TC. sağlik bakanliğI >DR. LÜTFİ kirdar kartal



Yüklə 2 Mb.
Pdf görüntüsü
səhifə2/6
tarix11.12.2016
ölçüsü2 Mb.
1   2   3   4   5   6

2.5.1. Kardiyovasküler etkiler 

Epidural anestezinin yüksekliğine bağlı olarak bloke edilen sempatik liflerin sayısı 

ile orantılı olarak hipotansiyon gelişebilir. L

'nin altında oluşan blok ile etkilenmezken,  



T

1-3


 arasında tam sempatik denervasyon oluşur. Sempatik denervasyon bölgesinde arter ve 

arterioller dilate olmakta, total periferik direnç ve kan basıncı düşmektedir (16). 

Venöz dilatasyon ve kanın periferde göllenmesi ise venöz dönüşü azaltır böylece, 

kardiyak debi ve kan basıncı belirgin olarak düşer. Eğer olaya hipovolemi de eşlik ederse 

bu düşme artar. İşlemden önce volümün normal veya biraz fazla olması güvenliği 

arttıracaktır. Pulmoner arter basıncı da düşer. Arteryal basıncın düşmesi ve kanın 

operasyon sahasından diğer dokulara geri dağılımı sonucunda, intraoperatif kan kaybı ve 

postoperatif tromboembolik komplikasyonlar azalır (21). 

Kalbin sempatik innervasyonu T

1

-T



5

 düzeyinden, orta servikal, stellar ve ilk dört 

torasik gangliondan sağlanmaktadır. Bundan dolayı  T

5

 düzeyinin üzerindeki bloklar 



yüksek, altındaki bloklar ise alçak epidural blok olarak adlandırılmaktadır. Bromage’nin 

yaptığı sınıflamaya göre çeşitli kardiyovasküler etkileri sıralayabiliriz: 

 

•  Rezistans ve kapasitans damarlar üzerine vazomotor blok etkiler. 



•  T

5

 üzeri segmentlere yayılan sinir bloğu ile kardiyoakselatör liflerin 



etkilenmesi. 

•  Vazokonstrüktörlerin sistemik etkileri. 

•  Epidural bloğun visseral etkileri. 

•  Lokal anesteziklerin emilimi ve kardiyovasküler etkileri. 

•  Hastanın kendi hemostatik mekanizmaları (10). 

Epidural bloğun 4. torasik dermatomdan daha yukarı çıkması ile kardiyak efferent 

sempatik liflerin (kardio-akseleratör) bloke olması sonucunda bradikardi oluşur. Venöz 

dönüşün azalması ile sağ kalp basıncı düşer. Bu da refleks bradikardiye neden olur (Bain-

bridge refleksi). Hidrostatik karotik sinüs refleksi ve diğer baroreseptör mekanizmalar 

düşük kan basıncına taşikardi ile cevap verirlerse de bradikardi daha sıklıkla görülür. Zira 

Bain-bridge refleksi baskındır (15). 

Ortalama aort basıncı düşmesine bağlı olarak koroner perfüzyon da azalır. 

“Afterload” azalması, miyokardın oksijen gereksinimini azaltacağından normal kişilerde 

perfüzyon yeterlidir ancak iskemik kalp hastalarında bu durum önemlidir (15, 21). 



 

12

Anestetize olmayan vücut birimlerinde, periferik rezistansın düşmesine bağlı olarak 



kompansatuar vazokontriksiyon olur. Anestezinin yüksekliği ile doğru orantılı olarak O

2

 



tüketimi azalır. Bu etki hipotansif durumlarda bazal metabolizma hızının azalmasına ve 

kasılmayan adelenin O

2

 ihtiyacının azalmasına bağlanmaktadır. Anestetize bölgelerde kan 



akım hızının azalması sonucunda O

2

 ekstraksiyonu artar. Buna bağlı olarak arterio-venöz 



O

2

 farkı artar (Sa-v O



2

). Epidural blok sonrasında ekstremite deri kan akımı artarken, kas 

kan akımı azalır (20). 

Akım çalışmaları, periferik vasküler hastalığı olanlarda epidural anestezinin, alt 

ekstremitelerin vasküler rekonstrüksiyonu sırasındaki distal kan akışının daha fazla 

olmasıyla ve genel anesteziyle karşılaştırıldığında ameliyat sonrası vasküler greft 

oklüzyonunun daha az olmasıyla ilişkili olduğunu göstermektedir. Ayrıca yapılan 

çalışmalarda genel anestezi sırasında derin ven trombozu oranı %33 iken epidural blokta 

%10 olarak bulunmuştur (13). 

 

2.5.2 Solunum sistemine etkisi 

Anestezinin üst seviyesi T

7-10


 arasında ise solunumda önemli bir değişiklik olmaz. 

Anestezi seviyesi torasik miyotomları da kapsayacak şekilde yükseldikçe interkostal 

adelelerin assendan paralizisi başlar (15). 

Sırtüstü yatan istirahat halindeki kişide T

4

’e kadar olan bloklarda, solunum 



fonksiyonları genellikle etkilenmez. Hatta bütün interkostal adeleler paralize olsa dahi 

innervasyonu nervus frenikus olan diyafragmanın, respiratuar hemaostazis’in sağlanmasına 

yeteceği bildirilmiştir (22). 

Akciğerlerin sempatik innervasyonunun T

2-4

 spinal köklerden olduğu bilinmektedir. 



Adrenal medulla ile birlikte sempatik stimülasyon bronşial dilatasyona ve pulmoner arter 

vazokonstrüksiyonuna yol açmaktadır. Yüksek bloklarda bu liflerin kısmen ya da tamamen 

bloke olmaları ile vagal aktivitede artma ve bronşial spazm görülebilir. Solunum arresti 

daha çok hipotansiyon ve kardiak output düşmesinin neden olduğu iskemiye bağlıdır (20). 

Karın kaslarının ve interkostal kasların paralizisinden sonra kişi öksüremez. 

Aspirasyon riski göz önünde bulundurulmalıdır (15). 

 

 

 



 

13

2.5.3. Obstetrik etkiler: 

Hipotansiyon varlığında uterus kan akımına etki gelişebilir. Aktif eylem başladıktan 

sonra usulüne uygun şekilde yapılan epidural anestezinin eylem seyrini değiştirmediği 

gözlenmiştir. Annede oksijen tüketimini azaltması, daha iyi ve düzenli solunumla PaO

2

’yi 



yükseltmesi, asidoz ve katekolamin salınımını önlemesi gibi nedenlerle fetus için daha iyi 

bir ortam yaratır. Bu bebeklerin biyokimyasal profilleri, anneye parenteral opioid 

uygulandığı yada hiç anestezik madde verilmediği, aynı koşullarda doğan bebeklerin 

biyokimyasal profilleriyle karşılaştırıldığında daha iyidir. Bu da, güç doğumun epidural 

anestezi ile desteklendiğinde peripartum basıncın daha az olduğunu gösterir (13,23). 

 

2.5.4. Gastrointestinal sisteme etkisi 

Epidural blok sonrasında gelişen sempatik blok sonucu, parasempatik aktivite artışı 

ile peristaltik hareketler artar. Bu şekilde postoperatif dönemde ileus gelişmesi engellenmiş 

olur. Ancak peristaltizm artışı ve intraabdominal basınç artışı intestinal obstrüksiyon 

halinde istenmeyen etkilerdir (24). 

 

2.5.5. Mesane fonksiyonuna etkisi 

S

2-3-4


 düzeyinde blok sonucu geçici atoni gelişir. Bu atoni kısa süreli olup, blok 

sonrası distansiyon kısa sürmektedir. Lokal anesteziğin etkisinin geçmesi ile mesane 

fonksiyonları normale döner. Çok az vakada idrar sondası takmak gerekebilir (23). 

 

2.5.6. Nöroendokrin etkisi 

Epidural anestezi, spinal korddan geçen ve travmaya karşı gelişen metabolik 

yanıttan kısmen sorumlu olan adrenokortikal ve sempatik deşarjı  kısmen veya tamamen 

önleyebilir. Böylece epidural blok, yeterli yükseklik ve sürede ise stres yanıtı en aza 

indirir, hatta ortadan kaldırabilir (24). 

 

2.5.7. Epidural blok sonrası hipotermi 

Sempatik blokaja bağlı periferik vazodilatasyon, dolaşıma geçen lokal 

anesteziklerin  ısı regülasyon merkezini etkilemesi, spinal kordda afferent termoreseptör 

liflerin inhibisyonuna bağlı periferik algılama bozukluğu, soğuk lokal anesteziklerin 

kullanılması ile spinal korda termosensitif yapıların etkilenmesi gibi nedenlerle peridural 



 

14

blok sonrasında hastalarda hipotermi ve titreme ortaya çıkabilir. Bunlar arasında en çok 



soğuk lokal anesteziklerin kullanımı ön planda tutulmaktadır (20,22). 

 

2.6. EPİDURAL ANESTEZİNİN KOMPLİKASYONLARI 



2.6.1. Anatomik ve teknik sorunlarla ilgili komplikasyonlar 

•  Yanlışlıkla dura delinmesi ve total spinal blok: 

İşlem sırasında gerekli koşullara uyulmaması ile ortaya çıkan bir komplikasyondur. 

Mutlaka test doz olarak 1-2 ml lokal anestezik ajan verildikten sonra 5 dk. beklenmeli ve 

spinal blok gelişmediği takdirde lokal anestezik solüsyonun geri kalan miktarı verilmelidir. 

Kateter yerleştirilen hastalarda başlangıçta epidural aralıkta olunsa bile duranın 

delinebileceği akıldan çıkarılmamalıdır. Total spinal blok oluştuğunda kardiyak ve 

respiratuar arrest gelişme olasılığı çok yüksektir. Bu durumda uygun resüsitasyon 

uygulanmalıdır (25). 

 

•  Masif subdural yayılım: 

Araknoid membran zedelenmeden asimetrik bir analjezi gelişebilir. 

 

•  Epidural venlere girilmesi: 



Ven içine lokal anestezik verilmediği takdirde ve kanama bozukluğu yoksa 

komplikasyon olarak kabul edilmeyebilir. İntravasküler olarak lokal anestezik verilmesi 

halinde ise sistemik toksik reaksiyonlar gelişebilir (26). 

 

•  Epidural hematom: 



Kanama bozukluğu olanlarda ve antikoagülan tedavi görenlerde olası bir 

komplikasyondur. Spinal kordda bası yapması halinde paralizi gelişebilir . 

 

•  Epidural apse: 



Genellikle endojen bir enfeksiyona bağlı olarak ortaya çıkar. En çok stafilokok 

aureus ile olur. Şiddetli sırt ağrısı, lokal hassasiyet, lökositoz, miyelogramda bası bulguları, 

yüksek ateş vardır. Ponksiyon ile apse mayii gelir. Derhal müdahale gerektirir (26). 

 

 


 

15

•  Anterior spinal arter sendromu (Adamkiewicz sendromu): 



Yüksek doz adrenalinli solüsyonların kullanılması sonucunda ani iskemiye bağlı 

olarak anterior spinal arterin vazokonstriksiyonu ile spinal kord iskemisi ve paralizi 

gelişebilir (26). 

•  Epidural aralıkta kateterin kopması: 

Kateterin ilerletilemediği durumlarda, iğne epidural boşlukta iken kateterin geri 

çekilmesi durumunda kopabilir. Laminektomi ile kopan parçanın çıkarılması gerekir (27). 



 

•  Lokal anestezik ajanların toksik etkileri 



 

2.6.2. Dura ponksiyonuna bağlı baş ağrısı: 

Özellikle 16-18 gauge gibi kalın iğnelerin durayı delmesine ve dışarı beyin 

omurilik sıvısı  sızmasına bağlı olarak gelişir.  İnsidansı % 40 ile % 80 arasında 

değişmektedir. Ponksiyondan 1-2 gün sonra görülebilmektedir. Ağrı frontal ve oksipital 

bölgededir. Oturma, öksürme, ıkınma ile artar, yatınca azalır ya da geçer. Yatak istirahati, 

3 lt/gün intravenöz sıvı tedavisi ve analjezik uygulanır. Çok şiddetli ise aseptik teknikle 

aynı aralıktan girilerek yaklaşık 15 ml venöz kan ile epidural kan yaması ‘‘blood patch’’ 

yapılmalıdır (13). 

 

2.6.3. Sırt ve bel ağrısı: 

Genellikle kalın iğne kullanıldığında ve tekrarlayan iğne batmaları sonucunda 

gelişebilir. 

 

2.6.4. Mesane disfonksiyonu: 

Özellikle sakral segmentlerin tutulması durumunda görülmektedir. 



 

2.6.5. Nörolojik sekeller: 

Epidural blok şemasında nadirdir. Epidural kateterle ağrı kontrolü sağlanacaksa, 

postoperatif bloğun periyodik olarak azalmasına izin verilmeli ve nörolojik fonksiyonun 

bozulmamış olduğu doğrulanmalıdır. Kateterli bir hasta için ameliyat sonrası dönemde 

sürdürülmek üzere ameliyat sırasında antikoagülasyon gerekirse, merkezi sinir sistemini 


 

16

kanamayla zedelenme tehlikesine atmadan, cerrahi ekiple konsültasyon ile 



antikoagülasyonun kısa sürede geri çevrilmesi ve kateterin çıkarılması gerekmektedir (13). 

 En 

sık nörolojik sekel nedenleri : 

•  Spinal kord ve köklere iğnenin doğrudan zarar vermesi 

•  Spinal kord ve köklerin kompresyonu 

•  Nörotoksisite 

•  İskemi 

•  Anterior spinal arter spazmı ve trombozudur. 

 

2.7. EPİDURAL BLOK ENDİKASYONLARI 

2.7.1. Cerrahi endikasyonlar 

•  Üst ve alt batın cerrahisi 

•  Ürolojik, pelvik cerrahi 

•  Kalça ve alt ekstremite operasyonları 

•  Damar cerrahisi 

•  Obez hastalarda cerrahi 

•  Toraks cerrahisi 

•  Bukkal pemfigus ve malign hipertermi öyküsü olan hastalardaki anestezi 

uygulaması 

•  Özel cerrahi girişimler; feokromasitoma, vertebra cerrahisi (6, 20). 

 

2.7.2. Postoperatif ve posttravmatik ağrının giderilmesi 

Devamlı infüzyon teknikleri ve hasta kontrollü anestezi teknikleri 



2.7.3. Kronik ağrının teşhis ve tedavisi. 

2.7.4. Obstetrik girişimler. 

 

2.8. EPİDURAL ANESTEZİNİN KONTRENDİKASYONLARI 

2.8.1 Kesin kontrendikasyonlar 

•  Sistemik veya lokal enfeksiyon 

•  Kanama ve şok 

•  Kanama diatezi ve antikoagülan tedavi 

•  Santral sinir sistemi hastalıkları 


 

17

•  Lokal anestezik maddeye duyarlılık 



•  Hastanın yöntemi istememesi (6, 20). 

 

2.8.2. Göreceli kontrendikasyonlar 

•  Santral veya periferik nörolojik hastalık 

•  Mini doz heparin 

•  Aspirin veya diğer antiplatelet ilaçlar 

•  Kesin kardiak patoloji 

Aort stenozu 

Konjestif kalp yetmezliği 

•  Süresi belirsiz ve acil cerrahi 

•  Kooperasyon kurulamaması 

•  Psikoz veya demans 

•  Vertebral kolon deformiteleri, artrit, osteoporoz 

•  Ciddi baş ve bel ağrısı olanlar (6, 20). 

 

2.9. EPİDURAL ANESTEZİDE BAŞARISIZLIK NEDENLERİ 

•  İlk dozun ve volümün yetersiz olması. 

•  Cerrahi insizyon öncesi yeterli süre beklenmemesi. 

•  Epidural alanın orta hattında septa bulunması. 

•  Kateterin 4 cm’den fazla ilerletilmesi 

•  Bilek ve ayak cerrahisi (L

5

, S



1

 ve S


2

 sinirlerinin kalın olması nedeniyle tam 

olarak bloke edilememesi). 

•  Dura delinmesi 

•  Kateterin epidural vene girmesi 

•  Yalancı direnç kaybı; bazı genç erişkinlerde spinal ligamanlar yumuşaktır ve 

epidural alana girilmiş hissi verebilir, interspinöz ligamanlar arasında kistik 

dejenerasyon da buna neden olabilir (28,29). 



 

 

 

 

18

2.10. LOKAL ANESTEZİKLER  



2.10.1. Lokal anesteziklerin tanımı ve tarihçesi; 

Vücuttaki tüm sinir liflerinde, nöronlarda ve diğer uyarılabilir dokularda 

depolarizasyon dalgasının oluşumunu ve yayılımını engelleyerek bu yapılarda geçici duyu, 

motor ve otonomik fonksiyon kaybına yol açan ilaçlara lokal anestezikler denir. Rejyonel 

anestezi oluşturan ajan dokularda kalıcı hasar oluşturmamalı ve duyu fonksiyonundaki bu 

kesinti geri dönüşlü olmalıdır (30,31). 

Yüzyıllar boyu Peru ve Bolivya yerlileri, “Erythroxylon Coca” yapraklarını 

çiğneyerek, yorgunluklarını gidermeye ve iştahlarını kesmeye çalışmışlardır. Bu etkiler 

yaprakta bulunan ana alkaloid olan kokaine aittir. O zaman, yaprakların çiğnenmesi ile 

ağız mukozasında gelişen uyuşma bir yan etki olarak düşünülmüştür. Bitki 19. yy’da 

Avrupalılar’ın ilgisini çekmiş ve 1860 yılında kokain alkolaidi Neiman tarafından izole 

edilmiştir. Kokainin lokal anestezik etkisi ise Karl Köller (1884) tarafından göze 

damlatılarak gösterilmiştir. Kokainin alışkanlık yapıcı ve toksik etkileri fark edildikten 

sonra, diğer lokal anestezikler sentezlenmiştir. Bunların önemlileri prokain (1905), 

lidokain (1948) ve bupivakain (1960) olmuştur. Prokain 1905’te sentezlenmiş ve 

lidokainin kullanımına kadar standart lokal anestezik olmuş ve halen de diğer lokal 

anesteziklerin etkinlikleri ve toksisitesinin kıyaslanmasında referans olarak 

kullanılmaktadır (30,32).  

 

2.10.2. Lokal anesteziklerin etki mekanizmaları 

Uyarılabilir hücre membranlarında Na

+

 kanallarının açılmasını engelleyerek hücre 



içine yönelik hızlı Na

+

 akımını doza bağlı bir şekilde azaltırlar. Tüm bu etkiler için lokal 



anesteziklerin Na

+

 kanalları içindeki özel bir reseptöre bağlandıkları düşünülmektedir 



(31,33,34). Buna bağlı olarak sinir lifleri ve diğer uyarılabilir hücrelerde; 

a)  Aksiyon potansiyelinin yükseliş hızını yani depolarizasyon hızını yavaşlatırlar. 

b)  Aksiyon potansiyelinin amplitüdünü azaltırlar veya ortadan kaldırırlar. 

c)  SSS’de eksitasyon eşiğini azaltırlar. 

d)  İmpuls iletim hızını düşürürler ve iletimi tam bloke ederler. 

Lokal anesteziklerin etkileri lokal ve sistemik olup, lokal etkileri sinirlerin yayılım 

alanında görülürken, sistemik etkileri doza bağımlı olarak ilacın enjekte edildiği yerden 

emilimi ile veya sistemik olarak verilmesiyle ortaya çıkar (31,33). 



 

19

2.10.3. Lokal anesteziklerin farmakolojisi 

Lokal anesteziklerin hepsi yağda eriyen alkoloidlerin suda eriyen tuzlarıdır (31). 

Neredeyse tümü, ortak bir amin yapısının kimyasal varyasyonları olup, zayıf bazik özellik 

gösteren sekonder veya tersiyer amin yapısına sahiptirler (31,34). Lokal anestezikler, ana 

zincirine ester veya amid bağı gelmesiyle aminoesterler ve aminoamidler olarak iki gruba 

ayrılır.  İki grup arasındaki temel farklılık kimyasal stabilite, metabolizma ve allerjik 

potansiyellerdeki farklılıktır. Aminoamid yapılı lokal anestezikler karaciğerde mikrozomal 

enzimlerce yıkılmaktadırlar ve aminoester grubu ilaçlara göre daha stabildirler. Allerjik 

reaksiyon geliştirme potansiyelleri çok nadirdir. Aminoester yapılılar 

paraaminobenzoikasit (PABA) türevleridirler ve plazma kolinesterazı tarafından 

metabolize edilirler. Metabolik yan ürünü olan PABA, allerjen bir üründür ve bunlarda 

allerjik reaksiyonlar daha sık görülür. Lokal anesteziklerin değişik klinik etkileri ancak 

fizikokimyasal özellikleri ile açıklanabilir. Bupivakain ve levobupivakain için bu özellikler 

Tablo 2’de verilmiştir (31,33,34). 

 

Tablo 2. Bupivakain ve Levobupivakainin fizikokimyasal özellikleri 



Özellikler Bupivakain 

Levobupivakain 

Moleküler ağırlık 288 

324,9 

Pka 8,1 8,0 



pH 4,5-6,5 

4-6,5 


Lipid çözünürlüğü 30 

30 


Partisyon katsayısı 27,5 

27,5 


Proteine bağlanma % 

95-96 


%97 

Etki süresi 

4-12 saat 

4-12 saat 

Maksimum tek doz 

2 mg/kg 


2 mg/kg 

Günlük maksimum doz 

400 mg 

695 mg 


Atılım şekli 

% 70 idrar- % 24 gayta 

% 71 idrar- % 24 gayta 

Dağılım volümü 

59,9 L 

66,9 L 


Yarılanma ömrü 

1,56 saat 

1,42 saat 

Klirensi 

38,12+12,64 L/saat 

39,06+13,29 L/saat 

Veriliş yolu 

Nöroaksiyal blok, lokal 

infiltrasyon 

Nöroaksiyal blok, lokal 

infiltrasyon 

Klinik çalışmalarda 

kullanılan doz 

10-30 ml % 0,25, % 0,5, 

% 0,75 

10-30 ml % 0,25, % 0,5, 



% 0,75 

Endikasyonları 

Majör ve minör sinir 

bloğu, postoperatif ağrı 

tedavisi, obstetrik 

uygulama 

Majör ve minör sinir 

bloğu, postoperatif ağrı 

tedavisi, obstetrik 

uygulama 

Yan etkiler 

İntraoperatif hipotansiyon  İntraoperatif hipotansiyon 



 

20

2.11. Araştırmada kullanılan farmakolojik ajanlar 



 

2.11.1. Bupivakain (MARCAINE

®

Bupivakain, aminoamid tipinde bir lokal anestezik olup, ilk kez 1957 yılında A.F. 

Ekanstein tarafından bulunmuş sentetik bir ilaçtır. Bupivakain R(+) ve S(-) 

enantiomerlerinden oluşan bir rasemik ajandır (33,34,35). 

Rasemik iki enantiomerin 50:50 oranında karışımı olarak belirlenmiş ve 1960 

yılının başlarında klinik olarak pratiğe girmiştir. Bir bileşik eşit miktarda enantimerlerin 

karışımını içeriyorsa genelde “rac” termi (rasemik karışım) olarak adlandırılır (36).  

Kimyasal adı: L.butil-ol-piperidin-2-karboksilik asit-2-6-olimetil anilid hidroklorid. 

Bupivakain mepivakainin bir homoloğudur ve molekül formülü: C

18

N

2



OH

28

HCl. 



Mepivainden farkı piperidin nitrojen atom molekülüne butil grubu gelmesidir (31). 

 

 Kimyasal yapı formülü; Şekil 6’da görülmektedir . 



 

 

Şekil 6Bupivakainin açık formülü* 

 

Farmakokinetik özellikleri; 

Solüsyonun pH’sı 4.5 – 6.5, molekül ağırlığı 288, pKa değeri 8.1, yağda 

çözünürlüğü oldukça yüksek, sistemik absorbsiyonu yavaş, plazma proteinlerine % 95  

 

*Copyright © 2006 McTony Bio&Chem Inc.  All right reserved 



 

21

oranında bağlanabilen potent bir lokal anesteziktir. Partisyon katsayısı 27.52 dir. Piyasada 



HCl tuzu olarak bulunur (31,34). 

Yağda çözünürlüğü lidokain ve mepivakainden iki kat fazla olup dolayısıyla daha 

güçlü etkiye sahiptir. Tek doz epidural veya interkostal enjeksiyon sonrasında 1-2 saat 

içinde plazma konsantrasyonu (1-2 µg/ml) tepe plazma seviyesine ulaşmaktadır. 

Bupivakain infiltrasyondan sonra 5 dk içinde kanda tespit edilebilir. Plazma seviyesi total 

doz ile doğrudan ilişkilidir (31,34,37).  

 

Farmakodinamik özellikleri 

Epidural aralığa enjeksiyon sonrası etkinin başlama süresi 5-7 dk, anestezinin 

yerleşmesi ise 15-20 dk içinde olmaktadır. Periferik sinir bloklarında 5-6 saat, epidural 

blokta 3.5-5 saate kadar anestezik etki sürmektedir. Spinal anestezide ise anestezik etkinlik 

3-4 dk içinde başlamakta ve 3.5-4 saat devam etmektedir. Periferik sinir bloklarında % 0.5 

konsantrasyonda 35 ml volümde tam motor blok sağlayabilmektedir. Obstetrik analjezi ve 

perine cerrahisinde epidural uygulama için % 0.25 konsantrasyonunda, alt ektremite 

cerrahisinde % 0.5 konsantrasyonunda ve batın operasyonlarında ise % 0.75 

konsantrasyonda 20 ml volüm olarak uygulanmaktadır (31,37). Bupivakainin, yüksek pKa 

değeri nedeniyle epidural ve major pleksus bloklarında diğer lokal anesteziklere oranla etki 

başlangıç süresi uzundur. Enjekte edildiği yerlerde vazodilatasyon meydana getirmez ve 

kümülatif etkisi yoktur (34). 

 

Anestezik etki 

Bupivakain yaklaşık olarak lidokain ve mepivakainden 3-4, prokainden ise 8 kat 

daha potent olup etki süresi mepivakainden ve lidokainden 2-3 kat daha uzundur. Uzun 

etki süresine karşın, motor blok yapıcı etkisinden daha fazla olarak duyusal blok meydana 

getirmektedir. Bu özelliğinden dolayı doğum analjezisi ve postoperatif analjezide popüler 

bir ajan haline gelmiştir. Bupivakain; rejyonel intravenöz anestezi (RİVA), presakral ve 

paraservikal bloklar içinde uygun değildir (31,32). 


Kataloq: tez -> pdf -> anestezi reanimasyon
anestezi reanimasyon -> T. C. Sb göztepe eğ t m hastanes anestez yoloj ve rean masyon kl n ğ a doç. Dr. Melek çel k
anestezi reanimasyon -> Elektif histerektomilerde kombine spinal epidural anestezi uygulamalarinda levobupivakain morfin ve levobupivakain fentanil etkileriNİn karşilaştirilmasi
anestezi reanimasyon -> T. C. Sağlık Bakanlığı Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi II. Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği
anestezi reanimasyon -> T. C. Sa lık Bakanlı ı
anestezi reanimasyon -> T. C. Bakirköy dr. Sadđ konuk eğĐT
anestezi reanimasyon -> T. c sağlik bakanliği haydarpaşa numune eğİTİm ve araştirma hastanesi
anestezi reanimasyon -> Koroner arter baypas operasyonlarinda torakal
anestezi reanimasyon -> Aysel altan
anestezi reanimasyon -> Sezaryen operasyonlarinda farkli dozlarda
anestezi reanimasyon -> T. C. Sağlık Bakanlığı Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi

Yüklə 2 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azkurs.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə