Solunum sistemi



Yüklə 35.89 Kb.
tarix25.01.2017
ölçüsü35.89 Kb.

SOLUNUM SİSTEMİ

Prof.Dr. Ali OTLU


Bu sistem de sindirim sistemi gibi bir kanaldan ibarettir. Ancak solunum kanalının bir ucu açık diğer ucu kapalıdır. Solunum sistemi kanalı esas fonksiyonları gözönüne alınarak 2 bölüme ayrılır:

  1. İletici bölüm : Havayı akciğer alveollerine kadar ileten bölümdür. Burun, nazofarinks, larinks, trakea, bronş ve bronşiol’den oluşur. İletici bölümü oluşturan yapılar, havanın iletilmesinin yanında ısıtılması, nemlendirilmesi, temizlenmesi gibi işlevleri de gerçekleştirirler.

  2. Respiratuar bölüm : Kan ile hava arasında gaz değişiminin yapıldığı bölümdür. Respiratuar bronşiol’ler, duktus alveolaris ve alveoller’den oluşur.

Solunum sistemini oluşturan kanalları döşeyen epitel dokusu başlangıçtan sona doğru incelerek devam eder. Sistemin hemen girişinde dış derinin devamı yapısında çok katlı yassı tip olan epitel kısa bir mesafe sonra yalancı çok katlı, silyalı ve kadeh hücreli epitele dönüşür. Bu tip epitel respiratorik epitel adını alır. Burun boşluğunun büyük bir kısmı, paranazal sinuslar ve trakea respiratorik epitel ile döşelidir. ( Bu tip epitelin içerdiği silya ve kadeh hücreleri , ayrıca alttaki bağ dokusu içindeki bol kapillar ağlar ve seröz bezler sayesinde alınan havanın ısıtılması, nemlendirilmesi, yabancı maddelerden temizlenmesi sağlanır ). Yalancı çok katlı prizmatik epitel akciğer içindeki bronş’larda da bir süre devam ettikten sonra önce tek katlı prizmatik, sonra tek katlı kübik ve nihayet tek katlı yassı epitele dönüşür. Bu tek katlı yassı tip epitel akciğer alveollerinin duvarını döşer ve gaz değişimine çok uygundur.

Bu genel girişten sonra şimdi solunum tüpünü oluşturan organ ve yapıları dıştan içe doğru sırasıyla inceleyelim:

1. BURUN BOŞLUĞU ( Cavum nasi ) :

Ortada kıkırdak ve kemik septum ile iki yarıma ayrılmış bulunan burun boşluğu önde regiyo vestibularis, arkada regiyo respiratorya ve üstte regiyo olfaktorya olmak üzere üç bölgeye ayrılır.



a. Regiyo vestibularis : Burun boşluğunun girişidir, burnun kıkırdaklı bölümene uyar. Dar bir bölgedir. Çok katlı yassı epitelle örtülüdür. Mukozası çok sayıda yağ ve ter bezleri ile vibrissae adı verilen uzun kıllar içerir. Arkadaki yalancı çok katlı prizmatik epitele geçiş bölgesi kıl, ter ve yağ bezleri içermez. Bu uzun kıllar solunan havadaki makro moleküllerin süzülmesini sağlar.

b.Regiyo respiratorya : Burun boşluğunun en geniş bölümüdür. Tamamen respiratorik mukoza ile döşelidir. Sillerin vuruş yönü larinkse doğrudur. Her burun boşluğu conchae adı verilen raf şeklindeki kemik çıkıntılarıyla alt, orta ve üst bölüme ayrılmıştır. Alt ve orta bölüm respiratorik mukozayla, üst bölüm ise olfaktorik mukozayla döşelidir. Alt ve orta conchae’nın lamina propriya’sı içinde serö-müköz salgılı tubuloalveoler bezler ( Gl. nasales ) ve iyi gelişmiş venöz ağlar bulunur.Bezlerin salgısı epitel hücrelerini nemli tutar. Bu venöz ağlar erektör cisimcikler ya da Swell cisimcikleri olarak bilinirler, her 20-30 dakikada bir kanla dolarlar ve böylece mukoza gerilir, geçen hava akımında eş zamanlı bir azalma olur. Bu sırada havanın büyük bir bölümü diğer konhadan geçer. Bu periyodik kapanma aralıkları hava akımını azaltır ve böylece solunum epitelinin kurumaması, nemli kalması sağlanır. Allerjik reaksiyonlar ve iltihaplar her iki bölgede Swell cisimciklerinin anormal dolgunluğuna neden olarak hava akımında ciddi kesintiler yaratabilir.

Paranazal sinuslar ( maksiller, frontal, sfenoidal ve etmoidal ) da aynı yapıda fakat biraz daha ince respiratorik mukoza ile döşenmiştir. Epitelin silyaları sinus deliğine doğru vuruş yaparlar,propriyada venler azdır, bezler de az ve genellikle müközdür. Sinüslerin drenaj deliğinin tıkanmasına bağlı olarak sinüsitis oluşur.

c. Regiyo olfaktorya : Üst nazal konka üzerinde bulunan 5 cm2’lik bir sahayı oluşturur, sarımsı rengi nedeniyle kolayca seçilir. Kadeh hücresi ve silya içermeyen, yalancı çok katlı prizmatik epitelle döşelidir. Bu epitelde üç çeşit hücre bulunur: 1. Destek hücreleri: Bazal kısmı dar apikali geniş düzensiz prizmatik şekilli , koyu nukleusları apikal konumlu , sitoplazmaları bol tonofibril içeren hücrelerdir. Sitoplazmalarındaki sarı -kahverengi lipofuksin pigmenti olfaktorik mukozanın rengini verir. Destek hücreleri olfaktor hücrelere metabolik ve iyonik çevre yaratır ayrıca onlara mekanik destek görevi yapar. 2. Olfaktorik hücreler : Bunlar destek hücreleri arasına düzenli bir şekilde yerleşmiş bipolar sinir hücreleridir. Orta şişkin kısımlarında bulunan çekirdekleri yuvarlak ve ökromatiktir. Apikal uçlarından 6-10 kadar dendrit çıkarak burun boşluğuna ulaşır, bunlar koku reseptörleridir. Bazal uzantısı ise aksondur, bunlardan 20 kadarı propriya içinde birleşerek miyelinsiz fila olfaktorya’yı yaparlar, bunlar etmoid kemiğinin deliklerinden geçerek beyindeki koku merkezine giderler. İnsanda 5 cm2’lik bu alanda 107 adet reseptör olduğu hesaplanmıştır. Yaşla birlikte reseptör sayısı azalır ve koku alma hisi de zayıflar. 3. Bazal hücreler : Bazal membran üzerinde tek sıra bulunan küçük konik veya küre biçimli hücrelerdir. Çekirdekleri koyudur. Mitozla çoğalarak destek hücrelerine dönüşürler. Olfaktorik bölgenin propriya’sı kapiller kan ve lenf damarlarından zengin gevşek bağ dokusu yapısındadır. Lenf damarları beyindeki subaraknoid aralığa boşalırlar, bu nedenle nazal mukoza enfeksiyonları meninkslere yayılabilir. Propriyadaki seröz salgılı tubuloalveoler bezler ( Bowman bezleri ) bulunur. Bunların salgıları (enzim içerirler,koklanacak maddeleri parçalarlar) olfaktor hücrelerin dendritlerini sürekli yıkayarak yeni kokuları almaya hazır tutarlar. Koku uyartısı kimyasaldır, birçok koku maddesi sudan çok yağda eridiğinden olfaktor hücre ve dendritleri lipidden zengindir.

2. NAZOFARİNKS :

Farinks’in solunum sisteminin devamı olan üst kısmı nazofarinks adını alır ve respiratorik mukoza ile döşenmiştir. Burası ostium tuba auditiva ile orta kulağa bağlı olup orta kulaktaki hava basıncının dış çevre ile dengelenmesini sağlar. Lamina propriya’da miks salgılı küçük bezler ve lenf folikülleri bulunur. Lenf folikülleri nasofarinksin arka duvarında tonsilla faringea’yı, ostium tuba auditiva etrafında ise tonsilla tubariae’yı oluştururlar. Bu tonsillalar ile orofarinks duvarında bulunan tonsilla palatina, tonsilla lingualis hep birlikte farinksi çepeçevre kuşatan Waldeyer halkasını ( anulus lymphaticus Waldeyeri ) oluştururlar.

3. LARİNKS :

Farinksi trakeya’ya bağlayan 4-5 cm uzunlukta tübüler biçimli organdır. Bu organ aynı zamanda ses ile ilgili yapısal özelliklere sahiptir. Mukozası; respiratorik özelliktedir. Ancak sesle ilgili plika vokalis hizasında ve epiglottis’in ön yüzü ve arka yüzünün alt yarımında çok katlı yassı epitel bulunur. Respiratorik mukozalı bölüm pembe, kutan bölümü beyaz renginden dolayı kolayca ayırtedilir. Lamina propriya kan ve lenf damarları, serö- müköz bezler içeren gevşek bağ dokusudur. Kuvvetli fibroelastik bir katman içerir. Submukoza çok belirgin değildir.

Larinksin iskeletini submukoza içine yerleşmiş bulunan larinks kıkırdakları oluşturur. Bunlar ; kartilago tiroidea, kartilago krikoidea, kartilago epiglottika, kartilago aritenoidea, kartilago kornikulata ve kartilago kuneiformis’tir. Bunlardan ilk üçü tek, son üçü ise çifttir. Tiroid ve krikoid tamamen, aritenoid ise kısmen hyalin kıkırdak yapısındadır. Aritenoidin plika vokalisleri, epiglottis, kornikuata, kuneiformis elastik kıkırdak yapısındadır. Hyalin kıkırdaklar belirli bir yaştan sonra kemikleşmeye uğrar ve ses tonunda değişimler meydana gelir. Kıkırdaklar birbirlerine ligamentlerle bağlanır, dıştan da kaslarla desteklenmişlerdir. Bulunduğu yer ve görevi yönünden epiglottis büyük önem taşır. Epiglottis larinks’in üst, giriş bölümündedir. Yukarı ve geriye dönük ucu borunun üst kısmına kapanarak besin maddelerinin hava yoluna geçmesinin önler

Kıkırdakları sararak bağlantılarını güçlendiren iskelet kasları aynı zamanda larinks’i komşu yapılara bağlar. Gırtlağın daralıp genişlemesi bu kaslarla sağlanır. Plika vokalis’lerin de az ya da çok sıkışıp gevşemesi ve akciğerlerden gelen havanın etkisiyle çeşitli tonlarda sesler çıkarılır. Ayrıca kasların kontraksiyonu ile yabancı maddelerin akciğerlere geçişi önlenmeye çalışılır. Yabancı maddeleri uzaklaştırmaya yarayan şiddetli öksürük refleksi , yine bu kasların kontraksiyonuyla gerçekleştirilir.

4. TRAKEA :

Trakea larinks ile akciğerler arasında bulunan 10-12 cm uzunluğunda, 2-2.5 cm çapında tubuler bir organdır. Akciğerler girişinde (hilus’ta) iki bronşa (primer bronş ) ayrılarak sonlanır. Duvarında 16-20 adet C biçimli hyalin kıkırdak halka bulunur. Bu kıkırdaklar trakea lumeninin devamlı açık kalmasını sağlarlar.

Trakea mukozası respiratorik mukoza özelliğindedir. Lamina epitelyalis yalancı çok katlı prizmatiktir. Lumene ulaşan hücrelerin apikal uçları kinosilyalar içerir. Prizmatik epitel hücreleri arasında bol kadeh hücreleri bulunur. Kadeh hücreleri tarafından salgılanan yapışkan müküs tozları tutar ve daha ileri gitmelerini önler. Tutulan tozlar kinosilyaların larinks yönündeki hareketleriyle ( dakikada 14 mm kadar ) ağıza doğru ilerletilir. Epitel hücreleri arasında APUD sisteme dahil dopamin içeren Pa hücreleri adı verilen hücreler bulunmaktadır, bunların fonksiyonları henüz aydınlatılmamıştır. Lamina propriya elastik ipliklerden zengin, oldukca ince gevşek bağ dokusudur. Bol lenfosit infiltrasyonu ve yer yer lenfoid doku içerir. Submukoza başlıca kollagen lifler içeren bağ dokusudur. Birçok serömüköz salgılı bezler ( Gll. trakeyales ) bulunur. Bunlar salgılarını akıtıcı kanalları ile epitel yüzeyine boşaltırlar. Bezler başlıca kıkırdak halkaların açık olan arka bölümündeki alanlarda boldur. Bezlerin salgısında bakterisidal lizozomik enzimler ve antikorlar bulunur, bunlar akciğerlerin korunmalarını sağlar.

Submukozanın derinlerinde trakea’nın asıl iskeletini oluşturan 16-20 adet C biçimli hiyalin kıkırdak ( kartilago trakeyalis ) bulunur. Kıkırdaklar birbirlerine fibroelastik bir bağ dokusu ile ( ligamentum anularis ) bağlanmışlardır. Kıkırdakların açık uçları hem bağ doku ile ( fasies membraneseus ) doldurulmuştur, ayrıca iç tarafta düz kas fibrilleri ( muskulus trakeyalis ) açık uçları birbirlerine bağlar. Öksürme sırasında m. trakeyalis’in kasılması ile trakea lumeni daralır, trakea çapı küçülür ve ekspirasyon havasının hızı artar böylece hava yolunun temizlenmesi sağlanır. Kıkırdaklar ve dolayısıyla trakea dıştan gevşek bağ dokusu ile sarılmıştır, bu katman adventisya adını alır, adventisya trakea’yı çevre yapılara oynar bir biçimde bağlar.

5. AKCİĞERLER :

Akciğerler kavum pektoris’te yerleşik sağlı sollu bir çift organdır, birbirinden mediastinum ile ayrılmışlardır. İnsanda her bir akciğer yaklaşık 600 gram kadardır. Sağ akciğer biraz daha ağırdır. Sağ akciğer iki derin yarıkla üç loba, sol akciğer bir derin yarıkla iki loba ayrılmıştır.

Akciğerler dıştan pleura’nın viseral yaprağı ile sarılmıştır.Pleuranın her iki yaprağı arasında pleural kavite adı verilen bir boşluk bulunur, bu boşlukta yine pleura tarafından salgılanan ince bir sıvı bulunur, bu sıvı solunum hareketleri sırasında yüzeylerin sürtünme ve aşınmasını önleyici, yağlayıcı işlev görür. Seröz bir membran olan bu pleura pulmonalis; dıştan tek katlı yassı mezotelyum ve bunun altında gevşek bağ doku yapısında subseroza tabakalarını içerir. Subseroza katmanı kollagen, elastik iplikler ve ayrıca tek tük düz kas telleri, makrofajlar, mast hücreleri, fibroblastlar içerir . Akciğer kapsülünü oluşturan bu örtü akciğer içerisine ince bağ dokusu bölmeleri halinde dağılarak ( interstisyum ) organı önce loblara sonra da lobcuklara ayırır. Piramid biçimli olan lobcukların tepeleri hilus’a dönüktür. Akciğerin bütün kan damarları ( fonksiyonel ve nutritif ) , lenf damarları, sinirleri ve tüm hava yolları ve alveoller bu interstisyum tarafından sarılır.

Trakeya göğüs boşluğuna girdikten sonra bifurkasyon yerinde son bulur. Bu iki esas bronş (primer bronş )mediastinum bölgesinde hilus’dan biri sağ diğeri sol akciğere girer. Sağ akciğere giren üç , sol akciğere giren iki dala ayrılır ( sekonder bronş’lar ). Sekonder bronşlar sağ’da 10, solda 8 adet dala ayrılır ( segmental bronş’lar veya tersiyer bronş’lar ). Tersiyor bronş’lar çapları gittikce küçülerek birçok kez dallanırlar ve nihayet çapları 1 mm ‘nin altına düşüp duvarlarında kıkırdak odağı kalmadığında bronşiyol (bronşcuk) olarak adlanırlar. Bronşiollerin ilk bölümü terminal bronşiol ( bronşiolus terminalis veya bronşiolus verus ) bunların devamı olanlar ise respiratuvar bronşiol ( bronşiolus respiratoryus veya bronkulus alveolaris ) adını alır. Respiratuvar bronşiolleri ise duktus alveolaris , sakkulus alveolaris ve alveoller izler.

Burun boşluğu, larinks, trakeya ile primer bronşlar ekstrapulmoner solunum yolları olarak bilinirler. Diğer taraftan; sekonder bronş’lar, tersiyer bronş’lar, terminal bronşiol’ler, respiratuvar bronşiol’ler, duktus alveolaris ve sakkus alveolaris’ler ise intrapulmoner solunum yolları olarak adlanırlar. Bir respiratuvar bronşiole bağlı duktus alveolaris’ler, sakkulus alveolaris’ler ve alveoller ile bunlara ilişkin damar, sinir ve bağ dokusu tümü birlikte bir akciğer lobülü olarak bilinir, lobül akciğerin fonksiyonel birimi olarak kabul edilir.



Primer bronş’ların yapısı: Trakeya ile aynı yapıyı gösterirler, çapları daha küçüktür Duvarındaki kıkırdaklar hilal şeklindedir, açık uçları arasında düz kaslar yer alır. Lamina epitelyalis yalancı çok katlı prizmatik- silyalı ve kadeh hücrelidir. Propriyada bezler vardır.

Sekonder ve tersiyer bronşların yapısı: Duvarındaki kıkırdaklar parçalıdır , sekonder de lumeni çepeçevre sararken tersiyer’lerde daha seyrek olarak bulunur. Enine kesitlerde , duvarındaki düz kasların kontraksiyonuna bağlı olarak dürümlü bir mukozaya sahip oluşları karekteristiktir. Lamina epitelyalis yalancı çok katlı prizmatik - silyalı ve kadeh hücrelidir. Propriyada bezler vardır (gl. bronkalis ), elastik lifler ve düz kas telleri bulunur. Propriya - submukoza arasında sayıları gittikce azalan sirküler seyirli düz kaslardan yapılmış lamina muskularis mukoze bulunur. Submukozada kıkırdak parçaları vardır, bunların dışındaki adventisya akciğer interstisyumuna karışarak devam eder. Propriya ve submukoza içinde yer yer soliteri lenf folikülleri de ( BALT=bronchus assacieted lymphoid tissue) bulunur.

Terminal bronşiol’lerin yapısı : Duvarlarında kıkırdak odakları , bezler ve lenf folikülü bulunmaz . Lamina epitelyalis’leri tek katlı prizmatik - silyalı hücrelerden oluşur. Kadeh hücreleri bulunmaz veya çok nadirdir. Arada bir silsiz kübik hücreler de ( Clara hücreleri ) bulunur. Lamina propriya elastik lifler ve düz kastan zengindir. En dışta bronşlara göre daha kalın , kesintili bir kas tabakası bulunur.

Respiratuvar bronşiol’lerin yapısı : Erginde çapı 0.5 mm ‘den azdır, uzunluğu 1-4 mm kadardır. Duvarlarında yer yer alveoller bulunduğundan bu adı almıştır. Lamina epitelyalis başlangıçta kübik şekilli ve silyalı iken sonlara doğru kübik silyasız Clara hücrelerine dönüşür. Clara hücrelerinin eskiden sürfaktan bir madde salgıladığı düşünülüyordu. Şimdi ise bunların duyu hücreleri olabileceği ya da silli hücrelerin prekürsörleri olabileceği yönünde görüşler vardır. Epitelin altında çok ince bir propriya ve lamina muskularis mukoze bulunur. Bunların uçları iki-üç kola ayrılarak duktus alveolaris’lere açılır.

Duktus alveolaris’ler : Bunlar belirli bir kanalcık değillerdir. Gruplar halindeki alveollerin şekillendirdiği genişce bir keseciğin ( sakkulus alveolaris ) yol gibi kabul edilebilen orta kısmıdır.

Sakkulus alveolaris’ler : Çok sayıda alveol’den oluşmuş kesecik olarak düşünülebilir. Ortasındandaki yol duktus alveolaris’tir. Her respiratuvar bronşiol atria adı verilen bir bölüm aracılığıyla iki ya da daha çok sayıda duktus alveolaris’e , dolayısıyla sakkulus alveolaris’e ayrılır.

Alveol’ler ‘in yapısı : Respiratuvar bronşiyol ve sakkulus alveolaris duvarında bulunan ince duvarlı keseciklerdir. Yanyana sıkıca bir arada bulunduklarından akciğere süngerimsi bir görünüm kazandırırlar. Gaz değişiminin gerçekleştiği yerlerdir.

Alveolu döşeyen iki farklı tip epitel kesintisiz bir tabaka oluştururlar. Tip I alveoler hücreler ( küçük alveoler hücreler ) yassıdır, çekirdekleri lumene doğru bombeleşmiştir. Birbirleriyle ve Tip II hücrelerle zonula okludens yapısında bağlantılarla tutunmuşlardır, bu sayede doku sıvısının alveol lumenine geçişi önlenmiştir. Tip I alveoler hücreler gaz alış-verişi ile görevlidirler. Yaşam süreleri 3 hafta kadardır, alveoler hücrelerin %95’ni teşkil ederler.

Tip II alveoler hücreler ( büyük alveoler hücreler , septal hücreler ) kübik veya yuvarlağımsı hücrelerdir. Gruplar halinde veya tip I hücreler arasında tek tek bulunabilirler. Yine hücreler arasında sıkı bağlantı bulunur. Lumene bakan yüzlerinde mikrovilluslar bulunur, salgı yapan hücrelere özgü organellerden zengindir. Bunlar fosfolipid yapısında bir madde olan pulmoner sürfaktan salgılarlar. Sürfaktan madde ince bir film tabakası halinde Tip I hücrelerin yüzeyine yayılır, bu yüzey gerilimini düşüren ve alveol genişliğini dengeleyebilen yüzeysel aktif bir maddedir. Normalde 24 haftalık fötusta Tip II hücreleri tam olarak olgunlaşır v e sürfaktan madde salgılar. Sürfaktan yetersizliği yeni doğanlarda respiratuar distress sendromu’na neden olur, bu hastalıkta ekspirasyonda alveoller kollabe olur, insprasyonda ise yeterli genişleme sağlanamaz. Son zamanlarda sürfaktan maddenin bakterisidal etkisinin bulunduğu da gösterilmiştir. Sürfaktan statik bir tabaka değildir, yavaş bir tempoda Tip I hücreler tarafından pinositotik veziküllerle alınıp dıştaki lenf damarlarına gönderilir. . böylece sürekli salgılanır ve reabsorbe edilir.

İki komşu alveol arasındaki ortak duvara interalveoler septum adı verilir, komşu sakkuluslar arasında da intersakkuler septum adı verilen duvar bulunur. İntersakkuler septumlarda yer yer alveoler porus adı verilen küçük delikcikler (10 mikron) bulunur, bu delikcikler bir bronşiyolün tıkanması halinde kollateral hava dolaşımını sağlar. Komşu alveol epitelleri arasındaki interstisyum içinde bol kapiller damarlar (kesintisiz tip kapillarlar ),ince elastik, retiküler ve kollagen iplikler, makrofajlar, mast hücreleri ve fibroblastlar bulunur. (Makrofajlar sıklıkla karbon partiküllerini fagosite ederler. Kalb yetmezliği durumunda kanın kalbe dönüşü yeterli olmadığından akciğerde damarlarda fazla kan birikir, bazı eritrositler damar dışına çıkar, makrofajlar bunları fagosite eder. Demirli pigmentten dolayı iyi tanınan bu tür makrofajlara “kalb hatası hücreleri veya siderofaj” denir. Makrofajlar ayrıca sillerin bulunmadığı bu kısımda iç drenajı sağlar). Gaz değişiminin meydana geldiği yerlerde alveol epitelleri ile (tipI) kapiller endotelleri (buradaki kapiller endotelleri sürekli tiptir, az havalı alveolde oksijen basıncı düşük, karbondioksit basıncı yüksek olduğundan bu durum yerel vazokonstrüksiyona neden olur, kan az havalı alveol duvarından uzaklaşır. Endotel hücreleri ayrıca anjiotensin ve prostoglandin gibi vazoaktif maddelerin metabolizmasında da rol alır) arasında sadece her iki hücrenin bazal membranı bulunur ( ki bazen her iki bazal membran kaynaşmış ve tek bir bazal membrana dönüşmüştür ). Burası diffüzyon zonu adını alır. Diffüzyon zonunda dört tabakanın kalınlığı 0.2-0.5 mikronu aşmaz. Her iki akciğerde yaklaşık 300 milyon alveol bulunduğu, bunların toplam yüzeylerinin de 70-80 metrekarelik bir alana tekabül ettiği hesaplanmıştır.



  1. KAYNAKLAR

  1. Arda M. İmmunoloji, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara, 1985.

  2. Beresford WA. Lecture Notes on Histology, Blackwell Scientific Publ. Oxford, 1977.

  3. Bloom W, Fawcett DW. Textbook of Histology, WB Saunders Co. 1962.

  4. Erençin Z. Özel histoloji, Ankara Üniversitesi Basımevi, 1971.

  5. Erkoçak A. Özel Histoloji, Ankara Üniversitesi Tıp Fakül. Basımevi, Ankara, 1982.

  6. Greep RO. Weiss L. Histology, 3.th Ed. USA, Mc Graw-Hill Book Com., 1973.

  7. Junqueira LC, Carneiro J, Kelly RO. Basic Histology,7th Ed. USA, Appleton and Lange, 1992.

  8. Leeson TS, Leeson CR, Paparo AA. Text-Atlas of Histology, Canada, WB Saunders Com, 1988.

  9. Mills Spring EJ. Microscopic Anatomy, Department of Anatomy and Cell Biology State Univ. Of New York Health Sci. Center Syracuse, New York, 1992.

  10. Paker Ş. Histoloji, 2. Baskı , Uludağ Üniversitesi Basımevi, Bursa, 1993.

  11. Sadler TW. Medical Embryology, 6th Ed. USA, Williams&Wilkins , 1990.

  12. Sağlam M. Genel Histoloji, 4. baskı, Yorum Matbaacılık ,Ankara 1993.

  13. Tanyolaç A. Özel histoloji, Yorum Matbaacılık Sanayii, ankara, 1993.

  14. Tekelioğlu M. Genel tıp Histolojisi, Beta Basım Yayım Dağıtım A.Ş. Ankara, 1993.


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azkurs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə