T. C. Trakya üNİversitesi tip faküLtesi anesteziyoloji anabiLİm dali


Tablo 1. Spinal anestezi uygulamasında operasyon için uygun dermatomlar



Yüklə 0,83 Mb.
Pdf görüntüsü
səhifə3/6
tarix11.12.2016
ölçüsü0,83 Mb.
1   2   3   4   5   6

 

Tablo 1. Spinal anestezi uygulamasında operasyon için uygun dermatomlar 

Dermatomlar Operasyon 

tipi 

TT

4



-T

5     


(meme ucu) 

Üst abdominal operasyonlar 

TT

6

-T



8

   (ksifoid)                          

İntestinal operasyonlar, jinekolojik pelvik 

operasyonlar, üreter ve renal pelvik operasyonlar 

TT

10         



 (umbilikus) 

 

Transüretral rezeksiyon, vajinal doğum ve kalça 



operasyonları 

LL

1        



   (inguinal ligament) 

Transüretral rezeksiyon, alt ekstremite operasyonları 

LL

2

-L



3

   (diz ve diz altı)  

Ayak operasyonları 

S

2



-S

5        

(perineal)  

Perine cerrahisi, hemoroidektomi 



 

 

          Blokaj Seviyesinin Değerlendirilmesi 

          Blokla  elde  edilen  duyusal  seviye  iğne batırılarak (pinprick) değerlendirilirken 

sempatektomi seviyesi ısı ölçümü ile değerlendirilir. Bromage skalası ise motor blok 

değerlendirilmesi için kullanılabilir. 

 

    Bromage skalası: 



0= Hiç paralizi yok, hasta ayağını ve dizini tam olarak fleksiyona getirebilir. 

1=Sadece dizini ve ayaklarını hareket ettirebilir, bacağını düz olarak kaldıramaz. 

2=Dizini bükemez, sadece ayağını hareket ettirebilir. 

3= Tam paralizi, ayak eklemi veya baş parmağını hareket ettiremez. 

 

          Spinal Anestezi Tipleri 



          1. Saddle (Eyer) blok: Alt lumbal ve sakral segmentlerin bloğu ile gelişir. İlacın oturur 

pozisyonda enjeksiyondan sonra en az 5 dk oturur pozisyonda tutulması ile elde edilir. Kan 

basıncı çok az etkilenir. 

          2. Alçak spinal anestezi: Alt torasik, lumbal ve sakral segmentleri tutar ve T

10

’u 


geçmez. Bunun için L

2-3


 düzeyinde izobarik bir solüsyonla elde edilebilir. 

          3.  Yüksek  spinal  anestezi:  T

4-12 


lumbal ve sakral segmentleri tutar. Hipotansiyon 

belirgindir. Solunum yetmezliği olasılığı vardır. 



 19

          4. Tek taraflı spinal anestezi: Enjeksiyonun, hastayı anestetize edilmek istenen tarafa 

yatırılarak yapılması ve bu pozisyonda  tutulması ile elde edilir. Sempatik bloğun tek taraflı 

olması ile hipotansiyon olasılığı azalır. Hipobarik solüsyon kullanılan olgularda ameliyat 

tarafının yukarda, hiperbarik solüsyon kullanılan olgular da ise aşağıda olması gerekir. 



          5. Total spinal blok: Servikal seviyelere çıkan blok ciddi hipotansiyon, bradikardi ve 

solunum yetmezliğine neden olur. Bulber merkezin depresyonu söz konusudur. Spinal 

anestezinin yüksek seviyeleri ile  oluşan şuur kaybı, apne ve hipotansiyona total spinal blok 

denir  (1). 

 

          SPİNAL ANESTEZİ ENDİKASYONLARI 

       • Alt ekstremite, kalça operasyonları 

       • Alt abdomen operasyonları (obstetrik ve jinekolojik cerrahi) 

       • Lomber spinal girişimler 

       • Perine operasyonları ( rektal cerrahi) 

       • Ürolojik endoskopik cerrahi 

       • Üst abdominal girişimler (genel anestezi ile kombine edilebilir) (5) 

 

          SPİNAL ANESTEZİ KONTRENDİKASYONLARI 



 

          Mutlak Kontrendikasyonlar 

       • Sepsis 

       • Enjeksiyon yerinde enfeksiyon 

       • Hastanın kabul etmemesi 

       • Koagülopati veya kanama diyatezi 

       • Şiddetli hipovolemi 

       • Artmış kafa içi basıncı 

       • Ağır aort stenozu 

       • Mitral stenoz 

 

         Relatif Kontrendikasyonlar 

       • Düşük doz heparin kullanımı 

       • Koopere olamayan hasta 

       • Şiddetli spinal deformite 

       • Demiyelizan lezyonlar 



 20

       • Kalp hastalıkları (miyokardiyal, valvüler, iskemik) 

       • Enjeksiyon yerinden daha önce geçirilmiş cerrahi 

       • Major kan kaybı 

       • Aspirin kullanımı 

       • Süresi belli olmayan cerrahi 

       • Sırt ağrısı (5) 

 

           SPİNAL ANESTEZİ KOMPLİKASYONLARI 

           Yaygın olarak komplikasyonların uygulanan ilaçlardan veya girişim için kullanılan 

iğneden kaynaklandığı düşünülebilir. Sırt ağrısı, baş ağrısı, sinir hasarı, vasküler yaralanma ve 

enfeksiyon girişim için kullanılan iğneden kaynaklanabilir. Kullanılan ilaçlar yüksek seviyeli 

blok, sistemik toksite, lokal toksite, ve enfeksiyona neden olabilir. İskemik hasar ise birçok 

faktörün kombinasyonundan kaynaklanır (5). 

 

          Sırt Ağrısı 

          Cilt, cilt altı dokular, kas ve ligamentlerden geçen iğne sırt ağrısına neden olabilir. Bu 

durumdan refleks kas spazmı ile birlikte olan veya olmayan lokalize inflamatuar bir yanıt 

sorumludur. Ağrı genellikle hafif ve sınırlıdır ancak birkaç hafta boyunca sürebilir. Spinal 

anesteziden sonra oluşan bel ağrıları, genellikle anestezi tekniğindeki hataya değil, hatalı 

pozisyona bağlıdır. Tedavide asetaminofen, non-steroidal anti-inflamatuar ajanlar ve ılık veya 

soğuk kompresler genellikle yeterlidir. Sırt ağrısının tek başına veya benign olsa da hematom, 

apse gibi daha ciddi komplikasyonların da önemli bir klinik bulgusu olabileceği 

hatırlanmalıdır (5). 



 

Baş Ağrısı 

           Baş  ağrısı postoperatif dönemde spinal anestezinin sık oluşan ve uygulandığı ilk 

yıllardan beri bilinen komplikasyonlarındandır. Bu sorun postdural ponksiyon baş  ağrısı 

(PDPB) olarak adlandırılır. Post spinal baş ağrısı (PSBA) terimi de kullanılmaktadır. Sıklığı 

yıllar içerisinde %0,2 ile %24 arasında değişiklik göstermiştir (6). Durada oluşan herhangi bir 

yaralanma dura ponksiyonu sonrası baş  ağrısına neden olabilir. Bu durum tanısal lumbar 

ponksiyon, myelografi, spinal anestezi veya epidural anesteziyi takiben ortaya çıkabilir (5,22). 

Benzer  şekilde epidural kateter de durayı delip baş  ağrısına neden olabilir.Baş  ağrısının, 

ponksiyon yerinden BOS kaybına bağlı ortaya çıkan kafa içi basıncındaki azalmaya; 

meningeal damar ve sinirler üzerinde oluşan intrakranyal gerilime bağlı olduğu 



 21

düşünülmektedir. Tipik olarak baş  ağrısı bilateral, frontal veya retro–orbital, oksipital ve 

enseye doğru uzanan tarzdadır. Boyun ve omuzları da içerir. Ağrı sürekli ve şiddetlidir, 

fotofobi, bulantı, tinnitus, duyma bozuklukları ile beraber olabilir. Daha ciddi olgularda 

diplopi ve kranyal sinir palsileri gelişebilir. Bu bulgular söz konusu kranyal sinirlerin 

traksiyonuna bağlı olabilir (6). Baş ağrısının en önemli özelliği pozisyon ile ilişkisidir. Ağrı 

oturma veya ayağa kalkma ile şiddetlenir, düz yatma ile azalır veya geçer. Ağrının başlaması 

genellikle girişimden en az birkaç saat sonra ve genelde 12-72 saat sonradır. Tedavi edilmezse 

haftalarca sürebilir, nadiren bazı olgularda cerrahi onarım bile gerekebilir. İnsidans iğne çapı, 

iğne tipi ve hasta grubu ile ilişkilidir.  İğne çapı arttıkça başağrısı gelişme olasılığı artar. 

Keskin uçlu iğneler, aynı çaptaki kalem uçlu iğnelere göre daha yüksek baş ağrısı insidansına 

sahiptirler. Genç yaş, kadın cinsiyet ve gebelik baş  ağrısı riskini arttıran faktörlerdir. Bu 

nedenle en yüksek insidans epidural iğne ile duranın yanlışlıkla delindiği obstetrik 

hastalarında beklenmelidir (%20-50). En düşük insidans ise 27-gauge spinal iğnenin 

kullanıldığı yaşlıca erkek hastalarda beklenmelidir (%1). Sezaryen nedeni ile spinal anestezi 

uygulanan hastalarda ince kalem uçlu iğnelerle yapılan çalışmalarda %3-4 gibi düşük oranlar 

elde edilmiştir (5).  

           Konservatif  tedavi  yatar  pozisyon,  oral  veya  intravenöz  sıvı uygulaması, analjezikler 

ve kafeinden oluşmaktadır. Hastanın supin pozisyonda tutulması duradaki delikten BOS 

kaçışına neden olan hidrostatik basıncı azaltırken baş ağrısınıda en aza indirecektir. Analjezik 

ilaçlar asetaminofenden non-steroidal antiinflamatuarlara kadar değişebilir. Hidrasyon ve 

kafein BOS yapımını arttırarak etki gösterirler. Kafein intrakranial damarlarda 

vazokonstriksyon oluşturarak da fayda sağlar. Konservatif tedaviye rağmen baş  ağrısı 

günlerce sürebilir. Epidural kan yaması baş ağrısı için oldukça etkili bir yöntemdir (23-25). 

15-20 ml otolog kanın epidural aralıkta ponksiyon seviyesi veya bir seviye altına enjekte 

edilmesinden oluşur. BOS’un daha fazla kaçak yapmasını kitle etkisi veya koagulasyonla 

önlediği düşünülmektedir. Etkisi derhal veya saatler içinde görülebilir. Hastaların yaklaşık 

%90’ı tek kan yamasına yanıt verir, yanıt vermeyenlerin %90’ı ikinci kan yamasından fayda 

görür. Benzer şekilde salin bolusu da epidural aralığa uygulanmıştır ancak kan yaması kadar 

etkili görünmemektedir. Klinisyenlerin çoğu baş  ağrısı geliştiğinde epidural kan yaması 

uygulamakta veya önce konservatif tedavinin etkisini 12-24 saat beklemektedirler (5). 

 

İdrar Retansiyonu 

           S2-S4  köklerinin  lokal  anestezikle  blokajı mesane tonusunu azaltır ve miksiyon 

refleksini inhibe eder. Bu etkiler erkek hastalarda daha belirgindir. Postoperatif kateter 


 22

kullanılmamışsa hasta miksiyon açısından yakından takip edilmelidir. Devam eden mesane 

disfonksiyonu ise ciddi nörolojik hasarlanmanın belirtisi olabilir (5). Spinal anestezi sonrası 

idrar retansiyonu, önceden de var olan bir işeme güçlüğü (prostat hipertrofisi) veya üriner 

enfeksiyon nedeniyle  de olabilir.  Ayrıca anestezi, sırt üstü pozisyon, ağrı, cerrahi girişim ve 

opioidler gibi ajanlar da idrar retansiyonuna neden olur. İdrar retansiyonunda primer etken, 

cerrahi girişim veya doğum sırasındaki mesane travmasıdır. Eğer cerrahi girişim sırasında 

mesane travmatize edilmemiş ise kateter uygulanmalıdır. Spontan idrar atılımı, perineye sıcak 

tatbiki veya hastanın hareketi ile artırılabilir. Eğer mesane travmatize edilmiş ise ilk olarak 

mesane ek bir travmadan korunmalı ve rezidüel idrar önlenmelidir. Bu amaçla 4-6 gün süreyle 

kalıcı bir kateter konulmalıdır (5). 

 

          Geçici Nörolojik Semptomlar 

           İlk kez 1993’te tanımlanan geçici nörolojik semptomlar bacaklara yayılan sırt ağrısı ile 

karakterizedir, duyusal veya motor defisit bulunmaz, günler içerisinde spontan olarak 

kaybolur. En sık hiperbarik lidokainle oluşur (insidansı %11,9’a kadar ulaşır). Bu sendromun 

insidansı litotomi pozisyonunda günübirlik cerrahi işlem geçirenlerde (erken mobilizasyon) en 

fazla, litotomi pozisyonu dışında işlem uygulanan ve hastanede kalan hastalarda ise en 

düşüktür. Geçici nörolojik semptomların patogenezi net değildir ve nörotoksisiteyi mi 

gösterdiği (kauda ekuina sendromunun hafif şekli) yoksa kas-iskelet sistemine ait myofasial 

ağrıdan mı kaynaklandığı tartışmalıdır (5). 

 

           Yüksek veya Total Spinal Anestezi 

           Servikal  seviyelere  çıkan spinal anestezi ciddi hipotansiyon, bradikardi ve solunum 

yetmezliğine neden olur. Spinal anestezinin yüksek seviyeleri ile oluşan şuur kaybı, apne ve 

hipotansiyona ‘yüksek spinal’ veya ‘total spinal’ anestezi adı verilir. İstenmeyen intratekal 

enjeksiyon durumunda epidural veya kaudal girişiminde de ortaya çıkabilir. Genellikle hızlı 

başlar, özellikle epidural uygulama için hedeflenen yüksek dozda anestezik enjekte edilirse 

daha belirgindir. Aşağı seviyede duyusal bloklarda devam eden ciddi hipotansiyon 

durumunda da medüller hipoperfüzyonla apne ortaya çıkabilir. Tedavi hava yolunun 

desteklenmesi, yeterli ventilasyonun sağlanması ve dolaşımın desteklenmesinden oluşur. 

Hipotansiyon intravenöz sıvıların hızlı uygulanması, baş  aşağı pozisyon ve vazopresörlerin 

yoğun kullanımı ile tedavi edilebilir (5). 

 

           


 23

           Kardiyak Arrest 

           Yıllar içerisinde geniş prospektif çalışmalarda nispeten yüksek kardiyak arrest 

insidansı, belki de 1:1500’e varan oranda fazla, spinal anestezi uygulanan hastalarda 

bildirilmeye devam etmektedir. Arrestlerin çoğunda önce bradikardi gelişmiş ve olay genç 

sağlıklı kişilerde ortaya çıkmıştır. Mortalite oranının yüksek olduğu bildirilmektedir. Vagal 

yanıtlarla azalmış kalp ön yükünün anahtar etken olduğu saptanmış ve vagal tonusu yüksek 

olan hastaların risk altında olduğu bildirilmiştir. Profilaktik volüm genişletilmesi ve 

bradikardinin erken tedavisi (atropin) ardından gerekiyorsa efedrin ve epinefrin 

önerilmektedir (5). 

 

Sistemik Toksisite 



           Lokal anesteziklerin aşırı yüksek dozları santral sinir sistemini (konvulsiyonlar ve şuur 

kaybı) kardiyovasküler sistemi (hipotansiyon, aritmiler ve kollaps) etkiler. Spinal anestezi için 

kullanılan ajanların dozları nispeten düşük olduğu için bu komplikasyon esas olarak epidural 

ve kaudal bloklarla görülür. Enjeksiyon öncesinde iğneden dikkatli aspirasyon, test dozu 

uygulaması ve aralıklı doz uygulanarak intravasküler enjeksiyonun erken belirtilerinin (kulak 

çınlaması, dilde farklı his) gözlenmesi ile en aza indirilebilir. Kloroprokain en az toksiktir, 

lidokain, mepivakain ve ropivakain orta, bupivakain en toksik ajandır (5). 

            

            Kauda Ekina Sendromu ve Diğer Nörolojik Defisitler 

Periferik nöropatilerin çoğu spontan olarak iyileşir fakat bazıları kalıcı olabilir. Bu 

defisitlerin bazısı enjeksiyon sırasında iğne veya kateterle parestezi veya ağrı ile ilişkili 

bulunmuştur. Bazı çalışmalar teknik olarak zor bir blok için tekrarlanan girişimlerin de bir 

risk faktörü olduğunu bildirmektedir. Bu olgular sinir köklerine direkt fiziki travma kaynaklı 

olabilir. Devam eden parestezi, iğnenin yönünün değiştirilmesi için klinisyene uyarıcı 

olmalıdır. Ağrı mevcutsa enjeksiyon derhal durdurulmalı ve iğne geri çekilmelidir. Direkt 

spinal kord travması sonucu cinsel fonksiyon bozukluğuda gelişebilir. 

           Spinal  kord  içine  direkt  enjeksiyon paraplejiye neden olabilir. Lokal anesteziklerin 

nörotoksitesi de sürekli nörolojik defisitlerin bir başka nedeni olabilir. Kauda ekina sendromu 

çoklu sinir kökü hasarı bulguları ile birlikte barsak ve mesane disfonksiyonu ile karakterizedir. 

Bacaklarda parezi ile birlikte aşağı motor nöron tipi hasar mevcuttur. Duyusal defisitler 

yamalıdır ve tipik olarak periferik sinir paterninde olur. Sinir kökü basısı şeklinde ağrı olabilir. 

Kauda ekinada ortaya çıkan  sinir kökleri nörotoksisitesine lidokainin hiperbarik 



 24

solüsyonlarının göllenmesi neden oluyor gibi görünmektedir (5). Gastrointestinal etkiler, T

5

-

L



1

 düzeyindeki splanknik sempatik blokaj sonucu, ince barsaklarda kontraksiyon ve 

sfinkterlerde gevşeme olur (7). 

 

          Menenjit ve Araknoidit 

          Subaraknoid  aralık enfeksiyonu, kullanılan iğne veya enjekte edilen solüsyonların 

kontaminasyonu veya ciltten giren organizmalar sonucunda nöroaksiyel blokları takiben 

oluşabilir. Araknoidit nöroaksiyel anestezinin nadir rastlanan bir komplikasyonudur ve 

enfeksiyöz veya non-enfeksiyöz olabilir. Klinik olarak ağrı ve diğer nörolojik semptomlarla 

belirlenir ve radyolojik görüntülemede sinir köklerinde bir araya toplanma ve yapışma izlenir 

(5). Geçici kranial sinir paralizisi olabilir. En çok nervus abdusens etkilenmekte, diplopi, 

fotofobi ve bulanık görme ile ortaya çıkmaktadır. Çoğunlukla spinal anestezi sonrası 4-14 gün 

sonra görülür, tam iyileşmesi 4 hafta ile 6 ay arasındadır (26-29). Bir çok kez iğne girişimi 

yapılan hastalarda PSBA ile birlikte abdusens paralizisi de artar. Abdusens paralizisi geri 

dönüşümlü ve nadir görülen bir komplikasyondur. Küçük çaplı  iğne kullanılarak yapılan 

atravmatik spinal anestezi ile abdusens sinir paralizisinde azalma sağlanabilir. 

Komplikasyonun geri dönüşümlü olduğu konusunda hasta bilgilendirilmelidir. Altı aya kadar 

uzayabilir, hasta takip edilmelidir. Hastaya operasyon sonrası pozisyon verilirken dikkat 

edilmelidir. Düz yatmak, BOS kaçağını azaltır ve intarkranial hipotansiyon ile sonuçlanır (30). 

Geç de olsa kendiliğinden düzelir. Tiamin, psikoterapi ve fizik tedavi uygulanabilir (7). 

 

Epidural Apse 

Spinal epidural apse spinal anestezinin nadir fakat korkulan bir komplikasyonudur. 

İnsidansı 1:6500 ile 1:500000 epidural arasında değişir.  İlerleme ve zaman içindeki seyir 

farklı olabilmekle birlikte, epidural apsenin dört klasik klinik evresi vardır. Başlangıçta 

semptomlar, vertebral kolon üzerine perküsyonla artan sırt ve vertebralarda ağrıyı içerir. 

İkinci evrede sinir kökü veya radiküler ağrı içerir. Üçüncü evre motor ve/veya duyusal 

defisitler veya sfinkter disfonksiyonu ile belirlenir. Parapleji veya paralizi ise dördüncü evreyi 

belirler. 

           Spinal anestezi sonrası sırt ağrısı ve ateş klinisyen için epidural apse konusunda uyarıcı 

olmalıdır. Ensık epidural apse oluşturan ajanlar stafilokokus aureus ve stafilokokus 

epidermidis’tir. Kültürler alındıktan sonra anti-stafilokokal etkili bir tedavi başlanmalıdır. 

Tanıyı kesinleştirmek için manyetik rezonans (MRI) veya bilgisayarlı tomografik (BT) 



 25

inceleme yapılmalıdır. Antibiyotiklere ek olarak epidural apse tedavisi genellikle 

dekompresyonu içerir (5). 

 

           Spinal veya Epidural Hematom 

           Epidural  venlere  iğne veya kateter travması  sıklıkla spinal kanalda az miktarda 

kanamaya neden olur, ancak genellikle kendini sınırlayan tiptedir. Spinal veya epidural 

anestezi sonrası klinik olarak belirgin spinal hematom, özellikle anormal koagülasyon veya 

kanama bozukluğunda oluşabilir. Spinal anestezi için bu hematomların insidansının 1:220000 

olduğu düşünülmektedir. Yayınlanan olguların çoğu hastalık veya farmakolojik tedavilere 

ikincil olarak gelişen koagülasyon bozukluğu olan vakalardır. 

           Spinal kord ve sinirlere olan patolojik etki, kitle etkisinin sinir dokusunu sıkıştırdığı ve 

direkt olarak basınç hasarı ve iskemi oluşturduğu epidural abseye benzer etkidir. Semptomlar 

uyuşukluk ve motor güçsüzlüğü ve/veya sfinkter disfonksiyonuna ilerleyen keskin bel 

ağrısıdır. Hematomdan şüphe edildiğinde nörolojik görüntüleme (MRI, BT, myelografi) 

derhal yapılmalı ve beyin cerrahisi konsültasyonu istenmelidir (5). 

 

           İşitme kaybı 

           Nadir görülen bu komplikasyonun patogenezinin, cochlear aqueductus bölgesi ile ilgili 

olduğu düşünülmekte ise de yeterli klinik ve deneysel çalışma olmadığından tam olarak 

aydınlatılamamıştır. Büyük işitme kayıpları %0,2-%8, küçük işitme kayıpları ise %0-%93 

oranında görülebilmektedir (31-33). Spinal anestezi sonrası 24 saat ile 8 gün arasında 

başlayabileceği gibi çoğunlukla postoperatif ikinci günde başlamaktadır (33). Çoğunlukla  

bilateral görülür. Çoğu vakada spontan olarak düzelmekte ve bu süre iki yılı bulabilmektedir. 

Büyük işitme kayıpları ile PSBA birlikte görülmektedir (34). 


 26

 

 



 

 

 



 

 

 



 

GEREÇ VE YÖNTEMLER 

           

           Çalışmamızda Trakya  Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde 01/05/2006-15/11/2006 

tarihleri arasında spinal  anestezi yöntemi ile opere edilmiş olan 256 olgu postspinal baş ağrısı 

ve diğer komplikasyonlar açısından retrospektif olarak Fakülte Etik Kurulu onayı alınarak 

incelendi (Ek 1). Bilgiler hasta dosyalarından, anestezi belgelerinden ve olgular ile bizzat ya 

da telefon ile görüşülerek elde edildi. 

           Dosyalardan  ve  belgelerden;  yaş, cinsiyet, boy, kilo, opere eden klinik, operasyon 

nedeni, enjeksiyonun yapıldığı spinal aralık, spinal alana uygulanan ilaçlar, operasyon 

sırasında verilen kristalloid ve kolloid miktarları kayıt edildi. 

          Hastalar  ile  bizzat ya da telefon ile görüşülerek spinal anestezi ile yapılan operasyon 

sonrasında baş  ağrısı olup olmadığı, operasyondan ne kadar sonra başladığı, yeri (frontal, 

oksipital, yaygın) ayağa kalktığında artıp artmadığı, yatar pozisyonda azalıp azalmadığı ve 

operasyondan sonra kaçıncı saatte ayağa kalktığı sorgulanadı. Görme bozukluğu, çift görme, 

bulanık görme, kulak çınlaması, işitme kaybı, sırt ve bel ağrısı, idrar yapamama şikayetleri, 

bağırsak şikayetleri, cinsel aktivitede azalma olup olmadığı sorgulandı. 

           Çalışmamızda verilerin istatistiksel analizi Statistica 7.0 (Lisans kodu: 31N6YUCV38) 

paket programı kullanılarak yapıldı. Niceliksel değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu 

Kolmogorov-Smirnov test ile incelendi. Baş  ağrısı olan ve olmayan grupların değerlerinin 

karşılaştırılmasında, normal dağılımı gösteren değişkenlerin farklı olup olmadığı bağımsız 

gruplarda t testi, normal dağılım göstermeyen değişkenlerin farklı olup olmadığı Mann- 

Whitney U testi ile değerlendirildi. Gruplar arasında kategorik değişkenlerin farklı olup 

olmadığı ki-kare testi ile incelendi. Değişkenlere ait değerler, korelasyon, ortalama ± SS ya da 


 27

sayı (yüzde) olarak ifade edildi. Yapılan değerlendirmelerin sonunda p<0.05 değeri 

istatistiksel anlamlılık sınırı olarak kabul edildi.   

 

 

 

 

 

 

 

1   2   3   4   5   6




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azkurs.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə