Kamu idaresiNİn güveniLİRLİĞİne ve iŞleyiŞİne karşi suçlar z I mmetsu çu zimmet



Yüklə 258 Kb.
səhifə1/5
tarix23.06.2017
ölçüsü258 Kb.
  1   2   3   4   5
KAMU İDARESİNİN GÜVENİLİRLİĞİNE

VE

İŞLEYİŞİNE KARŞI SUÇLAR

Z İ M M E T S U ÇU
Zimmet

MADDE 247.- (1) Görevi nedeniyle zilyedliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçiren kamu görevlisi, beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.



(2) Suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(3) Zimmet suçunun, malın geçici bir süre kullanıldıktan sonra iade edilmek üzere işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilebilir.
Açıklama: Genel Olarak: Yasada zimmet suçu, kamu idaresinin güvenilirliğine ve işleyişine karşı suçlar isimli Birinci bölümünde düzenlendi. Zimmet Suçunda güvenilirlik ve işleyişin esas alındığı belirtilerek hukuki konu da ifade edilmek istendi.

Madde 247 de 1 inci fıkrada basit zimmet, 2 inci fıkrada nitelikli zimmet ve 3 üncü fıkrada kullanma zimmeti düzenlenmiştir.



Hukuki Konu: Kamu İdaresinin dürüst ve kurallara uygun olarak yürütüldüğüne dair güven duygusunun korunması gerekir. İdarenin bu şekilde ve bu ölçülerle işlediğine dair güvenle birlikte bunun hiçbir maddi veya manevi çıkar ya da etki altında kalmayacağına dair düşüncelerin de gözetilmesi amaçlanıyor. Görev gereği zilyetlik veya koruma, gözetim altındaki eşyanın normal fonksiyonunda kullanılması, kullanılacak olması söz konusudur.

Malın, zimmete geçirilmesi ile kendiliğinden ve daima bu iki unsur zarar görecektir.



Konu Değerler: Maddede mal denmekte, gerekçede taşınır ve taşınmaz malların konu olacağı belirtilmektedir. Konu değerleri şu şekilde sayabiliriz.

Para,

Para yerine geçen evrak ve senetler,

Diğer mallar,

Diğer çıkarlar.

Maddede mal kavramı kullanılmıştır. Ancak, bu kavrama para, para yerine geçen evrak veya senetlerin de dâhil olacağı açıktır. 765 sayılı yasanın hükümlerinde açıkça belirtilen ve uygulamada kabul görüp benimsenen ekonomik çıkar sağlayan değerler de kapsama dâhildir.

Bu değerlerin yararlanmak amacı dışında, bozulmaları için alınmaları durumunda ızrar suçları (348–516) oluşabilir.

Mal sözcüğünün, medeni hukuktaki anlam ve kapsamının eşya ile de ilgili olduğu düşünülürse zimmet suçuna konu değerlerin taşınır veya taşınmaz mülkiyetine konu olacak tüm eşyaları kapsadığı gibi enerjiler de kapsamda sayılmalıdır. Maddi olan ve olmayan haklar da sayılabilir. Taşınmazın tescili, kirasının alınması, mahsullerine el konması ile de suç işlenmiş olur.

Mal sayılamayan ceset parçaları ve insanın çalıştırılmasının (hizmet) eşya (mal) sayılmadıklarından konu olamayacakları savunulmuştur. Ancak, insanların çalıştırılmasıyla bir çıkar elde ediliyor veya bir borçtan kurtulunuyorsa bu değerler kapsama dâhil sayılmalıdır.

5237 sayılı Yasanın 247. maddesinde sadece “mal” denmiş olması önceki uygulamadan dönülmesini gerektirmez. Madde gerekçesinde suçun konusunun taşınır veya taşınmaz mallar olabileceği belirtilerek, kapsamının medeni hukuktaki anlamlarına göre belirtilmesi olanağı getirilmektedir.



Suç Konusu Değerlerin Aidiyeti: Her iki Ceza Yasamızda da değerlerin devlete, bir kurum ya da kişiye ait alması arasında fark gözetilmemiştir.

Yargıtay uygulamasındaki, ekonomik ve ticari değeri kalmayan ve işe yaramayan eşyanın alınmasıyla zarar doğmayacağından suç oluşmaz görüşü eleştirilmiştir. Gerçekten de bu durumda suç yoluna girmiş olup icra hareketleri gerçekleştiren failin görev veya yetkisini kötüye kullandığı açıktır. Oluşan yarar ya da çıkar veya zararın suçun oluşması için yeterli miktar veya düzeye ulaşmaması durumunda 257nci maddedeki görevi kötüye kullanma suçu bakımından değerlendirme yapılmalıdır. O suçta da zarar unsuruna yer verilmiş olmakla birlikte hukuki konusu ve çok az da olsa bir maddi zarar dahi meydana gelmiş olmakla ve o suçta zararın bu derece gözetilmemesi koşul bulunmamakla bir sonuca varılabilir diye düşünüyoruz.


Suçun Faili:

1) Kamu görevlisidir. Bu kavram, madde 6/c de “Kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi”,

Şeklinde tanımlanmıştır. 6. madde gerekçesinde ise:

“765 sayılı Türk Ceza Kanunundaki (memur) tanımının doğurduğu sakıncaları aynen devam ettirecek nitelikte olan tanım, tasarı metninden çıkarılarak; memur kavramını da kapsayan (Kamu görevlisi) tanımına yer verilmiştir. Yapılan yeni tanıma göre, kişinin kamu görevlisi sayılması için aranacak yegâne ölçüt, gördüğü işin bir kamusal faaliyet olmasıdır.”

Gerekçenin devam eden paragrafında açıklamalara devam edilmiş ve önceki dönemde yasalarla, uygulama ve öğretinin üzerinde anlaştığı görevliler örnek gösterilmiştir. Ancak yüne de odacı, asansörcü…gibi görevlilerin kapsamda olup olmadıkları tartışmalı bırakılmıştır.

Kamu görevlisi kavramı en başta Anayasa’da 128 ve 129. maddelerde yer almaktadır.

Fail suç işlediği sırada kamu görevlisi ise yeterlidir. Sonradan sıfatı kaybetmesi sonucu etkilemez.

Kamu görevlisinin Anayasa 128 ve 129 uncu maddelere göre belirlenmesi yine de uygulamacıları çok uğraştıracaktır: Belirli olabilen tek ölçü, kamu otoritesine ait bir yetki kullanır durumda olmasıdır. Ama memur kavramından daha geniş olduğu açıktır.

765 sayılı yasa döneminde benimsenen ceza uygulamasında memur, idare hukukunda memur ayrımı terk edildi denebilir. Konu zimmet suçu bakımından artık kendisine para veya mal, eşya verilebilen görevlilerin fail olması gerekecektir.

Yalnız yasaların açıkça ve kesin olarak bu tür değerlerden uzak tuttuğu görevliler hariç olacak mıdır? Fiili durum zimmet konusu malı, görevlinin kabule yetkili olup olmaması sonucu değiştirmeyecekse ya da yasaların emredici-engel hükümlerine rağmen görevlendirmelerde suç oluşacaksa bir tutarsızlık söz konusu olacak ve uygulamanın buna bir çözüm getirmesi ve bu durumda suçun oluşamayacağına karar vermesi yolu seçilebilecektir. Ama yine de yasal hükümlerin çelişmemesi bakımından kesin engel bulunması halinde bu suçun oluşmayacağının kabul edilmesi uygun olur.
2) Memur Sayılanlar –Memur Gibi Ceza Görenler

Uygulamadan vereceğimiz örneklerle ve aşağıdakilerin benzeri birçok yasada yer alan hükümlere dayanılarak memur suçlarından diğer bir kısım görevlileri de cezalandırmak olanaklıdır.



a) 3771 sayılı KİT.

b) Milli Piyango Kanunu (spor- toto/ sayısal loto)

c) 2860 sayılı Kanun,

d) Dernekler Kanunu,

e) Kooperatifler Kanunu,

f) Asker (As. Ceza)

g) Bakanlar Kurulu üyeleri
Yabancı ülke memurları fail olamaz.

3) Devlet Malı Sayılma: Bazı özel yasalarda kurumun mallarının devlet malı sayılacağı ve bu mallara karşı suç işleyenlerin devlet memuru gibi cezalandırılacağı yazılıdır.

Memurlar gibi cezalandırılma ile ilgili yasada açık bir hüküm varsa olanaklıdır.

Devredilmiş: (Zilyetlik) .Görevleri nedeniyle. kamu görevlilerinin suç konusu mala zilyed olmaları aranır.

Koruma ve Gözetimle Yükümlü: Kurumların bazı üst yöneticilerinin o kurumun mal ve değerlerini koruma ve gözetimle yükümlü oldukları kabul edilir. Bunlar yasal düzenlemelerle uygulamanın belirlenmelerine göre saptanır. Sözü edilen görevlilere mal ve değerlerin devredilmesi ve devri gerekmez. Zilyed olmaları aranmaz. Bu nitelikleri taşıyanların kurum mallarını zimmete geçirmeleri halinde suç oluşur.

Eşyanın Aidiyeti: Eşya devlete bir kuruma (resmi—özel) bir özel ya da tüzel kişiye ait olabilir. Önemli olan görev nedeniyle görevliye zilyedliğinin devredilip edilmediğidir.

Maddi Unsur:

A- Basit Zimmet Suçu: Suç konusu olan malın üzerinde malik tarafından yapılacak tasarruflarla mal edinme, amacı dışında kullanma, başkasına kullandırma, tüketme, satma, verme şeklinde olabilir.

Gerekçede suçun hem icrai hem de ihmali davranışla gerekleşebileceği belirtiliyor.



1-İcrai Davranış: Verilen örneklerde olduğu gibi aktif hareketlerle suç konusunun elde edilmesini ifade etmektedir. . Malın alınması, tasarrufu ve devri böylece fail tarafından aktif davranışlarla ortaya çıkmaktadır.
2-İhmali Davranış: Şu örnek düşünülebilir: Noter gibi bazı görevlilerin, işlem gereği tahsil ettiği başka kuruma ait para ve eşyayı o kuruma belirlenmiş olan sürelerde devretmemesi. Burada başlangıçta malın zilyedliği suç kasdıyla devredilmemiş veya devralınmamış iken sonradan ondan bir süre yararlanma şeklinde bir tür zimmet (kullanma zimmeti) suçu işlenmektedir.

3-765 sayılı yasadaki 202 inci yazılışında “zimmetine geçirmek” yerine, başkasının zimmetine geçiren ifadesi de eklenmek suretiyle, bu eksiklikten kaynaklanan eleştiriler ve tartışmalar önlendi.

Malın görevli tarafından alınıp kullanılmasıyla suç tamamlanmış olur. Ancak kullanma ve yararlanma gerekli değildir.

Uygulamada rastlanan durumlardan biri de şudur:

Mal, para, değer, süresinde yatırılmadı:

Bir başka yerde kullanılsa, fazlasıyla iade olsa alınan değerinden fazla bir değer iade edilse de suç vardır.



Kullanılmasa, yatırılmasa: Zilyedliği bulunan ya da tevdi teslim edilmiş bulunan mal, olduğu gibi bir yerde bırakılmış, unutulmuş ve yerine ulaştırılmamış olmakla birlikte failin veya üçüncü kişinin herhangi bir tasarrufuna konu edilmemiş, hareketsiz, işlemsiz bırakılmış ise zimmet suçu söz konusu olmaz. Bu durumlarda görevin ihmali (madde 257/2) ya da disiplin sorumlulukları gündeme gelebilir.

Teminat: Görevliden önceden teminat alınması o teminat miktarı kadar parayı zimmete geçirebileceği şeklinde anlaşılamaz. 100 milyar teminat verilmiş, sonradan 40 milyarlık zimmet suçu işlenmiş ise suç vardır. Zira suçun hukuki konusuna göre değerlendirme yaptığımızda kar-zarar durumu değil kamuya ait paranın kamu için ve usulüne göre harcanıp harcanmaması durumu vardır.
Nitelikli Zimmet Suçu

Burada, ister mal zimmete geçirilmeden önce ister daha sonra olsun, suçun tespitini engelleyen davranışlar vardır. Bunlar kurumun kayıtlarında, belgelerinde ve diğer ilgili belgelerde tahrifat yapmak şeklinde olabilir genellikle. Gerekçede şu açıklamalar verilmektedir:

“Zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi halinde verilecek cezanın artırılması öngörülmüştür.

Zimmet suçunda, suç konusu mal kamu görevlisinin zilyetliğinde veya koruma ve gözetim sorumluluğunda olduğu için, bunun zimmete geçirilmesi için herhangi bir kişinin aldatılmış olması gerekmez. Burada bile, sadece zimmet olgusunun sonradan anlaşılmasının önüne gecikmek amacıyla gerçekleştirilmektedir. Bu bakımdan zimmet suçundaki hile suçun delillerini gizlemeye yönelik bir davranıştır.”

Uygulamada, yapılan hileli davranışların aldatıcı veya kandırıcı olup olmaması hususu özenle belirlenmelidir. Bu nitelik yoksa, hileli davranışlar suçu gizlemeye elverişli değilse suçun bu nitelikli hali değil basit hali oluşur kabul ediliyordu. Maddenin 2 nci fıkrasındaki “yönelik davranışlar” ibaresi farklı anlaşılmaya yol açar niteliktedir.

Zimmet suçunda, suç konusu esasen failin zilyetliğinde ve gözetimindedir. Yapılan hile ile (ki bunlar ayrıca sahtecilik-suç uydurma da olabilir.) zimmetin açığa çıkması, tesbiti engellenmek istenmektedir.

Hileli davranışların ve nitelikli zimmetin ayrı ayrı cezalandırılması eleştirme konusu olmuştur.

Yargıtay 765 sayılı yasa döneminde, hileli davranışın aldatma yeteneği olup olmadığını ararken bir durumun hem suç unsuru (sahtecilik-görevi kötüye kullanma) hem de ağırlaştırıcı neden olarak kabulünü uygun görmeyerek buna göre kararlar veriyordu.

Yeni TCK. 247/2.fıkrada “açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi” hükmünden hilenin açığa çıkmayı önleyici nitelik taşımasının aranmadığı anlaşılmaktadır. Önceki uygulamada olduğu gibi, örneğin belgenin iğfal yeteneği aranmayacaktır. Hilelerin bu amaçla yapılması yeter olup, aldatıcı ve ortaya çıkmayı önleyici nitelikte olması aranmayacaktır. Aldatıcılık durumuna göre 61 nci madde ile temel ceza belirlenmelidir.

765 sayılı yasa döneminde nitelikli zimmet suçunda, ayrıca sahtecilikten ceza verilmemesi kabul ediliyordu. 5237 sayılı yasanın 247/2. maddesindeki hüküm karşısında artık hem nitelikli zimmet hem de sahtecilikten ayrıca hüküm kurulması gerekecektir.

Yargıtay’ın özellikle maaş mutemetleri için geliştirdiği, sahte belge aldatıcı ise sahtecilik, değilse g.k.k. uygulamasından son zamanlarda dönülmüş ve ayrıca sahtekarlık dolandırıcılık veya g.k.k. dolandırıcılık uygulamasına geçilmişti. Ancak, sonuncusu daha doğru olan uygulamada hareket noktalarından birisi mutemedin paraya normal ve yasal yoldan değil, sahte, yasal olmayan yoldan ulaşması nedeniyle yasal tevdi bulunmadığı ve zimmet suçunun oluşmayacağı gerekçesi idi.
Kullanma Zimmeti:

765 sayılı yasada açıkça düzenlenmeyen ancak uygulamada kabul edilen bu suça yasada yer verilmesi isabetlidir. Mevcut uygulamanın değişmeden sürmesi beklenmelidir.

Bu durumda mal ya da ekonomik değer fail tarafından geçici bir süre için alınıp, kullanma ya da yararlanma vb. dan sonra iade edilmektedir.

Mevcut uygulamada şöyle bir ayrıma gidilmektedir.



1-İade, durum anlaşılmadan, fark edilmeden bir inceleme ve araştırma başlamadan olursa kullanma zimmeti;

2-Yukarıdaki durumlardan sonra olunca temellük zimmeti kabul ediliyordu.

Uygulamadaki fark, para cezasından ibaret kalıyordu. 5237 sayılı yasada ise fark, yarıya kadar indirmeden ibarettir ve sonuç daha önemlidir. 5237 sayılı yasa bu bakımdan lehe kanundur.

Uygulamanın belirlemesi tartışmaya açıktır. Manevi unsuru gözetmeyen ve failin iade eyleminden önce ve kontrolü dışındaki hareketlerle niteliğin değişmesi tartışmaya açıktır. Halbuki bir suçta fail suçun maddi manevi unsurlarına göre sorumlu tutulmalıdır. Kasdı, iade etmek olan failin, geçici süre için aldığı malın, ertesi günü yapılan inceleme ile yokluğunun ve durumunun belirlenmesi manevi unsuru ortadan kaldıran bir durum olamaz.

Madde 249 da malın değerinin azlığının cezayı hafifleten bir neden olduğu yazılıdır. Kullanma zimmetinde suçun konusu (kullanma ile elde olunan yarar) olduğuna göre bu tür zimmeti 249. madde açısından böyle yorumlamak gerekir.

Kullanım ister sürekli ister geçici olsun kişi veya 3. kişi adına bir çıkar veya yarar elde edilmesi amaçlanmalıdır. Mal, eşya ya da para başka bir kamu kurum veya tüzel kişiliği için kullanılmış ise görevi kötüye kullanma (madde 257/1)suçu oluşabilir. Zira bu durumda malın, ait olduğu kurum için kullanılmamasından veya zamanından sonra kullanılmasından doğan zararlar vardır.

Bazı görevlilere, görev gereği tanınan silah ya da benzeri eşyanın onlar tarafından şahsen temin edildikleri gözetilirse mülkiyetin aidiyeti bakımından bu eşyanın satılması v.s..zimmet suçunu değil g.k.k. oluşturulabilir.

765 sayılı döneminde zincirleme şekilde kullanma zimmeti suçu işleyen kişinin ihbar, şikayet ya da soruşturma üzerine derhal ödeme yapması halinde eylemin temellük zimmeti niteliğine dönüştüğüne dair uygulama yeniden gözden geçirilmelidir. Zira burada failin suç kasdının nasıl değiştiği açıkça belirlenmiş olmamaktadır.
Manevi Unsur: Genel kasttır. uygulamada kullanılan (mal edinme) (temellük) (haksız çıkar sağlama) ibareleri özel kast’ı ifadeden çok oluşu ve manevi unsuru açıklamak amacıyla yayılır.
SUÇU ETKİLEYEN HALLER
A-Ağırlaştırıcı Nedenler: 247 nci maddenin 2. fıkrasındaki nitelikli zimmet suçunu, bu tür bir neden saymazsak başka bir ağırlatıcı nedene bu bölümde yer verilmediğini görmekteyiz.

B—Hafifletici Nedenler: Fiile ilişkin olarak değer azlığı ve etkili pişmanlık olarak ta.malın iadesi düzenlenmiştir.

1—Etkin Pişmanlık: 248. maddede düzenlenmiştir.

Etkin pişmanlık

MADDE 248.- (1) Soruşturma başlamadan önce, zimmete geçirilen malın aynen iade edilmesi veya uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesi hâlinde, verilecek cezanın üçte ikisi indirilir.



(2) Kovuşturma başlamadan önce, gönüllü olarak, zimmete geçirilen malın aynen iade edilmesi veya uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesi hâlinde, verilecek cezanın yarısı indirilir. Etkin pişmanlığın hükümden önce gerçekleşmesi hâlinde, verilecek cezanın üçte biri indirilir.
aa—Malın aynen iade edilmesi: Mal, alındığı andaki değeri, nitelikleri ve şekli ile iade edilmelidir. Mevcut olmakla birlikte şekil, fonksiyon ve değer azlığı meydana gelmiş ise eksiklik parayla karşılanmalıdır. Aynen mevcut mal yerine, bedelinin ödenmesi iade yerine geçmez.

Bizzat fail tarafından olabileceği gibi başkası tarafından da iade mümkündür. İade, icra ve benzeri zorlamakla sağlanırsa veya takas mahsup yapılırsa olmaz.



bb—Zararın tamamen tazmini: Suç ortaklığı halinde, ortaklardan birini tamamen iadesi varsa, sebep şahsi sayıldığından da ödeyen yararlanır. Mal kısmen veya tamamen mevcut değildir

Ortakların parçalı ödemelerinin zararı tamamen karşılanması halinde, 3. kişinin katkısı sayılarak yararlanmaktadır.

Belirlenen miktarın tamamen mal veya para ile karşılanması demektir. Yukarıda değinildiği üzere kısmen mal kısmen para verilebilir.

Ödeme, iade ve tazmin tam olmayıp, indirim sebebi uygulanmalıdır.

Ödeme, geleceğe yönelik veya sözlü vaatlerle olmaz. Mağdurun vazgeçmesi de sayılmaz. Yani telafi fiilen gerçekleşmelidir.

Sebep, tazminin tamamlandığı ana göre gözetilir.



a) Soruşturma başlamadan önce: Soruşturma ile görevli makamların bilgisi olmadan önceyi iade eder. Bilgiyi alan makam soruşturmaya başlamış sayılır. Yazılı, sözlü bir işlem yapmış olmak gerekmez. İkinci fıkrada (gönüllü olarak) dendiği halde bu aşamadaki iadenin böylece yapılmasının aranmadığı düşünülebilir.

Bu durumda suçu ve iadeyi failin bizzat haber verip önermesi düşünülebilir. Başkasının haberi ile soruşturma başlamış olabilir.

Ancak, sanığın yakınının bu amaçla ve sanığın bilgi ve isteği altında başvurması da mümkündür.

b) Kovuşturma Başlamadan Önce: (Gönüllü olarak) Soruşturma başlamış ve ancak kamu davası açılmamıştır.

Dava açan belgenin (iddia—karar) mahkemeye verilmesi ve hakim havalesini içermesi şeklindeki önceki uygulamaya devam olunabilir.



Gönüllü olarak; Verme veya iadenin, suç failinin rıza ve isteğine dayanması. Baskı, telkin, teşvik sonucu olmaması şeklinde anlaşılabilir. Ancak biz telkin, teşvik, basit ve normal bir yönlendirme, etkileme engel olmaz diye düşünüyoruz.

Soruşturma başlamadan önceki iade ve tazminler için “Gönüllü olarak” ibaresinin neden kullanılmadığı anlaşılamamaktadır.

Bütün ödeme halleri için ortaya çıkacak sorun sudur; ödeme anında bilinen anlaşılan ya da tahmin edilen miktarı ödeyen fail yararlanmalı yani yapılan hesapla çıkan fazlalığı da tamamlayan fail, ödeme iradesinin varlığı nedeniyle yararlanmalıdır. Bilinmezlik ya da belirsizlikten yararlanma olmamalıdır.

c) Hükümden Önce: Dava hakkında kurulacak olan ilk hüküm tarihinden önce ve fakat dava açıldıktan sonraki dönemde iade ve tazmin söz konusudur. Bozmalardan sonra kurulan ve kesinleşen hüküm bu anlam dışındadır.

Gönüllü olarak” ibaresinin bu durumda da geçerli olduğu kabul edilmelidir.


2-Değer Azlığı: a) Madde 249 da düzenlendi.
MADDE 249-(1) Zimmet suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilir.

Açıklama: Demek ki değerin belirlenmesinden sonra az olup olmadığı ve azlık derecesi gözetilerek iki sınır arasında indirim oranı tesbit edilecektir.

Normal zimmetlerde bunu belirlemek ve paranın alım gücüne göre az olup olmadığını belirlemek mümkündür.

Kullanma zimmetinde ise (değer azlığını) kullanma sonucu elde olunacak çıkar ve yarar miktarı ile belirlemek gerekir. Ancak maddedeki ibare bu bakımdan tereddüt doğuracak niteliktedir.

Önceki uygulamada, daireler miktar listeleri belirliyordu. Bugün usul sistemindeki değişiklikten sonra Yargıtay’ın maddi olaya bu biçim müdahalesi mümkün olmayacaktır.

765 sayılı yasanın 219. maddesi ile 5237 sayılı yasanın 249. madde hükümleri karşılaştırılmalıdır.

b) İndirim oranı: 1/3 ten yarıya kadardır.Bu indirim miktara göre olacak çok az değerler için fazla, çok fazla olanlar için çok az (1/3) indirim yapılacaktır.

Önceki yasa döneminde belli miktarlar belirleniyor ve ona göre uygulanıyordu.

5237 sayılı yasa döneminde, Yargıtay’ın Konumu, Bölge Adliye Mahkemeleri nazara alındığında Yargıtay’ca bu konuda maddi uygulamayı etkileyen ölçüler konması mümkün olmayacaktır. Ancak, Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete başlaması gecikir, Yargıtay önceki uygulamayı sürdürürse farklı sonuçlar doğabilir.



c) Hoş görülebilen Zimmet: Mevcut uygulama, örnekler, uygulamanın ölçüleri belirlemesi gerekecektir.

Zincirleme Suç: Yasanın 43. maddenin de düzenlenen hükme göre,

“değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi” tanımda yer alıyor.

43 ncü maddenin 3. fıkrasında sayılmadığından konularının varlığında zimmet zincirleme suç olarak işlenebilir.

bir kişiye karşı” ibaresi ile sadece gerçek kişiler değil devlet dahil diğer tüzel kişiler de amaçlanmıştır. Zira hükmün yer aldığı Dördüncü kısımda “..Devlete…kamu idaresine” dendiğine göre kamu tüzel kişiliği söz konusudur.


Teşebbüs: Suç, para veya kapsamındaki değerlerin zimmete geçirilmesiyle tamamlanır.

Suç, yapısı itibariyle öğreti ve uygulamada tam teşebbüse elverişli kabul edilmemekte, eksik teşebbüsün mümkün olduğu kabul edilmekteydi. Ancak bugün bu teşebbüs ayrımı kalkmıştır.

Para ve değerlerin suç tamamlandıktan sonra iadesi suçun oluşumunu etkilemeyip faal nedamet hükmü olan 248. maddenin uygulanmasını gündeme gelecektir.

Failin, suç tamamlandıktan sonraki faal nedameti, şahsi davranışından kaynaklanan şahsi indirim sebebidir. Yoksa suçun işlenmesine başlanmasından tükenmesine kadar geçen aşamada ortaya çıkan ve suçun oluşumu ya da unsurları ile ilgili; başka ifade ile suçu etkileyen bir hal sayılamaz.

Madde 35/2 ye göre verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadar indirilir denmektedir. Tam ve eksik teşebbüs ayrımı kalktığından ceza belirlenirken suç yolunda alınan mesafenin ve madde 61 deki ölçütlerin gözetilmesi gerekecektir.
İştirak: 37 ve 41. maddeler hükümleri gözetilecektir. İştirak mümkündür. Özgü suç olduğundan değer kişiler 40/2. madde yolmasıyla 39. maddeye göre sorumlu tutulur.
YAPTIRIMLAR VE LEHE KANUN
1)Yeni yasada basit zimmet suçunun cezası 5 yıldan 12 yıla kadar hapis olarak öngörülmüştür. Bankalar yasasında da 6-12 yıl. 53 ncü maddedeki güvenlik tedbiri de gözetilecektir.

765 sayılı yasada ise 6 ile 12 yıl ağır hapis cezaları yer almaktadır.


Cezaların türü ile ilgili sorunların Yürürlük Yasası ile halli gerekir. Yasanın 9-10. Maddelerine göre bu hususlar değerlendirilecektir.

a) Alt sınır yeni yasada 5 yıl olduğundan lehe sayılabilir. Ancak bilinmektedir ki lehe kanunun tesbiti her yasanın uygulanmasıyla bulunacak sonuç cezaların karşılaştırılmasıyla mümkündür. Yani artıran, indiren tüm nedenler şahsileştirme hükümleri uygulandıktan sonra bulunan sonuç cezalar karşılaştırılacaktır.

Bu durumda basit zimmet suçu oluşturan bir eylemden hem 765 hem 5237 sayılı yasaya göre hükümler kurulmalı ve sonuçlar karşılaştırılmalıdır.

Eski yasada ayrıca para cezasına da yer verilmiştir.




Yüklə 258 Kb.

Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azkurs.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə