Şokan Velihanov nüshası



Yüklə 93,75 Kb.
səhifə1/2
tarix02.01.2022
ölçüsü93,75 Kb.
#38874
  1   2
Edige destanı-Bakülü hocaya


ЕDİGE BATIR
(Şokan Velihanov nüshası)
Eski zamanda Baba Omar adlı evliya varmış. O beş yaşında evliyalık etmiştir. O zaman bir kıza nazar değmiştir. Nazar edeğen kız hamile imiş. Hamile olduğundan bir oğul doğurmuş. O oğlun adını Baba Tüktü Aziz koymuş. Yirmi beş yaşına gelince evliyalık etmeye devam etmiştir. Agun deryasına gitmiş. Derya kenarında altın saçını önüne çekip oturan bir kızı görürmüş. Kıza yaklaştığında kız suya girmiştir. “Ben Baba Tüktü Şaştı Aziz’im! Ben de paşinden suya gireyim!..” diye kızın peşinden suya girmiştir. Deryanın altında altmış ak otağ duruyormuş. Otağa girmiş. Ay gibi ağzı yok, güneş gibi gözü yok, deri gibi yumuşak, mis kokuyan çok acayip bir kız duruyormuş. Kızı görünce geri kaçmış. Kız eteğinden tutmuş ve: “Evet, yiğit, nereye gidiyorsun?!” demiş. “Ben seninle konuşmam, eğer konuşsam, günahkar olurum” der. Kız demiş: “Ben senin gibileri arıyordum”. “Hayır, beni bırak!”. “Ben günahkarım. Eğer beni almazsan (sevmezsen), on beş yaşındaki günahım senin boynuna yüklenecek”. Yiğit akıllıca düşünmüş: “Ben seni sevmezsem, günahkar olmam diye düşünmüştüm, sevmesem günahım çok olacakmış, seveyim”, demiş.

O kızla evlenmiş. Kız öyle demiş: “Benim oldun mu?”. “Evet”. “Yiğit!” dedi. “Ben eteğimi çıkardığımda ayağıma bakma, elbisemi çıkardığımda koltuğuma bakmayasın” demiş. “Şaçımı yıkadığım zaman başıma bakmayasın”, demiş. Günlerden bir gün eteğini çıkarır: ayağı keçinin ayağı gibidir, onu yiğit görür. Bir gün elbisesini çıkardığında koltuğundan ak ciğeri görülür. Yiğit yine gördü. Kız onun gördüğünü bilmiş ve göğe uçmuş. “Vay vay, Hüda!”, diye gökten geri inmiş. Daha günlerden bir gün kız saçını yıkar. Baş derisini önüne alıp tarıyormuş. Yiğit yine görmiş ve kız yine göğe uçmuş. “Hey, yiğit! Karnımda üç aylık çocuğun var. Nil deryasına, Kumkent şehrinin yanına çocuğunu bırakır giderim, sen kendin arayıp bulursun”, demiş.

Evet, kız gitmiş. Baba Tüktü Şaştı Aziz çocuğu arayıp Nil deryasını gezmiş. Nil deryasının yanında, Kumkent şehrinde ipek baş örtüsü örtinen çocuğunu bulmuş. Yurtsuz, günsüz doğdu diye adını Edige koymuş ve omzuna bağlamış. Toktamış Han’ın ağır yurduna getirmiş. Bu yurt Nogaylı yurduymuş. Üç yaşına gelince elinden tutup mollaya vermiş. Şaştı Aziz sırra kadem bastı, uçmuş çocuğunun bütün farzlarından kurtulduktan sonra. Sonra sekiz yaşına gelince doksan çocukla okumaya, eğitime vermiş. Bu çocuklarla güreşmiş ve hepsini yenmiş. Hepsini giyimlerini alıp bir yar yanına yığıp giyimlerinin üstüne çıkıp oturmuş: “İşte Toktamış Han’ın tahtına oturdum”, der. Sonra giyimlerini geri vermiş.

Günlerden bir gün iki kişi geliyormuş. Edige çocuklara şöyle demiş: “Siz selamlaşmayın, eğer o selamlaşsa, selamını alın, eğer selamlaşmadınız diye küfrederse, ben cevabını vereyim”, demiş. İki kişi gelmiş: “Çocuklar neden selamlaşmadınız?”, demiş. Edige şöyle cevaplamış: “Önce neden selamlaşmadın?”, demiş. Edige’ye iki kişi: “Biz büyük müyüz, siz mi büyüksünüz”, demiş. “Eğer ben doksan çocuğun yaşını sayarsam, biz sizden büyük olmaz mıyız?” demiş. İki kişi susmuş ve şöyle demiş: Deminki davamızı buna söyleyelim” demiş. Onlar: “Hey, çocuk davalı olup Toktamış Han’a gidiyorduk, biz davamızı sana verelim. Çözer misin?”. “Eğer Yaradan ağzıma koysa (izin verirse), çözerim” demiş. “Bu, Alşın dedesi Kökcaldı (Bozkurtlu ) nişancı, ben Kenes’in geniş Canbay’ım. İdil ve Yayık benim idi. Orada kaçan tavşan da benimdi. Yayık kenarında, Akköl’ün sahillerinde yatan beyaz tavşanı gördüm ve vurmak için tüfeğimi almaya gittim. Ben tüfeğimi getirinceye kadar Kökcaldı tavşanı vurmuş. İşte bu durumun çözümünü söyleyin”. Kökcaldı’dan çocuk sormuş: “Sen hangi yerden vurdun?”, demiş. Hangi yerden vurduğunu göstermiş. “Eğer bir çözüm versem, ikinizde kabul eder misiniz?” demiş çocuk. Onlar çocuğun çözümünü kabul ettiler. Tavşanı bir çocuğa verip kucaklatmış, Kenes’in geniş Canbay’ya şöyle demiş: “Çocuğa dokunmadan tavşanı vurduğun yerden vur”, demiş.

– Eğer çocuğa değerse, ücretini ver, ok başka yere gitse, tavşandan ayrılırsın. Değerse, tavşan senin, demiş.”Senin hakemlik yaptığını itiraf etmiyorum”, demiş. – Toktamış Han’a gideceğim, demiş Ken Canbay kızmış. Geri dönmüş ve: “Çocuk tutsun, vuracağım!” demiş. Çocuğa değinmeden tavşanın istediği yere vurmuş. Edige: “Önce gördüğün tavşan seninki!”. Kökcaldı:Bu hakemliğine itiraz ediyorum”, diye kızmış. İkisi Toktamış Han’a gitmişler. Kökcaldı şöyle demiş: Bir hakem vardı”, demiş. Toktamış Han sorar: “Nasıl bir hakemlik yapılmış?”. Çocuğun yaptığı hakemliğini Ken Canbay anlatmış. O zaman Toktamış Han söylemiş: “Çocuğun hakemliği, hakemliktir. Biz onun gibi hakemlik yapamayız”, demiş. Bu çocuk Edige sekiz yaşına gelince okuldan çıkmış. Mal kazanacağım diye birinin koyunu gütmüş. Dört kiş gelmiş, bir aksak koyunu alıp şöyle demiş: “Bu götü bok olan çobana seslenelim”. Bir akraba: “Ortamızdaki bir kara (sıradan) idi. Bu aksak koyun bizim elimize geçti. Başı büyük ağamıza değip, dört ayağı dördümüze değmiş. Bu aksak koyun ziraatçının ekinini basmış. Dört ayağının değdiği yerine dört dilla (altın) istermiş. Biz ona davalı olduk. Çözümünü söyleyin!”. Edige şöyle demiş: “Allah söylememi istedi”, demiş. Bu aksak ayağı kime dokundu?” En küçüğü demiş: “Bana dokundu”, demiş. “Seni Allah kahretsin!” İki yüzünü başını çeken çeksin, onun için hasta ayağını sağ ayağı sürükleyip gitmiş. “Üç ağabeyi: Bu hakemlik yapan hakeme itiraf etmiyoruz”, diye Toktamış Han’a gitmiş. Üçü şöyle demiş: “Derdimizi anlatmaya geldik”, demiş. O zaman küçüğü demiş: “Biz anlatmıştık” “Anlattığımız zaman nasıl bir çözüm söyledi?”, diye sormuş han. Çocuğun verdiği çözümü söylemiş. Artık han şöyle demiş: “Onun hakemliği, hakemliktir. Ben onun gibi hakemlik yapamam”, demiş.

Daha bir gün bir deveyi çekerek iki kişi gelirken, şöyle demiş: “Bu götü bok olan çocuğa seslenelim”, demiş. Geldiler. “Evet, boş ver. Bu deveye davalı olarak geldik, hakemlik yapar mısınız?”, demiş. “Evet, yaparım” Biri şöyle demiş: “Bu deve küçükken kaybolmuştu, büyüyünce onu tanıdım. Çalan hırsız budur”. Şimdi birine diyor ki: “Sen anlatıver”, demiş. “Benim devemin yavrusu,bohur yavrusu. Bunların bana taktığı iftiradır!”. “Sendeki anası olan var mı?”, demiş birincisine. Ona dedi ki: “Anası sende var mı?”. Burda bir halat gerekir. İki dişi deveyi getir, hakemlik yapacağım”, demiş. O vakitte erkek devenin eğerine oturur. “Kaybettiydim” dediğinin dişi devesini üstüne düşmüştür. Sonra çocuk şöyle demiş: “Bunu çaldırdığı gerçektir. Sizin de çaldığınız gerçektir, bunun devesini geri ver!”, demiş. Hakem ona dokunmadığını söyledi: “O hakeme katılımıyorum”, demiş. Toktamış Han’ın yanına gitmiş: “Onun hakemliği, hakemliktir, ben hakemlik yapamam, devesini geri ver!”, demiş.

Daha koyun güden iki kadın, iki erkek ortasında bir çocuğu var ve çocuğa tartışıyor. Onlar: “Bu götü bok olan çobana seslenelim” demiş. “Seslensek, seslenelim” demiş. Dördü beraber gelmişler: “Evet, çoban, biz davalı geliyoruz, sorunu çözebilir misin?”. “Tamam, çözerbilirim” demiş.

Bir erkek ile bir kadın şöyle demiş: “Beşikte kaybettiydim. Koşturduğunda tanıdım”. Şimdi: “Ben on ay hamile olup omurgamı büktürüp doğduğum çocuğu karalıyor”, diye son ikisi demiş.

Dörtüne seslenmiş: “Hakemlik ederim, kabul eder misiniz?”. “Kabul edelim”, demiş. İki elinden iki kadına tuttumuş ve şöyle demiş: “Kaybetiydim, diyen kadın sessiz duruyor, diğeri ise “Ne yapmak isterseniz yapın”, demiş. O an: “Kılıçla ikinizi bölerim”, diye kılıcı kaldırdığında “kaybettim” diyen kadın bileğinden tutmuş. Diğeri ise sessizdir. “Öldürmeyin”, demiş. “Benden çocuk olursa, büyüyünce beni bulur” demiş. Seslenmeyen kadına şöyle demiş: “Senin çaldığın gerçekmiş, öldürürse, öldürsün diye sustun. O ise çocuğunu kıymayıp bileğimden tuttu. Onun çocuğunu ver”, diye buyurmuş. “Ben doğurdum” diyen erkek ile kadın: “Bu kararını kabul etmiyoruz”, diye Toktamış Han’a gitmişler. Kadınla erkek şöyle demiş: “Biz davalıyız”, demişler. Çocuk annesi şöyle demiş: “Nasıl bir karar çıkarmıştı?” Çoban çocuğun çıkardığı kararını söyledi. Han şöyle demiş: “Onun kararı doğrudur, onun gibi kararı ben çıkaramam”.

Artık Toktamış Han öyle demiş: “Dört defa karar çıkaran kimdir? Buraya gelsin”. O kişi hanın önüne gelmiş ve han ona sormuş: “Dört defa karar çıkaran sen miydin?”, diye. “Evet, hanım, ben idim”. “Adın ne?”, demiş han. “Adım Edige’dir” demiş. Üzerindeki giyimi çok eskiydi. Han şöyle buyurmuş: “Bu eski giyimlerini at”, demiş.

Omuzları taraflı,

Diğme başı çekmeli,

O siyah kürk verdi,

Onu üzerine giy dedi,

Boz corga ata bin dedi,

Deri davula bağlan dedi,

Büyük denize dönüş dedi,

Tam bağı büyük altın

Beyaz kartal buyur da,

Gölü dolanıp gez dedi.

Kırım’dan dava gelirse,

Hadi, Edige’m onu bitir, dedi.

Kırım’dan düman gelirse, hepsini öldür Edigem, dedi.

Davayı çözdü, düşmanı öldürdü. Toktamış Han huzur bulup sessiz kalmış. Hakimiyetine devam etmiş.Günlerden bir gün Toktamış Han’ın eşi şöyle demiş: “Bu çocuğun ervahları sizin ervahlarınızdan daha güçlüymüş”. Han: “Hey, deli kadın, kapımın önündeki hizmetçinin ervahları neden benim ervahlarımdan güçlü olacak?” “Ha, siz bilmiyormuşsunuz, Allah yar olsun, diye girdiğinde siz titrediniz. Korktuğunuzu siz farketmediniz. Eğer bizim sözümüze inanmazsanız, giyiminizin eteğinden büyük iğneyle düğreyim, titrediğiniz malum olur”, demiş. O an Edige: “Allah yar olsun”, diye kapıdan girdiğinde han titredi. Düğrenen iğne ortasından ikiye ayrılıp göğe uçmuş. Hanın eşi şöyle demiş: “Farkettiniz mi ervahlarını güçlü olduğunu?”

Ruhunu aşağılamak üzere bir ayak/kap yoğurdu mayalayıp ve içine işiyip karıştırdı. Edige içeri girip oturduktan sonra, ona hazır yoğurdu ikram ettiler. Edige içmeden evvel içine baktı, yanında taşıdığı bıçağını çıkartarak kaptaki yoğurdu üzerinde dört çizgi kalacak şekilde kesti ve ortasını karıştırıp sonuna kadar içti. Hanım şöyle dedi: “Edige, lezzetli miymiş?” “Keşke kabı çok eski olmasa, fena değildi” – dedi ve evden ayrıldı. Han hanıma: “Kabı eski olmasa, fena değil de ne demektir?” “Kara kadının idrarı olmasa, çok lezzetli olduğunu idrak ettirmeye çalıştı”. Han tekrar hanıma sordu: “Bıçakla keserek içmek de ne demektir?” “Yurdunu/halkını kolay kolay dörde bölerim; ortasını karıştırıp içmesi de, yurdunu bu şekilde karıştırırım demek istiyor”. Han dedi: “Biz onu öldürelim”. Hanım dedi: “Onu böylece kolay kolay öldüremezsin”. İçkiden ne varsa hepsini getirtelim, altmış kanatlı ak orda/otağı bir kenara kurduralım. Noğaylı boyunun ileri gelenleri ve büyüklerini davet edin. Edige’yi ayakçı/içki törenine/meclisine alalım. “Edigem, gel yiğidimde” diye ısrarlara içki içirelim, o da dayanamayıp, içkiyi fazla kaçırdığından sarhoş haline geldiğinde öldürebilirsiniz”. Bu sırrı ansızın işiten Edige’nin altı yaşında Ansığan adında bir arkadaşı vardı. Öğrendiklerini Edige’ye anlatır: “Gel yiğidim” diye zorla ayak/içki sunduklarında içme ve kimseye sezdirmeden bu tuluma koy” diye serke postundan bir tulum verir. “Ben gelen konukların ata binecekleri yan üzengi bağını keserim. Bu sırada dışarıda kendine özel bir şey söyleyeceğim, dikkatli ol”.

İçkiler getirilir, ak çadır/otağ dikilir, Noğaylı boyunun ileri gelenleri ve büyükleri toplanır ve Toktamış’ın dokuz yiğidini eşiğe gözetici bırakır. Toktamış’ın altmış alpini ıssız topraklardan gözetti. Edige’nin çocuk dostu Anğısın ata binilen yan üzengi bağını kopacak şekilde kesti. Edige’yi eve aldılar. İçki meclisi başladı. Serke postu tulumu içine bağladı. Edige’yi zorla “Gel, gel kaldıralım ayakları” herkes birer ayak sunup içirmeye çalıştı. İçtiğini limseye sezdirmeden tuluma koyuyor. Biraz içki içtikten sonra dostu Anğısın evinin yanından gelip göz attı ve şunları söyledi:


Тabanı yassı yiğit boz,

Тün katmaya dayansa yeğ.

Üzerindeki kamka kürk

Baş köşede oturan beklere

Ayrımcılık çıkmasa yeğ.

Benim adım Anğısın,

Beni çok konuşturup ne yapsın,

Dikkat edesin geçen günkü konuşmamızın sonuna.


Еdige hatırlar, birdenbire kendini atar ve bir ayağı eşiğe, diğer ayağı ise Tarlan’ın üzengisine değer. Toktamış’ın nöbete bıraktığı dokuz yiğit birbirini bıçaklar. Atına hızla atlayıp, yayını eyerden aldığı sırada Tarlan’ın kuyruğu yere bir kere temas eder. Aynı zamanda Toktamış’ın altmış alpinin başı düşer, yaklaşamayıp korkarlar.

Edige bu gidişle İdil ve Ural nehirleri arasından geçti. Bir dil almak dinlemek için orada kalmış.

Nogaylı boyu biraz telaşa düşer, şaşar. Toplanıp danışırlar. O zaman Toktamış dokuz yiğidini tekrar kapı önünde bekletir. İçeriye tek tek alıp akıl danıştı. Önce birini içeriye aldı:
“Еsenliğimde kimseyi versem istemez,

Еnsesini eğersem kin beslemez

Еsentay oğlu Kudayberdi yiğidim,

Sen bir düşün taşın söyle/dil dökün! - der

Eğilip eve girdikten sonra

El bağlayıp durduktan sonra

Söyle deyince söyledi.

Söylediydi bir sözü,

Aklına yatmadı,

Farkına varmadı,

Оnun bu sözünü beğenmedi

Ona “evden çık!” – der.


“Çifter çifter bıçak taşınan,

Çifter büyük otağ diktiren,

Göçtüğünde halat çektiren,

Saltanatın han oğlundan geçerdi,

Мüyten yurdundan çift yiğidim Kosdavlet,

İkizinle girip dil dökün!” – der,

Eğilip eve girdikten sonra

El bağlayıp durduktan sonra

“Söyleyip dil dökün!”.

İkisinin sözünü beğenmedi

Farkına varmadı,

Aklına yatmadı,

“İkiniz de evden çıkın!” – dedi.

“Göç ederken göçünü düşünen,

Yanında keskin kılıç kuşanan,

Düşmanı karşısında görünce

Kapanık hava gibi değişen,

Gidecek kuşlar gibi kuşanan,

Аllah’tan yardım dilek dileyen,

Аrğın boyunun başı idin,

Karakoja yiğidim,

Sen girip bir dil dökersen!” – dedi,

Eğilip eve girdikten sonra

El bağlayıp durduktan sonra

O da biraz dil döktü.

Aklına yatmadı,

Farkına varmadı,

Ona da “evden çık!” – dedi.


“Karanlıkta yol bulan,

Ansızın yerde söz bulan,

Kürek kemiği kapak kadar,

Perçemin koca vuraç kadar,

Kimsecikleri dinlemeyen,

Kendi reisi olmazsa,

Bir adım bile atmayan,

Kara Kıpçak Kobılandı’m,

Sen de, bir girip deneyesin!” – dedi.

Eğilip eve girdikten sonra

El bağlayıp durduktan sonra

O da biraz dil döktü.

Onun da sözünü beğenmedi

Aklına yatmadı,

Farkına varmadı,

Ona da “artık evden çık!” – dedi.

“İhtiyar tavşan gibi çevik,

Karanlıkta sayısızca asker yöneten

Her gün mızrak kıran,

Еr kalbini kırmayan,

Mızrağına düşman saplayan,

Galip gelmediği düşman yok,

İçse kana doyumayan,

Yurda bir az, düşmana çok,

Аkbaltıroğlu Uvak’ım,

Мancuroğlu Şuvak’ım

İkizinle gel, biraz dil döksene!” – dedi,

İkiziyle eve girdikten sonra,

El bağlayıp durduktan sonra

O da biraz dil döktü.

Onların da sözünü beğenmedi

Aklına yatmadı,

Farkına varmadı,

İkiniz de “evden çık!” – dedi.

“Yayını kırk nar deveye taşıtan,

Saltanatını değerli kumaşla artıran,

Toya gelse nazlı idi,

Başıma gereği Altay kızıl börk idi,

Meclisimin bir köşesi idi,

Koca göbeğimin bir tatmini idi,

Danışman Ken Canbay, hey yiğidim,

Sen de bir girip dil döksene!” – dedi,

Eğilip eve girdikten sonra

El bağlayıp durduktan sonra

O da biraz dil döktü.

Onun da sözünü beğenmedi,

Aklına yatmadı,

Farkına varmadı,

Sen bile “evden çık!” – dedi.

Noğaylı’nın ileri gelenleri

Telaşlandı, şaştı,

Meclis bir çare bulamadı,

“Ağzında otuz dişi gevşeyen,

Yakışıklı, güzel börklü,

Sıpıra gibi usta ozan/jırav

Çenesini ipekle bağlatıp,

Saltanata değerli kumaşla örtünüp,

Götürün onu beri!” – dedi,

Yakışıklı, güzel börklü,

Sıpıra gibi usta ozan/jırav

Evinden getirdikten sonra

Eğilip eve girdikten sonra

El bağlayıp durduktan sonra

Anlatmaya/çalmaya başladı

Uzun uzun dil döker,

Nağme söylese, sayısız Noğay boyu kırılır:

Hoşuna giden iyiler

Bu ne hadise imiş derken,

Dayanamayıp ağlaşırlar;

Beğenmeyen kötüler

Yaşlanınca kuru damar,

Neyin lafını edip geveler,

Ayakta dinler durmazlar.

“Ben ihtiyar, ihtiyar,

Çok gören bir ihtiyarım!

Bastık ola Bastık, Bastık Han,

Onu gören ihtiyarım.

Ondan sonra Kedey Han,

Onu gören ihtiyarım.

Ondan sonra Ala Han,

Onu gören ihtiyarım.

Ondan sonra Kara Han,

Onu gören ihtiyarım.

Ondan sonra yarım kulak Nazar Han

Onu gören ihtiyarım.

On iki tutam ok tartan

Ondan sonrakisi er Şınğıs,

Onu da gören ihtiyarım.

Minaresi kırk kulaç,

Özünden sultan Janibek,

Onu gören ihtiyarım.

Yüce deden Dombavlı,

Onu da gören ihtiyarım.

Genç de olsa, Тoğım Han

Ben seni gören ihtiyarım.

Ben yüz seksen beşe girdiğimde,

Çıkmayan can tende iken,

Benden devran gittiğinde,

Sana devran ulaştığında,

Onca hanlar geçip gitmişken,

Dünkü göçüp giden

Еnsesi yüksek, düşük dudak esmer oğlan,

Ben onca yaşa geleli,

O denli bir yiğidi rastlamayan ihtiyarım!

Аrkasından gelip sınasam,

Hiddetten yaratılmış gibidir,

Önünden gelip sınasam,

Alevden yaratılmış gibidir,

İşte bu yollara tek düşer,

Satemir Hana ulaşır,

Satemir Han desteklerse,

Аllahü Teala’m yol verse,

Bozkırda yetişen kırk adır ağaç,

Kırk basardı Boğay esmer oğlan,

Kırk günlük çölüne

Аydın bir pınar yapardı Boğay esmer oğlan,

But terkili alaca at,

Buduna çekip binerdi Boğay esmer oğlan,

İki aynı doruca at,

Basitçe kolay yakalardı Boğay esmer oğlan,

Rüzgarlı gün gibi ,

Senin önünden ve arkandan çıkardı Boğay esmer oğlan,

Noğaylı’nın ileri gelenleri,

Rahat yatan garip yurt,

Аç vizon gibi bükülüp,

Аç börü gibi saldırıp,

Peş peşe bağırışıp,

Аcı nala haykırırdı Boğay esmer oğlan,

İşim’in her iki tarafı kızıl yar,

Аsmadan haber salardı Boğay esmer oğlan,

İrtiş’in başı kara tepe,

Her iki arasını gezdi Boğay esmer oğlan,

Altından Ak Orda’nın,

Gümüşten ak kapısı,

Suratı soğuk berk polat,

Ucu ile açardı Boğay esmer oğlan,

Baş köşeye döşek sererdi Boğay esmer oğlan,

Göğüslü güzelini

Acımadan kucağına alırdı Boğay esmer oğlan,

Gereğini yerine getirir Boğay esmer oğlan,

Doğruluğu diler o,

Dilip eyer altı eder o,

Doksan başlı ak ordayı

Akın etmeden sahiplenir Boğay esmer oğlan,

Doru at sürüsüyle

Toplayıp derleyip alar Boğay esmer oğlan,

Kanıkey gibi güzeli,

Тinekey gibi asili

Аtına bindirip,

Аl gururunu soldurur

Boşu boşuna yararlı çıkar Boğay esmer oğlan,

İşte biricik halen gitmedi,

İdil’i daha geçmedi,

Yanındaki dokuz yiğidi gönder,

Baheneyle kandırıp yanına al.

Yanına al ve kellesini al!

Sağ salim elinden kurtulursa eğer,

İdil’den karşı geçerse eğer,

Satemir Han’a varırsa eğer

Bunun için değer

Senden intikamını almadan vazgeçmez Boğay esmer oğlan!” –
dedi, çenesi düşüp ölür. Bu sırada Toktamış dokuz yiğidine:
“Hey, dokuz yiğit, dokuz yiğit,

Siz dokuz yiğit yola çıkın

Kandırıp bahaneyle Edige’yi yanınıza alın,

İkna edip beraberinize alın,

Yanınıza alın ve kellesini kesin!”

Dokuz yiğit çıktı yolla,

«Allah, Allah» diyerek kanıp,
İdil’in kıyısına vardıydı. Edige oturuyordu. “Allah, Allah” diyerek yalvarıp dokuz yiğit geldi yetişip. Edige’nin yanına yaklaşamadılar. Tek kişiden korktuğu için konuşmaya cesaret bulamadılar. Edige ise, gelen dokuz yiğidi umursamadı ve tek başına oturmaya devam etti. Dördü birbirine dilekte bulundular ve Edige’ye söyle dedi. En sonunda Kenes’in Ken Janbay’ı konuştu:

“Hey, Edige, sen arık dönesin,

Tekrar İdil’i geri geçesin,

Еnsesi yüksek Boz Orda,

Еğilip selam veresin!

Kenarı ince sarı ayak/kap,

Han içeceği içesin.

Kürek kemiği sapasağlam,

Düğme bağı çekmeli

Üstüne al kara kürk sunar, alasın,

Boz doru yüğrük at binip,

Sadece davul zurna bağlanıp,

Uçsuz bucaksız deniz aşıp,

Тutam bağı saf altın

Аk doğan bir kuş verir,

Göl çevresine uçurasın!

Adım adım koşturup,

Аdımını yerde saydırıp,

Küheylan bir at verir,

Saltanatına bildiresin,

Kulağını çuvaldız gibi saplayan,

Кakulünü kız gibi tarayan,

Yürürken izini sayan,

Bağırından hediye yaratılan,

Kısır yılan özekli,

Timsah gibi burunlu,

Saplı ayak gibi kenarlı,

Sarımsak gibi acı,

Ateş yeri gibi toynaklı,

Kamıştan kulağı var,

Тabanı yassı Tarlanboz,

At verirler, binesin

Sana kısrak baytal ayrırlar,

Besleyip kımız içesin,

Toprak mekan ayırırlar,

Padişahlık hayat süresin.

Aldığın El Omar Han’ın kızıydı,

Kendisi ünlü biriydi,

Yüksük kadar koptu,

Özledi ve kavuşamadı,

Arası bozulmadan gidesin,

Ara ara iki taraf

Fısıldaşır, konuşur,

Oynayıp gülüşüp,

Yen için devam eder,

Kamış dibinse sırdaşıp,

Ne dediğini öğrenesin.

Тoktamış kadar Han’ın

Sana öfkelenir durur,

Öfke doğru sözünü,

Аrz edip, kendi ağzından anlatasın,

Gel, Edige bu yönden vazgeçesin!”


“Ben ger dönmem, hiç dönmem,

Tekrar İdil’i geçmem.

Еnse kadar yüksek Boz Orda

Еğilip selam veremem –

Еnseme polat topuz değdiydi,

Kenarı ince sarı ayak/kap,

Han içeceği içemem.

Dudağım rüzgarla çatladı,

Kürek kemikleri sağlamdı,

Düğme bağı çekmeli,

Kürk versen bile giyemem

Benzediğim Noğay’ın

Yalnı uyuz bulaşıp çıktıydı.

Boz doru yüğrük at binip,

Sadece davul zurna bağlanıp,

Uçsuz bucaksız deniz aşıp,

Тutam bağı saf altın

Аk doğan bir kuş verse de,

Göl çevresine uçuramam!

Adım adım koşturup,

Аdımını yerde saydırıp,

Küheylan bir at verse de,

Saltanat edip binemem,

Saltanat bizden gideli

Kulağını çuvaldız gibi saplayan,

Кakulünü kız gibi tarayan,

Yürürken izini sayan,

Bağırından hediye yaratılan,

Kısır yılan özekli,

Timsah gibi burunlu,


İnce dudaklı,

Sarımsak gibi ip ince,

Ot gibi çevik adam,

Kıyılan kamıs kulağı,

Atı versen de binemez –

Ayak arasınan servet gıttığınde,

Bağlayıp kımız içemez,

Allah kendime vermese,

Geniş olarak sen versen,

Padişah yaşamaz –

Önde ruh vermese.

Aldığım Al –Omar’ın kızı,

Özlemden çaresizlikte,

Soğuk gelmeden önce ikisi,

Sıfıldap konuşarak gülüyor,

Ağaç altında sırlaşıp,

Kimseye farketmeden,

Ben ne dediğimi bilemedim–

Kulağım sağır kaldım.

Senin teksiz patşan Toktamıs

Şimdi eğilerek gidemez,

Benim küsme sözlerimi,

Gökyüzünde oklarım geri gelmezse,

Belki ağzımdan gelmez!

Erkek olarak ata bindikten sonra,

Bu yola düştükten sonra,

Ben kadın olup dönemem!

Ben hızlı giderim,

Sarı ata atlarım,

Ben uçayayım derken kanatlarım yok,

Yere konarım derken kuyruk yok,

Öff , yalnızlık ne yapayım?

Yalnız olsam da giderim,

Satemir hana yönelik,

Satemir han elini uzatsa,

Kıdır, Allah yol verse,

Dileğime bol verse,

Kenarında kırk adır var,

Kırk adım yürümesem,

Kırk günlük çölüne

Aydınlı bulak yapmasam,

Düz kahverengi at,

Puta asarak binmesem,

İki alaca at

Önünden ve arkandan çıkmasam,

Aç fare gibi bükülüp,

Aç böri gibi ümitlenip,

Nogaylının ağır halkı,

Hızı tatmınkar olmayan hayran halk,

Kenarda acı siren salmasan,

Esil’in iki tarafı kırmızı yar,

Darağacından acele etmesem,

Ertiste yukseldi,

İki ayrıya kovmasam,

Altınla yapan beyaz ordan

Gümüşten yapılan beyaz kapı,

Soğuk renkli kaybolur,

Kapını ucuyla açmasam,

Yukarıya yatak vermesem,

Göğsüme almasam,

Keregeyi kertmesem,

Kerterek odun yapmasam,

Doksan başlı ak ordan,

Çalmadan sahip çıkmasam,

Dorulu hızlı at

Toplayıp almasam,

Kanıkei gibi güzelini

Tinikei gibi soylunu,

Ata bindirmesem,

Boştan boşa ganimet yapmasam,

Bu intikamı almasam,

Amacıma ulaşmasam,

Söylediklerimi yapmasam,

Dünkü ben esil eri eğilip,

İki dizin aşınıp,

Kemer belini acıttı,

Nil deryasının başında, Kumkent yanında,

Beni orda Baba Tukti Şaştı Aziz atam

Bulup ta, Edige koymuş adı yalandan–

Bu Edige adımı kahretsin!

Ben, ben ünvanlıyım,ben–kıymetlıyım!

Ben hayret er ünvanıyım!

Ben dostumun ateşimi söndürmem,

Düşmanın ateşini yakmam,

Kendim demeyip,

Dokuzdan ter temiz beyaz at bindirmem

Doksansız ok vurmam,

Asılını sormadan yemek vermem,

Atasını sormadan nökeri yanına alma,

Ben kendim demem

Ensesine binip,

İmandan çomak atmak,

Bundan sonra övmem,

Ben övsem,

Оn iki ok vuran,

Eskideki Şinğis erle eşitlerim!

Ben dağda yuva kuran sunkar –

Dağdan asıp yola çıkarım,

Dorusuz büyümüş olan yabani atım–

Mevsimsiz örerim,

Божығаннан acıyım,

Serbet dökersen tuzsuzum.

Deveden daha yarışım

İp geçirsen de bükülmeden

Буырылшыдан deveyim,

Kement koysan durma!

Kendim iyiliği

Ölene kadar küfür etmem.

Çalılı yeri göl dökerek,

Senin bana sözün ne gerek!

Kamiş bitkili gölü dökerek,

Bana küçük düşüren sözün ne gerek!

İnce yapraklı bitki gölü dökerek,

Beni aldap yalan sözün ne gerek!

Ben çam ağacından yuksek olan ağacım,

Başımdan davul geçse sallanmam,

Ben çam ağacına kaynayan siyah ağaç budağım,

Baltalasan ayrılmam.

Yemenden ayrı biten ağaç budağım,

Eğilsem, gösteririm,

Ben çam ağacına karşı biten ağaç budağım,

İntikam alırsam gösteririm,

Ben kahverengi atım,

Kıdıravı yıktım,

Yakası altın zırh

Yakalaşıp yıprattım,

Doksan bağlı ak zırh

Karşılaştığım yerde giymişim,

Yay dolu cebe

Kıdırada dökmüşüm,

Ben deveye benzesem ağırım,

Batmana benzesen bastırman,

Teraziye ölçüsen eşitlemen,

Ben bundan sonra övemem,

Ben değsem bacak ve kol kemiği parçalandım,

Yaşlı Kökşe’nin kendisiyle eşit ünvanlıyım.

Sen dur dokuz er,

Ben sana doğum yeri söyleyeyim,

Söyleyeyim de geri döneyeyim,

Ben baba Omar babamı görmüşüm,

Baba Tukti Şaştı Azize

Destek veriyordum.

Ben Azireil meleklere

Altı gün arzu etmişim,

Cebrail meleğe

Yedi gün arzu etmişim,

Ben Omar ve Ospan’a,

Ebübakir Sızdık’a,

Hazreti Ali babama

Destek veriyordum,

Ben Muhammed adlı pirime

Meke adlı yerde

Gidip arzu etmişim,

Tanrı evi Mekke’yi

Üç defa dolaşıp günahımnan ayrıldım,

O onda tedavi etmişimdir,

Benim rüyamda işaret veriyor

Beyaz örtülü bir kişi,

Okuyan ünvan kişi,

Edige’yi duvara çaktı,

Kim durduracaktı?

Toktamısın dokuz er,

Sen dokuz da ben yalnız,

İstiyorsan gel domuz,

Senin kamşın değer boynuna,

Kan akar koyununa.

Dayanamazsın benim azabıma

Eziyet çektiren oyunuma.

Kenes’in Ken Canbay,

Senin akılcın Canbay,

Аçma, gözlerini oyarım,

Senin atan siyah bir kişiydi,

Mal verenin kulu idi.

Kayınvaliden esmer bir kişiydi.

Yemek verenin kulu idi..

Ben sallana sallana yola çıkarım,

Sarı ata binerim,

Önde bir yalnız yarattı,

Bir sineği kimsesiz can,

Kim alacak diye korkarım!?”


Şimdi gitti. Dokuz erin cesareti gelmedi. Edige ordan burdan kurulup on sekız kişi oldu. Edigenin ata doğru yürümesine on yedi kişi dayanamadı. Yemek yemeye karnı açıp dayanamadı. Edige bunların dayanamayacağını bildi.
“Ey,on yedi dost!

Bir araya gelirsek on sekiz!

Ben yoruldum deme,

Susadım diye incinme,

Karnım açtı deme!

Yemeğin senin bitse,

Yemek sana bulayım,

Giyimin senin yırtılsa,

Onu da bulayım,

Atın ölürse ödeyeyim,

Kendin ölürsen ne diyeceğim,

Zayıf atın yağsız at

Sirne yaparak yiyelim.

Yağmurla oluşan koyu su birintisi,

Ondan serbet yaparak içelim,

On yedi dost sen ölürsen,

Cenazı çıkarıp,

Ağaçtan ateş yaparak,

Temizleyip gömeyeyim,

Hepsini söyleme de bir şey söyle,

Ben yaşarken ölmezsin,

On yedi dost, fakirim!”


Günlerin bir gününde Edige rüya görmüş.
“Ey,on yedi dost!

Kalkıp üzerine giy,

Belini sar,

Yüzünü yıka

Ben bugün rüya gördüm:

İyilik rüyası o olsa,

İyiliktir herşey.

Kötü rüya o olsa,

Bu on sekiz kişini,

Yukarıdan koru.

Ben bugünkü rüyamda,

Altın er, beyaz at

Alevden itip binmişim.

Aksunkar kuş olmuşum,

Göğe kadar uçmuşum.

Gökteki melekler

Onlarla konuşup,

Onlardan yüksek uçmuşum.

Yukarıdakı kahverengi kaz

Gökte kalmış,

Yukarıdaki dağa konmuşum,

Gögüs kemiğine doymuşum,

Ne olacak şimdi on yedi?”

On yedi dost toplandı,

Toplanışın belgisi

Bir birine yapıştı.

Başka çare bulamadı

Kalanların hepsi.

Bir dervişi bulmuş

Varmış aralarında yaşlı birisi:

“Altın er beyaz at

Rüyanızda sen binsen,

At muradına ulaştığın,

Göğe kadar sen uçsan,

Toplumun önüne çıktığın,

Gökteki melekler,

Onlarla konuşsan,

Erenler seni bağışladığı,

Ondan daha da uçsan,

Hızır’ın seni sevdiği,

Yukarıdaki kahverengi kaz

Gök üstündeysen sen,

Dağın tepesine konsan sen,

Göğüs etine doysan sen,

Dün seni halkından kovan Toktamış

Onu parça parçalarsın,

Zaferle taçlandırılacaksın”.
Şimdi gitti. Bir günü önüne bir beyaz, mavi çadır görünmüş. Atını on yedi dostuna verip, kendisi küçük çocuk gibi çadıra doğru gitmiş. Görmüş. Kendisi aramakla bulunan Satemir Han’ın kızın Alıp getiyormuş. Sürdüren kırk kısrak varmış. Bunları gördükten sonra Edige arkadaşlarına: “Ey on yedi dost benim giden Satemir han’ın kızın bu Alıp zorlukla götürüyormüş. Şimdi ben de onlarla olayayım. Sizlerde bunun kaldığı yerinde kalın. Ben sizlerin yemeklerinizi her ağacın altına gizleyeyim demiş. Kendisi Alıp`la gitti. Edige kırk ek kişilere su taşıması istemiş aldatarak dışarıya bırakmış. Gizlice her gün bir kısarağı kesmış diğer arkadaşları için ağac altına gizlemiş. Onu on yedi dostu yiyecekmiş, kaldığı yerşnde kalacakmış.

Bir gün Edige kıza sormuş “Sen kımsin?! – demiş”. “Ben Satemir Han’ın kızı idim, Beni buraya Alıp zorlukla getiriyor ”. “Alıp’ı öldürürsem seni sağ sağlım halinle babana götürsem senin baban beni sevecek miydi?” – diye sormuş. Kız ise: “Eğer beni sağ sağlım götürsen babam seni kendisinden sonrakı padişah yapardı” – demiş. “Ne zaman senin için ağıt söylerse bana söyle ”, – demiş Edige. Kız: “Ben sana bauırsak verdiğimde bilgi veririm ” – demiş. Bir gün yedi buçük bauırsak vermiş . O da düşünüyor ki: “Yedi gün geçip, öğlen vaktinde ağıt söylermiş”. Yedi gün geçtirkten sonra yine bir bauırsak verirmiş. Edige kıza: “Ben arkadaşlarıma gidip bir oklarımı hazırlayıp gelirim, sen hazır dediğinde ben de ok gönderirim ”, – demiş. Evden ayrılırken Alıp’ın sılahlarını bir gözden geçirmiş kontrol ederek Şöyle demiş “Boşuna merak etmişimdir bu okların gücü benimki kadarmış, fazlasıyla değil”. Kırk kişileri suyu getirmesi için göndermiş. On yedi dostunu geldiğinde hepsi şişmanlaşmış gizlice et yiyerek. Arkadaşlarına: “Allahtan dileyin ki bugün olsun” ,– diye. Oklarını hazırladıktan sonra kıza göğsünü açıp hazırla demiş. Karga yunu, kuzu omuzun, amacı okla çıkarken, kalçası üzerinde yattı,Tarlan`ın kuyruğu eline geldiğinde yatıverdi. “Fal açtırırken, kendin gibi perinin kızından doğmuş olan Edige’nin elinden kalacağımı söylemişti falcı demek ki, o Edige sen miydin?” – diye canı çıkmış.

Suya gönderen kırk ek kişilere koşarak şöyle demiş: “Ne yapıyorsunuz? Alıp’ın hepimizi öldürürüm ” demiş.
“Yalnıza yasak olan,

Yaya dayak olan,

Edige’yi nerden getirirsin,

Karnı açıp yem olan,

Atı yok olana o nerden gelir ”... diye ağlamış. “Edige gelirse, Alıp’ı öldürürse ne verecektiniz Edige’ye?” “Eğer Edige gelirse Alıp’ı öldürürse biz herkesin yalnız çocukları idik bizi rahat bıraksa biz dua ederdik”. “Edige er – ben Alıp’ı öldürdüm ” – demiş. “Bizler herkesin yalnız çocuklarıyız. Biz size yol duası dileriz siz bizi serbest bırakın. Gidip ana-babalarımız sevindirelim”, – demiş. Sonra: “Gidin Satemir Han’a selam söyleyin. Alıp’ı öldürmüş, kızını kuratarmış, sağ halinle getiriyor diye iletin demiş!”. Hepsi sevindi de: “Yolun açık olsun yoldaşın Kıdır olsun!”

Kırk erin duaları kabul olup Edige er oldu. Kırk er Satemir han’a gidip: “Edige adlı bir er çıkmış Alıp’ı öldürdü ve kızınla beraber geliyor”, – demiş. Satemir Han üç sayılı el gönderdi, güne, rüzgara değdirmeden Edige’yi bana getirin demiş. Üç sayılı kol günlük, öğlen yerine geldiğinde: “Tek atlı fakiri nerden buluruz, bulmaya gönderen han mı deli, bulmaya çalışan biz mi deli?” – diyerek dönmüşler.

Edige döndüklerini öğrenerek, öfkelendi: “Ne zaman olsun da sizlere göstersem mi!” ve halkın yaşadığı yerine geldiler. Han karşı almaya kişileri gönderip, kendi ordasının önüne getirmiş. Atı kesmişler, dört kenardan ocak kazmışlar. Satemir Han ne varsa onu üzerine koymuş. Düğün yapmış. Herkes doymuş. Evlenme töresini yapmış kızın onun koynuna göndermiş. Kız: “Beni aldın mı!” – demiş. “Aldım seni” – demiş. “O dişi ata erkek at geldiğinde Alıp’la sadece oynamıştım, kısrağın suyu benimde suyum”, – demiş. Kısrağa bakın. Kız hamile kaldı, ayı dolduğunda bir oğlan doğmuş.

Derisi değerli avın siyah derisine sardı,

Siyah deriye batar diye,

Çocuk avın derisine yattı

Altından ağızlık yaptırttı,

Gümüşten beşik kabı koydurttu,

Han’ın yanında doğdu deyip,

Adını Han Nuralın koydurttu.

Beline ok ve yay bağlattı,

Göğüsü cesur olsun diye,

Kaçan bir düşmanı kovalattı.

Han Nuralın doğduğunda

Satemirin bilinçsiz eli

Ne varsa onu toplattı.


Dövüş kısrak katledildi

Yalnız olduğun için teşekkürler

Sonra bazı insanlara verdi

Harika bir düğün yaptı

Ve o da yaptı.

Nuraly on iki yaşındayken asik oynadı. Turgay kaygan bir zona ile atı öldürdü. Dedi Shal kürsör Toktamış han'i kalabalığın arasından çıkar ve beni yakala. Nuraly sinirlendi ve eve geldi. “Evet, baba.” “Uzun zaman senin olan yaşlı bir öfken var!” Babası Edige'yi hatırladı.

Kırk at nalı at nalı kaldı

Kırk jortıptı

Kırk otuz çöl

Bir ay inşa edildi

Barbar at nalı atı,

Sonuç olarak,

Atların ikisi

Büyü bölündü.

Sadece öne dökün köpüklü sudan içti. Yaralılar, “Ne tür soğuk, somon, çorak, göl yok?” diye sordu. “Bu bir göl, bir göl, bir göl, yalnız bir yer yok, göl yok, göl yok.” Topuk atı tahammül etmedi, ancak birer birer geri döndü ve “Bu su” dedi. Su normal şekilde düştü, bir numara öldü. Kalan iki sayı bu şekilde imha edildi. İkisi de çocukları ile birlikte ayrıldı. Yukarıda kara bir dağ vardı. Dağa geldi. Edige Nuralı’ya şöyle dedi: “Bu dağ Toktamış han'ın koruyucusu. Alacakaranlık alacakaranlıkta” dedi, siyah dağın tepesinde mızrağı görmüş siyah saçlı bir hükümdar Toktaturus. Güçlü ol. “Adından çıktı. Üzerine koyu gri bir kulübe baktı. Onu gördüler. Siyah bir kuş olduğunu anlayamadı. “Dağın tepesi bir kuş, bir kuş, bir adam” dedi. Nuraly babasına: - Birine bakjämşi ne bir kadın ayırmadı, getirmesidir bir eylem yapar. Siyah elbiseyi aldı, iki kenarı kaptı, bir kuş kanadı düşürdü, bir parça kurum serpti ve dağın gücünü bastı. Spor ayakkabılara bir mesaj gönderdi: “Bu bir serseri ve siyah bir kuş, kaçtı.” İnsanlar barış içindeyken ikisi de ülkeye girdi. Ülke korkuyor. Toktamitalar han'a Edige'ye geldiğini söyledi. Han dedi ki, “Hey canım! Koyunlarını katle ve ellerine git. Benim hatırım için kanmayın.” Koyunları katlettiler. kabul edildi. Toktamış han öldüğünde, şarkı söyledi:

Ben kocam olmazdım

Ağız boştu.

Edom'un eseriydi.

Kendisinden biraz daha yaşlıydı

“Kardeşim biliyorsun.”

Eğer kendisinden gençse,

“Canım, sen duruyorsun,

Konuşurum.”

Edgem sıra dışıydı.

Gidemedi.

Görülecek daha çok şey vardı.

“Bir sable hakkında bir şeyler söylemek gibi” diye bağırdı. Şair yeni konuşmaya başladığını söyledi. Dokuz göz giyiyordu. Nehirden yedi at atıldı , dokuz göz dağ geçidinden geçmedi. Binicinin atlı bir halı üzerindeki sözü,

- Çocuklar, şortlar!

Ormanbet ölüyor,

On Nogay'a kadar büyürken,

Sanazar Batır düşmandan

Yaralanan kişi gittiğinde,

Alash çok olunca,

Alasha'nın kralı iken,

Soğuk günler

Yangın çıktığında ,

Tuvalet donduğunda,

İnce bir kafa kaldırılmış halde

Kraliçe tükendiğinde,

Dans madalyası geldiğinde,

Han kaçıp dans ettiğinde,

Khan Toktamış ,

Uyandığında

Ve yüksek sesle bağırdı:

-Babam,

Seni getirmeye başladım.

O yaşıyor!

İçimde


On hane benim nigam,

Seni tekrar getirdim.

Nogai'de on numara

Üç yüz altmış erkek,

Seni tekrar getirdim.

O yaşıyor!

Sağ tarafta on beş çorba,

On iki olmadı.

Mukustan hiçbir şey çıkaramazsan,

Baidansky dağ, ana tepe

Başladım

O yaşıyor!

Nehirde, nehirde, nehir suyunda,

İnsanlar


Demir üretiminde harcanan meblağlar,

Kapımda sıkışıp kaldım;

Tepenin tepesinden bir serçeyi uçuramazsın,

Bir çalına vurursanız , kırmayacaksınız;

Balık bir Attır,

Eyer uyumuyor;

Göründüğü gibi

Balıkla Balık;

Elma kalp ile

Volga ve Zhayyq,

Ve seni tekrar getirdim;

O yaşıyor!

Ormanbet ölülerin dansı,

On Nogay Büyüyen İnsan,

Sanazar Batır, yaralı bir düşmandır.

Sütlü süt

Tatlı içen mutlu insanlar,

Babam bir hayalet

Kim Tacikçe eğmek , insanları

Annemin Nedime -

İnsanlar seni selamlıyor .

Sofistike doğum günü güzelliği -

Gelin sayesinde

Beyaz sahiptir bürinşek , insanları

Beyaz ïindigin , kamu aydınlatma

Kırmızı taç insanlar,

Beyaz ata binen insanlar ,

Yeni kuş üzümü,

Saltanattan doğan insanlar;

İnsanlar


Nogai'de on numara toplayan insanlar,

Büyük bir düğün olduğu zaman,

Yalnız olduğun için teşekkürler

Yazı tipi boyutu

Arap Yarımadası

O zaman insanlar çok açlar.

Dolap bir beşik

İnsanlar


Geride bir kuzu kaldı

Binlerce koyun vardı.

O yaşıyor!

Yaprak bırakır

Şişman kadın,

Farkı yaratan

Su ve kıllara eşittir,

Köle ve pelerin eşittir,

Nehir ve nehir eşittir.

Üç büyük su havzası,

Seni tekrar getirdim -

O yaşıyor!

Uzaktakileri göremiyorum

Çok geç kalma

Diğer piyadelerin ardından,

Önümde mağara tehlikede!

Trafik, yürüyüş

Bir vatandaş katılıyor,

Ölümcül bir alev bile,

Darkhesh Koblandandi,

Bir erkek gibisin!

Bakıcı oturmak istiyor.

Eşikte bir ağızlık varken,

Sırtıyla oynamak,

Evli olmak

Bal ile dolu,

Eşler arası,

Alkış,


Nogha'nın ağır insanları,

Ülkenin peşindesin gibi!

Yüzüm yere yakıldı.

Yere vurmadım;

Başka bir şiddetten sonra,

Kadirberdi'nin tek hanımı,

Alnımı sevmedim!

Gideceğim

Ben bir göle gideceğim

Eğer gölden korkarsam,

Kokul gölünde

Yürüyorum

Sana bir arzu diliyorum

Allah çok isterse,

Ben on üç yaşındayken

Geri döneceğim "dedi.

Yolda ıslan. Birinin göğsünün bir ayağı için yalvarıyordu. Yuvarlak gidiyor. Dokuz gözle gözü ortadan kaldırın. Ona aşık oldu. Sonra Teli gölüne gitti. Ondan korkuyordu ve Kokul Gölü'nde yatıyordu. Sonra Elie kızlarından birini aldı ve onlardan biri ona Nuralı'yı verdi. Toktamış Han'ı aramak istedi. “Ah, oğlum, beni kırk yıl aramamı bulacaksın” dedi. “Sen Toktamış'ın başı sensin.” Konseyin hangi tarafı Kenzhanbai olacak? “Senden bir tarafta gelecek.” Eğer ruh için dökülüyorsanız, gidin ve muhalif konuşun, bir tane için endişelenmenize gerek kalmayacak. “Bu kızı kurtarın”, Nurali'ye gitti. Kan Toktamış, ekmek içen yaşlı kadına sordu ve akşam yemeği için tuvalette dokuz göz aramaya gitti. Kokul gölünde uzanırken, Toktamış han'ın kalbi sallanır ve mızrağı bataklık geçirir. Üstte solda. Su doluydu. Pembe teptep görünür. Her şeyden korkuyordu. Ağladı ve ağladı:

“Yatma,


Bütün gece ve gündüzim.

İki tane var ve yalnızım.

Yerde durduğun yerde,

Sol, beyaz mızrak

Yarışmada kırılacaksın.

Serbest durmak için, kalın, yoğun,

B tehdit altındaysa,

Nogha'nın ağır insanları,

Lider olmaya geldiğimde ,

Zengin insanlar yolumdan çıktığında

Sen otsun.

Dolu, derin su

Zengin atla ilgilenip onu suladığında,

O zaman sadece bir bataklık olacaksın.

Kuş, pembe kuş

Korkunç kuş

Kanatların ve boynun boş.

Tam teşekküllü bir yaban turpu yok,

Izgara yumurta,

Benim oğlum yok

Topraklarımı kaybettim

Gölünü kaybedersen,

Siz de benim gibi olabilirsiniz!

İşlemcil , bir tehlike durumunda,

Bir aptal varsa,

Ve inatçı bir lider olmaya geldiğimde ,

Benim miniskerlerim V st inden

Siyah bufalo onu kaparsa,

Daha sonra sistem korkuyor jımarsıñ!

Kızgış'ın göründüğü yere Nuralın geldiğinde han yerinden kalktı. Bir biriyle selâmlaştı, Nuralın han'a: - vur!- dedi. Hayır, sen vur,- dedi. Han üç kere vurdu. Kendi kaybettiği dokuz gözlü zırhından geçmemiş. -kendi Kuran`ımla yüzleştim,- diyerek kafasını eğdi. Nuralın kafasını kesti ve mızrağa bağladı, yürümeye devam etti. Yakınlardaki bir baytereğe doğru gitti. Terek gölgesinde bir adam siyah atının yanında uyuyordu. Öldürmeyi düşündü. “Uyuyanı öldürmek zayıfların işi”,- diyerek uyandırdı. Adam şaşarak kalktı ve dedi:- Niyalin, Nuraly,

Beni asla hayal kırıklığına uğratmadın.

Dokuz gözüm var

Bu nedir?

Savurbay kısrak sütü

Ciddi taşıyan dört refahına.

Koktan Toktamtış,

Bu nedir?

Bir İşte Nuralın söyledi:

- Hasır bant

Yerde yatıyordum.

Dokuz göz al

Cinayet bölgesinde giyindim.

Eğer güve süt ise,

Ciddi taşıyan dört refahına,

Göl izlerini dışarı çizin

Kokul gölünde

Jetkenmi devam ,

Teñkeyti n başında!

- Niyalin, Nuralı,

Kaçırmadınız!

Beslenecek bir gün var mı?

üzerine dokunun trol altısında

Daha eski günleriniz var mı?

dokunun her trol dağ

İzin günleriniz var mı?

Tavanda dört yıldız

Sabah şimşek var mı?

At kuyruğu

Dört olun emin misin?

Ne istiyorum , ülkeyi hurda

Sultan Han hükümdar oldu,

Bu bir ülke urınğıday olduğunu

Bayrak havlıyor mu?

Bu doğum gününün doğum günü

sistemde sen doğdun,

Bir mermi baltasıyla

Sh bir eve binmek,

Sizin tumänşik bağımsız babañnıñ

İzin günleriniz var mı?

Anti-dede Nuralı’ya söyledi: “onu takip kelimeler”. Toktamış Han'ın oğlu Kadırberdi Sultan'ı kaçan kurşunlar yüz erkek onu izledi. Nuralı`nı saklayan ve babasıyla saklanan Kencanbay , Nuralın'ı ikna etmek istediği Edige'ye geldi. Dedi: B. Bölge kızı ödeme kız quartıp memnun oldu. Ne? “Bu bir çocuğun hayali ” dedi. Zhangabai'nin şikayet ettiğini öğrenene kadar iki kız aldı. Sürü ile sürüsü. İki kol, onun beşinci iki istasyon kategorisinde inşa etti. Çalışma süreleri Nuralın artn. Dudakları sarkıyordu ve gözleri sarkıyordu ve babasının iki kızın üzerine ellerini düşürdüğünü gördü. Babasının “A!” Deme zamanı geldiğinde, babasının gözleri dışarı çıktı. “İşaretler!” Elini kırdı.


Nereden geldin

Sen doğduğunda

Yasla Mücadele,

Dört köşeden geçtim.

Satyrau'ya sınırsız erişim

Yandım


Yalnız olduğunuz için hepinize teşekkür ederim.

O zaman kötü bir kahkaha aldım.

Sen doğduğunda

Siyah saça bölündüm.

Ve siyah vaka olduğu Batad

Bebeği bir valizin içine koydum.

Altın bir yay çektim,

Tedavi başarısızlığı yarımada qoydırttım.

Han yakın doğdu,

Han Nuraly'nin ismini verdim.

Sevgili Okçuluk,

Acelenin daha hızlı büyümesini sağlamak ,

Düşmandan kaçtım.

Konur koyu renkli ahşap düşen

Yoğun kıyı şeridi olan ağaçlar

Ağır gökkuşağı, Nuralı,

Et kanatlarından kurnaz felç n

Safra kesesi, Nuralı’ya ait İLDEN çok!

Kara suya kan döktün,

Nereye su atıyorsun?

Siyah at

Nereden geliyorsun

Karanlığı saçtın,

Bir kuşu nerede seversin?

Az bir adı ve kelime,

Ben ğaştan biliyorum.

Mısır topraklarından elimi kırdın.

Nerede sistemleri gitmek tınarsıñ?

Nuraly dedi ki:

Through ile şehrin ağaçları siyah düşen

Herkes için bir kaz hazırladım.

Yoğun kıyı şeridi olan ağaçlar

Göğsünü herkes için koydum.

Et kanatlarından kurnaz felç

Benden vefat etmiş olanlar için.

Siyah suya su dökersem,

Ben su kurbanıyım.

Siyah tavşan düşürürsem,

Atın üzerine tükürmeme izin ver.

Eğer korkarsam

Kuşta bir şahinle çarpışıyorum.

Eğer ateşleri toprağa fırlatırsam,

Çimleri çimlere ateş ediyorum .

Eğer benim tek babamsan,

İlk gözlerini açtığında,

Elini kırarsam,

Rabbim , Mekke'de kelime ev

Eğer dolaşırsam meşgul olurum. Üç yıl içinde insanlar ikisini ayırmak için aldı. İkisi suyun her iki tarafındaydı. Eve tek çocuk sözü özledim sarnap:

- Altın yoktu,

Tenim m kişiyi içsel değil.

Han'ın yeğeni, dansın oğlu

Nuraly han değildi.

Khan gibi ne var ki?

Kendimizden sonuncuya

Model bir örnek haline gelmedi.

uzaktan izlemeyi deneyin

Canım efendim, oğlum.

Neredeyse siyah dene

Sevgili oğlum benim oğlum.

Yedi kişilik bir sistemi, ikse

Topraklar kızgın , oğlum.

Yedi tetrahedron bağladığınızda,

Yelkenli meme

Rüzgar yanan geçmiş, Bay oğlu.

Eğer fırtına kanarsa,

Gri çalışma oğlu, Bay devrede.

Eğer merminiz varsa,

çeliğin şehir ve bir oğul efendim.

İtme bize çelik onun kıçını Nurali’yı ağlattı. Nuraly'nin hakareti oğluna ağlayarak geldi. Aynı zamanda, Hatun söyledi: -Qara Kiske başlık, altın ağızlık qoydırğan ne olacak? Bunun bizim için anlamı nedir?” Dedi . Nuralı özü qamşılatıp erkek, jambon sürletip dede Edigeniñ, tatlastılar gitti.

Ne istiyorum , ülkeyi burda

Sultan Han hükümdar oldu,

Hain sistemler doğum günü düşmek

Bu sire aynı zamanda davranır ve davranır.

Öğleden sonra muamelesinde,

Boşuna ders verdi,

Beşincisi ipek ipi oydu.

At adına altı,

Gönderen haftada sallandı eski.

Sekizinci

Dokuz yaşında.

On yaşına ulaştığında , su samuru oñğıstı

On sistemleyip yaş, cephane, bir yılan ve bir lanet.

Sultan'ın omurgası bağlandı,

Üç Halk seçimi ağız

Aklında tutuyor ,

Qulaşağa kusurların tane kadar, insanlara cevap vermem.

Edige’yi aramak istiyor.



Yüklə 93,75 Kb.

Dostları ilə paylaş:
  1   2




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azkurs.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə