Özofagus kanserleri ( yemek borusu kanserleri) Yrd Doç Dr Fatih meteroğLU



Yüklə 87,69 Kb.
Pdf görüntüsü
tarix26.02.2017
ölçüsü87,69 Kb.
#9551

 

 

             ÖZOFAGUS KANSERLERİ ( YEMEK BORUSU KANSERLERİ) 



 

                                                                           Yrd Doç Dr Fatih METEROĞLU 

 

Özofagus kanserleri dünya genelinde tüm kanserler arasında 6. sırada yer  almaktadır ve 



sıklığı  6.4/100.000  olarak  bildirilmektedir.  Tüm  kanserlerin  %1.5-2’  sini,  gastrointestinal 

sistem  kanserlerinin  ise  %5-7’sini  oluşturmaktadır. İnsidansın  da  ülkelere,  hatta  aynı  ülkede 

yörelere  göre  coğrafi  farklılıklar  sergiler.  İran’da  Gonbat  ve  Hazar  Denizi  kıyıları,  Güney 

Afrika’da  Transkei,  Kuzey  Çin’de  özellikle  Linksien  eyaletinde,  Rodezya,  Türkmenistan, 

Kazakistan, Porto Riko, Hindistan’da Bombay, Singapur, Sri Lanka, Japonya, Kore insidansın 

belirgin  şekilde  yüksek  olduğu  bölgelerdir.  Bazı  kaynaklara  göre  de  Çin’in  yüksek  riskli 

bölgelerinde  her  3-5  kişiden  biri  özofagus  kanseri  nedeni  ile  ölmektedir.  İran’da  bu  sayı 

245/100.000  gibi  yüksek  orandadır.  Avrupa  ve  ABD’de  genel  populasyonda  insidans  3-

10/100.000  olarak  bildirilmektedir.  Ülkemizde  ise  en  sık  Doğu  Anadolu  bölgesinde 

görülmekte insidansı tespit edilmemekle birlikte İran’da ki oranlarla benzerlik göstermektedir. 



Yaş 

30 yaşın altında seyrek görülmektedir. 13523 özofagus kanserli hastanın ancak 22’sinde 

(%0.16)  30  yaş  altında  tespit  edildiği  bildirilmiş  olmasına  rağmen  son  yıllarda  genç  yaşlara 

doğru kayma görülmektedir. Bu toplanmış seride averaj yaş 60 olarak tespit edilmiştir. Genel 

olarak 5 ve 6. dekadlar en sık görüldüğü yaş gruplarıdır. Ülkemizde orta yaşta görülme sıklığı 

artmaktadır. Bizim serimizde ortalama yaş 58 olup 20 yaşın altında ameliyat ettiğimiz 3 hasta 

vardır. 

Cins 

Literatürde  toplanmış  19532  özofagus  kanserli  hastada  %71.1  erkek,  %28.9  kadın, 

Duke’nin  serisinde  %69  erkek,  %31  kadın  olarak  rapor  edilmiştir.  Bizim  1280  vakalık 

serimizde 829 ( % 64.77 ) erkek, 451 ( % 35.23 ) hasta kadındı. 



Yerleşim yeri 

Özofagus kanseri tespit edilen 28.959 hastayı kapsayan kollektif bir seride %14.7 üst 

1/3, %52.3 oranında orta 1/3, %33 ise alt 1/3 özofagusta lezyon bulunmuştur. 

Bizim serimizde özofagus kanserlerinin yerleşim yeri: 

% 18.97 hipofarenks ve servikal özofagusta, 

% 9.23 üst 1/3 torasik özofagusta, 

% 28.71 orta 1/3 torasik özofagusta, 

% 22.8 alt 1/3 torasik özofagusta, 

% 20.68 abdominal özofagus ve kardiada tespit edilmiştir.  

ETYOLOJİ 

Özofagus kanserlerinde risk ve yüksek insidansa eşlik eden faktörler: 

I. 

Alkol, sigara  kullanımı ve madde bağımlılıkları 



II.  Beslenme yetersizliği 

       a)Vitamin A, Karoten, vitamin C, riboflavin eksikliği 

       b) Eser element eksikliği 


       c) Meyve ve sebzeden yetersiz beslenme 

III.  Aşırı miktarda sıcak çay içme alışkanlığı 

IV.  Genetik ve çevresel faktörler 

VI.  Predispozan hastalıklar olarak beş başlıkta toplanabilir. 

a)  Tylosis 

b)  Akalazya 

c)  Kronik özofajit 

d)  Kostik striktürler 

e)  Barrett özofagus 

f)  Konjenital kolumnar epitel kalıntıları 

    

I- Sigara, alkol kullanımı ve madde bağımlılıkları:  

ABD,  İngiltere  ve  Fransa  da  özofagus  kanserinin  en  önemli  sebebi  alkol 

suçlanmaktadır.    Yapılan  çalışmalarda  kanser  gelişme  riskinin  yüksek  oranda  alkol 

ihtiva  eden  içki  kullananlarda  25  kez  daha  çok  olduğu  bildirilmektedir.  Aşırı  bira 

içenlerde  ise  risk  normal  kişilere  göre  10  kat  fazladır.  Özofagus  kanserinin  sık 

görüldüğü  diğer  bölgelerde  beslenme  ile  ilgili  faktörler  sigara  ve  alkolden  daha  ön 

plandadır. Hastalar alkol ve tütünü genellikle birlikte kullanmamakla birlikte her ikiside 

birbirinden bağımsız risk faktörü olarak rol oynamaktadır. 

Alkolun  etkisi  tek  başına  oldukça  az  olup,  sigara  ile  birlikteliğinde  özofagus 

kanseri riski doz ve süreye bağlı olarak çok yükselmektedir.  



II- Beslenme ile ilgili faktörler:  

Beslenme yetersizlikleri de etiyolojide suçlanmaktadır. Özelikle eser elementlerin 

(  molibden,  manganez,  demir,  silikon,  baryum,  titanyum,  selenyum,  magnezyum) 

kanserin  sık  görüldüğü  bölgelerde  yetersiz  alındığı  tesbit  edilmiştir.  Ayrıca,  Beta 

karoten, A, B, C, E vitaminleri, folik asit, riboflavin gibi vitaminlerinin de eksik alımına 

bağlı olarak  hücre rejenerasyonu  ve  hücre  bölünmesi üzerindeki etkileri  bilinmektedir. 

Bu maddelerin yetersiz alımı özellikle buğday, mısır ve pirinçten zengin, taze meyve ve 

sebzeden  fakir  diyet  sonucu  önemli  risk  oluşturmaktadır.  Sigara,  alkol,  taze  sebze  ve 

meyvenin  yetersiz alımı, özofagus kanseri  için risk oluşturan en önemli 3 etken olarak 

kabul edilmiştir. Bu 3 etken özofagus kanserli hastalarda %83 oranında saptanmıştır. A 

ve  B  vitaminleri  özofagus  mukozasında  proliferasyonun  kontrolünde  rol  oynarlar. 

Bunlardaki  eksikliğin  prekanseröz  lezyonların  gelişiminde  etkisinin  olabileceği 

düşünülmektedir.  

Beslenme  alışkanlıkları,  özellikle  de  çok  sıcak  içeceklerin  fazla  miktarda  ve  sık 

alınması belirgin risk faktörü olarak kabul edilmektedir. Özofagus epitelinin yüzeyinde 

sigara ve çevresel faktörlerle depolanan kimyasal karsinojen maddeler, sıcak içecek ve 

alkol gibi irritanlarla epitele penetre olmakta ve bazal tabakaya kadar ulaşabilmektedir. 

Ülkemizde  Doğu  Anadolu’da  sigara  ile  birlikte  çok  sıcak  ve  fazla  miktarda  çay 



içme alışkanlığının olması ve bu bölgeye iklim koşulları nedeniyle  taze sebze ve meyva 

transportundaki  güçlükler  özofagus  kanserinin  sık  görülmesinin  nedenleri  olarak 

düşünülebilir.  

III- Genetik ve çevresel faktörler: 

Özofagus kanserinde hücre ve moleküler biyoloji 

Hücre  ve  tümör  gelişimindeki  genetik  bilgilerimizin  şu  anda  yeterli  olmamasına 

rağmen  özofagus  kanser  hücresinde  bazı  kesin  değişiklikler  saptanmıştır.  Tümör 

gelişiminde en önemli faktörlerden biri tümör hücrelerinin kendilerinin büyüme faktörü 

üretmeleridir.  Bu  üretim  kendi  ürettikleri  biyolojik  aktivasyona  sahip  bu  faktör  ile 

OTOKRİN  LOOP  adı  verilen  bir  siklus  sonucu  proliferasyondur.  Epidermal  büyüme 

faktörü  reseptörü  (EGFR-  epidermal  growth  factor  reseptör)  tümör  gelişiminden 

sorumlu  bir  diğer  faktördür.  Fosforilat  tirozin  kalıntısı  olan  onkogenler  viral 

enfeksiyonlar  sonrasında  tümör  gelişiminden  sorumludur.  Bu  onkogenlerin  EGFR 

değiştirerek  hücresel  değişiklikler  yaptıkları  kanıtlanmıştır.  Özofageal  kanser 

gelişiminde çeşitli büyüme faktörlerinin etkisi vardır. 

Tümör supressör genler 

Özofagus  kanseri  gelişiminde  elimine  olduğu  veya  silindiği  düşünülen  tümör 

supressör genler p53 (375 aminoasitli bir fosfoprotein), Rb (retinoblastoma geni), APC 

(kolonun ailesel adenomatöz polip gelişimindeki gen) ve MCC (sporadik kolon kanseri 

gelişiminden  sorumlu  gen)’dir.  Özofageal  malignite  gelişimi  için  bu  genlerin  her  iki 

kopyasının  da  elimine edilmiş  veya kaybolmuş olması gereklidir. Barret özofagusunda 

epitelyal displazi gösteren ve adenokanser gelişmiş her 8 olgudan 5’inde p53 mutasyonu 

saptanmıştır. Diğer 3 olguda saptanmamış olması mukozanın multiklonal yapılanmasına 

ve kanserin oluşumundaki diğer faktörlere bağlanmıştır. 

Çevresel  faktörlerden,  özellikle  sulardaki  karsinojen  bileşiklerin  etkisi  üzerinde 

durulmaktadır. Petrol  bölgelerinde  suyun petrol  ile kontaminasyonu,  insidansın  yüksek 

olduğu  bazı  bölgelerde  sudaki  nitrojen  bileşiklerinin,  bazı  bölgelerde  ise  riboflavin 

eksikliğinin  gösterilmesi,  bazı  bölgelerde  hayvanlarda  özofagus  kanseri  saptanmış 

olması, çevresel faktörlerin etkisini desteklemektedir. Çevresel faktörler arasında asbest 

maruziyeti,  radyasyon  ve  viral  etkenler,  yiyecek  ve  içeceklerin  nitrozo  bileşiklikleri 

karsinojenler,  tohumlar  ve  mikrotoxinler  kontaminasyonunun  DNA’da  spesifik 

mutasyona  neden  olabildikleri  ve  böylece  etiyopatogenezde  rol  oynayabilecekleri  öne 

sürülmektedir,  buna  bir  örnekte  sigara  dumanındaki  karsinojenlerin  karakteristik  gen 

mutasyon  patternlerine  yol  açabileceği,  bunların  arasında  p53  tümör  supresör  gen 

mutasyonlarının da bulunabileceğine dair ipuçları vardır. 



IV- Predispozan hastalıklar 

Bazı  benign  özofagus  hastalıkları  da  özofagus  kanseri  gelişmesinde  predispozan 

kabul edilir. Akalzyalı olgularda hayatın bir döneminde % 5-10 malignleşme gözlendiği 

bildirilmiştir. 

Özofagus 

mukozasındaki 

bazı 

lezyonlarda 



kanser 

insidansı 

yükselmektedir,  özellikle  yüksek  riskli  bölgelerinde,  toplumun  %80’lere  kadar  varan 

büyük  bir  kısmında  özofajit  saptanmıştır.  Genellikle  hayatın  erken  dönemlerinden 

itibaren  çevresel  faktörlerin,  diyetteki  bazı  faktörlerinde  eksikliği  eşliğinde,  kronik 

mukozal  inflamasyona  neden  olduğu  düşünülmektedir.  Ayrıca  yiyeceklerin,  çeşitli 

tohumlar ve silika ile kontaminasyonu sonucunda, mekanik irritasyon ile özofajite neden 

olabilecekleri  ileri  sürülmektedir.  Bu  olgular  özofagus  kanseri  yönünden  sıkı  takip 

edilmeli,  özofagus  kanseri  riskinin  önlenmesi  ve  mevcut  semptomların  giderilmesi 


amacıyla  zamanında  tıbbi  ve  cerrahi  tedaviye  alınmalıdır.  Sözü  edilen  bu  risk 

faktörlerinden sırayla daha geniş olarak bahsedelim. 



Barret özofagusu ve özofageal kanser 

Barret  özofagus,  distal  özofagustaki  yassı  hücreli  epitelyumin  anormal  şekilde 

kollumnar  epitel  ile    yer  değiştirmesi  durumuna  denir.  Önceleri  konjenital  bir  anomali 

olarak  düşünülmüş  son  zamanlarda  ise  ciddi  derecede  kronik  reflü  özofajiti  olanlarda 

mideden  distal  özofagusa  kolumnar  epitelin  migrasyonu  sonucu  meydana  geldiği 

yolundaki  görüş  ağırlık  kazanmıştır.  Sık  görülmeyen  bu  durum,  genellikle  reflü 

özofajitlilerin  %10’u  civarında  görülmektedir.  Sıklıklada  skuamo-kolumnar  bileşkede 

striktür  bulunur.  Genelikle  kronik  gastroözofageal  reflüsü  olan  kişilerde  görülür  ve 

özofageal  adenokarsinom  için  predipozisyon  oluşturması  nedeniyle  önemli  bir 

hastalıktır.  

Barret  özofagusunda  kanser  gelişme  riski  normal  populasyondan  60-100  kez 

fazladır.  Bu  hastaların  takibi  ve  erken  tanı  malignitenin  %100  oranında  rezeksiyonunu 

sağlar.  İyi  bir  endoskopik  takip  ile  kanserli  olguların  yaklaşık  %75’i  evre  0,  I  veya 

IIA’da  saptanabilir.  Endoskopik  takip  ve  bu  evrelerin  dışında  saptanarak  özofajektomi 

uygulanan olgularda 5 yıllık sağ kalım oranı %20’lerde iken endoskopik takip ile erken 

tanı  alan  olgularda  bu  oran  %60’ın  üzerine  çıkmaktadır.  Bu  nedenle  bu  olgularda 

endoskopik ve sitogenetik markerlarla takip kürabilite ve iyi bir sağ kalım için kesinlikle 

gereklidir. 



Akalazya 

Yunanca ‘’gevşeyememe’’anlamına gelir. Akalazya terimi dışında kardiyospazm, 

megaözofagus, idiyopatik özofagus dilatasyonu, özofagusun aperistaltizmi, aganglionik 

veya amiyenterik akalazya gibi terimlerle de ifade edilir.  

Bu hastalığın birbiriyle, ilişkili 3 ana karakteri vardır. 

a)  Yutmaya cevap olarak AÖS’ nın gevşeyemememsi, 

b)  AÖS’ de istirahat basıncının çok yüksek olması, 

c)  Özofagus gövdesinde peristaltizmin kaybolması ve aşırı dilatasyonu. 

Etiyoloj  halen  belirsizliğini  korusa  da  Cassella  ve    ark.  Alt  özofagus  gövdesinde  daha      

yoğun  olması  gereken  Aurbach  pleksusu  ganglionlarında  dejenerasyon  ve  sayıca  azalma 

saptamışlardır.    Akalazya  özofagus  kanseri  gelişimi  için  predispozan  hastalıklardan  birisi 

olarak  kabul  edilmektedir.  Bu  kişilerde  normal  populasyona  göre  8-33  (ort:10  kat)  kat  fazla 

kanser geliştiği bildirilmektedir.  

                Bu  hastalıkta  görülen  başlıca  semptomlar;  disfaji,  kilo  kaybı  ve  göğüs  ağrısı, 

regürjitasyo  gibi  akalazyaya  bağlanabilecek  semptomların  başlamasından,  kanser  gelişimine 

kadar  geçen  süre  ortalama    olarak  20  yıl  olup,  akalazyalı  hastalarda  kanser  gelişme  sıklığı 

yüzbinde  3-4’dür.  Sekresyonların  ve  yiyeceklerin  stazı  ile  retansiyon  sonucunda,  mukozada 

kronik inflamasyonun karsinoma zemin hazırladığı bildirilmektedir. 



Tylosis 

Tylosis,  avuç  içleri  ve  ayak  tabanlarının  belirgin  hiperkeratozu  ile  karakterli 

otozomal dominant geçiş gösteren bir  hastalıktır. En az 28 ayrı  formu vardır, özofagus 

kanseri gelişme riski çok yüksektir. Bu hastaların %50’sinde 45 yaşta, %95’inde ise 65 

yaşa gelindiğinde özofagus kanseri gelişir. 

Baş boyun bölgesi kanserleri 


Baş boyun bölgesinde özellikle yassı hücreli kanser bulunan hastalarda genellikle 

ikinci  bir  odakta  da  yassı  hücreli  kanser  gelişme  riski  fazladır.  Bu  nedenle  baş  boyun 

bölgesinde  kanser  olan  hastalarda  özofagusun  belirli  aralıklarla  endoskopik  olarak 

kontrolü önerilmektedir. 



Striktürler 

Özofagusun  kronik  striktürleri  yiyeceklerin  birikmesine,  özofajite  ve  epitel 

hiperplazisine  neden  olarak  kanser  gelişmesine  yol  açabilir.  Gıdaların  retansiyonu 

diyetteki  nitrozaminler  ile  mukozanın  temas  süresini  uzatır.  Koroziv  maddelere  bağlı 

olarak  gelişen  darlıklarda  özofagus  kanseri  gelişme  riski  fazladır.  Ancak  bu 

striktürlerden sonra kanser gelişmesi için bazı hastalarda 50-60 yıl geçmesi gerekebilir.   

   

Parsiyel gastrektomi 

Özofagus  kanserli  hastaların  yaklaşık  %2-10’unda  daha  evvelden  parsiyel 

gastrektomi  uygulanmış  olması  parsiyel  gastrektomi  ile  özofagus  kanseri  arasında  bir 

ilişki  kurulmasına  yol  açmıştır.  Gastrektomiden  sonra  gelişen  gastroözofageal  reflü  ve 

beslenme yetersizlikleri özofagus kanseri gelişiminden sorumlu olabilir 

Plummer-Vinson sendromu 

Plummer-Vinson  sendromunda  özofagusun  üst  ucunda  yer  alan  web  ve  demir 

eksikliğne  bağlı  hipokrom  mikrositer  anemi,  el  parmaklarında  kaşık  tırnak  görünümü, 

angular  stomatitis,  orofarinjial  mukozada  atrofi  ve  mide  hidroklorik  asit  salgısında 

yetersizlik  ile  karakterlidir.  Hem  özofageal  weblerde  hemde  özofagus  kanserlerinde 

demir  eksikliği  anemisi  sık  olmakla  birlikte  her  ikisinin  de  demir  eksikliğinden 

kaynaklandığını gösteren yeterli bulgu yoktur. 

  

PATOLOJİ 

Özofagus  kanserleri  makroskopik  olarak  çeşitli  şekillerde  sınıflandırılabilir.  Özofagus 

duvar ve lümenindeki yerleşimine göre ekzofitik, endofitik veya intramural olabilir. Tümörün 

penetrasyon, infiltrasyon  ve orijin  noktasına göre de klasifiye edilmiştir. Bugünde kullanılan 

bu klasifikasyona göre iki ana grup ve bunların varyantları olarak ayrılmıştır. 

  a- Mantar benzeri (fungating), ülseratif veya ülsero-vejetatif tip  

  b- Annular veya skiröz tip    

Mikroskopi 

Özofagusta gelişen kanserlerin %90-95’i yassı hücreli kanser olarak görülmekle birlikte 

bu  oran  her  geçen  yıl  adenokanser  lehine  değişmektedir.  Son  yapılan  çalışmalarda  yassı 

hücreli  kanser  %76,  adenokarsinoma  %16,  küçük  hücreli  karsinomayı  da  içeren  diğer  tipler 

%3,  metastazlar  %7.7  olarak  bildirilmekte  ve  özellikle  ABD’de  özofagusta  gelişen 

karsinomların %40’ını adenokarsinomların oluşturduğu kaydedilmektedir. Bütün bu yayınlara 

rağmen  Türkiye  ve  bizim  serimizde  halen  yassı  hücreli  kanserler,  bütün  özofagus 

kanserlerinin yaklaşık %95’ini oluşturmaktadır. 



Erken özofagus karsinomu 

Submukoza invazyonu bulunmayan yüzeyel tümörler ile submukozal invazyonu olup 

lenf nodülü metastazı bulundurmayan tümörlere denir. 

 


  

EVRELEME 

Özofagus  karsinomalarında  evreleme  tüm  malignitelerde  olduğu  gibi  en  önemli 

terapotik ve prognostik belirleyicidir. Doğru bir evrelendirme hasta için en doğru tedavi veya 

tedavi kombinasyonun seçimini sağlayacaktır. Evreleme; tümör, lenf nodu metastazı ve uzak 

organ metastazı olmak üzere üç önemli faktöre bağlı olarak yapılır. 

  

YAYILMA YOLLARI 

Özofagus  kanserinin  yayılma  yolları  direkt  invazyon,  lenfatik  metastaz  ve  uzak  organ 

metastazı olmak üzere 3 ayrı ana grup halinde incelenebilir. 

Direkt invazyon: Organın tüm uzunluğu boyunca komşu organlarla olan sıkı ilişkisi ve 

serozal  tabakalardan  yoksun  olması  direkt  invazyonu  kolaylaştırılan  en  önemli 

faktörlerdendir. 

Lenfatik yayılım: Özofagus zengin bir lenfatik drenaja sahiptir. Özofagus duvarı içinde 

biri mukoza diğeri submukozal tabakada iki ayrı lenfatik plexsus vardır. Mukozal lenfatikler 

yukarıda farinks aşağıda ise midenin lenfatikleri ile birleşecek şekilde tüm özofagus boyunca 

uzanır. Muskuler tabaka kısmen daha bağımsız ve bölgesel drenaja sahiptir. 

a)  Servikal: Lateral servika, derin servikal, paraözofaiyal, supraklavikular 

b)  Üst  mediyastinal:  Paraözofajiyal,  paratrakeal,  aortikopulmoner  pencere, 

innominate arter 

c)  Orta mediyastinal:  Trakeo-bronşial, subkarinal, hiler, paraözofajial 

d)  Alt mediastinal: Paraözofajial, diyafragmatik 

e)  Üst Abdominal: Superior gastrik, sol gastrik arter ve küçük kurvatür, çölyak aks, 

kommon hepatik arter, splenik arter, paraaortik 

Uzak  organ  metastazı:  Hematojen  yolla  bilhassa  hipofarenks  ve  servikal  bölge 

tümörlerinde beyin metastazı, akciğer parankimi, kemik ve karaciğer metastazları görülebilir. 



  

KLİNİK TABLO 

Özofagus kanserinde klinik  semptomlar, tümörün oluşturduğu özofageal  bozukluklara, 

tümörün lokal yayılımına veya uzak metastazlarına bağlı olabilir. İlerlemiş özofagus kanserli 

bir  olguda  iyi  bir  sorgulama  ile  ortalama  10  –12  ayrı  semptom  saptanır.  Kısa  bir  süre  önce 

başladığı  belirtilen  semptomlara  karşın  bu  tür  olguların  bir  kısmının  inoperabl  olması 

semptomların  hasta  ve  hekimler  tarafından  yeterli  incelenmemesi  ve  analiz  edilmemesi 

sonucudur. 

 

 



 

 

 



 

 

Semptom                                            

     Oran (% )          . 

Disfaji (yutma güçlüğü ) 

 

 

 



 

87 


Kilo kaybı 

 

 



 

 

 



70 

Substernal/epigastrik yanma ve ağrı                 

46 

Regurjitasyon veya kusma         



 

 

28 



Aspirasyon pnömonisi   

 

 



 

14 


Palpabl servikal LAP   

 

 



 

14 


İştahsızlık  

 

 



 

 

 



Ses kısıklığı 

 

 

 



 

 



Hemoptizi  

 

 



 

 

 



Öksürük ve boğulma hissi 

 

 

 



Hematemez 

 

 

 



 

 



Özofagus kanserinde semptom ve bulgular 

 

TANI YÖNTEMLERİ 

Anemnez  bir  önceki  bölümde  anlattığımız  gibi  semptomların  erken  ve  dikkatli 

değerlendirilmesi  için  son  derece  önemlidir.  Özofagografiler,  özofagus  kanserinin  tanısında 

endoskopiden sonra ikinci derecede önem taşır. 

Özofagusun  Full  Kontraslı  Pasaj  Grafisi:  Bu  teknik  ile,  özofagusun  konturunu 

etkileyebilen  striktürler,  Webler,  sirkumferensiyel  karsinomlar,  büyük  ülserler  ve  ekstrensek 

kitleler gibi hastalıklar ortaya çıkabilir. 

Hava  Kontraslı  Özofagografi:  Hava  kontrast  tekniğinin  değeri,  küçük  özofageal 

tümörler ve özofajit ile ilgili gizli mukozal düzensizlikleri gösterebilme yeteneğidir. 



Bilgisayarlı Tomografi (BT): Ekstraözofageal yayılım ve metastazlarını tesbitinde en 

yararlı teknik BT’dir. 



Özofagoskopi:  Özofagus  kanseri  şüphesi  olan  tüm  hastalarda  endoskopik  incelemeye 

gerek vardır. Özofagoskopinin önemi sadece teşhis konulmasında değil cerraha lezyonun üst 

sınırı  ile  fiksasyonun  tesbit  imkanını  da  sağlamasıdır.  Endoskopik  tanıda  en  büyük  zorluk 

kardiada  lokalize  kanserlerdir.  Eger  konstriksiyon  nedeniyle  biopsi  yapılamazsa  büyük  bir 

buji  ile  pasajın  sağlanması  faydalı  olabilir.  Özellikle  akalazya  da  buji  kolayca  geçerken 

kansere  bağlı  obstrüksiyonda  geçemez.  Çok  küçük  lezyonu  olan  hastalarda  görüntüleme  zor 

olduğundan mukozal boyanma önem taşır. 

Kromoskopi  (%1-2  lik  lugol, %1-2  lik toluidin  mavisi  veya  metilen  mavisi) kanseröz 

lezyonları  ve  lezyonların  yaygınlığının  tesbitini  kolaylaştırır.  Erken  özofagus  kanserlerinde 

konvansiyonel  endoskopik  tetkiklerle  yakalama  şansı  %80  iken  lugol  solüsyonu 

kullanıldığında bu oran %100 çıkmaktadır. 

Endoskopik Ultrosonografi: Endoskopik USG’nin  yüksek rezolüsyon gücü sayesinde 

malign lezyonların penetrasyon derinliği, komşu organ ve yapılara infiltrasyonları ve regional 

lenf nodlarına metastatik yayılımı tespit edebilir. Böylece tümörün evrelendirilmesi ve uygun 

tedavi yöntemi seçilmiş olur. 

  

 

 



 

TEDAVİNİN SEÇİMİ 

Özofagus  ve  kardiya  kanserlerinin  cerrahi  tedavisi  öncesinde  iyi  bir  değerlendirme  ve 

hazırlık  yapılmalıdır.  Hasta  seçimi  yapılırken  gereken  dikkat  gösterilmelidir.  Hastanın 

kardiyovasküler  durumu  optimal  düzeyde  olmalıdır.  Preoperatif  değerlendirme  ve  fizik 

muayene  tedavinin  seçiminde  yol  göstericidir.  Preoperatif  sıvı  replasmanı  sağlanmaldır.          

Özofagus  kanserlerinde  tedavinin  seçimi  öncelikle  tümörün  evresi  ve  lokalizasyonu  olmak 

üzere    birçok  faktöre  bağlıdır.  Sadece  cerrahi  tedavinin  veya  radyoterapinin  kür  temin 

edemeyeceği bazı vakalarda kombine tedaviler düşünülebilir. Tümörün lokalizasyonuna göre 

bazı  vakalarda  hastanın  yutma  restorasyonu  ve  konforu  alternatiflerin  olmadığı  durumlarda 

tedavinin sürecini etkileyebilir ve bu gibi vakalarda palyasyon, kürden daha önemli olabilir. 

 Çok dikkatli muayene ve araştırmada bazı hastalarda tümörün invazyonu ve metastatik 

yayılım  hastanın  inoperabl  olduğunu  gösterebilir.  Erken  teşhis  çabalarına  rağmen  özellikle 

ülkemizde vakaların çoğunun ileri bölgesel hastalık aşamasında veya metastaz yaptıktan sonra 

teşhis edilmektedir. Yani çoğunlukla evre  III veya  IV’ te  tedaviye  müracaatı  inoperabl  ve 

unrezektabl  vakaların  ilk  planda  değerlendirilmesi  açısından  önemlidir.  Ses  kısıklığı  ile 

n.larengeus  inferior’un  invazyonu,  axiller  ve  supraclavicular  lenf  bezleri  invazyonu, 

retrotrakeal  fıksasyon    ile  tiroid  ve  larinks  invazyonu  tesbit  edilebilir.  Trakea  ve  bronş 

invazyonların  da  karakteristik  öksürük  ve  nefes  darlığı  vardır,  fistül  mevcudiyeti  endoskopi 

ile belirlenebilir. Akciğer veya kemik metastazı radyografide görülebilir. Karaciğer, kemik ve 

beyin metastazlarının tesbitinde isotopla taramalar yararlı olur. Yemekten hemen sonra gelen 

ve lezyonun alt kısımları seviyesinde hissedilen derinden gelen ağrı tümörün komşu organlara 

yayıldığını  düşündürebilir.  Ateş  mediastinal  tululumda  görülebilirse  de  özellikle  tümörün 

mediastane  veya  akciğer  içine  lokal  perforasyonu  için  belirleyici  bir  semptomdur. 

Epigastriumda palpabl nodüler kitle ve LAP, nodüler karaciğer, asit veya rektal shelf tümörün 

iyice yayıldığının belirtisidir. 

Cerrahi  tedavi  için  hasta  seçimi  klinik  değerlendirme  sonucu  yapılan  evreleme  esas 

alınarak  yapılır.  Klinikte  evrelemenin  ideal  şekilde  nasıl  yapılacağı  konusunda  genel  bir 

uzlaşma  yoktur.  Bu  nedenle  çeşitli  merkezler  arasında  cerrahi  tedavi  endikasyonları 

değişmektedir.  Sonuç  olarak  cerrahi  tedavi  oranlarıda  merkezlere  göre  %50-80  arasında 

farklılıklar  göstermektedir.  Uzak  metastaz  gösterilemeyen  kalp  ve  aort  invazyonu,  malign 

trakeobronşial fistül ve  intraabdominal yayılım olmayan hastalar cerrahi tedavi için adaydır. 

  Lezyonun  yerleşim  lokalizasyonu  da  tedavinin  seçiminde  önemlidir.  Genelde 

özofagusun  1/3  alt  bölümündeki  tümörler  rezektabl,  servikal  bölümdeki  tümörlerin  ise 

rezektabilite şansı daha azdır. Erken lezyonlar cerrahi için uygunken invazyon ve metastazlar 

cerrahi dışı yöntemlerin aranması gerektiren sebeplerdir. Lezyonun boyu, derinliği ve kitlenin 

total  büyüklüğü  tedavi  seçimini  yönlendirebilir  çünkü  7-8  cm.  den  uzun  tümörlerin  komşu 

dokulara invaze olma ihtimali fazladır. Diğer taraftan semptomların süresi de hastalığın evresi 

açısından önemlidir. 

Hastanın  fizyolojik  yaşı,  operatif  risk  ve  tedavinin  seçiminde  rol  oynar.  Senil  ve 

kaşektik  hastalar  da  hem  cerrahi  hem  de  radyoterapide  morbidite  ve  mortalite  yüksek 

seyreder,  ilave  olarak  akciğer  hastalığı,  kardiak  lezyonlar,  karaciğer  hasarı,  böbrek 

fonksiyonlarındaki bozukluk operatif riski artırıcı faktörlerdir. Yapılan araştırmalarda operatif 

riskte teknik nedenlerden daha fazla olarak kardiak ve pulmoner ek lezyonlar rol oynar. 

Tümörün cerrahi rezeksiyonundan önce kemoterapi  ile  birlikte veya  yalnız radyoterapi 

ve  rezeksiyondan  sonra  yalnız  radyoterapi  veya  kemoterapi  ile  birlikte  radyoterapi 

düşünülüyorsa  1980’li  yıllarda  varılan  konsensusa  göre  1/3  alt  bölüm  tümörlerinde  cerrahi 



rezeksiyonun  öncelikle  düşünülmesi,  servikal  lezyonlarda  radyoterapinin  rekonstrüksiyonda 

problemler  çıkartabileceği  için  cerrahiden  sonra  uygulanması,  supraaortik  karsinomlarda 

torasik inlette sıklıkla lokal invazyonlar olabileceği için öncelikle radyoterapinin düşünülmesi 

gerektiği bildirilmiştir.  

Genelde  tümörün  özofagusun  1/3  orta  bölümünde  lokalize  olduğu  vakalarda,  belirgin 

kontrendikasyon  yoksa  cerrahi  eksplorasyon  mutlaka  yapılmalıdır,  unrezektabl  tümörlerde 

mide ile torax içinde internal derivasyon da yapılabilir. 

Preoperatif kemoterapi tedavinin  seçiminde  bir diğer alternatiftir. Bu konuda kapsamlı 

bir  çalışma  ilk  kez  1982  yılında  Cisplatin,  Vindesin,  Bleomisin  kombinasyonu  ile  Bains  ve 

arkadaşları tarafından  yayınlanmıştır. Bu seride %82 rezeksiyon oranı  ve %65 objektif  yanıt 

bildirilmiştir. 

  

 



 

KAYNAKLAR 

1)Özofagus Hastalıklarının Tıbbi ve Cerrahi Tedavisi; İstanbul: 2002 

2) Türk Göğüs Cerrahisi Derneği; Göğüs Cerrahisi, Cilt II. 



  

  

 



Yüklə 87,69 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azkurs.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin