K2 vitamini Giriş



Yüklə 109.74 Kb.
Pdf просмотр
tarix05.03.2017
ölçüsü109.74 Kb.

Alternatif Tıp Dergisi Cilt 14, Sayı 3 2009 

K2 vitamini 

Giriş 

K vitamini kanın pıhtılaşmasında rol oynayan çeşitli proteinlerin işleyişi için gerekli, yağda çözünen 

bir vitamindir.

1

 İlk olarak 1929 yılında Danimarkalı bilim adamı Henrik Dam tarafından keşfedilen bu 



vitamine “K” harfi eklenmesinin nedeni, ilk bulunduğu zamanlar bir Alman dergisinde “Koagulasyon 

vitamini”  olarak  adlandırılmış  olmasıdır.  Son  30  yıl  içindeki  araştırmalar  sonucu,  K  vitamininin  ne 

kadar  önemli  olduğu  bilim  çevreleri  tarafından  kabul  edilmiştir.  K  vitamini  genellikle  kan 

pıhtılaşmasında önemli bir faktör olarak tanımlanır, fakat son araştırmalar kemik metabolizmasında bir 

kofaktör  (yan  faktör)  olduğunu  ortaya  koymaktadır.

2-8


  K  vitamininin  kanser  hücresi  gelişimini 

engellediği  in  vivo  ve  in  vitro  çalışmalarda  da  gözlenmiştir.

9-16

Ayrıca,  son  bulgular  bu  vitaminin 



ateroskleroz  (damar  sertliği)  ve  kireçlenmiş  arteriyel  plak  tedavisinde  ve  önlenmesinde  önemli  bir 

faktör  olabileceğini  düşündürmektedir.

17,18

 K  vitamini  yönünden  en  zengin  besin  kaynağı  genellikle 



yeşil  yapraklı  sebzelerdir. Sonuç olarak, yüksek K  vitamini alımı sebze  açısından  zengin  sağlıklı bir 

beslenme şeklinin göstergesi kabul edeilebilir.

19

 

Biyokimyası 



K2  vitamini  yapısal  olarak  birbirine  benzeyen  yağda  çözünen  ve  filokinon  (K1),  menakinon  (K2)  ve 

menadionun  (K3)  dâhil  olduğu  2-metil-1,4-naftokinon  ailesinin  bir  üyesidir.  K  vitamini  ailesinin 

üyeleri aynı naftokinon iskelet yapılarına sahiptir ve bu iskeletteki farklı yan zincirler ile birbirlerinden 

ayırt  edilir. K  vitamini  ailesinin  en  iyi  bilinen  üyesi,  aynı  zamanda  fitonadiyon  veya  menaphthone 

olarak  da  bilinen  filokinondur  ve  bu  isimle  anılmasının  sebebi  bitki  yapraklarındaki  fotosentez  ile 

yakın bir ilişkisi olmasıdır. Filokinon alglerde olduğu kadar birçok yeşil yapraklı sebzede de yüksek 

oranlarda bulunur.

20

  



Menakinonlar  doğada  mevcuttur,  ancak  bitkiler  tarafından  üretilmezler,  onun  yerine  farklı  bakteri 

türleri  tarafından  üretilmektedirler. Menakinonlar  ilk  olarak  mikrobiyal  bir  sentez  ürünü  olarak 

çürümüş  balıktan  elde  edilmiştir.

21

 Son  çalışmalar,  hayvanların  ve  hatta  insanların  diğer  K  vitamini 



formlarını dönüştürerek menakinon üretilebileceğini ortaya koymuştur.

22,23


 Hayvanlarda en sık görülen 

K vitamini formu menakinon-4 (MK-4) olup, bağırsak bakterileri tarafından eksojen naftokinonlardan 

üretilir ve insan hücrelerinde endojen olarak dönüştürülür.

24

 



Farmakokinetik Özellikleri 

K1  vitamini  safra  tuzları  ve  pankreatik  lipaz  mevcudiyetinde  gastrointestinal  sistemden 

emilir. Absorbe  edildikten  sonra,  K  vitamini  karaciğer,  dalak  ve  akciğerlerde  birikir,  ancak  önemli 

miktarları uzun süre vücutta depolanmaz.  

K1  vitamininin  etkisi,  sindirim  dışı  bir  yolla  vücuda  alındığında,  genel  olarak  1-2  saat  içinde 

algılanabilir  ve  kanama  genellikle  3-8  saat  içinde  kontrol  edilir. Normal  bir  protrombin  düzeyi 

genellikle 12-14 saat içinde elde edilebilir.

25

  



Klinik etkinliği ortada olmasına rağmen, takviye olarak alınan K2 vitamini formunun farmakokinetiği 

henüz net bir şekilde anlaşılamamıştır.  

 

Etki Mekanizmaları 

K  vitamini  bir  dizi  biyokimyasal  yollarda  bir  kofaktördür. En  yaygın  olarak  K  vitamini  ile  bağlantılı 

olanlar,  K  vitaminine  bağımlı  karboksilasyon  reaksiyonlarıdır. Bu  reaksiyonlarda,  K  vitamininin 

indirgenmiş  formu  (hidrokinon),  gamma  glutamil  karboksilaz  enzimi  ile  glutamatı  protonlarından 

ayırır.  Oluşan  epoksit,  K  vitamini  epoksit  redüktaz  ve  kinon  redüktaz  yoluyla  geri  kazanılır  ve 


pıhtılaşma  faktörleri  II  (PT),  VII,  IX  ve  X,  protein  C,  protein  S  gibi  glutamik  asit  içeren  proteinler 

karboksilasyona  uğrar.   Diğer  K  vitamini  analogları  ile  karşılaştırıldığında,  K2  vitamini  en  güçlü 

gama-karboksilasyonu aktivitesine sahiptir.

26

 



Gama-karboksiglutamik asit içeren bir  kemik proteini olan  osteokalsin gibi K  vitaminine  bağımlı bir 

dizi  proteinin  post-translasyon  değişikliklerinde  K  vitamininin  yerine  getirdiği  fonksiyonlar,  1975 

yılında  keşfedilmiştir.

27

 Osteokalsin  içinde  bulunan  glutamik  asit  gamma-karboksilasyonu,  K 



vitaminine  bağımlıdır  ve  glutamik  asit  kalıntılarının  (Glu),  gama-karboksiglutamik  asite  (GLA) 

dönüştürmede  rol  oynar. Kalbindin  ve  osteokalsin  gibi  bir  dizi  kalsiyum-bağlayıcı  protein  gama-

karboksiglutamat  içerir. Bu  proteinler  kalsiyum  alımı  ve  kemik  mineralizasyonunda  rol 

oynar. Osteokalsin  osteoblastlarda  sentezlenir.

28

  Karboksillenmeyen  osteokalsin,  hidroksiapatite 



bağlanamadığı  için,  serum  osteokalsin  seviyeleri  kemiklerin  metabolik  döngüsünü  gösteren  iyi  bir 

biyokimyasal belirteçtir.

29

 

Kan pıhtılaştırıcı (koagulasyon) proteinlerin aksine, osteokalsinin tam gama-karboksilasyonu için daha 



yüksek miktarlarda K  vitamini  gereklidir.

30

 Ortalama  bir  Amerikan  tarzı  beslenme  şekline  sahip  219 



sağlıklı  erişkin  üzerinde  yapılan  bir  çalışmada,  besinlerle  K  vitamini  alımının,  osteokalsinin  gama-

karboksilasyonu  için  yetersiz  olduğu  tespit  edilmiştir.

31

 Yeterince  karboksillenmemiş  osteokalsin 



durumunda serum glutamik asit düzeylerinin yüksek bulunması, K vitamini eksikliğinin göstergesidir 

ve  düşük  kalça  kemik  mineral  yoğunluğu  (KMY)  ve  sağlıklı  yaşlı  kadınlarda  artmış  kırık  riski  ile 

ilişkilidir.

32

 Hipoprotrombinemisi  olan  farelere,  oral  yoldan  K3  ya  da  K2  vitamini  (0.1  mg  /  kg) 



verilerek,  karaciğerde  emilim  ve  konsantrasyon  oranları  karşılaştırılmış  ve en  etkili  formun  K2 

vitamini olduğu bulunmuştur.

33

  

Menakinon-4  formundaki  K2  vitamini,  kemik  göstergelerinin  gen  ifadesini  düzenleyen,  biyolojik 



olarak  en  aktif  K  vitamini  formudur. MK-4,  Japonya’da  osteoporozun  klinik  tedavisinde 

kullanılmaktadır  ve  bu  alanda  kapsamlı  araştırmalar  yapılmaktadır. Bu  araştırma,  MK-4’ün  besin 

yoluyla  alınan  K1  vitamininden  dönüştürülerek  elde  edildiğini  ve  daha  sonra,  yüksek 

konsantrasyonlarda çeşitli dokularda biriktiğini doğrulamaktadır.

34

 

K Vitamini Eksikliği ve Semptomları 



K  vitamini  eksikliği,  kanın  pıhtılaşma  özelliğinin  bozulmasıyla  ile  ilişkilidir  ve  kolay  morarma,  sık 

burun  kanaması,  diş  eti  kanamaları,  ağır  adet  dönemleri  ve  idrar  ve/veya  dışkıda  kan  varlığı  gibi 

belirtilerle kendini gösterir. K vitamini eksikliği, kan pıhtılaşması zamanının laboratuvar ölçümleriyle 

tespit edilebilir. K vitamini eksikliği konusunda en büyük risk altında olan kişiler arasında, K vitamini 

antagonisti  antikoagülan  ilaç  kullananlar,  önemli  karaciğer  bozukluğu  olanlar  ve  yağ  emilim 

bozukluğu olanlar bulunur.

35,36

 Yeni doğanlarda K vitamini eksikliği ciddi bir durum olup, K vitamini 



eksikliğine bağlı kanama (KVEK) ismi verilen bir kanama bozukluğuna neden olabilir. KVEK yaşamı 

tehdit eden bir rahatsızlıktır, ancak yenidoğana basit bir K vitamini enjeksiyonu uygulanarak kolayca 

önlenebilir. Bu uygulama, Amerikan Pediatri Akademisi ve benzeri uluslararası kuruluşlar tarafından 

önerilen bir uygulamadır.

37

 

Klinik Endikasyonları 



Osteoporoz 

İnsanlar  üzerinde  yapılan  çeşitli  çalışmalar,  K2  vitamininin  osteoporoz  tedavisinde  etkili  olduğunu 

ortaya koymuştur.

26,38-41


  Randomize, açık etiketli bir çalışmada, osteoporoz hastası 241 kadına günde 

45  mg  K2  vitamini  ve  150  mg  elementer  kalsiyum  (tedavi  grubu;  n  =  120)  veya  sadece  150  mg 

elementer kalsiyum (kontrol grubu; n=121) verildi. İki yıl sonra, K2 vitamini grubunun lomber KMY 

oranlarının korunduğu görüldü. Ayrıca, K2 vitamini alan hastalarda daha düşük kırık insidansı (tedavi 

grubunda %10; kontrol grubunda % 30) tespit edildi.

41

 Yine çift-kör, plasebo kontrollü, 24 haftalık bir 



çalışmada,  osteoporozu  olan  80  hasta,  90  mg/gün  dozunda  K2  vitamini  veya  plasebo  aldı. İkinci 

metakarpal KMY oranı tedavi grubunda %2.20±2.48 oranında artarken, plasebo grubunda %7.31±3.65 

oranında azalmıştır.

39

 



Menopoz Sonrası Kadınlarda Osteoporoz ve K2 vitamini 

Osteoporoz,  menopoz  sonrası  (postmenopozal)  kadınlarda  yüksek  oranda  görülen  bir  hastalıktır. Bu 

alanda yapılan birçok çalışma, K2 vitamininin menopoz sonrası osteoporoz gelişen kadınlarda kemik 

kaybında  önemli  azalmalar  sağladığını  göstermiştir. Kontrollü  bir  klinik  çalışmada,  172 

osteoporotik/osteopenik kadın 24 ay boyunca (KMY <0.98 g/cm2) K2 vitamini (45 mg/gün) ve 1-alfa-

hidroksikolekalsiferola  vitamin D3 veya plasebo alacak şekilde iki gruba ayrılmış ve kombine tedavi 

alan  grupta  kemik  mineral  yoğunluğu  anlamlı  düzeyde  (%  4.92  ±  7.89)  artarken,  tek  başına  K2 

vitamini  KMY  değerlerinde  %  0.135  ±  5.44  şeklinde,  istatistiksel  olarak  anlamlı  olmayan  fakat 

başlangıç  seviyesinden  yüksek  bir  artış  sağlamıştır.  Ancak,  18.  ve  24.  aylarda  yapılan 

değerlendirmelerde,  KMY  oranı  kontrol  grubuna  göre  K2  vitamini  grubunda  anlamlı  olarak  daha 

yüksekti. Bu  çalışma,  K2  vitamini  ve  D3  vitamininin  birlikte  alımının  daha  fazla  koruyucu  etkiye 

sahip olduğunu kanıtlamıştır.

26

 

Bir  yıl  boyunca  K2  vitamini  (45  mg/gün)  verilen  17  postmenopozal  kadınla  yapılan  uzun  süreli  bir 



çalışmada, K2 vitamininin  spinal KMY kaybını bastırdığı ve KMY’de hafif bir artış (%0.23 ± 0.47) 

sağladığı  bulunurken,  19  postmenopozal  kadının  bulunduğu  kontrol  grubunda  KMY’de  azalma  (%-

2.87 ± 0.51) görülmüştür.

42

 



Yaşları 55-81 arasında değişen 92 postmenopozal kadınla yapılan bir çalışmada, katılımcılar rastgele 

dört  gruba  ayrıldı:  K2  vitamini  (45  mg/gün),  1-alfa-hidroksivitamin  D3  (0.75  mcg/gün),  K  ve  D 

vitamini bir arada (45 mg/gün) ya da kalsiyum laktat (2 g/gün). K ve D vitamini gruplarında, iki yıllık 

süre  içinde  kalsiyum  grubuna  göre  KMY’de  önemli  artışlar  yaşanırken,  kombine  tedavi  alan  grupta 

lomber KMY değerlerini %1.35 oranında ve anlamlı düzeyde artırmıştır.

43,44


  

K2 vitamini ve Bisfosfonatlar 

Birçok bisfosfonat (örneğin, etidronat, alendronat ve risedronat) osteoporoz tedavisinde kullanılır. Bu 

ilaçların, genel olarak KMY oranını artırmada K2 vitamininden daha etkili olduğu düşünülse de, K2 

vitaminiyle birlikte daha etkili olabilirler.  

98  postmenopozal,  osteoporotik  kadınla  yapılan  randomize,  açık  etiketli  bir  çalışmada,  K2  vitamini 

(45mg/gün) alan 23 hastada kırık oranlarının (23’te 2) anlamlı düzeyde azaldığı bulunmuş, benzer bir 

etki  etidronat  (her  üç  ayda  bir  iki  hafta  boyunca  200mg/gün)  alan  25  hastada  (25’te  2)  görülmüştür. 

Kalsiyum laktat (2 g/gün) alan grupta 24 hastanın altısında kırık yaşanırken, K2 vitamini ve etidronat 

tedavisini bir arada alan 26 kişide, kırık oranı daha da azalmış ve sadece 1 kişide kırık görülmüştür.

45

 



Bisfosfonat,  alendronat  (Fosamax

®

),  osteoklastların  apoptozunu  harekete  geçirmek  suretiyle  kortikal 



kemik büyümesini teşvik eder. 2004 tarihli bir çalışmada, K2 vitamininin trabeküler ve kortikal kemik 

oluşumu  üzerine  etkisi  gösterilmiş,  bifosfonatlar  ve  osteoklast  apoptozu  engellemediği  tespit 

edilmiştir. Yazarlar,  K2  vitamini  ve  bifosfonatların  birlikte  kullanılmasının  osteoporozu  önlenmede 

daha etkili olacağı sonucuna varmıştır.

46

 

Parkinson Hastalığında Osteoporoz ve K2 vitamini 



Yaşlı  nüfus  genel  olarak  osteoporoz  için  yüksek  risk  altındadır,  fakat  Parkinson  hastalığı  bu  riski 

artırmaktadır. Yaşlılar  üzerinde  yapılan  araştırmalar,  Parkinson  hastalarında  kalça  kırıkları  ve 

osteoporoz görülme sıklığının  yüksek olduğunu tespit etmiş

47,48


, bunun kısmen D vitamini eksikliği

49

 



ve  immobilizasyon

50

  ile  ilgili  olduğunu  belirtmiştir. Bu  eksikliğin  25-hidroksivitamin  D3 



eksikliğinden  ziyade  yüksek  serum  kalsiyum  tarafından  1,25-dihidroksivitamin  D3  (D  vitamini  aktif 

formu)  bastırılmasından  kaynaklandığı  düşünülmektedir.  K2  vitamini  uygulaması  1,25-

dihidroksivitamin  D3  oranını  önemli  ölçüde  artmış  ve  serum  kalsiyumu  azaltmıştır.

50

   Osteoporotik 



Parkinson hastası olan kadın hastalar (65 yaşında veya daha büyük) üzerinde yapılan bir çalışmada, 12 

ay boyunca günde 45mg K2 vitamini verilen 54 kadından sadece 1 tanesinde kalça kırığı görülmüştür. 

Tedavi verilmeyen osteoporotik Parkinson hastası diğer 54 kadında toplam 10 kırık (8 kalça, 1 önkol, 


1  ayak  bileği)  görülmüştür. Kalça  kırıkları  genelde  düşme  kaynaklı  olup,  düşme  sayısı  bakımından 

gruplar  arasında  önemli  bir  fark  yoktu. Tedavi  edilmeyen  grupta  ortalama  kemik  kaybı  KMY’nin 

%4.3 ± 2.5’i şeklinde bulunurken, aynı yaştaki kontrol grubunda %1.3 ± 0.4 kayıp görülmüş, fakat K2 

vitamini ile tedavi edilen hastalarda ise %

 

0.9 ± 1.2 oranında yeni kemik oluşumu tespit edilmiştir.



50

 

Löprolid Kaynaklı Kemik Kaybı ve K2 vitamini 

Endometriozis,  leiomyom  ve  prostat  kanserinde  gonadotropin  salgılatıcı  hormon  antagonisti  olarak 

löprolid  kullanımının  en  sık  görülen  yan  etkilerinden  biri,  KMY  seviyesinde  orta  düzey  bir 

azalmadır.

51,52

 Yapılan  bir  çalışmada,  K2  vitamini  (45  mg/gün,  n  =  28)  veya  K2  vitamini  +  1,25-



dihidroksivitamin  D3  (45  mg/gün  ve  0,5  mcg/gün)  dozu  kemik  kaybını  kısmen  önlemiştir.  Lomber 

KMY ile ölçülen altı ay sonraki kemik kaybı oranları şu şekilde olmuştur: sadece löprolid alan grupta 

% 5.25; D vitamini grubunda %4.13; K vitamini grubunda %3.72 ve son olarak K + D vitaminleri alan 

grupta %3.59.

53

 

Prednizolon Kaynaklı Kemik Kaybı ve K2 vitamini 



Glukokortikoid kullanımı, ilaç-kaynaklı sekonder osteoporoz gelişiminin en yaygın nedenidir.

54

 Uzun 



süreli  kullanımlarda,  glukokortikoid  uygulaması  kemik  mineral  yoğunluğunda  bir  azalmaya  yol 

açabilir.

55

 Çeşitli çalışmalar, prednizolon alan hastalarda K2 vitamininin KMY kaybı üzerinde belirgin 



bir etkisi olduğunu bulmuştur. Kronik glomerülonefriti olan 60 hasta dört gruba ayrıldı: kontrol grubu, 

1-alfa-hydroksivitamin  D3  (0.5  mcg/gün),  K2  vitamini  (45  mg/gün),  ve  D3  +  K2  vitamini  grubu. 

Hastalar  eş  zamanlı  olarak  dört  hafta  boyunca  günde  0.7  mg/kg  (maksimum  40mg)  prednizolon 

tedavisi  almış,  daha  sonra  4  hafta  boyunca  günlük  25  mg  dozuna  düşürülerek  değerlendirmeye 

alınmıştır. Kontrol grubu, sekiz haftalık çalışma boyunca KMY’de önemli bir azalma yaşarken  (% -

3.19 ± 1.11), D, K ve D+K vitamini grupları başlangıç KMY seviyelerini korumuştur (sırasıyla 0.28 ± 

1.30, 0.50 ± 1.17 ve 0.44 ± 1.36).

56

 

Prospektif  bir  pilot  çalışmada,  prednizolon  ve  vitamin  D3  (0.03  mcg/kg/gün)  ile  tedavi  edilen  20 

çocuğa  12  hafta  boyunca  ‘prednizolon+D3’  veya  +K2  vitamini  (yaklaşık  2  mg/kg/gün)  tedavisi 

uygulanmıştır. K2  ve  D3  vitaminlerini  kombine  kullanan  grupta,  tek  başına  D3  vitaminine  göre, 

lomber KMY ve osteokalsin oranlarında önemli bir artış görüldü.

57

 

Benzer  sonuçlar  glomerülonefrit  hastası  20  denekle  yapılan  randomize,  prospektif,  kontrollü  bir 



çalışmada da elde edildi. Dört hafta boyunca hastalara (maksimum 40 mg/gün olmak üzere) günde 0.8 

mg/kg  prednizolon  verilmiş,  daha  sonra  6  hafta  boyunca  20  mg/kg/gün  dozuna  düşürülmüştür.  Bir 

grup sadece prednizolon alırken, ikinci  grup  da K2 vitamini (günde üç kez 15 mg) almıştır. 10 hafta 

sonra,  sadece  prednizolon  alan  grupta,  lomber  vertebra  KMY’de  bir  azalma  (1.14  ±  0.12  g/cm2 

değerinden  1.10  ±  0.11  g/cm2  değerine  düşmüştür). K2  vitamini  grubunda  kemik  kaybı  biraz  daha 

yavaş (1.09 ± 0.09 g / cm 2’den 1.07 ± 0.07 g / cm 2’ye) bir düşüş görüldü.

55

 

Biliyer Sirozda Kemik Kaybı Tedavisinde K2 vitamini 



Primer biliyer sirozlu hastalarda, osteodistrofi (kemik dokusu bozukluğu), yüksek kırık oranı ve D ve K 

vitamini eksikliğine neden olabilen yağ emilim bozukluğu görülür. Serum K vitamini seviyelerinin bu 

popülasyonda  düşük  olduğu  tespit  edilmiştir. Primer  biliyer  sirozlu  27  hasta  ile  yapılan  randomize, 

kontrollü bir çalışmada, tedavi grubu (n = 14) iki yıl boyunca K2 vitamini (45 mg/gün) almış, bir yılın 

sonunda kontrol grubunda (n = 13), KMY % 3.5 ± 1.2 oranında düşerken, K2 vitamini grubunda KMY 

%

 



0.3    ±    2.3  oranında  artmıştır. İki  yıl  sonra,  kontrol  grubunda  %6.9  ±  2.1  düzeyinde  bir  azalma 

olurken,  K2  grubunda  sadece  %

 

0.8  ±  3.4’lük  bir  düşüş  görülmüştür.  2  yıllık  dönemde,  KMY 



düzeyleri kontrol grubuna göre K2 vitamini grubunda anlamlı olarak daha yüksekti.

58

 



 

 

İnmeli Hastalarda Osteopeni  ve  İskelet Yüksüzleşmesinin (Skeletal Unloading) Tedavisinde K2 

Vitamini 

İnme geçiren hastalar genellikle hareketsiz kalır ve bu da kemik mineral yoğunluğunun önemli oranda 

kaybına  neden  olur. En  belirgin  kemik  kaybı,  etkilenmeyen  tarafa  göre  hemiplejik  tarafta  oluşur. Bu 

kayıp,  artan  kemik  erimesi,  hareketsizliğe  bağlı  hiperkalsemi  ve  D  hipovitaminozu  ile 

ilişkilendirilmektedir.

59

  Hemiplejik  inmeli  108  hasta  üzerinde  yapılan  randomize,  kontrollü  bir 



çalışmada  (54  hastaya  12  ay  boyunca  günlük  45  mg  K2  vitamini  tedavisi  verilirken,  diğer  54  hasta 

kontrol  grubu  olarak  belirlenmiştir),  K2  vitamini  hareketsizliğe  bağlı  kemik  kaybının  önlenmesinde 

etkili  bulunmuştur. Hemiplejik  tarafta  ikinci  metakarpal  KMY,  K2  vitamini  ile  ortalama  %4.3 

oranında artarken ve tedavi edilmeyen grupta ortalama %4.7 azalmıştır. İnmeden etkilenmeyen tarafta, 

ikinci  metakarpal  KMY  K2  vitamini  grubunda  %0.9  azalırken,  kontrol  grubunda  bu  azalma  %2.7 

olmuştur.

60

 

Kalp ve Damar Sağlığı 



Hayvanlar  üzerinde  yapılan  çalışmalar,  K1  vitamininin  değil  K2  vitamininin  arteriyel  plak 

kireçlenmesini  engellediğini  ortaya  koymuştur. 1996  yılında  erkek  sıçanlar  üzerinde  yapılan  bir 

çalışmada, yüksek doz K2 vitamini (günlük 100 mg/kg vücut ağırlığı), mega-doz sentetik D2 vitamini 

verilerek indüklenen aort veya böbrek kalsiyum artışını engellemiştir.

61

 

1997  tarihinde,  %0,5  kolesterol  diyeti  verilen  hiper-kolesterolemik  tavşanlar  üzerinde,  benzer  bir 



çalışma  yapılmıştır. Bu  çalışmada,  yüksek  doz  K2  vitamininin  (10  hafta  boyunca  günde  1-10  mg/kg 

vücut  ağırlığı)  aort  ve  pulmoner  arter  aterosklerotik  istilanın  ilerlemesini  baskıladığı 

gösterilmiştir. Ayrıca,  K2  vitamini  total  kolesterol,  lipid  peroksidasyonu  ile  plazmada  faktör  X 

aktivitesi ve aort içindeki ester kolesterol birikimini azaltmıştır.

62

 

İnsanlar üzerinde yapılan çalışmalar da, diyetle alınan K2 vitamininin koroner kalsifikasyonu azaltarak 



kardiyovasküler  hastalık  riskini  düşürebileceğini  bildirmektedir. 564  adet  postmenopozal  kadın 

üzerinde  yapılan  kesitsel  bir  çalışmada,  koroner  kalsifikasyon  ile  K1  vitamini  ve  K2  vitamini  alımı 

arasındaki  ilişki  araştırıldı. K1  ve  K2  vitaminlerinin  diyet  yoluyla  alım  miktarları,  gıda  alım  sıklığı 

anketi kullanılarak belirlenmiştir. Örneklemdeki kadınların %62’sinde (n = 360) koroner kalsifikasyon 

vardı. K1  vitamini,  koroner  kalsifikasyon  üzerinde  anlamlı  bir  etki  göstermezken  (RR  =  1.17,%  95 

Güven  Aralığı:  0,96-1,42,  p  =  0.11),  K2  vitamini  alımının  koroner  kalsifikasyonu  azaltma  eğilimi 

olduğu gözlendi (RR = 0.80,% 95 Güven Aralığı: 0,65-0,98, p = 0.03).

18

 



Kanser 

Hem  in  vitro  hem  de  in  vivo  çalışmalar,  K2  vitamininin  anti-kanser  etkisi  gösterdiğini  ortaya 

koymuştur. Bir dizi kanser hücre hattı (karaciğer, kolon, lösemi, akciğer, mide, lenfosit, nazofarenks, 

meme  ve  oral  epidermoid  kanser)  K2  vitamininin  inhibe  edici  özelliğini  belirlemek  için  tarandı. K2 

vitamininin  0,8-2  mM  arasındaki  ID

50

  değerinin  K1  vitamininden  daha  düşük,  fakat  K3  vitaminin 



inhibisyon düzeyinden (18-45 µM) çok daha yüksek olduğu bulunmuştur.

5

 



Diğer  in  vitro  çalışmalar,  düşük  konsantrasyonlardaki  menakinonların  birçok  kanser  hücresine  karşı 

etkili  bir  anti-kanser  ajan  olduğunu  bulmuşlardır.  HOS  TE85  insan  osteosarkoma  hücre  hattı  ve 

MC3T3-E1 fare osteoblastik hücre hattı, çeşitli MK-4 konsantrasyonları içeren bir ortam içinde üç gün 

boyunca  kültüre  edilmiştir. HOS  hücrelerin  üremesi,  K2  10

-7

M  ile  kontrolün  %56’sı  oranına  kadar 



doza  bağımlı  bir  şekilde  K2  vitamini  ile  bastırılmış  ve  MC3T3-E1  hücrelerin  üremesi  10

-6

M  ile 



kontrolün  %84’ü  oranında  K2  vitamini  ile  bastırılmıştır.

63

  MK-3  insan  hepatoma  Hep3B  hücre 



hattında 112 µM (112 x 10

-6

 M) ID



50

 değerine sahipti.

64 

 

K2  vitamini,  doza  bağımlı  olarak,  hem  sıçan  (C6)  hem  de  insan  hücre  tiplerinde  (RBR17T,  T98G) 



hücre döngüsünü durdurma  (hücre siklusu  arresti)  ve apoptoz yoluyla  glioma  hücrelerinin üremesini 

engellemiştir.

65

 72 saat boyunca 3 µM ölçüsünde MK-4 ile inkübasyon sonrası, kültüre edilen lösemik 



blast  hücrelerinin  oranı  %17.7’den  %27.6’ya  düşmüştür.  MK-4  konsantrasyonu  miktarı  10  µM 

değerine  çıkarıldığında,  hücre  sayısı  %3.9’a  düşmüştür.

66

 K2  vitamini,  G0-G1  fazına  geçişte  hücre 



siklusu  arrestini  tetiklemeyi  başarmış,  ayrıca  gliom,  hepatom  ve  lösemi  hücre  hatlarında  apoptoz 

başlatmıştır

65,67,68

. Apoptoza dirençli lösemi hücre hatlarında da farklılaşma başladığı görülmüştür.

68

 

1 µM miktarında K2 vitamini ile kültüre edilen miyeloblastik (ML1) ve promiyelositik (HL60) hücre 



hatlarında,  nitrotetrazolium  mavi  boyama  (NBT)  yöntemi  ile  ölçüldüğü  kadarıyla  %84  oranında 

farklılaşma indüksiyonu gösterirken, K1 vitamini hiçbir farklılaştırma etkisi göstermemiştir. Retinoik 

asit,  interferon-gama  ve  kamptotesin  gibi  diğer  farklılaşma  indükleyici  ajanların,  K2  vitamini  ile 

kombine  edildiğinde  sinerjistik  bir  etkiye  sahip  oldukları  bulunmuştur.

69,70 

İzole  lösemi  hücreleriyle 



(post-miyelodisplastik  sendrom  [MDS]  ve  akut  miyelositik  lösemi)  yapılan  başka  çalışmalar,  10  µM 

ölçüsünde  K2  vitamininin  48  saat  içinde  lösemi  hücrelerinde  apoptoz  başlatmayı  başardığını 

belirlemiştir.

70

 Doğal  olarak  oluşan  K2  vitamini  analoglarından  üçü,  yani  MK-3,  MK-4  ve  MK-5, 



lösemi  blast  hücreleri  ile  test  edilmiştir. En  güçlü  K2  vitamini  analoglarından  biri  olan  MK-4’ün, 

lösemi blast hücrelerinin %90’unda apoptoza neden olduğu bulunmuştur. Normal kemik iliği hücreleri 

de,  72  saat  boyunca  aynı  K2  vitamini  analogları  ile  test  edildi. K2  vitamini  analogları  normal  kemik 

iliği  hücrelerine  “hemen  hemen  hiç  etki”  yapmazken,  lösemi  hücrelerine  karşı  hücre  öldürücü 

(sitosidal)  etkileri  çok  daha  belirgin  idi.

68

 Bu  üç  K2  vitamini  analoglarının  değiştirilmiş  genç  (blast



hücreler  üzerindeki  selektif  sitosidal  etkisi  daha  hassas  bir  antikor  APO2.7  tekniği  kullanılarak  teyit 

edilmiştir.

71

  

Çok  sayıda  vaka  çalışmaları,  K2  vitamininin  anti-kanser  ajan  olarak  kullanımını 



desteklemektedir. MDS hastası 80 yaşındaki  bir kadına, 45 mg/gün oral doz  K2 vitamini  verilmiş ve 

tedavinin  14.  ayında,  hastanın  pansitopeni  düzelmiş  ve  artık  kan  nakline  ihtiyacı  kalmamıştır.

72

 Akut 


promiyelositik  lösemi  tanısı  alan  72  yaşındaki  bir  kadın  hastaya,  bir  hafta  boyunca  tüm-transretinoik 

asit  (60  mg/gün),  enositabin  (200  mg/gün)  ve  daunorubisin  (40  mg/gün)  verildiğinde  remisyon 

(hastalık  belirtilerinin  kaybolması)  elde  edildi.  Sekiz  ay  sonra  belirtiler  nüksedince,  önceki  tedavi 

protokolü ile birlikte, MK-4 formunda günde 20mg K2 vitamini (muhtemelen oral alımla) verilmiş ve 

2 ay içinde promiyelosit tamamen kaybolmuştur. Kemik iliği analizi ile tam sitogenetik remisyon teyit 

edilmiştir.

73

 Akut myeloid lösemisi (AML) ilerlemiş olan MDS hastası 65 yaşında bir erkek hasta, oral 



MK-4  (90  mg/gün)  ile  tedavi  edilmiş, altı  hafta  içinde  blast  hücre  sayısı  önemli  oranda  azalarak, 

%34’ten  %  8’e  düşmüş  ve  trombosit  sayısı  artarak  31  x  10

9

/L  seviyesinden,  133  x  10



9

/L’e 


yükselmiştir.  10.  ayda  yan  etkilerin  kaybolması  ve  miyeloablatif  tedavisi  olmaksızın  sürekli  iyi  bir 

performans gösterdiği için dozaj 45 mg/gün seviyesine düşürülmüştür.

66

 

K2 vitamini tedavilerinden alınan bu cesaret verici sonuçlar, Japonya'da yapılan çok merkezli bir pilot 



çalışma ile K2 vitaminin MDS ve post-MDS akut myeloid lösemi (K2 vitamini [MK-4] ile post-MDS 

AML  tedavisi)  tedavisinde  etkinliğinin  araştırılmasına  yol  açmıştır.

72

 11 bağımsız  kurumda,  47  hasta 



MK-4  ile  tedavi  edilmiştir. 47  hastanın,  15’inde  refrakter  anemi;  6’sında  aşırı  blast  hücreli  refrakter 

anemi; 11’inde transformasyon aşamasında ve aşırı sayıda blast hücreli refrakter anemi; 3’ünde kronik 

miyelomonositik  lösemi  ve  12  tanesinde  post-MDS  gelişen  AML  vardı. MK-4  tedavisi,  beraberinde 

başka  ilaçlar  alan  hastaların  %71.4’ünde  (10/14),  kemik  iliği  ve/veya  periferal  kandaki  blast  hücre 

sayısının  azaltılmasında  etkili  olmuştur. Sadece  oral  K  vitamini  (MK-4)  alan  transformasyon 

aşamasında  aşırı  sayıda  blast  hücreli  refrakter  anemisi  olan  hastalar  ile  post-MDS  AML  olan 

hastalarda, %44 (4/9) oranında hematolojik iyileşme görülmüştür. MK-4 dozajı, günde 20-135mg oral 

formdan, günde 10-50mg intravenöz uygulamaya kadar değişiklik göstermiş, hastaların %83’ünde 45 

mg/gün oral doz kullanılmıştır.

74

 



Yine  Japonya’da  yapılan  bir  denemeye,  perkütan  tümör  ablasyonu  ve/veya  transkateter  arteryel 

embolizasyonu  şeklinde  geleneksel  tedavi  gören  hepatosellüler  karsinomlu  121  hasta  dâhil 

edilmiştir. Hastalara 45 mg/gün dozunda oral K2 vitamini verilmiş ve  hayatta kalma oranları anlamlı 

düzeyde  artmıştır. 12  ay  sonra  portal  damar  invazyonu  görülme  oranı,  kontrol  grubunda  %23  iken 

tedavi  grubunda  %

2

  olmuştur. Tedavinin  2.  yılında,  kontrol  grubunda  %47,  tedavi  grubunda  %23 



oranında portal damar invazyonu tespit edilmiştir.

75

 



 

 

İlaç-Besin Etkileşimleri  

 

Besin Etkileşimleri 

Hayvan  çalışmaları,  yüksek  dozda  A  vitamini  alımının,  K  vitamini  emilimini  engelleyebileceğini 

göstermiştir, fakat bu durumun insanlar üzerinde aynı etkiyi yapıp yapmayacağı bilinmemektedir.

76,77


  

800  IU’dan  daha  büyük  dozlarda  E  vitamini  alımı,  K  vitamininin  etkilerini  antagonize  edebilir  ve 

antikoagülan  ilaç  alan  veya  K  vitamini  alımı  düşük  bireylerde  kanama  riskini  artırır.

77,78


 Normal 

koagülasyon  düzeni  olan  yetişkinler  üzerinde  yapılan  bir  çalışmada,  12  hafta  boyunca  1000  IU 

dozunda  E  vitamini  takviyesi,  K  vitaminine  bağımlı  bir  protein  olan  protrombinin  gama-

karboksilasyonunu azaltmıştır.

79

 

İlaç Etkileşimleri 



Yüksek oranda (diyet veya takviye şeklinde)  K vitamini alımı,  warfarin  gibi K vitamini  antagonisti 

ilaçların  antikoagülan  etkisini  engelleyebilir. Genel  olarak,  bu  ilaçları  kullanan  kişilerin,  K  vitamini 

tüketimini  ortalama  diyette  bulunan  miktarla  (90-120  mcg)  sınırlamaları  önerilir.

80

  Warfarin, 



antikonvülzan,  rifampin  veya  izoniazid  gibi  ilaçları  kullanan  hamile  kadınların  yenidoğan 

bebeklerinde  K  vitamini  eksikliği  riski  daha  fazladır,  çünkü  bu  ilaçlar  fetüsün  K  vitamini  sentezini 

engelleyebilir.

37

 Geniş  spektrumlu  antibiyotiklerin  fazla  kullanımı  bağırsak  bakterilerinin  K  vitamini 



sentezini  azaltabilir. Sefalosporinler  ve  salisilatların  kullanımı,  K  vitamini  epoksit  redüktazını 

engelleyerek  K  vitamini  geri  dönüşümünü  olumsuz  etkileyebilir. Ayrıca,  kolestiramin,  kolestipol, 

orlistat  gibi  ilaçların  ve  mineral  yağ  ve  yağ  yerine  kullanılan  olestra  gibi  maddelerin  kullanımı,  K 

vitamini emilimini azaltabilir.

81 

 

Yan Etkileri ve Toksisite 



40  mg/gün  miktarını  aşan  dozların  kullanıldığı  çok  sayıda  klinik  çalışmada,  hiper  pıhtılaşma  halinin 

herhangi  bir  türü  ile  bağlantılı  hiçbir  yan  etki  bildirilmemiştir.

26,38,39,41

 Hayvanlar  üzerinde  yapılan 

çalışmalar  ve  klinik  çalışmalar,  K2  vitamininin  hiçbir  anormal  hemostatik  aktiviteye  sahip  olmadığı 

sonucunu  desteklemektedir. Bir  çalışmada,  farelere  10  gün  boyunca  günde  250  mg/kg  vücut  ağırlığı 

dozunda  K2  vitamini  verilmiş  ve  kan  pıhtılaşma  özellikleri  veya  trombosit  agregasyonu  gibi 

parametrelerde herhangi bir kayda değer değişiklik görülmemiştir.

40

 

Bir klinik çalışmada, 29 osteoporotik yaşlı hastaya 12 hafta boyunca, günde 3 kez 15 mg dozunda K2 

vitamini  (yemeklerden  30  dakika  sonra)  verilmiş  ve  hastalar  hemostatik  dengede  oluşabilecek 

herhangi  bir  değişiklik  açısından  takip  edilmiştir. 12  hafta  sonra,  tüm  hemostatik  göstergeler  normal 

sınırlar  içinde  kalmıştır.

38

 Yine  başka  bir  çalışmada,  K2  vitamini  (45  mg/gün)  ve  D3  (1  mcg/gün) 



tedavisinin  postmenopozal  kadınlarda  KMY  üzerine  olan  etkisi  incelenmiştir.  Herhangi  bir  advers 

reaksiyon  gözlenmezken,  koagülasyon  ve  fibrinoliz  durumunda  artış  görülmüş,  ancak  bunlar  normal 

sınırlar içinde ve dengede kalmıştır.

26

 



Dozaj 

K2  vitamini  için  tavsiye  edilen  günlük  alım  miktarı  henüz  belirlenmemiştir,  fakat  K1  vitamini  için 

günlük yeterli alım değerleri belirlenmiştir (Tablo 1).

77

  



Osteoporoz tedavisinde kullanılan normal K2 vitamini oral dozajı, 45 mg/gün şeklindedir.

26,42-45,50

  

Ancak,  bir  çalışma,  sağlıklı  postmenopozal  kadınlarda  1.5  mg/gün  gibi  düşük  bir  dozun  bile  kemik 



sağlığının  korunmasında  fayda  sağlayabileceğini  öne  sürmüştür.

82

 Klinik  çalışmalara  dayalı  olarak 



belirlenmiş, kanser tedavisinde kullanılan oral dozlar 20-135 mg/gün arasında değişir, ancak en yaygın 

olarak kullanılan dozaj, 45 mg/gün şeklindedir.

66,73-75

 

 



Uyarılar ve Kontrendikasyonları 

Warfarin  (Coumadin) adlı pıhtılaşma önleyici ilacı alanlar, bu ilacın K vitamininin kanı pıhtılaştırıcı 

etkisini  engellediği  ve  bu  etkinin  1  mg  kadar  az  K  vitamini  alımıyla  ortaya  çıkabileceği  konusunda 


dikkatli  olmalıdır.

83

  Bu  nedenle,  antikoagülan  tedavi  gören  hastalarda,  K  vitamini  kullanımı 



kontrendikedir. 

 

 



Tablo 1. Günlük Yeterli K1 Vitamini Alım Miktarları 

Yaşam Safhası (Yaş)    

 

Günlük Yeterli Alım Değerleri 

Bebekler (0-6)    

 

 

2.0 mcg 



Bebekler (6-12 ay)  

 

 



2.5 mcg 

Çocuklar (1-3 yıl)  

 

 

30 mcg 



Çocuklar (4-8 yıl)  

 

 



55 mcg 

Çocuklar (9-13 yıl)  

 

 

60 mcg 



Ergenler (14-18 yıl,  

hamile/emziren dahil)    

 

75 mcg 


Erkekler (≥ 19 y)  

 

 



120 mcg 

Kadınlar (≥ 19 y,  

hamile/emziren dahil)    

 

90 mcg 





Поделитесь с Вашими друзьями:


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azkurs.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə