Beta-laktam dişi antiBİyotikler (1 Ders)



Yüklə 81,41 Kb.
Pdf görüntüsü
tarix18.04.2017
ölçüsü81,41 Kb.
#14539

BETA-LAKTAM DIŞI ANTİBİYOTİKLER 

(1 Ders) 

 

 

Prof.Dr Sercan ULUSOY 

Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı 

Tel.3734538 e-mail: ulusoys@med.ege.edu.tr 

 

Bu derse girmeden önce bilinmesi gerekenler 

 

1.Beta-laktam dışı antibiyotiklerin etki mekanizmaları ve bakterilerde bu antibiyotiklere karşı 



direnç gelişim mekanizmaları 

2. Beta-laktam dışı  antibiyotiklerin sınıflandırılması ve etki spektrumları 

 

 

Amaç 



 

Enfeksiyon hastalıkları tedavisinde kullanılan beta-laktam dışı antibiyotiklere ilişkin klinik 

kullanım özellikleri konusunda bilgi kazandırmak 

 

“Betalaktamlar dışındaki antibiyotikler” dersine ilişkin öğrenim hedefleri 

 

Öğrenci bu dersin sonunda: 



 

 

1) Makrolid grubu antibiyotiklerin etki mekanizmasını ve etki alanlarını tam olarak 



tanımlayabilecektir. 

2) Makrolid grubu antibiyotiklerin klinik kullanımdaki beş üyesini ve en önemli üç klinik 

kullanım alanını eksiksiz olarak sayabilecektir. 

3) Aminoglikozitlerin etki spektrumlarını tam olarak tanımlayabilecek, iki önemli yan etkisini 

sayabilecektir. 

4) Kinolonların klinik kullanım alanlarından en az dört tanesini sayabilecek, en önemli yan 

etkisini aktarabilecektir. 

5) Glikopeptitlerin klinik kullanımdaki iki üyesini sayabilecek ve klinik kullanım 

endikasyonlarını tümüyle sayabilecektir. 

6) Tetrasiklinlerin ampirik olarak kullanılabileceği iki önemli ampirik kullanım alanı 

sayılabilecektir. 

7) Atipik patojenlere etkinliği olan üç antibiyotik grubunu eksiksiz olarak sayabilecektir. 

8) Klinik olarak anlamlı antianaerop etkinliği olan antibiyotiklerden en az dört tanesini 

sayabilecektir. 

9) Üriner sistem infeksiyonlarında kullanım endikasyonu olan antibiyotiklerden en az dört 

tanesini sayabilecektir. 

10) Klinik olarak anlamlı antipseudomonal etkinliği olan antibiyotiklerden en az beş tanesini 

tanımlayabilecektir. 

 

 

 



 

 

Ders içeriği 

 

 



MAKROLİDLER 

 

     Makrolidlerin prototipi eritromisindir. Eritromisinin asit ortamda inaktive olması nedeniyle 



mide asidine dayanıklı ve daha iyi farmakokinetik özellikleri olan yeni makrolid türevleri 

geliştirilmiştir. Makrolidler, bakteri ribozomunun 50 S altbirimine bağlanarak protein 

sentezini önler. Mikroorganizmanın türüne, konsantrasyona bağlı olarak bakteriyostatik veya 

bakterisid etkili gösterirler . 



Etki spektrumu: 

     Eritromisin ve yeni makrolidlerin etki spektrumu birbirine benzer. Streptokok ve 

pnömokoklara, metisiline dirençli kökenler dışında stafilokoklara oldukça etkilidir. Gram-

pozitif basiller makrolidlerin etki spektrumu içindedir. H influenzae’nın eritromisine direnç 

oranları oldukça yüksektir. Azitromisin ve klaritromisinin Haemophilus türlerine etkinliği 

eritromisinden daha iyidir. Moraxella catarrhalis, Bordetella pertussis, Legionella 



pneumophila’ya,  Mycoplasma, Ureoplasma, Chlamydia’lara karşı aktiviteleri yüksektir. 

Enterik basillere önemli bir etkinlikleri yoktur. Makrolidler gram-pozitif ve gram-negatif 

anaerop basillerin büyük çoğunluğuna etkilidir. Spiramisin Toxoplasma gondii ve 

 

Criptosporidiım’a olan etkisi ile diğer makrolidlerden ayrılır. 

Farmakolojik özellikler: 

    BOS  dışında tüm doku ve sıvılara dağılımı iyidir; plasentaya ve anne sütüne geçer. 

Polimorf nüveli lökositler ve makrofajlar içinde birikir. Yeni makrolid preparatlarının 

farmakolojik özellikleri eritromisinden üstündür. Roksitromisin en tüksek serum 

konsantrasyonu oluşturan makroliddir. Klaritromisinin gastrointestinal sistem absorbsiyonu 

yiyeceklerden etkilenmez. Azitromisin doku penetrasyonu ve dokularda birikme özelliği en 

fazla olan makroliddir. Dokulardan kana geri salınma özelliği ile yarı ömrü çok uzundur. Ağız 

yolu ile kullanımdan 48 saat sonra hemen tüm dokulardaki yoğunluk terapötik düzeylerdedir. 

Makrolidler karaciğerde metabolize olduktan sonra büyük kısmı safra ile atılır. İdrar yolu ile 

ekskresyon minimal olup, böbrek yetmezliğinde doz ayarlamasına gerek yoktur .  



Klinik kullanım: 

     Üst solunum yolu infeksiyonları ve ağız içi, dişeti infeksiyonlarında penisilin allerjisi olan 

hastalar için en uygun seçenek makrolidlerdir. Boğmaca tedavisi ve profilaksisinde ilk 

seçenek eritromisindir. 



     Klaritromisin  ve  azitromisin  H influenzae’ya karşı en etkili makrolidlerdir. Bu ajanların 

doku konsantrasyonları da çok yüksektir. Bu özellikleri ile sinüzit ve otit tedavisinde 

eritromisinden daha etkilidirler. Azitromisin dokularda birikme özelliği ile odontojen 

infeksiyonlarda kısa süreli (üç gün) tedavide başarılıdır. 

     Toplum kökenli pnömonilerde empirik tedavide eritromisin en yaygın olarak kullanılmış 

bir antibiyotiktir. Makrolidler bu hastalarda major etkenler olan S pneumoniae, H influenzae 

ve   M catarrhalis’e olan etkinliği yanında atipik etkenlerin tümünü etki spektrumu içine 

almasıyla tedavideki yerini korumaktadır. 

     Makrolidler erizipel, selülit, ektima, lenfanjit, impetigo gibi stafilokok infeksiyonlarında 

kullanılabilir. 

     Cinsel temasla bulaşan hastalıklar da makrolid kullanım endikasyonları arasındadır. Non-

gonokoksik üretrit ve servisitte, genital ülserlerde makrolid tedavisi başarılıdır.     Neisseria 



meningitidis, S pneumoniae, L monocytogenes gibi meninjit etkenlerine karşı in-vitro etkili 

olsa da diğer dokuların aksine BOS’na geçemedikleri için makrolidler meninjit tedavisinde 

kullanılmaz. Metisiline dirençli stafilokok kökenlerinde makrolidlere direnç oranlarının 

yüksek olması nedeniyle nozokomiyal stafilokok infeksiyonları için makrolidler uygun bir 

empirik tedavi seçeneği değildir .  

Yan etkiler ve ilaç etkileşimleri: 

     En sık yan etki bulantı, kusma, diyare, epigastrik ağrı gibi gastrointestinal yakınmalardır. 

Özellikle eritromisin ile görülen bir yan etki olan kolestatik hepatit, tedavinin kesilmesi ile 

birkaç günde normale döner. Eritromisin ergot alkaloidleri, karbamazepin ve teofilin serum 

düzeyini artırır. Digoksin emilimini artırarak serum düzeyini yükseltir. Roksitromisin, 

azitromisin, klaritromisin ve spiramisinde bu tür etkileşimler gözlenmese de ergot alkaloidleri 

ile birlikte kullanmamak, digoksin ile birlikte kullanımda dikkatli olmak gereklidir  

KETOLİTLER 

     Makrolit molekülündeki bazı modifikasyonlar ile elde edilen yeni bir gruptur. Bu gruptaki 

tek üye olan telitromisin, solunum yolu patojenlerine makrolitlere göre daha iyi bir etkinliğe 

sahiptir. Direnç gelişme riskinin daha düşük olması, günde tek doz kullanım gibi avantajları 

ile solunum yolu infeksiyonlarının tedavisinde etkili bir seçenektir. 

LİNKOZAMİDLER 

     Bu grupta linkomisin ve klindamisin bulunur. Etki mekanizması makrolidler ile aynıdır. 

Linkozamidlerin etki spektrumu içine stafilokoklar, streptokoklar ve anaerop bakteriler 

girmektedir. Ağız yolundan iyi emilirler . Akciğer, karaciğer, safra, kemik, eklem ve prostat 

dokusuna geçişleri iyidir. Plasentadan geçer; kan beyin bariyerini inflamasyon varlığında bile 


geçemezler. % 10’u değişmeden idrarla, geri kalanı karaciğerde metabolize olduktan sonra 

idrar ve safra ile atılır .Linkozamidlerin ilk seçenek olarak kullanıldığı tek indikasyon 

anaerobik infeksiyonlardır.  Toxoplasma infeksiyonlarında primetamin ile, P carinii 

infesiyonunda primakin ile birlikte kullanılır .  En sık görülen yan etki bulantı, kusma ve 

ishaldir. En önemli yan etki ise psödomembranöz enterokolittir. % 1-10 oranlarında 

görüldüğü bildirilmektedir . 



KİNOLONLAR 

     Kinolonlar sentetik yapıda antimikrobiyallerdir. İlk bulunan kinolon olan nalidiksik asitin; 

antimikrobiyal etkinliği kısıtlıdır, doku penetrasyonu yetersizdir, terapötik doku düzeylerine 

ancak toksik dozlarda ulaşılabilir ve bu ajana karşı bakterilerde hızla direnç gelişir. Nalidiksik 

asit bu nedenlerle üriner sistem infeksiyonları dışında kullanım alanı bulamamıştır. 

     Kinolon  halkasının 6. pozisyonuna flor atomu eklenmesiyle elde edilen türevler 

florokinolon olarak adlandırılır. Florokinolonlar geniş etki spektrumları, gastrointestinal 

sistemden emilimlerinin iyi olması, ciddi yan etkilere neden olmamaları nedeniyle klinik 

kullanımda önemli bir yer edinmiş antimikrobiyallerdir . 

Etki mekanizması: 

Temel etki mekanizması bakteri DNA-giraz enziminin inhibisyonudur. DNA-giraz enzimi 

bakteri kromozomunun süpersarmal oluşumunu sağlayan, topoizomerazlar sınıfına ait 

(topoizomeraz II) bir enzimdir.  



Antimikrobiyal etkinlik: 

Kinolonlar etki spektrumları dikkate alınarak üç grupta sınıflandırılırlar. 



1.kuşak: Sadece enterik basillere etkili, klinik kullanımı üriner sistem infeksiyonu ile kısıtlı 

olanlar. (Nalidiksik asit,oksolinik asit,pipedimik asit). Günümüzde kullanımları yoktur. 



2.kuşak:  Enterik basiller, Pseudomonas aeruginosa, stafilokoklara değişik düzeylerde etkili 

olanlar. Bu gruptaki kinolonların streptokoklara etkisi sınırlıdır; enterokoklara ve anaerop 

bakterilere etkileri pratik olarak yoktur.(Ofloksasin, siprofloksasin,pefloksasin,norfloksasin) 

Siprofloksasinin antipsödomonal etkinliği diğerlerine göre belirgin olarak daha yüksektir. 



3.kuşak:  Gram-negatif etkinliğin yanısıra gram-pozitif bakterilere de güçlü etkili olanlar. Bu 

grupta başta önemli bir solunum yolu patojeni Streptococcus pneumoniae olmak üzere 

streptokoklara ayrıca anaerop bakterilere de etkili olan türevler bulunur. Bunlardan  

levofloksasin ve moksifloksasin ülkemizde bulunmaktadır. 



Farmakoloji: 

    Tüm  florokinolonların gastrointestinal sistemden emilimi iyidir.. Birkaçı  dışında 

biyoyararlanımları % 80’in üzerindedir. Oral kullanım ile birçok doku ve vücut sıvısında 


klinik etkinlik sağlayacak düzeylere ulaşır. Kinolonların doku penetrasyonu çok iyidir; hücre 

içine kolaylıkla girer. Akciğer, karaciğer, uterus, kemik başta olmak üzere dokularda serum 

düzeyinin çok üstünde doku ve vücut sıvısı düzeyleri oluşturur. BOS’na geçişleri çok iyi 

değildir. 

     Eliminasyon  yarı ömrü günde tek ya da iki doz uygulamaya yetecek kadar uzundur. 

Değişik oranlarda aktif veya inaktif metabolit şeklinde böbreklerle atılırlar. Pefloksasin ve 

moksifloksasinin idrarla atılımı daha azdır. Kinolon kullanılan böbrek yetmezlikli hastalarda 

doz ayarlaması gerekli olabilir. Siprofloksasin, norfloksasin, için ancak ileri derecede 

yetmezlik söz konusu ise (kreatinin klirensi 20-30 ml/dk) doz ayarlamasına gerek vardır. 

Pefloksasin büyük ölçüde metabolize olduğu için böbrek yetmezliğinde doz ayarlaması 

gerekmez.  

Kinolonların Klinik Kullanımları 

a) Üriner sistem infeksiyonları: 

     Florokinolonlar  komplikasyonsuz  üriner  sistem  infeksiyonlarında çok etkilidir. Standart 

kısa süreli ve tek doz tedavi ile başarılı sonuçlar alınır. Komplike üriner sistem 

infeksiyonlarında oral kinolon tedavisinin etkinliği en azından parenteral 

β

-laktam ya da 



aminoglikozid uygulamasına eşdeğerdedir.  

b) Cinsel yolla bulaşan hastalıklar: 

     Florokinolonların tümü tek doz oral kullanım ile komplikasyonsuz gonore tedavisinde tam 

iyileşme sağlar. Chlamydia infeksiyonlarında yedi günlük kinolon tedavisinin doksisiklin ile 

tedavi kadar etkili olduğu gösterilmiştir.  



c) Gastrointestinal sistem infeksiyonları: 

     Enteropatojen  Escherichia coli,  Salmonella, Shigella, Campylobacter, Vibrio türlerine 

etkili antimikrobiyaller olarak kinolonlar bu tür infeksiyonların tedavisinde önemli bir yer 

tutar.  


d) Deri-yumuşak doku infeksiyonları: 

     Deri ve yumuşak doku infeksiyonları çoğunlukla gram-pozitif bakteriler ile gelişir. İkinci 

kuşak florokinolonlarda streptokoklara etkinlik sınırlıdır ve MRSA kökenlerinde direnç 

oranları çok yüksektir. Diyabetik ayak infeksiyonları çoğu kez anaerop bakterilerin de rol 

aldığı mikst infeksiyonlardır. İkinci kuşak florokinolonlar anaerop bakterilere etkili değildir. 

Bu infeksiyonların ampirik tedavisinde bu ajanlar tek başına kullanılmaz. Üçüncü kuşak 

florokinolonların bu indikasyonlarda başarılı olduğunu bildiren çalışmalar vardır. 

e) Osteomyelit: 


     Florokinolonlar  gram-negatif  basillerin  etken  olduğu ve polimikrobiyal osteomyelit 

tedavisinde önemli yeri olan ilaçlardır.  



f) Solunum yolu infeksiyonları: 

     Toplum  kökenli  pnömonilerde  olası etkenler; Haemophilus influenzae, Moraxella 



catarrhalis,  ve atipik pnömoni etkenleri Legionella pneumophila, Mycoplasma pneumoniae, 

Chlamydia pneumoniae florokinolonların etki spektrumu içinde yer alır. Yeni kinolonlar, en 

sık rastlanan toplumsal pnömoni etkeni pnömokoklara da etkilidir.  

Antimikrobiyal etki spektrumları ve farmakokinetik özellikleri nedeniyle florokinolonlar, 

özellikle yeni türevler toplum kökenli pnömoniler ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı 

(KOAH) olgularında akut infeksiyon alevlenmelerinde güvenle kullanılabilen ajanlardır . 

Kinolonların kullanılmaması gereken durumlar: 

Akut tonsillitte kinolonların kulanım endikasyonu yoktur. Her ne kadar yeni kinolon türevleri 

streptokoklara etkili ise de A grubu beta hemolitik streptokok infeksiyonları için 

kinolonlardan daha uygun tedavi seçenekleri öncelikle düşünülmelidir. Sinüzit ve otitis media  

olgularında, ancak pnömokoklarda penisilin direnç oranlarının yüksek olduğu toplumlar için  

kinolon tedavisi önerilebilir. Kinolonlar 16 yaşın altında kullanılmamalıdır. Hayvan 

modellerinde kartilaj harabiyetine neden olduğu bildirilmiştir. Gebelerde ve emziren 

annelerde kinolonlar kullanılmamalıdır. 

Böbrek yetmezlikli olgularda kinolonların çoğunda doz ayarlaması gerekir. Karaciğer 

yetmezliğinde pefloksasin, enoksasin, siprofloksasin ve norfloksasin dozlarında değişiklik 

yapılması gerekebilir . 

Yan etkiler: 

     En sık rastlanan yan etki gastrointestinal sistem üzerinedir. Bulantı, kusma, karın ağrısı ve 

diyare görülebilir. İkinci sıklıkta santral sinir sistemi yan etkileri görülür. Özellikle nonsteroid 

antienflamatuvarlarla birlikte kullanıldığında uykusuzluk, başağrısı, baş dönmesi, 

konsantrayonda azalma gibi belirtiler görülür. Hipersensitivite reaksiyonları %1-3 oranında 

bildirilmiştir. En sık deri lezyonları görülür. Anafilaktik reaksiyon oldukça nadirdir. Bazı 

kinolonların kullanımı sırasında fotosensitivite ortaya çıkabilir. Deney hayvanlarında görülen 

kartilaj toksisitesi nedeniyle kinolonlar çocuklarda kullanılmaz.  



AMİNOGLİKOZİDLER 

     Aminosiklitol  halkası ve buna glikozid bağları ile bağlanmış aminoşekerlerden oluşur. 

Farklı aminoglikozid (AG) moleküllerinde aminoşeker gruplarının yapı ve sayısında 

değişiklikler vardır. 



     Streptomisin, 

kanamisin, 

tobramisin 

Streptomyces 

türlerinden; gentamisin 



Micromonospora türlerinden elde edilir. Amikasin ve netilmisin semisentetik türevlerdir. 

İsepamisin ülkemizde de bulunan daha yeni bir aminoglikozittir. Bu grup antibiyotikler 

bakteri ribozomunun 30 S bölgesine bağlanarak protein sentezini inhibe ederler . 

Etki spetkrumu: 

     Enterik basiller, Acinetobacter türleri, P aeruginosa başta olmak üzere aerop gram negatif 

basillere etkilidirler. Stenotrophomonas maltophilia genellikle amikasine duyarlıdır. 

Amikasin,  H influenzae ve Neisseria türlerine de diğer aminoglikozidlerden daha etkilidir. 

Gram-pozitif basillerden aminoglikozidlerin etki spektrumu içinde  yer alan tek grup 

stafilokoklardır. Enterokoklar AG’lerin yüksek konsantrasyonları ile inaktive olur. Enterokok 

infeksiyonlarında tek başına AG kullanılması ile klinik etkinlik sağlanamaz. Penisilin (ya da 

ampisilin veya amoksisilin) ve glikopeptidlerin hücre duvarı sentezini bozması ile bakteri 

hücresine girebilen aminoglikozid miktarı artar. Bu iki grubun aminoglikozidlerle 

kombinasyonu ile elde edilen sinerjistik etki enterokoklarda bakterisidal etkinlik için 

gereklidir. AG’lere yüksek düzey direnç gelişen enterokoklarda sinerjistik etki ortadan kalkar. 

Streptomisin, amikasin ve kanamisin mikobakterilere etkilidir . 



Farmakolojik özellikler: 

     AG’ler  sindirim  kanalından emilmez. Beyin omurilik sıvısı (BOS)’na, göz içi sıvılara, 

streptomisin dışındakiler safraya geçmez. Metabolize olmadan idrarla atılır.  İdrar 

konsantrasyonları serumdakinin 80-100 katına ulaşır. Plevra, sinovya, perikard, periton 

sıvılarına terapötik düzeylere ulaşacak yoğunlukta geçer. Akciğer dokusunda yüksek 

konsantrasyonlara çıkar, ancak bronş sekresyonlarında asit pH nedeniyle etkinlikleri düşüktür. 

     İn-vitro olarak beta-laktam antibiyotiklerle geçimsizdir, aynı  sıvı içinde verilmemelidir. 

Böbrek fonksiyon bozukluğunda AG’in hepsi için doz ayarlaması gereklidir. Kritik hastalarda 

tedavi serum düzeyleri izlenerek sürdürülmelidir. AG’ler nefrotoksik etkisi olan ilaçlarla 

birlikte kullanılmamalıdır . 



Klinik Kullanım: 

     Gram-negatif  bakteri  infeksiyonlarında tek başına veya kombinasyonlar içinde 

kullanılabilir. AG’lerin hücre duvarına etkili ajanlarla sinerjistik etkisi önemli özelliklerinden 

biridir. Duyarlı bakterilerle oluşan alt ve üst üriner sistem infeksiyonlarında kulanılabilir. 

Febril nötropenide AG’lerden biri ve antipsödomonal etkili bir beta-laktam antibiyotik 

kombinasyonu en yaygın kullanılan tedavi rejimlerinden biridir. Streptokok veya enterokok 

endokarditlerinde penisilin+aminoglikozid kombinasyonu kullanılır. Aminoglikozidler 

anaerop bakteri infeksiyonlarında etkisizdir . 



Yan etkiler: 

     Aminoglikozidlerin tümü nefrotoksiktir. İlacın dozu ve tedavi süresi, hastanın yaşı, böbrek 

fonksiyonları ve beraberinde kullanılan ilaçlara bağlı olarak nefrotoksisite görülme riski 

değişir. Gentamisin diğerlerinden daha fazla nefrotoksiktir. İkinci önemli toksik etki 

ototoksisitedir. Hem vestibüler hem de koklear toksik etkiler kalıcıdır. Streptomisin ve 

gentamisin daha çok vestibüler, kanamisin ve amikasin daha çok işitme fonksiyonlarını 

etkiler. Netilmisinin ototoksik etkisi diğerlerinden daha azdır. Aminoglikozid kullanan 

kişilerde seyrek olarak deri döküntüleri, ürtiker ile beliren hipersensitivite reaksiyonları, 

nöromusküler blokaj, nötropeni, diyare, tremor gibi yan etkiler ortaya çıkabilir . 

GLİKOPEPTİDLER 

     Sadece gram-pozitif bakterilere etkili olan, aerop ve anaerop gram-negatiflere etki 

göstermeyen antibiyotiklerdir. Grubun ilk temsilcisi 1956 yılında kullanıma giren 

vankomisindir. Teikoplanin, yapısal olarak ve antimikrobiyal etkinlik olarak vankomisine 

benzeyen; daha iyi farmakolojik özellikleri ve güvenlik profili ile alternatif olan yeni bir 

glikopeptid antibiyotiktir. Glikopeptidler bakteri hücre duvarı sentezini önleyerek etki 

gösterirler. Büyük molekül yapısı nedeniyle lipid dış membrandan geçemediği için gram-

negatif bakterilere etki etmez. Terapötik dozlarda enterokoklara karşı bakteriyostatik, etki 

spektrumunda yer alan diğer bakterilere karşı bakterisidal etkilidir . 

Etki spektrumu: 

     Glikopeptidler  metisiline  duyarlı ve dirençli tüm stafilokoklara, streptokoklara, 

enterokoklara,  Corynebacterium jeikeum dahil olmak üzere difteroid basillere, Listeria 

monocytogenes’e, 

Clostridium 

türlerine, anaerop gram-pozitif koklara etkilidir. 

Teikoplanin’in koagulaz negatif stafilokoklara etkinliği vankomisinden daha azdır. Buna 

karşılık enterokok kökenlerine  teikoplanin, vankomisinden daha etkilidir.  



Farmakoloji: 

     Glikopeptidler  gastrointestinal  sistemden  emilmez.  Vankomisin  İV infüzyon şeklinde, 

teikoplanin hem İV yoldan bolus tarzında, hem de İM yoldan kullanılır.  İntramuskuler 

uygulanan teikoplaninin biyoyararlanımı % 90’dır. Birçok dokuya penetrasyonları yeterlidir. 

Standart dozlarda akciğer, karaciğer, safra, kalp, böbrekler, sinovya-eklemler, kemik, periton 

sıvısında terapötik düzeylere ulaşırlar. 

     Vankomisinin serum yarı ömrü 6 saattir. Her 6 saatte bir 500 mg veya 12 saat ara ile 1 g 

dozda uygulanır. Teikoplaninin yarı ömrü doza bağlı olarak değişmek üzere 40-70 saattir. 

Günde tek doz uygulanabilir. Vankomisinin tamamına yakını glomerüler filtrasyonla 

böbreklerden atılır. Böbrek yetmezliği olanlarda karaciğerde kısmen metabolize olur. 



Teikoplaninin yaklaşık % 5’i karaciğerde metabolize olur. Asıl ekskresyon yolu böbreklerdir. 

Böbrek yetmezliğinde her iki ilaç için de doz ayarlaması gereklidir . 



Klinik kullanım: 

     Glikopeptidlerin en önemli kullanım alanı metisiline dirençli stafilokokların etken olduğu 

ciddi infeksiyonlardır. Streptokok, enterokok ve stafilokok endokarditleri, glikopeptidlerin 

başlıca endikasyonları arasındadır. Ortopedik ve kardiyak implant cerrahisi stafilokok 

infeksiyonlarının sık görüldüğü girişimler olduğu için bu olgularda gelişen infeksiyonların 

standart ampirik tedavi rejimlerinde glikopeptidler yer alır. Gram-negatif bakterilerin de 

infeksiyon etkenleri arasında bulunması olasılığı nedeniyle ve enterokoklarda bakterisidal 

aktiviteyi sağlamak amacıyla aminoglikozidler ile kombine tedavi önerilir. Kateter 

infeksiyonlarının ampirik tedavisinde tek başlarına veya aminoglikozidler ya da aztreonam ile 

birarada kullanılırlar. Clostridium difficile ile oluşan psödomembranöz enterokolitin tedavisi 

amacıyla oral yoldan vankomisin kullanılır. Teikoplaninin de bu endikasyonda eşdeğer 

etkinlikte olduğu gösterilmiştir . 

     Metisilin  direnç  oranlarının yüksek olduğu hastanelerde ortopedik ve kardiyak cerrahi 

implant olgularında glikopeptidler profilaktik olarak kullanılabilir. Belirtilen durumlar dışında 

glikopeptidlerin profilakside yeri yoktur. Vankomisine dirençli enterokok (VRE) kökenlerinin 

yaygınlaşması amacıyla kullanım uygun endikasyonlar ile sınırlı tutulmalıdır.  



Yan etki ve ilaç etkileşimleri: 

     İlk kullanıma girdiği yıllarda vankomisin ile görülen yan etkilerin, büyük oranda ilacın 

saflaştırılmasının yetersizliğine bağlı olduğu düşünülmektedir. Günümüzde kullanılan 

preparatlarda yan etkiler oldukça azalmıştır. Vankomisin uygun dozda ve şekilde 

kullanıldığında güvenli bir antibiyotik olarak kabul edilebilir. Vankomisin infüzyonu 

sırasında, özellikle hızlı verildiğinde yüz, boyun ve gövdenin üst tarafından başlayan deride 

kızarma şeklinde ortaya çıkan kırmızı boyun (red neck) sendromu görülebilir. Doza ve veriliş 

hızına bağlıdır. Deri bulguları yanında üşüme-titreme, ateş görülebilir. Yüksek doz ve uzun 

süreli kullanımda, böbrek yetmezlikli olgularda, yaşlılarda ototoksisite görülebilir. Geri 

dönüşlü veya kalıcı olabilmektedir. Kardiyovasküler kollaps ve kardiyak arrest gibi yan 

etkiler oldukça enderdir. Yan etkiler teikoplaninde daha az sıklıkta ve daha hafiftir. 

Glikopeptidler primer nefrotoksik ilaçlar değildir; ancak  aminoglikozidler, amfoterisin B, 

siklosporin, furosemid gibi nefrotoksik etkili ilaçlar ile birarada kullanıldığında dikkatli 

olunmalıdır .  



TRİMETOPRİM – SULFAMETOKSAZOL 

     Bakteriler,  memeli  hücrelerinden  farklı olarak nükleik asit sentezi için gerekli olan folik 

asidi kendileri sentez ederler. Sulfonamidler folik asit sentezinin ilk basamağında gerekli bir 

madde olan para-aminobenzoik asit (PABA) ile benzer yapıdadır. Bir sulfonamid olan 

sulfametoksazol PABA’den dihidrofolik asit oluşmasını kompetitif olarak inhibe eder. 

Trimetoprim ise bakterinin dihidrofolat redüktaz enzimini inhibe ederek dihidrofolik asitten 

tetrahidrofolik asit oluşmasını engeller. Kotrimoksazol (trimetoprim+sulfametoksazol) farklı 

yapıdaki iki antibakteriyel ajanın 1/5 oranındaki kombinasyonudur. Bu kombinasyonun 

kullanılması bakteri metabolizmasında birbirini izleyen iki basamağın inhibisyonuna neden 

olur. Sulfametoksazol ve trimetoprim tek başlarına bakteriyostatik etkili iken kombinasyon 

(TMP+SMX) bakterisidal etkilidir . 



Etki spektrumu: 

     Kotrimoksazol gram-pozitif ve negatif birçok bakteriye karşı etkilidir. Etki spektrumu 

içine Escherichia, Klebsiella, Proteus, Salmonella, Shigella türleri, Brucella, Vibrio cholerae, 

H influenzae, gonokok ve meningokoklar, stafilokok, pnömokok girmektedir. P carinii’ye 

etkilidir.  P aeruginosa, A grubu streptokoklar, enterokoklar kotrimoksazole dirençlidir. 

Anaerop bakterilere etkileri yoktur.  

Klinik kullanım: 

     Duyarlı mikroorganizmaların etken olduğu kronik ve tekrarlayan üriner sistem 

infeksiyonları, akut ve kronik prostatitler, üretritlerin tedavisinde kullanılır. Erişkin ve 

çocuklarda uzun süreli düşük doz supresyon tedavisi etkili olmaktadır. 



Salmonella infeksiyonları (özellikle ampisilin ve kloramfenikole dirençli kökenler) ve 

taşıyıcılığının tedavisinde etkilidir. Shigella ve enterotoksinojen Escherichia coli 

gastroenteritlerinde uygun bir seçenektir. Streptococcus pneumoniae ve  Haemophilus 

influenzae’ye etkili olması nedeniyle otitis media, sinüzit, bronşitler ve KOAH 

alevlenmelerinde, toplum kökenli pnömonilerde kullanılabilir.  İmmun süprese hastalarda 



carinii ile oluşan fırsatçı akciğer infeksiyonlarının tedavisinde etkilidir. 

Bruselloz, akut ve kronik osteomyelitler, periodontal infeksiyonlar, nokardiyoz, 



Stenotrophomonas maltophilia ve Burkholderia cepacia’nın etken olduğu nozokomiyal 

infeksiyonlar kotrimoksazolun endikasyonları arasındadır .    



Yan etkiler: 

     Trimetoprim-sulfametoksazol  uzun  süreli  kulanımda bile iyi tolere edilir. Yan etkiler 

trimetoprime bağlı olabilirse de genellikle sulfonamide bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. 

Hastaların yaklaşık % 3’ünde bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı görülebilir. Yine aynı 

oranlarda yaygın makülopapüler veya eritem tarzında deri lezyonları görülebilir. Eksfoliatif 


dermatit, Steven-Johnson sendromu gibi ciddi yan etkiler nadir olarak ortaya çıkabilir. Anemi, 

trombositopeni, nötropeni, kemik iliği aplazisi az görülür. Glukoz-6-fosfat dehidrogenaz 

eksikliği olan hastalarda hemolize neden olduğundan kullanılması kontrendikedir. 

Hayvanlarda teratojenik etki saptanmıştır; gebelerde ve emziren annelerde kullanılmamalıdır. 

Yenidoğan döneminde kernikterus riskini artırır, bu nedenle iki aylıktan küçük çocuklarda 

kontrendikedir. Böbrek hastalığı olanlarda geçici renal disfonksiyon görülebilir .  



TETRASİKLİN 

     Bu  grupta  antibakteriyel  etkinlikleri  aynı ancak lipofilik özellikleri ve buna bağlı olarak 

yarılanma süreleri farklı olan tetrasiklin türevleri bulunur. Kısa etkililer tetrasiklin ve 

oksitetrasiklin, uzun etkililer minosiklin ve doksisiklin en yaygın kullanılan türevlerdir. 

Tetrasiklinler ribozomun 30 S altbirimine bağlanarak protein sentezini önler. Terapötik 

konsantrasyonlarda bakteriyostatiktir . 



Etki spektrumu 

     Geniş spektrumlu antimikrobiyallerdir. Tümünün etki spektrumu aynı olmakla birlikte 

lipofilik olanlar daha aktiftir. Birçok aerop veya anaerop bakteriye karşı etkili olmakla birlikte 

direnç oranlarının artması ve alternatif ilaçların geliştirilmesi ile kullanım alanları 

kısıtlanmıştır.  Brucella, Francisella, Pasteurella, Actinomyces, Mycoplasma, Ureoplasma, 

Chlamydia türlerine, spiroket ve riketsiyalara etkilidir. 

Farmakoloji 

     Lipofilik özellikte olan uzun etkili türevlerin (minosiklin ve doksisiklin) GİS emilimi tama 

yakındır. Hemen bütün dokulara iyi dağılır. Tetrasiklinlerin BOS’na geçen miktarları 

terapötik düzeylerin altındadır. Plasentaya ve süte geçer, diş ve kemiklerde birikir. 

Tetrasiklinler karaciğerde metabolize olur; safrada yüksek yoğunluklara ulaşır. Esas olarak 

idrarla, daha az oranda dışkı ile atılırlar. Böbrek yetmezliğinde doksisiklin dışındakilerin yarı 

ömrü uzar. 

Klinik kullanım 

     Tetrasiklinler  geniş etki spektrumları, ucuz ve güvenilir olmaları nedeniyle bazı 

infeksiyonların tedavisinde ilk seçenek olma özelliklerini korumaktadır. Nongonokoksik 

üretrit, lenfogranüloma venerum, granüloma inguinale, Chlamydia, Leptospira ve Borrelia 

infeksiyonları, riketsiyoz tedavisinde tetrasiklinler seçilmelidir. Brusellozda streptomisin veya 

rifampisin ile kombine edilir. Meningokok taşıyıcılığının eradikasyonunda ve profilaksisinde 

rifampisine alternatiftir.Alt solunum yolu infeksiyonlarında  Mycoplasma pnömonisi dışında 

kulanılmaz . 



Yan etki ve ilaç etkileşimleri 

     En önemli  yan etki çocuklarda diş ve kemiklerde birikme sonucu oluşan renk değişikliği 

ve iskelet gelişiminde duraklamadır. Sekiz yaşın altındaki çocuklarda ve gebelerde 

kullanılmaz. Absorbsiyonu besinlerden etkilenir. Antasitler, süt ve demir preparatları ile 

birlikte kullanılmamalıdır .   



NİTROİMİDAZOLLER 

     Önceleri sadece protozoon infeksiyonlarında kullanılan metronidazolun antianaerop etkisi 

tesadüfen anlaşılmıştır. Bu grupta bulunan ornidazol ve tinidazolun etkinliği ve farmakolojisi 

metronidazol ile aynıdır. Seknidazol  sadece protozoonlara etkilidir . 

     Nitroimidazoller  Trichomonas, Entamoeba, Giardia türlerine; metronidazol ornidazol, 

tinidazol bunların yanında anaerop bakterilerin çoğuna etkilidir. Duyarlı bakterilerde zaman 

içinde metronidazole direnç gelişmediği bildirilmiştir. Aerop bakterilere, Actinomyces, 

Propionibacterium türlerine etkili değildir . 

           Gastrointestinal sistemden çok iyi emilir. Biyoyararlanımları çok yüksektir. Tüm vücut 

sıvılarına ve dokulara dağılır. Karaciğerde metabolize olur. Aktif halde veya metabolitler 

halinde % 60-80’i idrar ile; % 15 kadarı safra ile atılır. Karaciğer yetmezliğinde ve ileri 

derecede böbrek yetmezliğinde doz ayarlaması gerekir . 



Klinik kullanım: 

     Kolon ve genital kanal florasından kaynaklanan intraabdominal ve pelvik infeksiyonlarda 

kullanılır. Anaerop intrakraniyal infeksiyonlarda, beyin abselerinde ilk seçenek ilaçlardır. 

Anaeroplara bağlı bakteremi, endokardit, kemik eklem infeksiyonlarında, 

gingivostomatitlerde ve periodontitlerde son derece etkilidir. Clostridium difficile ile oluşan 

psödomembranöz enterokolit tedavisinde vankomisinden daha ekonomik olduğu için ayrıca 

enterokoklarda vankomisine dirençli kökenlerin yaygınlaşmasını önlemek amacıyla 

metronidazol tercih edilmelidir.Anaerop infeksiyonlar genellikle mikst etkenli olduğundan 

daima aerop bakterilere etkili bir antimikrobiyal ile, sıklıkla aminoglikozidler ile kombine 

kullanılır. 

Yukarıda sayılan protozoonlar ile oluşan infeksiyonlar nitroimidazollerin kullanım 

endikasyonları arasındadır . 



Yan etki ve ilaç etkileşimleri: 

     Yan etki görülme sıklığı azdır; metronidazolde diğerlerinden daha azdır. Bulantı, kusma, 

diyare, oral kandidiyazis, psödomembranöz enterokoit görülebilir.  

Yapısal olarak disulfirama benzediği için nitroimidazol kullanan hastaların alkol almaması 

önerilir. Kumadinin antikoagulan etkisini artırır. Simetidin ile birlikte alındığında 

nitroimidazollerin metabolizması yavaşlar ve yan etkiler artar ). 



 

 

Yüklə 81,41 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azkurs.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin