Yazılarınızdan, gerek 2009 yılında Sistem Yayınları’ndan çıkan Kuantum Bilgeliği ve Tasavvuf



Yüklə 187,76 Kb.
Pdf görüntüsü
səhifə2/3
tarix28.04.2017
ölçüsü187,76 Kb.
növüYazı
1   2   3

turgutozguney@yahoo.com.tr

AYIN KONUĞU : Haluk Berkmen

Deniz Tipigil

4

Günlük Yaşamda 

Mitoloji

Prof. Dr. Tuncay Altuğ 

Vakfımız, 30 Kasım 2010 Salı günü “Mitolojinin Bugünkü 

Yaşantımıza Yansımaları” başlıklı konuşmasıyla Tıbbi 

Biyoloji Profesörü Tuncay Altuğ’u ağırladı. Tuncay 

Altuğ yaptığı sunumla mitolojik tanrıların isimlerinin 

ve öykülerinin tıp, astronomi, kimya, coğrafya ve diğer 

birçok bilim ve sanat alanında nasıl yer ettiklerini 

anlattı. Konuşma metninin ana hatlarını bültenimizin bu 

sayısında sizler için derledik... 

Yüzyıllardır dünya milletlerinin edebiyatlarına, sanat 

eserlerine ilham kaynağı olan mitler günlük yaşantımızın 

içinde de birçok alanda karşımıza çıkmaktadır. Gittiğimiz 

bir resim galerisinde ressamın bütün ilhamını, bir operada 

bestecinin yaptığı bestedeki duyguları, okuduğumuz bir 

kitabın yazarının konu seçimindeki ipuçlarını buralardan 

aldığını görebiliriz. Bu yazıda mitolojinin bilim dallarında 

ve günlük yaşantımızdaki yansımalarını yazının 

boyutlarının izin verdiği ölçüde ele alacağım. 

 

Tıp Alanında Mitoloji 

Yunan ve Latin kaynaklı bilim terminolojisinin gelişimi, 

Batıda sanayi devriminin ve buna bağlı bilgi üretiminin 

hızla arttığı döneme rastlamaktadır. Sağlık alanında da 

büyük gelişmeler oluyordu; her gün yeni tanı ve tedavi 

prensipleri gelişiyordu. Hastalıklar daha iyi anlaşılır 

olmuştu. Mikroskop ve antibiyotiklerin bulunuşu bir devrim 

niteliğindeydi. Tüm bu gelişmeler Amerika ve Avrupa gibi 

Batı toplumlarında gerçekleşiyordu. Doğal olarak bilimi de 

onlar yönlendirecekti. Onlar da kendi kültürlerinin kökeni 

olarak Yunan kültürünü gördükleri için, o kültürden özenle 

seçtikleri isimleri yıllar içinde şekillendirerek günümüze 

kadar ulaştırmışlardır.  

 

Örneğin, sağlık bilimlerinde bütün dalların sembollerinde 



yılan figürü olması konusunu araştırdığımızda, karşımıza 

Asklepios kültü çıkar. Yılan ve asa Yunan mitolojisinde tıp 

tanrısı olan Asklepios’un (Latince Aesculap) sembolüdür. 

Asklepios Apollon’un oğludur. Hekimlik sanatını, doğayla 

içiçe yaşayan Kentaur’dan (at adam) öğrenmiştir. At adam 

ona sanatının tüm inceliklerini öğretmiş, bütün şifalı 

otları ve suları göstermiştir. Heykellerinde yılanlı asa 

Asklepios’un bir elinde dururken diğer elinde şifa içeren 

ilacın bulunduğu kutsal tas yer alır. Yılanın zehiri uzun 

zamandır bir şifa kaynağı olarak görüldüğü için sembole 

dönüşmüştür. Tapınaklara şifa amacıyla gelen hastaların 

bazıları, zehiri alınmış bir yılan tarafından ısırtılırdı. İnanca 

göre yılanın yaladığı yara iyileşiyordu. Asklepios’a göre, 

hekim yılan gibi sessiz olacak, kimsenin sırrını başkasına 

söylemeyecek, sabır ve sessizlik içinde iş görecektir. Yılan 

mevsimsel olarak deri değiştirdiği için ölümsüz kabul edilir. 

Çünkü sonsuz şekilde yenilenmektedir. Birçok mitolojide 

hayat ağacını koruyan yılan, aynı zamanda bu ağaçtan 

beslenir şekilde tasvir edilir. Bu şekilde yılan hem ölümü 

hem de yaşamı sembolize eden zıtlık içinde görülmektedir. 

Yunan mitolojisi dışında Gılgamış’la ilgili bir mit daha 

bulunmaktadır. Gılgamış ölümsüzlük bitkisini arar ama 

bulduğu anda da otu bir yılan ondan çalar ve yutar. Yılanın 

bu öyküde olduğu gibi ölümsüzlük otunu yiyen bir canlı 

olması nedeniyle onun görüntüsünün sağlık amblemi olarak 

alındığı ileri sürülmektedir. 



Psikiyatride Mitoloji 

Psikiyatri terimi Yunanca psykhe ve iatros sözcüklerinin 

birleşiminden oluşmuştur. Terimin içindeki Psykhe sözcüğü 

Yunanca’ya mitolojiden girmiştir. Psykhe’nin güzelliğini 

kıskanan Afrodit, oğlu Eros’tan Psykhe’yi dünyanın en 

çirkin insanına aşık etmesini ister. Ama Eros kendisi 

Psykhe’ye aşık olur. Bundan sonra Psykhe’nin ruhsal 

durumunu alt üst eden birçok olay gelişir. 

   

Panik 

“Panik” teriminin atası Pan’dır; Pan mitolojide sürülerin 

ve çobanların tanrısı idi. Pan keçi ayakları ve keçi kuyruğu 

ile dünyaya geldi. Alnında iki boynuz vardı. Çenesinde bir 

teke sakalı sarkıyordu. Savaşçı tanrı kimliğiyle Titanlar 

Savaşı’nda yer almış ve özellikle Zeus’un zaferine katkıda 

bulunmuştur. Helezon biçimindeki boru çalgısının korkunç 

sesiyle Titanlar arasına korku ve panik salmıştır. Pan bazen 

kötü niyetli, korkunç bir yaratık gibi, ıssız yerlerde, dağ 

başlarında, yolunu şaşıran tek kalan kimselerin gözüne 

görünür, onların ödlerini koparırdı. Pan’ın yakınlarda 

olduğunu hisseden hayvanlar duydukları ani gürültüler, 

beklemedikleri yaygaralar karşısında darmadağın olarak, 

çıldırmış gibi koşarlardı. Çobanlar bile bu durumdan 

ürkerler, korkarlar, onlar da düşünmeden kaçarlardı. Bu 

“Panik”, yani Pan’dan gelen korku ve dehşettir. 

 

Fobi 

“Fobi” terimi Yunanca phobos kelimesinden türetilmiştir. 

Phobos, Yunan mitolojisinde Ares’in mahiyetindeki korku 

tanrısıdır. Phobos, savaş tanrısı olan Ares’in yanından hiç 

ayrılmaz ve korku ile dehşeti simgelerdi. Tanrı Phobos 

“fobi” olarak modern tıbbın içine girerek yine korku ve 

dehşet saçmaya devam etmektedir. Fobi kelimesi genel 

olarak tıpta psikiyatri bölümünde sıkça kullanılan bir 

terimdir. Birçok sözcüğün sonuna eklenerek yüzlerce 

terim türetilmiştir. Hatta Thanatofobi (ölüm korkusu) ve 

Araknofobi (Örümcek korkusu) gibi kelimelerde yan 

yana iki mitolojik kökenli kelime birleşerek isimlendirme 

yapılmıştır. Fobi kelimesini ilk olarak Romalılar 

kullanmışlardır. O devirde hidrofobi sözcüğü kuduz 

olgularında sudan kaçmayı tanımlayan bir kavram olarak 

kullanılmıştır. 



Hipnoz 

Hypnos Yunan mitolojisinde uyku tanrısıdır. Erebos 

(karanlık) ile Nyks’in (gece) oğludur. 

Uyku tanrısının sarayına asla gün ışığı giremezdi. Hypnos 

yumuşak sedirinde yatar, mağarasında haşhaş tütsüler 

bulundururdu. Çevresinde ise düşlerin yaratıcısı oğulları 

yer alırdı. Hypnos günün yorgunluklarını atmak için tüm 

canlı ve cansızları uyutarak dinlendirirdi. Mitolojiden 

adını alan hipnoz olayı günümüz sağlık bilimlerinde halen 

kullanılmaktadır. 



Elektra Kompleksi 

Elektra, Yunan mitolojisinde, Agamennon ile 

Klytaimnestra’nın kızıdır. Babaları, annesi ve onun 

sevgilisi tarafından öldürüldüğünde, kardeşi Orestes’i 

uzaklaştırarak onun yaşamını kurtarır. Orestes döndüğünde, 

annesiyle sevgilisinin öldürülmesinde Elektra’ya yardım 

eder. Elektra tıpkı Oidipus gibi içerdiği zengin anlamlarla 

sanat dallarının her alanında sanatçılara ilham kaynağı 

olmuş ve yeni özellikler kazanıp zenginleşerek günümüze 

kadar uzanmıştır. Elektra’nın babası nedeniyle annesini 

öldürmesi, psikanalizde babaya aşırı düşkünlük şeklinde 

ortaya çıkan olgularla benzerlik kurulmasına yol açmış ve 

bu terim günümüz tıbbının terimleri arasına katılmıştır.  

Letarji 

Özellikle nörolog ve psikiyatristlerin daha çok kullandıkları 

bir terim olup kişinin derin uyuşuklukta olduğu sürekli ve 

patolojik uyku durumunu ifade eder. Kişinin kaslarında da 

tam bir gevşeme vardır. Bu terimin türetilmesinde de iki 

mitolojik tanrıçanın torununun adından faydalanılmıştır. 

Bu torunun adı Lethe’dir; Lehte ölüler ülkesinde bir pınar 

halini almıştır ve suyundan içen huzur içinde uykuya 

dalmaktadır. Günümüzde sebepsiz uyumalara verilen isim 

olmuştur. 

Tıpta isimler bu kadarla bitmemektedir; daha başka birçok 

organımızın (İris, Atlas omuru, Aşil tendonu, Himen), 

hastalık ya da semptomların (Priapizm, Caput medusa, 

Veneryan, Nimfomaniya) ve bakterilerin (Staphilokok, 

Proteus) adları mitolojik kökenlidir.

Astronomide Mitoloji 

Gezegenler tanrılara benzetilerek adlandırılmıştır. En 

büyük gezegene en büyük tanrının adı Jüpiter (Zeus), en 

güzel görülen gezegene Venüs (Afrodit), en kızıl görünen 

gezegene Mars (Ares) denilmiştir. Mars’ın uydularından 

biri korku tanrısının adı Fobos’dur. Deniz tanrısı Neptün 

(Poseidon) de gezegen Neptün’ün mavi görüntüsü 

sayesinde onunla eşleşmiştir. Pluton (Hades) bilindiği gibi 

yer altı tanrısıdır. Bu tanrı efsanelerde yer üstüne çok az 

çıkar. Eski dönemlerde gezegen olduğu sanılan ve bugün 

gezegen olmadığı kabul edilen Pluton güneş sistemimizin 

en uzak gezegeniydi. İsimlendirilirken Pluton adını 

almasının nedeni, yeraltı tanrısının Güneşi en az gören tanrı 

olmasıdır.  



Coğrafya Terimlerinde Mitoloji 

Bu alanda da mitoloji kökenli sözcük örnekleri 

bulunmaktadır. Avrupa kıtasının adı Zeus’un sevgililerinden 

biri olan Europa’dan, Volkan terimi de en eski Latin 

tanrılarından biri olan Vulcanus’tan gelir. Sönmüş yanardağ 

olarak saygı görmüş, sonraları da yanardağların içinde  

çalıştığına inanılmıştır. Gaia’nın oğlu olan Okeanus 

yerkürenin çevresindeki devasa ırmağın tanrısıdır. 

Ayrıca Okeanus mitolojide dünyayı çevreleyen denizi de 

simgeler. Bu haliyle de yeryüzünün büyük denizlerine 

yani okyanuslara isim babası olmuştur. Coğrafyada 

aslında mitolojide bir Titan olan Atlas’ın da önemli yeri 

vardır. Boreas Trakya’da oturan Kuzey rüzgârı tanrısıdır 

ve günümüzde kullandığımız Bora rüzgârlarının isim 

babasıdır. 

Kimyada Mitoloji 

Kimya biliminde de mitoloji en fazla elementin 

isimlendirilmesinde kullanılmıştır. Phosphoros, sabah 

yıldızının Yunan mitolojisindeki adıdır. Sabah yıldızının 

parlaklığı fosfor elementini isimlendirmiştir.  Selenyum 

elementi yandığında parlak bir alev oluşturur. Bu görüntü 

elementin adını mitolojide Ay’ın simgesi olan Selene’den 

almasını sağlamıştır. Cıva bir yere döküldüğü zaman 

sağa sola dağılacak biçimde hareket eder ve toplaması 

oldukça zordur. Batı dillerinde cıvaya “mercure” 

denir. Bu isim Romalıların Mercirus adını verdikleri 

Hermes’ten gelmektedir. Hermes mitlerde anlatıldığı 

gibi daha doğduğunun ertesi gününden başlayarak ele 

avuca sığmayan hareketler yapmıştır. Onun bu ele avuca 

sığmayan hareketleri cıva metaliyle benzerlik kurulmasına 

neden olmuştur. 



Müzikte Mitoloji 

Müzisyenler de en az ressamlar kadar mitolojiden ilham 

almıştır. Hatta bizzat “müzik” sözcüğü de mitolojiden 

kökenlenmiştir. Yunanca musiki anlamına gelen “mousikos” 

sözcüğünün mitolojideki Mousalar’la ilgili olduğu, bu 

sözcüğün ayrıca şiir ve öteki sanatları da kapsadığı ileri 

sürülmektedir. Zeus ile Mnemosyne’nin hepsi bakire 

dokuz kızı olan Mousalar “esin ve sanat perileri ya da 

tanrıçaları” olarak nitelendirilirler. Mousalar’ın başı olarak 

adlandırılan Kalliope lirik şiirin esin perisidir. Erato ise 

koro halinde söylenen aşk şiirlerine esin kaynağı olmuştur. 

Mitolojinin müzik eserlerinin konularını etkilemesini ise 

barok dönemle birlikte görüyoruz. Tarihteki ilk operalar 

Orfe ve Euridice’nin acıklı öykülerinden kaynaklanmıştır. 

Beethoven ise Prometheus’un Yaratıkları adlı bale 

yapıtını yazmıştır. Müzik alanında daha birçok besteci 

mitolojik öykülerden esinlenmiştir. Müzik alanına sadece 

Yunan mitolojisi esin kaynağı oluşturmamıştır. Örneğin, 

Wagner eski Alman, Sibelius ise Fin mitolojilerinden 

esinlenmişlerdir. 



Bilgisayar Teknolojisinde Mitoloji

                                                                                                                                     

Oldukça yeni sayılabilecek bir olgu olmasına rağmen, halen 

bilgisayar teknolojisinin buluşlarında da mitolojik öykü 

kökenli isimler kullanılmaktadır. Örneğin, bilgisayarda bir 

güvenlik programı olan Kerberos, adını ölüler ülkesinin 

kapısını bekleyen üç başlı bir köpek olan Kerberos’tan 

almıştır. Bu konuyu incelerken Trojanları da unutmamamız 

gerekir. 

Sinemada Mitoloji 

Bir dönem sinemada peşpeşe konusunu mitolojiden alan 

filmler çevrilmiştir. Bunlar içerisinde Herkül filmleri ön 

sırayı tutmaktadır. Truva savaşları defalarca filmlere konu 

olmuştur. Oidipus ve Elektra mitleri hem sinemada hem de 

tiyatroda yine çok sık ele alınmıştır. 



Resim Sanatında Mitoloji

Ortaçağdan beri birçok ressam tablolarını mitolojik 

öykülerden esinlenerek yapmıştır. Bu alanda sınırlı 

satırlarda sayamayacağımız kadar çok eser bulunmaktadır. 

Bunlar içinde bekli de en ünlüsü Botticelli’nin “Venüsün 

Doğuşu” adlı tablosudur.



Bülten Künye

Yayın Adı 

Düşünüyorum • 

İmtiyaz Sahibi 

Şeyma Bobaroğlu

Sorumlu Yazı İşleri Müdürü

 

Ekrem Genç



İdare Adresi

 

Bayar Cad Papatya Apt. 22/11 Erenköy İstanbul



 

0216 382 81 73

Basım Yeri 

Pınarbaşı Matbaacılık (Hülya Pınarbaşı)

Alemdar Mah. Molla Fenari Sokak Molla Fenari Çıkmazı Birol İş Merkezi 

No:10/1 34110 Cağaloğlu İstanbul Tel.: 0212 511 11 82

Yayın Süresi

 

Aylık • 



Dili

 

Türkçe • 



Türü

 

İlmi, Fenni, Edebi • 



Alanı

 

Yerel



Yazı İşleri Kurulu

 Arzu Cengil, Deniz Demirdöven,

Deniz Tipigil, Ekrem Genç, Hatice Uzun Çoban, İzzet Erş,

Nurgül Demirdöven, Selin Erş, Sevgi Genç

E-posta

 bulten@anadoluaydinlanma.org 



Web

 www.anadoluaydinlanma.org

5

2010 Yılının Öne Çıkan 

Teknoloji Haberleri 

Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN), 

aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 5 ülkenin 

asil üye adaylık başvurusunu kabul etti

CERN’ün, sosyal paylaşım sitesi Twitter’da yayımladığı 

açıklamaya göre, kurumun 157. kuruluna katılan delegeler, 

Türkiye’nin yanısıra Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, İsrail, 

Sırbistan ve Slovenya’yla da üyeliğe giden adaylık 

sürecinin başlamasını benimsedi. Tüm aday ülkelerin, 

resmi görüşmelerin yapılacağı 3 yıllık bir sürecin ardından 

CERN’e asil üye olması öngörülüyor. 12 Avrupa Devleti 

tarafından 1954’te kurulan CERN’ün bugün 20 üyesi 

bulunuyor.



Science dergisi, bu yılın en büyük icadının 

“Kuantum Cihazı” olduğunu açıkladı

Çıplak gözle görülebilen ve dünyanın en ufak cihazı olan “Kuantum 

Cihazı”, Science dergisi tarafından “2010 yılında geliştirilen dünyanın en 

önemli buluşu” olarak gösterildi. 



Science dergisinin her yıl yaptığı araştırmalara dayanarak belirlediği 

dünyanın en büyük icadı listesine bu yıl “Kuantum Cihazı” damgasını 

vurdu. Bu aletin klasik mekanik yasalarına göre hareket etmeyen ilk 

yapay obje olduğunu ifade eden makalede, söz konusu objenin bir atom 

ya da molekül gibi tepki verdiği ve sürekli hareket ettiği bildirildi. 

Time dergisi, 

popüler sosyal 

paylaşım ağı 

Facebook’un 

kurucularından 

Mark Zuckerberg’i 

(26) yılın adamı 

seçti

 

Amerikan haber dergisi Time’ın 



okuyucuları tarafından yılın 

kişisi olarak Wikileaks’in 

kurucusu Julian Assange 

seçilmesine rağmen editörlerin 

tercihi farklı oldu. Editörler, 

okuyucuların yaptığı 

oylamada 10. sırada yer alan 

Facebook’un kurucusu Mark 

Zuckerberg’i yılın kişisi olarak seçti. Başbakan Tayyip Erdoğan da 

okuyucuların oylarıyla belirlenen sıralamada ikinci olmuştu.



Okuyucu oylamasına göre ilk 10 sıralama şöyle oluştu: 

1. Julian Assange 

2. Recep Tayyip Erdoğan 

3. Lady Gaga 

4. Jon Stewart ve Stephen Colbert 

5. Glenn Beck 

6. Barack Obama 

7. Steve Jobs 

8. Şilili maden işçileri 

9. Amerikalı işsizler 

10. Mark Zuckerberg

T3 ödüllerine 

bu yıl Apple 

damgasını vurdu  

 

Her yıl düzenlenen ve en 

yenilikçi, en kullanışlı 

cihazları ödüllendiren T3 

ödüllerine bu yıl Apple 

damgasını vurdu. Özellikle 

Apple’ın çok ses getiren 

tableti iPad en önemli iki 

ödülü birden alarak geceye 

damgasını vurdu. İletişim 

cihazları ödülünü iPhone 

4

 aldı. Yılın bilgisayarı 

ödülü ise Macbook Pro’ya 

gitti. Cihazların yanısıra perakende mağazalarının konsepti ve başarısı 

sayesinde de ödüllendirilen Apple, Apple Store için de bir ödüle layık 

görüldü.


 

Fakat Apple için T3’teki en önemli ödüllerden biri olan yılın telefonu 

ödülünde iPhone 4 birinciliğe ulaşamadı. Apple’ın bu dalda ikinciliğe 

razı olmasına neden olan cihaz ise HTC’den geldi. Bu alanda HTC 



Desire yılın telefonu ödülünü 

almayı başardı.



WikiLeaks 

açıkladığı 

belgelerle tüm 

dünyayı sarsmaya 

devam ediyor

Şimdiye kadar açıkladığı 

toplam bir milyon civarında 

gizli yazışma ile diplomaside 

depreme yol açan WikiLeaks

İsveç merkezli uluslararası bir 

oluşum.  

 

800 Gönüllüsü Var

2006 yılında kurulan 

WikiLeaks’in bünyesinde 

Amerikalı, Avrupalı, Tayvanlı, 

Avustralyalı, Güney Afrikalı 

gazeteciler, Çinli muhalifler, 

matematikçiler, teknoloji 

alanında uzman isimler 

bulunuyor. Sayıları 800 

civarında olduğu tahmin edilen bu isimler gönüllü çalışıyor.  

 

Liderleri Eski Bir Bilgisayar Korsanı

Oluşumun lideri eski bir bilgisayar korsanı olan Avustralyalı 

gazeteci Julian Assange...  

 

Amaçları ise gizli belgeleri kamuoyu ile paylaşmak. 



WikiLeaks’e ulaşan bilgiler, uzmanlar tarafından teker 

teker değerlendiriliyor. Çok gizli bazı belgeler, dedikodular, 

yorumlar ayıklanıyor, sadece belge niteliğinde olanlar 

yayınlanıyor. Yayınlanan belgeler “çok gizli” değil, sadece 

“gizli” sınıfında yer alan belgeler. 

 

Oluşum, Washington’ın çeşitli ülkelerdeki Amerikan 



büyükelçilikleri ve konsoloslukları ile gizli yazışmaları internet 

sitesinde yayınlamasıyla dikkatleri çekti.



denizdemirdoven@gmail.com

TEKNOLOJİ

Derleyen: Deniz Demirdöven

BİZİM SAHAF

Hazırlayan: İzzet Erş

Buda’nın Öğretisi

Thich Nhat Hanh

Yayınevi: Okyanus Yayınları

295 sayfa 

Günümüzde milyonlarca insan tarafından dinsel 

bir tapınç haline getirilen Budacılık, özünde İ.Ö. 

500 yıllarında Buda Sakyamuni tarafından ortaya 

konulmuş bir yaşam felsefesi, bir yaşam yoludur. 

Bir tek amacı vardır öğretinin o da Buda’nın 

aydınlandıktan sonra öğretisini yaymaya 

başladığında tekrar tekrar söylediği şu sözlere, şu 

anlayışa dayanır: “Ben sadece acıyı ve onu nasıl 

yok edeceğinizi öğretiyorum.” 

Vietnamlı Budacı Keşiş Thich Nhat Hanh 

Buda’nın Öğretisi adlı bu kitapta başta Budacı 

öğretinin özü olmak üzere, Dört Yüce Gerçek, 

Sekiz Aşamalı Yüce Yol, Özgürleşmenin Üç 

Kapısı, Üç Dharma Mührü, Altı Paramita gibi 

Budacı öğretinin temel sacayaklarını şiirsel bir 

dille ve açık bir anlatımla en ince ayrıntısına 

kadar anlatıyor. Acının doğasındaki bilgeliği ve 

acının şefkat, sevgi ve neşenin yaratılmasındaki 

önemli rölünü gesteriyor. 

Budacı öğretiyi bütünüyle kuşatan ve öğretinin 

yüreğinden seslenen bu son derece etkileyici 

kitabı okuyucularımızın değerlendirmesine 

sunuyoruz. 

Dalai Lama Thich Nhat Hanh için şöyle demiştir:

“Thich Nhat Hanh bize kendi içimizde 

yaratacağımız içsel huzurla dünyada 

yaratacağımız barış, esneklik, huzur arasındaki 

paralelliğin ne kadar önemli oldğunu gösteriyor”

Thich Nhat Hanh


6

Kara Enerji

 

 

“Kara enerji” nedir? Aslında en basit cevap, bilmiyor 

olduğumuz. Öyle görünüyor ki o, evrenin işleyişine ilişkin 

anlayışlarımızın çoğu ile çelişiyor.  

 

Hepimiz biliyoruz ki, ışık dalgaları, başka bir deyişle 



radyasyon (ışınım), enerji taşır. Sıcak bir yaz gününde 

dışarıya adım atar atmaz o enerjiyi hissedersiniz.  

 

Einstein’ın meşhur denklemi, E=mcô, bize madde ile 



enerjinin birbirine dönüştürülebilir olduğunu, aslında 

ikisinin de aynı şeyin farklı formları olduğunu öğretti. 

Gökyüzünde buna dair devasa bir örneğimiz var: Güneş. 

Güneş, gücünü kütleyi enerjiye dönüştürmekten alır.  

  

Hiçbir Şeyden Çıkan Bir Şey 

 

Fakat, ister maddeden ister ışınımdan olsun, enerjinin bir 



kaynağı olması gerektiği kabul edilmektedir. Buradaki 

nosyon, uzayın madde ve ışınımın tümünden yoksun iken 

dahi, arta kalan bir enerjisinin olduğudur. İşte bu “uzay 

enerjisi”, kozmik bir ölçekte ele alındığında, kâinatın 

genişlemesini arttıran bir kuvvete yol açar.  

 

Belki de kara enerji, atomdan da küçük ölçekteki 



parçacıkların garip davranışlarının bir sonucudur. Kuantum 

mekaniği denilen çok küçük parçaların fiziği, sadece çok 

kısacık anlar için olsa bile, enerjinin de maddenin de 

yokluktan ortaya çıkmasına izin veriyor. Maddenin sürekli 

anlık görünüş ve yokoluşları, aksi takdirde boş olan uzaya 

enerji veriyor olabilir.  

 

Olası ki kara enerji, kâinat sadece belli bir büyüklüğe 



ulaştığında etkisini göstermeye başlayacak olan yeni 

ve temel bir kuvvet yaratıyor. Bilimsel teoriler böylesi 

kuvvetlerin olasılığına imkân tanıyor. Bu kuvvet, önce 

zayıflayıp sonra tamamen ortadan kaybolmadan önce 

kâinatın milyarlarca yıl boyunca ivmelenmesine neden 

olacak geçici bir kuvvet olabilir.  

 

Ya da belki de cevap, uzun zamandır çözülmeden bekleyen 



bir problemin altında yatıyor: Büyük ve çok küçük 

parçaların fiziğini nasıl uzlaştırabiliriz?.. Einstein’ın 

“genel görelilik” olarak adlandırılan çekim teorisi, 

gezegenlerin hareketinden kara deliklerin fiziğine kadar 

her şeyi açıklayabilse de, atomları oluşturan parçacıklar 

ölçeğinde uygulanamaz görünüyor. Parçacıkların nasıl 

davranabileceklerini öngörebilmek için, kuantum mekaniği 

teorisine ihtiyacımız var. Kuantum mekaniği parçacıkların 

işlevselliğini açıklıyor, fakat bu teori de atomdan daha 

büyük ölçeklerde uygulanamıyor. Bu iki teoriyi bir araya 

getirerek ulaşılabilecek anlaşılması zor çözüm, kara enerji 

için doğal bir açıklama sağlayabilir.  




Yüklə 187,76 Kb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azkurs.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə