sana göre bir kral,


Sigmund Freud'-dan daha önemlidir. İçimdeki
Küçük Adam seni herkesin yöntemiyle,
Führer'in araçlarıyla kazanmak isterdi. Seni
«özgürlüğe götürecek şey» içimdeki Küçük
Adam olacaksa, senden korkarım o zaman.
Bendeki kendini ve kendin-
22
deki beni keşfedebilir, sonra da korkup
benim içimdeki kendini öldürebilirdin. Bu
nedenle senin, herhangi birinin ya da herkesin
kölesi olma özgürlüğün uğruna ölme
gönüllülüğünden vazgeçtim.
Herkesin kölesi
Ben söylediğimi anlayamayacağını
biliyorum: «Herhangi bir kimsenin kölesi olma
özgürlüğü» öyle kolay anlaşılır bir şey değil.
Artık tefe bir efendinin kölesi olmaktan
kurtulmak, herhangi bir kimsenin kölesi olmak
için, insan önce tek bir sömürücüyü, diyelim,
Çarlığı ortadan kaldırmak zorundadır. Bu
durumda kişi, gerçekten büyük bir adamın
önderliğinde bir parti kurar. Gerçekten büyük
olan adam, senin özgürlüğünü son derece


ciddiye alır. İşlerini kolaylaştırmak için
çevresinde küçük adamlar, yardımcılar, getir-
götürcüler toplamak zorundadır, çünkü bu
büyük işi tek ba-
23
sına yürütemez. Üstelik, çevresine küçük
büyük adamlar toplamasa, sen onu anlamaz,
bir kenara iter, adam yerine koymazsın. Bir
sürü küçük büyük adamla çevrilmiş olarak,
senin adına güçler ve yetkiler ele geçirir, ya da
bir damla hakikat, ya da yeni, daha iyi bir inanç
bulur sana. Sayfalar dolusu söylevler yazar,
özgürlük yasaları, vb. şeyler yazar; kendisini
ayakta tutacak olan senin yardımın ve
ciddiliğindir.
İçinde bulunduğun toplumsal bataklıktan
çıkarır seni. Birçok küçük büyük adamı bir
arada tutabilmek, senin güvenini yitirmemek
için gerçekten büyük olan bir adam, derin bir
aydın yalnızlığı içinde, senden ve gürültü
patırtıdan uzak ama aynı zamanda senin
yaşamınla yakın bir ilişki içinde, elde edebildiği
büyüklüğünden her gün bir parça vermek,


özveride bulunmak zorundadır. Sana öncülük
edebilmek için, senin onu erişilmez bir Tann'ya
dönüştürmene gözyummak zorundadır. Olduğu
gibi, sade bir insan olarak kalsa, diyelim, elinde
evlenme cüzdanı olmadığı halde bir kadını
sevebilen bir adam olsa, ona güvenmezsin
çünkü; onu olağandışı bir insan olarak görmek
istersin. Böylece, sen, kendi ellerinle, yeni
efendini ortaya çıkarmış olursun. Kendisine
yeni efendi rolü verilmiş olan büyük adam
büyüklüğünü
yitirir, çünkü bu büyüklük, onun sözünü
sa-kınmazlığından, sadeliğinden,
yürekliliğinden ve yaşamla arasındaki gerçek
ilişkiden gelmekteydi. Büyüklüklerini büyük
adamdan sağlamış olan küçük büyük adamlar,
maliye, dışişleri, hükümet, bilim ve sanat
alanlarında büyük gö-
24
revlere atanırken sen olduğun yerde, yani
bataklıkta kalırsın. Bir «mutlu gelecek» ya da
bir «Üçüncü


Reich» uğruna pılı pırtı içinde dolaş mayı
sürdürürsün. Damları samanla örtülü, duvarları
tezekle sıvalı
pis evlerde yaşamayı sürdürürsün. Ama
kültür sarayınla övünmektesin. Dllediğince
çekip çevirdiğin, dilediğin biçime soktuğun
«yanılsama»dan hoşnutsun şimdilik — ancak,
senin bu egemenliğin, bir dahaki savaşa ve
yeni efendilerinin koltuklarını yitirmesine dek
sürecektir.
Eski ulusların küçük adamları, sendeki bu
herhangi bir kimsenin kölesi olma itkisini büyük
çabalarla inceledi ve böylece, insanın, kafasını
birazcık kullanarak nasıl küçük bir büyük adam
olabileceğini saptadı. Bu küçük büyük adamlar,
saraylardan, malikânelerden değil, senin
saflarından gelmektedirler.
Onlar da senin gibi açlık ve acı çektiler.
Efendi değiştirme süreçlerini kısalttı bu
adamlar. Senin özgürlüğünü nasıl
sağlayacağın yolunda yüzyıl kafa yormanın,
senin mutluluğun için özveride bulunmanın,
hattâ yaşamlarını feda etmenin, zahmete


değmeyeceğini, bu bedelin, senin yeni köleliğini
satın almak için çok yüksek olduğunu
öğrendiler. Özgürlük elde etme yolunda
çalışmalar yapan ve gerçekten büyük adamlar
olan düşünürlerin yüz yıl içinde ortaya
koydukları şeyler ve çektikleri acılar, beş
yıldan az bir zaman içinde ortadan
kaldırılabilirdi. Bunun üzerine, senin saflarından
gelen küçük adamlar, bu süreci kısalttılar:
Bunu açık açık ve daha büyük bir acımasızlık
içinde yaptılar.
25
Küçük büyük adam
Üstelik, sana bir yığın söz söyleyerek,
senin ve yaşamının, ailenin ve çocuklarının
birer hiç olduğunu anlatıyorlar; aptal, köleliğe
elverişli ve başkalarının kullanacağı birer insan
olduğunuzu söylüyorlar, insanın size dilediği
işlemi uygulayacağını haykırıyorlar. Size
kişisel özgürlük değil ulusal özgürlük vaat
ediyorlar. Size 26
özgüven değil, devlete saygı, kişisel
büyüklük değil, ulusal büyüklük vaat ediyorlar.


Sana göre, «kişisel özgürlük»
ve «kişisel büyüklük», soyut birer
kavramdan başka bir şey değildir; -ulusal
özgürlük» ve «devletin çıkarları»
söz-cükluriyse, seni zevkten dört köşe
etmekte; bu yüzden hemen bu sözcüklere
sarılıyorsun. Bu Küçük Adamlardan hiçbiri
gerçek özgürlüğün fiyatını ödemez. Onlar seni
sevmiyor, sen kendini horgördüğün için,
horgörüyorlar seni, Küçük Adam. Bir
Rockefeller ya da Torilerin tanıdığından çok
daha iyi tanıyorlar seni. Senin en kötü
yanlarını, en büyük zayıflıklarını, senin bilmen
gerektiği gibi, ama senden çok daha iyi
biliyorlar. Küçük büyük adamlar, seni bir
simgeye feda ettiler, sense onları seni
yönetecek yerlere getirip koydun. Efendileri,
sen kendin getirdin bulundukları yere'; bütün
maskelerini-indirmiş olmalarına karşın — ya da
daha- doğrusu maskelerini indirmeleri
nedeniyle onları besleyen sensin. Yalan mı,
sana kaç kez söylediler: «Hiçbir sorumluluğu
olmayan önemsiz, aşağılık bir varlıksın sen ve


böyle kalacaksın,» demediler mi? Sense onlara
«Kurtarıcılar»
diyorsun, «Yeni Kurtarıcılar» ve
bağırıyorsun: *Heil! Heil!» «Viva! Viva!»
İşte bu yüzden senden korkuyorum,
Küçük Adam, çok korkuyorum. Çünkü
insanlığın geleceği senin elinde. Senden
korkuyorum, çünkü kendinden kaçtığın gibi
dünyada hiçbir şeyden kaçmıyorsun. Evet,
sen, kendinden kaçıyorsun Küçük Adam.
Hastasın sen, çok hastasın Küçük Adam. Bu
senin suçun değil. Ama paçanı bu 27
hastalıktan kurtarmak senin görevin, senin
sorumluluğun. Baskıya gözyummasaydın ve
bir-Yeni Kurtarıcılar
kaç kez de etkin bir biçimde baskıyı
destekle-meşeydin seni ezenleri çoktan silkip
atardın. Senin şu kadarcık özsaygın olsaydı,
günlük yaşamında kendine azıcık saygılı
davransaydın, yaşamın sensiz bir saatçık bile
sürmeyeceğini azıcık sezseydin, dünyadaki
hiçbir güç seni ezecek kadar güçlü olamazdı.
«Kurtarıcın» sana bunu söyledi mi? Hayır.


Sana «Dünya Proleteri» dedi, ama
(«anayurdun onurundan» sorumlu olmak
yerine) kendi yaşamından senin, yalnızca
senin sorumlu olduğunu söylemedi hiç.
Kendi Küçük Adamlarını seni sömürenler
ha-
28
line getirdiğini anlamalısın artık; aç gözünü
ve gerçekten büyük olan adamlarını kurban
ettiğini gör onları çarmıha gerdiğini, canlarını
aldığını, açlıktan öldürdüğünü anla artık; onları
bir an bile düşünmediğini, senin için
çalıştıklarını
aklından geçirmediğini kabul et; yaşamın
boyunca yaptıklarını kime borçlu olduğun
konusunda hiçbir fikrin yok, bunu anla artık.
Diyeceksin ki, «Sana inanmaya
kalkmadan ünce yaşam felsefeni bilmek
isterim.» Yaşam felsefemin ne olduğunu
duysan, tabanlarını yağlayıp Savcıya
koşacaksın, ya da «Amerika' ya Karşı
Etkinliklerle Savaş Komitesi »ne, ne bileyim,
FBI'a, GPU'ya ya da «San Basın»a, Ku-Klux-


Klan'a ya da «Dünya Proleterlerinin Liderleri
»ne koşacaksın; ya da belki yalnızca
koşacaksın. Oysa:
Ben bir Kızıl ya da Kara değilim, Beyaz ya
da San değilim.
Bir Hıristiyan değilim ben, bir Yahudi, ya da
Müslüman değilim. Ne Mormon'um ne de
çokeşlilik savunucusuyum; eşcinsel, anarşist
ya da boksör de değilim ben.
Kanmı elimde bir evlenme cüzdanı olduğu
için ya da cinsel açlıktan kıvrandığım için değil,
onu sevdiğim ve istediğün için kucaklanın.
Çocuklan dövmem, balık avlamam, bir
ceylanı ya da tavşanı vurmam. Ama iyi bir
nişan-cıyımdır, on ikiden vurmayı
severim.
Briç oynamam, kuramlarımı yaymak için
kokteyl partileri de vermem. Öğretilerim
doğruysa kendi kendilerine yayılacaklardır.
Çalışmalanmı herhangi bir sağlık bakanlı-
29
ğı yetkilisine sunmam, bunu yapmam için
bu yetkilinin konuyu benden daha iyi bilmesi


gerekir. Ve bulgularımın içerdiği bilgi ve
karmaşıklıkları kimin daha iyi bildiğini, kimin bu
konularda usta olduğunu da ben saptarım.
Akla uygun olduğu sürece bütün yasalara
uyarım, ama katı ya da anlamsız kural ve
yasalarla savaşırım. (Savcıya koşma hemen
Küçük Adam, çünkü kendini bilen biriyse o da
aynı şeyi yapıyordur.) Çocukların ve gençlerin
sevgiden doğan bedensel mutluluğu
yaşamalarını ve bunu yaptıkları için hiçbir
tehlikeyle karşılaşmamalarını istiyorum ben.
Sözcüğün gerçek ve doğru anlamıyla
dindar olabilmek için, insanın sevgi yaşamını
yoket-mesi, bedensel ve ruhsal bir yoksulluğa
gömülmesi, bedenini sürekli olarak kasılı ve
gergin tutması gerektiğine inanmıyorum.
Senin «Tanrı» dediğin şeyin gerçekten
varolduğunu biliyorum, ama senin düşündüğün
gibi değil: Tanrıyı, evrendeki ilk acunsal enerji
olarak, senin gövdendekî sevgi, yüreğindeki
içtenlik olarak, içindeki ve çevrendeki doğayı
benliğinde duyabilmek olarak görüyorum
ben.


Hangi sudan bahaneyle olursa olsun, tıbbi
ve eğitsel çalışmalarıma burnunu sokmaya
kalkana, bir hasta ya da çocukla arama
girmeye çalışana anında kapıyı gösteririm.
Kamuya açık her mahkemede, utanmadan
yanıt veremeyeceği yalın ve açık sorular
sorarım ona. Yanıt verse de, ölünceye dek
söylediklerinin utancıyla yaşayacaktır. Çünkü
ben, insanın ciğerini oku-
30
yabilen ve çalışan bir kimseyim. Çünkü
ben, bir hiç olmadığını, bu dünyada bir anlam
taşıdığını bilen bir kimseyim.
Çalışma konusundaki görüşlerin değil,
çalışmanın dünyayı yönetmesini İstiyorum ben.
Kendime göre görüşlerim var benim, yalanla
hakikati birbirinden ayırmasını bilirim; hakikati,
günün her saatinde bir alet gibi kullanır,
kullandıktan sonra da aynı bir alet gibi temizler,
korurum.
Senden çok korkuyorum, Küçük Adam.
Eskiden böyle değildi, böylesine korkmazdım
önceleri. Milyonlarca Küçük Adam arasına


karışmış bir Küçük Adamdım ben de çünkü.
Sonra doğabilimci ve bir tıp doktoru oldum,
senin ne kadar ağır bir hasta olduğunu ve
hastalıklı halinle ne kadar tehlikeli olduğunu
görmeyi öğrendim. Bunun, senin kendi öz
coşkusal hastalığın olduğunu, bir dışsal güçten
kaynaklanmadığını biliyorum; herhangi bir
dışsal baskı söz konusu olmaksızın günün her
saatinde ve de saatlerin her dakikasında bu
hastalığın seni ezdiğini biliyorum. Özünde canlı
ve sağlıklı olsaydın, seni ezen şeyleri çoktan
yenerdin. Seni ezenler, geçmişte nasıl
toplumun üst katmanlarından geldiyse şimdi de
senin öz saflarından gelmektedir. Onlar,
senden bile küçüktür, Küçük Adam.
Çünkü senin perişanlığını deneylerle
öğrenmek, sonra da bu bilgiyi seni daha iyi,
daha çok ezmek için kullanmak bir hayli
küçüklük gerektirir.
Gerçekten büyük bir adamı algılayacak
duyu organı yok sende. Büyük adamın nasıl
olduğu, nasıl acı çektiği, ne özlemler duyduğu,
31


öfkeden nasıl kudurduğu ve senin için
yaptığı savaş, sana yabancı. Bu dünyada seni
ezmek ya da sömürmek yetisinden yoksun,
senin özgür olmanı gerçekten isteyen, yani
içinde gerçek ve içtenlikli bir istek duyan
kadınların ve erkeklerin de yaşadığını
anlayamazsın. Bu kadın ve erkeklerden
hoşlanmazsın, çünkü onlar sana yabancıdır.
Onlar yalın ve dolaysız insanlardır; sana göre
taktik neyse, onlara göre hakikat odur. Sana
küçümsemeyle değil, insanların yazgısı
karşısında duydukları acıyla bakarlar; bakar,
ve içini görürler. İçinin görüldüğünü sezer, bir
tehlikenin geldiğini anlarsın. Sen onlara ancak
şöyle sahip çıkarsın. Küçük Adam: Öteki
Küçük Adamlar, bu büyük adamların gerçekten
büyük olduğunu sana söylediği zaman. Büyük
adamdan korkarsın, onun yaşama olan
yakınlığından, yaşama karşı duyduğu
sevgiden korkarsın sen. Büyük adam seni,
düpedüz bir yaşayan hayvan olarak, yaşayan
bir canlı olarak sever. Binlerce yıl acı çektiğin
yetmiyormuş gibi durmadan acı içinde


kıvranmam istemez. Binlerce yıl dırdır ettiğin
yetmiyormuş gibi durmadan dırdır etmeni
istemez. Seni bir yük hayvanı olarak görmek
istemez, çünkü yaşamı sevmektedir büyük
adam, senin acılardan, alçaklık ve rezilliklerden
arınmanı
ister.
Gerçekten büyük olan adamları, seni kü-
cümseyecek hale getiriyorsun, içinde
bulunduğun durumun ve beş para etmezliğinin
verdiği acıyla bir kenara çekiliyorlar, senden
uzaklaşıyor ve en kötüsü, sana acımaya
başlıyorlar.
32
Sen, Küçük Adam bir ruhbilimci, diyelim bir
Lombroso olsaydın, büyük adama, bir çeşit
suçlu damgası
vururdun; ya işlemek istediği sucu
gerçekleştirememiş bir suçiu, ya da «sinirceli»
derdin ona. Çünkü
büyük adam, sana benze-mez; yaşamının
amacı yığın yığın para biriktirmek, ya da
kızlarını toplumsal konumu iyi birileriyle doğru


dürüst evlendirmek, ya da bir siyasal göreve
atanmak, adının başına bir yığın büyük
sözcükler eklemek ya da Nobel Ödülü almak
değildir. Bu nedenle, büyük adam sa-Senin
bombok, gevezeliklerle dolu «partinlerin
na benzemediğinden ona bir «dâhi» ya da
«garip» dersin. Oysa o, bir dâhi olmadığını,
yalnızca bir yaşayan .canlı olduğunu
söyleyecek-
33
tir. Ona «toplumdışı», insandan kaçan biri
gözüyle bakarsın, çünkü büyük adam, senin
bomboş, gevezeliklerle dolu «parti »lerine
gitmektense çalışma odasına kapanıp
düşünceleriyle baş-başa kalmayı, ya da deney
odasına kapanıp çalışmayı yeğlemiştir.
Parasını senin gibi hisse senedine yatırmayıp
bilimsel araştırmalarına harcadığı için deli
dersin ona. Sen, o karanlık ve dipsiz
yozlaşmışlığın içinde, Küçük Adam, yalın,
dolaysız bir insanı, «normalliğin» bir basamak
aşağısında bulunan kendinle, "homo nor-malis
"le kıyaslayarak «anormal» sayıyorsun.


Onu kendi beş para etmez terazine
koyuyorsun, senin normallik ölçülerine
uymadığını görüyorsun. Sana karşı büyük bir
sevgi besleyen, sana yardım etmeye hazır
olan büyük adamı toplumsal yaşamdan
çıkaranın kendin olduğunu göremiyorsun
Küçük Adam. İster bir han odasında, ister
sarayda olsun yaşadığı hayatı çekilmez kılan
sensin.
Onu, onlarca yıl gücendirdikten, acı
çektirdikten sonra bu duruma sokan kim?
Sensin Küçük Adam. İster sorumsuzluğun,
ister dar-görüşlülüğün nedeniyle olsun, ister
yapay düşüncelerin, ister onyıllık bir toplumsal
gelişme boyunca bile yaşayamayan
«sarsılmaz aksiyomların» yüzünden olsun, onu
bu hale koyan sensin. Yalnızca Birinci ve İkinci
Dünya Savaşları arasmda geçen birkaç yıllık
süre içinde doğru olduğuna ant içtiğin şeyleri
düşün. Bunların kaç tanesinin yanlış olduğunu
içtenlikle kabul ettin, kaç
sözünü geri aldın? Hiçbirini, Küçük Adam.
Gerçekten büyük olan bir adam, dik-


34
katle, sakına sakına düşünür, ama önemli
bir fikir elde etti mi de, uzun vadeli düşünür.
Ken di düşüncelerin önemsiz ve geçici olduğu
hal de, düşünceleri doğru ve uzun ömürlü olan
bü yük adamı bir parya yapan sensin, Küçük
Adam. Onu parya yapmakla, içine o korkunç
yalnız lık tohumunu dikmiş
oluyorsun. Büyük işler üreten bir yalnızlık
tohumu değil, senin tara fından yanlış
anlaşılmaktan ve kötü
işlem gör mekten korkma tohumudur bu.
Çünkü sen «halk», «kamuoyu» ve «toplumsal
bilinç»sin. Bun lann sana yüklediği dev
sorumluluğun ne ol duğunu içtenlikle, dürüst
olarak düşündün mü hiç Küçük Adam? Şöyle
bir an olsun durup da, uzun vadeli toplumsal
olgular üzerine, doğa ya da insanlığın yaptığı
büyük işler, diyelim isa'nın yaptıkları
üzerine doğru düşünüp dü şünmediğini —
içtenlikle— sordun mu kendine? Hayır,
düşüncelerinin yanlış olup olmadığını sormadın
kendine hiç. Bunu yapmak yerine, komşunun


düşüncelerin hakkında ne' söyleye ceğini, ya
da dürüstlüğün sana çok .paraya pat layıp
patlamayacağını sordun. İşte Küçük Adam,
sen kendine yalnızca bunu sordun, başka hiç
bir şeyi değil,
yalnızca bunu.
Böylece büyük adamı yalnızlığa ittikten
sonra, ona yaptıklarını unuttun gitti. Kalktın, bir
başka saçmalık yumurtladın, bir başka küçük
bayağılık yaptın, bir başka derin yara açtın.
Sen, unutursun Küçük Adam.
Ama büyük adam, doğası gereği unutmaz.
Sanma ki, kin besler büyük adam,, sanma ki,
öç alır, yalnızca NEDEN BÖYLESİNE
BAYAĞI DAVRANIŞLARDA
35
BULUNDUĞUNU ANLAMAYA çalışır. Bu
söylediklerim senin duygu ve düşüncelerine
yabancıdır, biliyorum. Ama inan ki: Yüz kez,
bin kez, milyon kez acı versen, —yaptığını bir
an sonra unutsan da—kapanamayacak yaralar


bile açsan, büyük adam, yaptığın yanlışlardan
ötürü senin yerine acı çeker; bu yanlışların
büyük olmasından değil, küçük ve değersiz
olmalarından dolayı acı çeker. Seni bu gibi
şeyleri yapmaya iten nedenleri bilmek ister.
Seni düşkırık-36 Komşunun düşüncelerin
hakkında ne söyleyeceğini ya da dürüstlüğün
sana çok paraya patlayıp patlamayacağını
sordun lığına uğrattı diye eşini neden
suçluyorsun; beş para etmez bir komşunu
hoşnut etmedi diye neden çocuğuna işkence
ediyorsun; doğallığını yaşayan bir insana
neden ters bakıyor ve onu sömürüyorsun;
sona verileni alıyor, senden isteneni veriyorsun
da neden sana sevgiyle verilen şeye karşılık
vermiyorsun; neden, düşmek üzere olan birine
bir çelme de sen takıyorsun, ya da düşmüşü
tekmeliyorsun; hakikati söylemenin gerekli
olduğu durumlarda yalan söylüyorsun ve
neden yalana karşı
olacağına hakikate karşı koyuyorsun.
Büyük Adam bunları bilmek ister. Biliyor
musun, sen, her zaman ha-


Değerli, onurlu olduğunu gösteren şeylerle
böbürlenirken bile küçük görüyorsun kendini 37
kikate karşı olandan yanasındır, Küçük
Adam.
Büyük Adam, senin hoşuna gitmek için,
senin o beş para etmez dostluğunu kazanmak
için, kendini senin düzeyine indirmek, senin gibi
konuşmak zorundadır. Küçük Adam; senin
özelliklerine bürünmek zorundadır. Ama senin
özelliklerine sahip olsa, senin dilini kullansa,
dostluğunu kazansa, artık büyük, gerçek ve
sade olmayacaktır. Kanıt mı istersin; senin
dilediğin gibi konuşan dostların asla birer büyük
adam olmadılar.
Senin bir dostunun büyük bir başarı
sağlayacağını sanmaz, buna inanmazsın.
Aslında için-Havadaki mikroplar
38
den kendini küçük görüyorsun; hattâ —ya-
da özellikle— değerli, onurlu olduğunu gösteren
şeylerle böbürlenirken bile küçük görüyorsun


kendini; kendini küçük gördüğün içindir ki senin
dostun olan birine saygı duyamazsın. Seninle
aynı masaya oturan ya da seninle aynı. evde
yaşayan birinin herhangi bir büyük iş
başaracağına inanamazsın. Senin yalan
çevrende, Küçük Adam, düşünmek çok güçtür,
insan ancak sana değgin düşünür, seninle
birlikte değil. Çünkü büyük düşünceleri, geniş
kapsamlı düşünceleri gırtlaklarsın sen.
Dünyasını keşfetmekte olan çocuğuna bir ana
olarak şunu söylersin: «O, çocuklara göre bir
şey değil.» Bir biyoloji profesörü olarak şunu
söylersin.-«Aklı başında bir öğrenciye yakışır

bu, havadaki mikropların varlığına
inanmamak olur mu?» Ve bir öğretmen olarak,
«Çocuklara gözle bakılır ama söylediklerine
kulak verilmez,» dersin. Evli bir kadın olarak
şöyle söylersin.- «Hıh! Bulguy-muş! Bıktım
senin bulgularından! Herkes gibi gidip bir yerde
çalışsan da doğru dürüst para kazansan olmaz
mı!» Kendi görüşünü böylece dile getirmekten
sakınmazsın, kocana inanmazsın, ama


gazetelerde yazanlara, anlasan da anlama-san
da olduğu gibi inanırsın.
Bak, beni dinle, Küçük Adam: İçinde
bulunan iyi ve değerli şeyleri duyamaz oldun
artık. Boğdun bu iyi duyguları, gırtlakladın.
Başkalarında — çocuklarında, karında,
kocanda, babanda -ve ananda —bulunduğunu
sezinlediğin an kalkıp onlardaki iyi şeyleri de
öldürüyorsun. Küçüksün sen ve küçük kalmak
istiyorsun.
39
Ama gazetelerde yazanlara anlasan da
anlamasan da olduğu gibi inanırsın Bunları
nerden biliyorsun diye soruyorsun ha?
Anlatayım:
Seni denedim, seninle deney yaptım, senin
içinde bulunan kendimle deney yaptım, bir ruh
doktoru ve sağaltıma olarak, seni
küçüklüğünden kurtardım, bir eğitimci olarak
çoğu kez seni dürüstlüğe, içinden geldiği gibi
davranmaya, açıklığa ittim. İçinden geldiği gibi
davranmaya karşı kendini nasıl savunduğunu
biliyorum, gerçek varlığının sesini dinlemen


istendiğinde nasıl büyük bir korkuya kapıldığını
biliyorum.
Yalnız ve yalnız küçük değilsin sen,
Küçük Adam. «Büyük anlar» da var
yaşamında, «sevinçten uçtuğun»
anlar, «mutluluktan başının döndüğü» anlar
da var. Ama daha yükseklere uçacak,
mutluluğunu artıracak direnç yok sende.
Uçmaktan korkuyorsun, yükseklerden ve
derinliklerden korkuyorsun sen. Nietzsche
yıllar önce çok daha güzel söyledi bunu sana.
İçindeki insanı aşmak için seni bir
'Übermensch», bir üstün insan yapmaya
çabaladı. Onun »Über-
40
mensch» dediği senin «Hitler» in oldu.
Sense *Untermensch* (aşağı insan) olarak
kaldın.
Artık bir Untermensch olmayı bırakmanı
ve kendin olmanı istiyorum. Okuduğun
gazetelere ya da kötü
yürekli komşudan duyduğun geçersiz


görüşlere değil de kendine inanmanı istiyorum.
Aslında yüreğinin derinliklerinde nelerin
bulunduğunu, kendinin gerçekte nasıl olduğunu
bilmiyorsun, biliyorum. O
derinliklerde, bir ceylan ya da senin Tanrın,
sevdiğin ozan ya da inandığın filozof ya da akıl
hocan neyse, sen de osun. Ne var ki, koca bir
orduda bir er, bovling kulübünün ya da Ku-
Klux-Klan Ör-Uçmaktan korkuyorsun,
yükseklerden ve
derinliklerden korkuyorsun
41
gutunun bir üyesi sanıyorsun kendini.
Böyle sanıyorsun ve bu yüzden böyle
davranıyorsun. Bu da sana başkaları
tarafından söylenmiştir: Ta yirmi beş yıl önce,
Almanya'da Heinrich Mann söyledi sana bunu,
Amerika'da Upton Sinclair söyledi, Dos
Passos ve daha başka kimseler de söyledi.
Ama sen ne Mann'ı
ne de Sinc-lair'i tanıyordun. Haydutlar
şampiyonunu ve Al Capone'u bilirsin sen
yalnızca. Kitaplığa gitmekle kavga izleme


arasında seçme yapmak durumunda kalsan,
hiç kuşkusuz kavgayı seçersin.
Yaşamdan mutluluk istiyorsun, ama
güvenlik çok daha önemli sana göre.
Güvenliğin uğruna belini kırmaya, canını
vermeye hazırsın-dır. Mutluluk yaratmayı,
onun tadını çıkarmayı ve korumayı hiçbir
zaman öğrenmemiş olduğundan, başı dik bir
bireyin yürekliliği nedir, bilemezsin. Sen, Küçük
Adam, nasıl olduğunu öğrenmek mi istiyorsun.
Radyoda müshil ilacı, diş macunu ve ter
kokusu giderici reklamları
dinlersin. Ama onların uyutucu yanlarını
duymazsın hiç nasılsa. Senin kulağına
çalınmak için yapılmış olan bu şeylerin sonsuz
aptallığını ve iğrenç kötülüğünü
dinlememişsindir. Gece kulüplerinde sahnelere
çıkan güldürücülerin anlattığı sana değgin
fıkralara dikkat ettin mi hiç? Sana değgin,
kendisine, ve bütün bu küçük sefil dünyaya
değgin şakalarını iyice dinledin mi? Sen git
müshil ilacı reklamlarını dinle, kim olduğunu,
nasıl bir varlık olduğunu öğrenirsin.


Dinle, Küçük Adam: İnsan varlığının
sefaleti, bu ufak tefek şeylerin her biriyle biraz
daha aydınlanıyor, gün ışığına çıkıyor. Senin
yap-
42
Yafamdan mutluluk istiyorsun ama
güvenlik çok daha önemli sana göre tığın bütün
bu ufak tefek önemsiz şeyler, senin gibilerin
durumunun düzelmesi umudunu biraz daha
uzaklara itiyor. Bu, ağlanacak bir durumdur,
Küçük Adam, üzücü, çok üzücü bir şeydir bu.
Bu üzüntüyü
duymamak için, küçük kötü şakalar
yapıyor ve bunlara «halk güldürüsü»
43
adını veriyorsun. Kendine değgin şakaları
duyuyor ve başkalarıyla birlikte bunlara
kahkahalarla gülüyorsun.
Kendinle alay ettiğinden gülüyor değilsin.
Küçük Adama gülüyorsun sen; ama kendine


güldüğünü, gülünecek halde olduğunu
bilmiyorsun. Milyonlarca Küçük Adam,
insanların kendilerine güldüğünü, gülünecek
halde olduklarını
bilmiyorlar. İnsanlar sana neden böyle açık
açık, yürekten ve böylesine büyük, kurnaz ve
iğrenç bir zevkle gülüyor yüzyıllardır, ha,
Küçük Adam? «İnsanların», filmlerde ne denli
gülünç ve saçma tipler olarak gösterildiği
dikkatini çekti mi hiç? İnsanların sana neden
güldüğünü söyleyeceğim şimdi Küçük Adam,
çünkü seni çok ama çok ciddiye alıyorum ben.-
Dalgacı bir keskin nişancı nasıl hep on
ikinin az dışından vurursa senin düşüncelerin
de her seferinde hakikati kıl payı kaçırıyor.
İnanmadın mı bu söylediğime? Bak,
göstereyim sözlerimin doğru olduğunu.
Düşünme biçimin, hakikatin doğrultusunda
olsaydı, çoktan kendi kendinin efendisi olurdun.
Ama sen, şu biçimde düşünüyorsun:
«Bütün suç Yahudilerde, diyorsun.
— Yahudi nedir? diye soruyorum.
— Damarında Yahudi kanı bulunan kimse,


diye yanıtlıyorsun sorumu.
— Yahudi kanıyla başka kan arasında ne
ayrım var peki?»
Bu soru karşısında afallıyorsun; kafan
karışıyor, sakınımlı bir tavırla şu yanıtı
veriyorsun.
44
Kendine değgin şakaları duyuyor ve
başkalarıyla birlikte bunlara kahkahalarla
gülüyorsun Y
♦ni Yahudi ırkı demek istemiştim.
— Peki, ırk nedir?
— Irk mı? Bunu bilmeyecek ne var, nasıl
ki Alman ırkı varsa, bir de Yahudi ırkı vardır.
— Yahudi ırkının özellikleri nelerdir?
— Canım işte, Yahudi'nin saçları siyahtır,
uzun, kıvrık bir burnu ve keskin gözleri vardır.
Yahudiler çok hırslı ve anamalcıdırlar.
— Sen hiçbir Fransız ya da İtalyan'ı bir
Yahudi'yle bir arada gördün mü? Üçünü bir
birinden ayırabilir misin?
— Yani.. Pekayıramam. .


— Peki öyleyse Yahudi nedir? Kanın görü
nümünde bir ayrılık yok; Fransız ya da İtalyan'
dan değişik bir görünümü yok. . Sen hiç Alman
Yahudilerini gördün mü?
— Elbette. Almanlara benziyorlar.
— Peki ya Alman nedir?
— Alman, Nordik Ari ırkındandır.
45
— Amerikan Yerlileri de Ari ırkından mı?
— Elbette.
— Onlar da Nordik mi?
— Hayır.
— Sarışın mı?
— Hayır.
— Bak gördün mü, Alman nedir, Yahudi
nedir bilmiyorsun.
— Yahudi diye bir şey var ama.
— Elbette Yahudi var, nasıl ki, Hıristiyan
ve Müslüman varsa, Yahudi de var.
— Tamam, Yahudilerin dini demek istemiş
tim.
— Roosevelt Hollandalı* mıydı peki?
— Hayır.


— Roosevelt'e Hollandalı demiyorsun da
Davut'un soyundan gelenlere neden Yahudi di
yorsun?
— Yahudiler başka.
— Başka olan nedir?
— Bilmiyorum.»
İşte sen böyle saçmalıyorsun, Küçük
Adam. Saçmalarından silâhlı kuruluşlar
oluşturuyor ve bir Yahudi'nin ne olduğunu bile
söyleyemeyen sen, on milyon insanı, on milyon
«Yahudi »yi doğruyorsun. İnsan bu yüzden
sana gülüyor, bu yüzden ciddi bir işi olduğunda
sana bulaşmamaya çabalıyor ve bu yüzden
sen, batağa saplanıyorsun.
«Yahudi» sözcüğünü söylerken kendini
üstün insan sanıyorsun, bu sözcüğü söylemek
* A.B.D. Başkanlarından Roosevelt'in
ataları Hollandalıdır. — Ş.Y.
46
sana üstünlük duygusu veriyor. Buna
gereksinmen var, çünkü gerçekten de
duyguların acınacak durumda.
Duyguların perişan, çünkü Yahudi'yle


birlikte katlettiğin şeyin ta kendisisin. Bu sana
değgin hakikatin yalnızca küçücük bir parçası,
Küçük Adam.
Bu «Yahudi» sözcüğünü, görkemli ve
aşağılayıcı bir tavırla söylediğinde kendi
küçüklüğünü biraz daha az duyuyorsun. Bu
olguyu yakınlarda ortaya çıkardım. Sende
yeterinden az ya da çok saygı uyandıran bir
kimseye
«Yahudi» diyorsun. Kimin «Yahudi» olduğu
senden so-rulurmuş gibi, güvenli bir tavırla «bu
Yahudi-dir,» diyorsun.
Ama ister bir Küçük Ari ol ister bir küçük
Yahudi, sana bu hakkı tanımıyorum ben.
Benim kim olduğumu saptama hakkına bu
dünyada yalnız ve yalnız ben sahibim, başka
hiç kimse değil. Ben, hem biyolojik, hem de
kültürel açıdan bir melezim ve tüm sınıfların,
ırkların ve ulusların zihinsel ve fiziksel ürünü
olmaktan gurur duyuyorum; senin gibi
«safkan» olmadığım, ya da senin gibi
«katıksız bir sınıf» in üyesi olmadığım için
gurur duyuyorum; senin gibi bütün ulusların,


ırkların, ve sınıfların küçük buyurganı, tutkulu
bir yurtseveri, milliyetçisi olmadığım için gurur
duyuyorum. Filistin'de, sünnetli olmadığı
gerekçesiyle bir Yahudi teknisyeni sınırdan
çevirdiğinizi duydum. Hiçbir buyurganla ortak
yanım olmadığı gibi, Yahudi buyurganlarla da
hiçbir duygu ve düşünce birliğim yok. Ama, ey
Küçük Yahudi, neden atalarına dönüyorsun da
protoplazmaya dönmüyorsun? Bana göre
yaşam, plazmanın ka-
47
sılmalanyla başlar, bir hahamın odasında
değil.
Seni denizanası durumundan karada
yaşayan iki ayaklı bir yaratık durumuna
sokmak, seni geliştirmek milyonlarca yıl aldı.
Biyolojik yapın, iki ayaklı hale geldiğin andan
sonra tam altı bin yılda eksikliklerini ancak
giderdi. İçindeki doğayı yeniden keşfetmen,
içindeki deniz-anasını bir kez daha bulman için


yüz, beş yüz belki de beş bin yıl gerekecek.
Sendeki deniz-bir dâhi» dedin. Hani
anımsarsın, İskandinavya' da, yeni bir önder
aradığın günlerde oldu bu. Ama benim yapacak
daha önemli işlerim vardı ve yeni dâhilik rolünü
geri çevirdim. Benim yeni bir Danvin, ya da
Marx, Pasteur ya da Freud olduğumu da
söyledin. Yıllar önce şunu da söyledim
sana.-İsa! İsa! diye bağırmayı bırakırsan sen
de benim gibi konuşabilir ve yazabilirsin!
Çünkü bu utkulu haykırış aklını
köreltmekte
Seni denizanası durumundan karada
yaşayan iki
ayaklı bir yaratık durumuna sokmak, seni
geliştirmek milyonlarca yıl aldı
anasını keşfettim ben ve açık bir dille bunu
sana anlattım. Bunu ilk duyduğunda bana «yeni

Yüklə 0,54 Mb.

Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azkurs.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə