İnsan haklari derneğİ Dİyarbakir şubesi TÜRKİYE’de yaşanan çatişmali süREÇTE



Yüklə 188.19 Kb.
səhifə2/3
tarix28.04.2017
ölçüsü188.19 Kb.
1   2   3

*İHD’nin Siirt İli Eruh İlçesi Çaçi Dağı Kırsalında 6 Mayıs 2004 tarihinde Yaşamını Yitiren 6 Silahlı Militanın Kimyasal Silah Ve İşkenceyle Öldürülmesi İle Cenazelerinin Ailelerine Teslim Edilmemesi İddialarını Araştırma-İnceleme Raporu:


OLAY

Van ilinde ikamet eden başvurucu Lalehan ULUCA, 11.05.2004 günü, İHD Siirt Şubesine başvuruda bulunarak; 10 Mayıs 2004 günü akşam saatlerinde tanımadığı bir kişi tarafından telefonla arandığını, yaklaşık 4 yıldan bu yana göremediği ve akıbetinden haberdar olmadığı oğlu Mahfuz Uluca ile birlikte 5 kişinin 6 Mayıs 2004 tarihinde Siirt ili Eruh İlçesi Gedikaşar (Ersi) ile Kuşdalı (Şavuran) köyleri arasındaki Çaçi Dağı kırsalında kimyasal madde ile etkisiz hale getirildiği, işkence edildikten sonra ateşli silah ile öldürüldüklerinin söylendiği iddiasında bulunmuş ve Derneğimizden teşhis aşamasında, teşhis edildikten sonra cenazesinin alınmasında ve ölüm nedeninin belirlenmesi hususlarında yardım talep edilmiştir.



HEYETİN OLUŞUMU

Derneğimize yapılan başvuru üzerine, bu konuda mağdurun ailesi, varsa görgü tanıkları ile yetkili makamlarla görüşmek, araştırma ve incelemeler sonrasında kamuoyunun gerçek bilgiye ulaşmasını sağlamak, çeşitli ulusal ve uluslar arası mevzuatlarda güvence altına alınan yaşam hakkının korunmasına katkıda bulunmak ve varsa yaşam hakkını ihlal eden faillerin yakalanarak haklarında gerekli soruşturmanın başlatılmasını talep etmek amacıyla; İHD GYK Üyesi ve Güneydoğu-Doğu Anadolu Bölge Temsilcisi Mihdi PERİNÇEK başkanlığında İHD Siirt Şube Başkanı Vetha AYDIN ve İHD Diyarbakır Şube Sekreteri Av. Muharrem ERBEY’ in yer aldığı İnsan Hakları Heyeti oluşturulmuştur.



HEYETİN GİRİŞİMLERİ

İnsan Hakları Heyeti, 11.05.2004 tarihinde, önce Mahfuz Uluca’ nın annesi başvurucu Lalehan Uluca ve amcası M. Sait Uluca ile İHD Siirt Şube binasında görüşerek yazılı beyanlarını almıştır. Lalehan Uluca’ nın, Av. Muharrem Erbey’e vekalet verme talebinde bulunması üzerine, Siirt Noterliğince tanzim edilen vekaletname ile birlikte saat 14.00 dolaylarında Eruh ilçesine hareket edilmiştir. Siirt’e yaklaşık 15 km. mesafedeki Eylence Jandarma Karakolundaki askerler tarafından İnsan Hakları Heyetinin kimlik tespiti yapılarak kayıt altına alınmıştır. Heyet daha sonra Eruh’a giderek iddialar ve teşhisle ilgili olarak, Eruh C.Savcısı Niyazi Yar ile görüşmüştür.



HEYETİN YAPTIĞI TESPİTLER

1. Başvurucu Uluca, Okatan, Kılıç ve Sümer aileleri bizzat ve vekilleri aracılığıyla çocuklarının cesetlerini gömüldükleri yerlerden almayı talep etmişler ancak bu talepleri Eruh ve Siirt Cumhuriyet Savcılığı ile Siirt Valiliği tarafından reddedilmiştir.


2. Başvurucu Salih Okatan, oğlu Mehmet Okatan’ ın nerede gömüldüğünü bilmemekte, avukatları aracılığıyla Eruh Savcılığından cenazenin teslimini talep etmesine rağmen bu talebi henüz yerine getirilmemiştir. Başvurucu Hiyal Sümer’in oğlu Kadir Sümer'in cesedi Siirt merkez Demirkaya Köyü muhtarlığına teslim edilmiş ve köye defnedilmiştir. Benzer şekilde başvurucu Ömer Kılıç'ın oğlu Mehmet Emin Kılıç'ın cesedi de Siirt merkez Sağlarca Köyü muhtarlığına teslim edilmiş ve adı geçen köye gömülmüştür. Cesetlerin yasa gereği 15 gün boyunca olay yerine en yakın bir morgda bekletilmesi gerekirken cesetlerin kimliklerinin teşhisi ve ailelerinin bulunması için gerekli olan 15 gün beklenmemiş ve cesetler gömülmüştür.
3. Maktul Mehmet Okatan'ın cesedi Eruh C.Savcılığının verdiği izin üzerine kırsal alanda defnedildiğinden; maktullerin dini vecibelerin yerine getirilerek gömüldüğüne ilişkin verilere sahip olunmamıştır.

4. Yörede "Soran Göçerleri" olarak bilinen köylülerin ikamet ettiği Gedikaşar (Ersı) köyüne araçla ulaşımın kolay ve Eruh ilçe merkezine araçla 10 dakika mesafede olduğu, olay ve defin yerinin adı geçen köye 30 dakika yaya mesafesinde olmasına rağmen, cenazelerin defin için Eruh Belediyesine teslim edilmediği tespit edilmiştir.

5. İnsan Hakları Heyeti, Siirt ve Eruh bölgesinde meydana gelen silahlı çatışmalar sonucu gerçekleşen ölüm vakalarında cesetlerin ailelere tesliminde idari ve adli engeller çıkarıldığını tespit etmiştir.

AYDINLATILMASI GEREKEN NOKTALAR

1. Son haftalarda Siirt ve bölgesinde meydana gelen silahlı çatışmalarda yaşamını yitiren örgüt üyelerinin ailelerinin Derneğimize yapmış olduğu başvurularda, cesetlerin kendilerine teslim edilmediği, teslim almak için yapılan girişimlerde ise kendilerine zorluklar çıkarıldığını ifade etmektedirler. Bu durumun, ölümlerin, kullanılması yasak silahlar sonucu meydana geldiği veya işkence yasağının ihlal edildiği iddialarıyla bir ilgisi var mıdır?


2. Ailelerin cenazeleri alma girişimlerinin engellenmesi ve idari ve adli olarak birçok engelin çıkartılması ile ailelerin cezalandırılması mı hedeflenmektedir?

3. Siirt-Eruh kırsalında meydana gelen ve 6 militanın yaşamını yitirdiği 1 askerin yaralandığı çatışmada ve Siirt ili merkez Demirkaya köyü kırsalında yaşamını yitiren Mehmet Emin Kılıç ve Kadri Sümer isimli iki militana ait cesetlerin yasa gereği 15 gün süreyle bir morgda bekletilmeyip, çatışmanın yaşandığı yere gömülmesi ile cesetlerin aileler tarafından alınmasını zorlaştırmak mı hedeflenmiştir?

4. Cesetlerin 15 gün süreyle olası teşhislerinin yapılması için morgda bekletilmeyip olay yerlerinde gömülmeleri ile gizlenmek istenen bir şey var mıdır?
5. Diyarbakır DGM Savcılığınca cesetlerin defin ve nakil izninin verilmesine rağmen, Siirt ve Eruh Cumhuriyet Başsavcılıklarının, yasalara açıkça aykırı bir şekilde, cesetlerin gömüldükleri yerlerden alınmalarının engellenmesi ve ölü muayene otopsi tutanaklarının ailelerin avukatlarına verilmemesi ile gizlenmek istenen şey nedir?
6. Cenazelerin aileleri tarafından alınmasını engelleyen Siirt Cumhuriyet Savcısı Ali Metin Doğan hakkında Adalet Bakanlığı ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna suç duyurusunda bulunan Av. Veysel Vesek'in talepleri sonucu sorumlular hakkında herhangi bir soruşturma başlatılmış mıdır?

7. Dini vecibelerin yerine getirilerek cenazelerin gömülmesinin toplumumuz için ne kadar önemli olduğunun bilinmesine rağmen, cenazelerin teslim edilmemesiyle toplumda bilinçli olarak gergin bir atmosferin yaşanması mı hedeflenmektedir?



KANAAT VE SONUÇ

Kanaat
İnsan Hakları Heyeti, çatışmalarda yaşamını yitirenlerin cenazelerinin ailelerine verilmemesinden, kullanılması yasak silahların kullanılması sonucu yaşamlarını yitirdikleri olasılığının güçlü olduğuna inanmaktadır.

Sonuç
Cenazelerin ailelere teslim edilmemesi, ulusal ve ulusalüstü hukuk kurallarına açıkça aykırıdır. Bu nedenle, cenazelerini teşhis eden ve alma konusunda irade beyan eden ailelere yakınlarının cenazeleri derhal teslim edilmelidir. Cenaze teslim, nakil ve defin işlemlerinde ailelerin haklarına saygı gösterilmeli ve prosedürsel olarak engel çıkartılmamalıdır.
Cenazelerin ailelere teslim edilmemesi uygulaması, yaşamını yitiren kişilerin ölüm nedeni ile ilgili olarak kafalarda soru işaretleri yaratmıştır. Bu kaygıların giderilmesi ve somut gerçekliğin ortaya çıkarılması açısından, cesetler üzerinde klasik otopsi gerçekleştirilmeli ve cesetlerden örnekler alınarak patolojik inceleme açısından Adli Tıp Kurumuna gönderilmelidir. (İHD Heyetinin hazırladığı raporun tamamına www.ihd.org.tr adresinden ulaşılabilir)
*Hakkari’nin Berçelan Yaylası’nda 22 Eylül 2004 tarihinde operasyona çıkan Hakkari Dağ Komando Tugayı'na bağlı askerlerin operasyon sırasında ormanlık alana kimyasal gazlar attığı ileri sürüldü. Kimyasal gaz nedeniyle bölgede otlayan çok sayıda hayvan telef oldu. Ayrıca askeri birlikler bölgeye yakın köyleri ve Koçerleri yayladan uzaklaştırarak, yaylaya giriş çıkışları yasakladı. Yaylada kimyasal gaz kullanıldığı ildeki sivil toplum örgütleri ve insan hakları savunucuları tarafından sıkça gündeme getirilirken, devlet yetkilileri iddiaları yalanlamakla yetindi. Yaylada 30’a yakın hayvanın telef olduğu belirtilmiştir. (İHD Hakkari Şubesi)

*Askeri birliklerin Cudi Dağı'nda 31 Mart-7 Nisan 2005 tarihleri arasında gerçekleştirdiği operasyonda yaşamını yitiren 5 PKK militanının cenazeleri operasyon bölgesinde bekletildi. Cenazeleri almak isteyen aileler ise bölgede operasyonların devam ettiği gerekçesiyle engellendi. Operasyonda hayatını kaybeden Nurten Gülmez'in (26) ailesi İHD İstanbul Şubesi'ne başvurarak yardım istedi. Gülmez'in amcası İlhami Gülmez, savcılık tarafından verilen izin belgesine rağmen kızlarının cenazesinin kendilerine verilmediğini belirterek, şu iddialarda bulunmuştu: “Aldığımız duyumlara göre cenazelere kimyasal kullanmışlar ve işkence yapmışlar. Yaptıkları işkencelerin açığa çıkmasını engellemek düşüncesi ile cenazeleri bekletiyorlar. Ölmüş bir insanın cesedinin bekletildiği nerede görülmüş? Cenazeleri bekletmekle neyi hedefliyorlar? Biz cenazelerimizi istiyoruz.” (İHD İstanbul Şubesi)

*Hakkari-Şırnak-Van üçgeninde yer alan Berwarsevdin bölgesi Çiya Reşkê alanında 14 Temmuz 2005 tarihinde askerler ile PKK militanları arasında çıkan çatışmada Hacer Benek, Vahit Bilir, Mehmet Emin Sincar, Rıfat Baysal ve Hasan Esmer isimli PKK militanları yaşamını yitirmişti. Yaşamını yitiren militanların kimyasal silahla öldürüldüğü ileri sürüldü. Dicle Haber Ajansı’nın 3 Ağustos 2005 tarihli haberine göre, kimyasal silah kullanıldığı için yaşamını yitiren militanların cenazeleri ailelerine verilmezken, çatışmanın yaşandığı bölge de ablukaya alınarak sivillerin girişi yasaklandı.

*Fırat Haber Ajansı’nda (ANF) 26 Şubat 2006’da yayınlanan bir haberde, askerlerin 23 Şubat 2006’da Mardin’in Dargeçit İlçesi'ne bağlı Bakwan ile Guriza köyleri arasında yürütülen operasyonda kimyasal gaz kullandığına dair bilgilerin bulunduğu açıklandı. Açıklamaya göre, yaşamının yitiren 7 militanın kimlik bilgileri şöyle: İdris Aykut, Yoldaş Özel, Xalit Şex Ali, İdris İmir, Fevzi Hesko, Hüseyin Özkaya ve Ergin Ekinci.



-Kimyasal silah kullanımına ilişkin 11.08.2011 tarihinde İHD Diyarbakır Şubesi’ne başvuruda bulunan çatışmada yaşamını yitiren Ergin Ekinci’nin Ağabeyi Ömer Ekinci, şu beyanlarda bulunmuştur: “Kardeşim Ergin Ekinci 2001 yılında PKK’ye katıldı. 2006 yılında Mardin Dargeçit’te yaşamını yitirdi. Meydana gelen çatışmada 6 arkadaşıyla birlikte hayatını kaybetti. O ana kadar bizim haberimiz yoktu. Emniyet yetkilileri bize haber verip morga götürdüler. Biz de gidip orada teşhis ettik. Vücudu tamamen sararmıştı. Ayrıca boynunda bir kurşun izi vardı. Her ne kadar bu şekilde gördüysek de olayda kimyasal silah kullanıldığından şüpheleniyoruz. Bu konunun araştırılması için derneğinizden hukuki yardım talebinde bulunuyoruz.” (İHD Diyarbakır Şubesi)

*Muş’un Şenyayla İlçesi kırsalında 24-25 Mart 2006 tarihinde PKK militanlarına yönelik yapılan operasyonda 14 militan yaşamını yitirmişti. Çatışma sonrası ANF’ye bir açıklama yapan HPG Anakarargah Komutanlığı, çatışmada kimyasal silahlar kullanıldığını ileri sürdü. HPG açıklamasına göre, 10 bin asker ve korucuların katılımıyla düzenlenen operasyon, 24 Mart tarihinde Muş Merkez, Kulp, Genç ve Solhan arasında bulunan Muş Güneyi alanında başlatıldı. Operasyona Tunceli, Bingöl ve Muş'ta bulunan Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) güçlerine ait 10 bin asker ile Badıka ve Sêmalê köyü korucuları katıldı. Skorsky tipi on helikopter tarafından Serê Spi sırtları, Berbihiv, 15 Ağustos ve Geliyê Pirijman alınları yapılan indirmelerle tutuldu. Aynı gün TSK güçleri, militanların konumlandığı kampa yöneldi. Askerlerin yönelimi üzerine başlayan çatışma, 25 Mart akşam saatlerine kadar sürdü. Askeri güçlerin takviye edildiği çatışmalar sırasında kimyasal gaz ve ağır silahların kullanılması sonucu 14 HPG’linin yaşamını yitirdiği bildirildi.



-Dicle Haber Ajansı’nın (DİHA) 11 Nisan 2006 tarihli haberine göre, Muş'un Şenyayla kırsalında başlatılan operasyonda yaşamını yitiren 14 militandan Kenan Demir için Esenler DTP İlçesi'nde taziye yeri açıldı. Oğlunun cenazesini teşhis ederken 6 militanın da cenazesini gördüğünü belirten Kenan Demir’in ailesi, militanların kimyasal silahlar ya da zehirli gazlarla öldürüldüğünü dile getirerek, kendilerine bu nedenle otopsi raporunun verilmediğini söyledi. Otopsilerin çağ dışı şekilde yapıldığını kaydeden Kenan Demir'in babası Ali Demir, "Bu bir vahşettir ve dünya buna göz yummuş kulak kapatmış durumda. Dünyanın her yerinde kimyasal silahlara karşı mücadele başlatılırken, ..ordu.. Kürt halkına karşı kimyasal silahları hiç çekinmeden kullanıyor" dedi. Yetkilileri ölüm nedenini açıklamaya çağıran Demir, açıklama yapılmaması halinde olayı uluslararası kamuoyuna taşıracaklarını söyledi. Baba Demir, 4 yıldır görmediği oğlunun cenazesini morgda teşhis ederken kendisine gösterilen 6 militan cenazesinin çatışma belirtisi taşımadığını söyledi. "6 gerilla cenazesini teşhis etmek için gösterdiler. Onları o halde gördüğüm zaman şoke oldum. Çatışmaya dair hiçbir iz ve kan yoktu. Bu ne biçim çatışma? 14 gerillanın bulunduğu konum ve mevki nedeniyle çatışma yaşanmış olsaydı o zaman neden hiç bir askerin burnu bile kanamamıştı? Bu mümkün değil. Sadece 2 gerillanın kafasında kurşun çekirdeğinin izi vardı. Ancak oda yaşamını yitirdikten sonra sıkılmıştı. Kimyasal silahlar ya da zehirli gazlarla öldürüldükleri açık bir şekilde ortadadır. Otopsi ise çağ dışı bir şekilde yapılmıştı. Bu kadar büyük bir vahşet uyguluyorlar ve ailelere ise vahşice otopsi yaparak veriyorlar. Bize ne ölüm nedenine dair bilgi ne de otopsi raporları verilmedi. Orada bulunan doktorlar hangi vicdanla yapmadıkları bir otopsi raporuna imza attı? Bu kabul edilemez.”

-Kimyasal silah kullanıldığına ilişkin 08.08.2011 tarihinde İHD Diyarbakır Şubesi’ne başvuruda bulunan çatışmada yaşamını yitiren Fatih Çetin’in babası Esat Çetin, şu beyanlarda bulunmuştur: Oğlum Fatih Çetin 2003 yılında evden ayrıldı. Sonradan aldığımız bilgiye göre PKK’ye katıldığını öğrendik. Basında çıkan haberler ve bize verilen bilgiye göre 24.03.2006 tarihinde Muş Şenyayla kırsalında çıkan çatışmada yaşamını yitirdiğini öğrendik. Oğlumun cenazesini almak amacı ile haber gelince cenazelerin götürüldüğü Malatya iline gittik ve cenazeyi teşhis edip teslim aldık. Cenazesi silah kullanımı dışında çok fazla tahrip olmuştu, birçok yeri parçalanmıştı. Ayrıca oğlumun cenazesinde bir çok yerinde koyu kahverengi, yanık izine benzer izler vardı. O dönem bazı şüpheler bizde oluştu, ancak netleştiremediğimiz için bir işlem yapmadık. Ancak son dönemde gerek oğlumun yaşamını yitirdiği çatışma gerekse başkaca bir çok çatışmada kimyasal silah kullanıldığına dair yoğun haberler yayınlanınca oğlumun da kimyasal silah etkisi ile ölmüş olabileceğini tahmin ettik..” (İHD Diyarbakır Şubesi)

-Kimyasal silah kullanıldığına ilişkin 08.08.2011 tarihinde İHD Diyarbakır Şubesi’ne başvuruda bulunan çatışmada yaşamını yitiren Muzaffer Pehlivan’ın annesi Meyase Pehlivan, şu beyanlarda bulunmuştur: Oğlum Muzaffer Pehlivan 2003 yılında evden ayrıldı. Daha sonra PKK’ye katıldığını öğrendik. Oğlum 24 Mart 2006 yılında Muş’un Şenyayla ilçesi kırsalında çıkan çatışmada yaşamını yitirdiğini basından duyduk. Oğlumun cenazesini almak amacı ile haber gelince cenazelerin götürüldüğü Malatya iline gittik ve cenazeyi teşhis edip teslim aldık. Cenazesi silah kullanımı dışında çok fazla tahrip olmuştu, birçok yeri parçalanmıştı. Ayrıca oğlumun cenazesinde hiç tüy kalmamıştı, hepsi yanmıştı. Yine oğlumun cenazesini yıkayan imam da cenazeyi görünce çok şaşırmıştı, bu cenazede bir farklılık var demişti. O dönem bazı şüpheler bizde oluştu, ancak netleştiremediğimiz için bir işlem yapmadık. Ancak son dönemde gerek oğlumun yaşamını yitirdiği çatışma gerekse başkaca bir çok çatışmada kimyasal silah kullanıldığına dair yoğun haberler yayınlanınca oğlumun da kimyasal silah etkisi ile ölmüş olabileceğini tahmin ettik.” (İHD Diyarbakır Şubesi)

-Kimyasal silah kullanıldığına ilişkin 08.08.2011 tarihinde İHD Diyarbakır Şubesi’ne başvuruda bulunan çatışmada yaşamını yitiren Bülent Tensik’in annesi Ayşe Demir, şu beyanlarda bulunmuştur: “Oğlum Bülent Tensik 1999 yılında evden ayrıldı. Sonradan PKK’ye katıldığı bilgisini aldık. Basında çıkan haberler ve bize verilen bilgilerden 24 Mart 2006 tarihinde Muş Şenyayla kırsalında çıkan çatışmada yaşamını yitirdiğini öğrendik. Öğrendikten sonra cenazeyi almak için gittiğimizde cenazeyi teşhis ettik. Ancak cenaze çok fazla tahrip edilmiş durumdaydı. Cenazedeki izler ve tahribat bizde kimyasal silah kullanıldığı endişesi uyandırmıştı. Cenazenin iç organları çıkarılmış gibiydi. Karnı çöküktü. El parmakları ve sol bacağı kırıktı. Sağ bacağı ve vücudunun birçok yerinde darp izleri vardı. Oğlumun kimyasal silah kullanımı sonucu yaşamını yitirdiği yönünde şüphelerimiz var. Ayrıca cenaze üzerinde de işkence uygulamışlar. Bu konunun araştırılmasını istiyoruz. 2006 yılında olay olduktan sonra İHD Bursa Şubesi’ne başvurduk ancak bir sonuç alamadık. Ayrıca eşimin iki defa evlenmiş olması ve resmi nikahımın olmayışından oğlum resmiyette diğer eş olan Söylemez adına kayıtlıdır. Kimyasal silah kullanımının araştırılması konusunda derneğinizden hukuki destek talebinde bulunuyorum.” (İHD Diyarbakır Şubesi)

*Şırnak'ın Cudi Dağı'nda Nisan 2006’da düzenlenen operasyonda yaşamını yitiren PKK militanları Yıldız Demirdağ (Nursel Şimşir), Hatice Erbağ (Cihan Zilan) ve Cihan Ülüş’ün (Yılmaz Xorto) çıkan çatışmada kimyasal silahla öldürüldüğü ileri sürüldü. Çatışma sonrası çocuklarının cenazelerini almak isteyen yakınları, tüm girişimlerine rağmen sonuç alamazken militanların cenazelerinin nereye gömüldüğüne ilişkin ise hiçbir açıklama yapılmadı. Dicle Haber Ajansı’nın (DİHA) 13 Nisan 2006 tarihli haberinde, militanların yakınlarının Cudi Dağı'nda gerçekleştirilen operasyonda kimyasal silah kullanıldığını ileri sürdü. Militanların yakınları, operasyonda kimyasal silah kullanıldığına ilişkin iddiaların araştırılmasını isterken, operasyona katıldığını ileri süren bir korucunun ajansa yaptığı açıklama dikkat çekti: “Cudi Dağı'ndaki operasyona katılanların hepsi komandoydu, çok sayıda korucu ve 1 hafta önce yakalanmış bir itirafçı da vardı. Çatışma 2 gün sürdü. Gerillalar çatışma sırasında 2 gruba ayrıldı. Bir grubun etrafı komandolar tarafından çevrildi. Gerillaların cephanelerinin az kaldığı biliniyordu. Uzun süre komandolar olay yerine gidemedi daha sonra ilaç atıldı ve bir takım komando değişik tarzda giysiler ile cenazelerin yanına gittiler. Cenazeler geldiğinde tanınmayacak haldeydi. Vücutları şişmiş kırmızı benler oluşmuştu.”

*Askerlerin Şırnak'ın Besta bölgesinde 12 Nisan 2006’da düzenlediği askeri operasyonda yaşamını yitiren 8 PKK militanının kimyasal silahla öldürüldüğü ileri sürüldü. İHD Diyarbakır Şubesi’ne 19 Nisan 2006 tarihinde başvuran PKK militanı Özgür Kaya ve Cemal Artış’ın aileleri, çocuklarının kimyasal silahla öldürüldüğünü ileri sürerek, bu yüzden cenazelerin kendilerine verilmediğini dile getirdiler. (İHD Diyarbakır Şubesi)

*Tunceli-Erzincan-Bingöl üçgeninde bulunan Lameç Vadisi'nde 31 Ağustos 2006 tarihinde çıkan çatışmada yaşamını yitiren PKK militanı Cengiz Ersöz’ün kimyasal silah kullanılarak öldürüldüğü ileri sürüldü. Memleketi Bingöl’de toprağa verilen Ersöz’ün babası Cezmi Ersöz, cenaze töreninin yapıldığı 8 Eylül 2006 tarihinde yaptığı açıklamada, Savcının, ‘çatışmada hayatını kaybetmiş’ demesine rağmen, cesette çatışma izine rastlamadığını belirterek, şunları söyledi: “Cesette daha çok parçalanma vardı ve yanmıştı sanki. Ceset morartısından ziyade kararma vardı. Morgda kalan bir ceset böyle morarmaz. Sanki kimyasal ya da başka bir madde atılmıştı. Bize otopsi raporu verilmedi.” Cengiz Ersöz’ün ağabeyi Ömer Ersöz ise, otopsi raporunun kendilerine verilmemiş olmasının düşündürücü olduğunu belirterek, şunları ifade etti: “Ben daha önce sağlık memurluğu da yaptım. Cesetteki koku daha çok azot kokusu, kimyasal kokusuydu. Dikişler var, otopsi yapılmış ancak otopsi raporu bize verilmedi. Normal bir çatışma olmadığını düşünüyorum. Çünkü ceset tepeden tırnağa morarma ve siyahımsı şekilde idi. Deride dökülmeler de vardı. Normal ceset çürümesi değildi. Otopsi sonucunun verilmemesi de sadece defin izin belgelerinin verilmesi de şüphelerimizi arttırdı”.

*Dicle Haber Ajansı’nın 8 Eylül 2006 tarihli haberine göre, Başkale-Gürpınar-Hakkari üçgeninde yer alan Aydemir (Berekêlk) Köyü'ne ait Bêryadeşt Yaylası'na 1 Eylül 2006 tarihinde helikopterlerden bilinmeyen bir madde atıldı. Maddenin yayıldığı bölgede bulunan Aydemir köylülerine ait 50 koyun, 3 at ve 1 eşek telef oldu. Hayvanlarda kurşun izinin bulunmaması, kimyasal madde kullanıldığı şüphesine neden oldu. Diğer hayvanlarının telef olmasından endişelen köylüler, köyün yakın çevresinde hayvanlarını otlatmaya başladı. Köylülerden Mikail Tunçdemir, köy çobanının hayvanların telef olduğunu görünce kendilerine haber verdiğini ancak olay yerinin askeri bölge olması nedeniyle inceleme yapamadıklarını söyledi. Helikopterden atılan maddenin kimyasal olabileceğini belirten Tunçdemir, "Ortada kan falan yok. Veteriner götürmek istiyoruz, ancak gidemezler diye başvurmuyoruz. Hayvanların leşleri halen olay yerindedir” diye konuştu.

*Van’ın Erciş İlçesi Karadoğan Köyü kırsalında 15 Eylül 2006 tarihinde meydana gelen çatışmada yaşamını yitiren ve Erciş Devlet Hastanesi'ne götürülen 6 militandan Seyfettin Aydın’ın ailesi cenazelerini Erciş Devlet Hastanesi'den alarak Batman'a götürdü. Dicle Haber Ajansı’nın 18 Eylül 2006 tarihli haberine göre, Aydın'ın vücudunda belirgin yanıkların olması dikkat çekerken, yanıkların çatışmada kimyasal silah kullanmaktan kaynaklanmış olabileceği şüpheleri uyandırdı.

*Askerlerin Tunceli ile Bingöl arasındaki kırsal alanda Kasım 2006 tarihinde düzenleneni operasyonda yaşamını yitiren PKK'li Munzur Welat kod adlı İzettin Karakaya'nın cenazesini almak için Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi'ne Morgu'na giden aile, burada Doğan'ın cenazesini teşhis etti. Gerekli işlemlerin yapılmasının ardından aile cenazeyi alarak, Bulanık'ın Hoşgeldi köyüne götürdü. Cenaze yıkandığı sırada Karakaya'nın cesedinde bulunan geniş yanık izleri, kimyasal silah kullanıldığı endişelerine yol açtı. (25 Kasım 2006/DİHA)

*Dicle Haber Ajansı’nın (DİHA) 17 Aralık 2009 tarihli haberine göre, Şırnak’ın Uludere İlçesi’nin Kela Memê Dağı eteklerinde, 27 Haziran 2007 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı tarafından "Operasyon sonrası çıkan çatışma" olarak duyurulan olayda 8 militan yaşamını yitirmişti. PKK ise yaptığı açıklamada bu 8 kişinin militanları Mehmet Tanrıbuyurdu, Osman Göktepe, Süleyman Süleyman, Mustafa Altun, Cengiz Milan, Rojda Nas ve Cihan Unat olduğunu açıklamıştı. Olay sonrası yerel kaynak ve köylülerin beyanları ise, kafalarda soru işareti yaratmıştı. Yerel kaynaklar, köyden bazı şahısların militanlara erzak götürmeye başladığını belirtmişti. Bu kişilerin korucu oldukları, militanlarla kurulan ilişkinin Uludere Gülyazı (Bejuh köyü) Taktik Jandarma Sınır Alay Komutanlığı'nın bilgisi dahilinde yapıldığı, birkaç kez götürülen erzakın en son götürüleninin Gülyazı Taktik Jandarma Sınır Alay Komutanlığı'ndan çıkartıldığı iddia edilerek, en son götürülen gıda maddelerinin militanları uyuşturacak veya uyutacak şekilde ilaçlandığı öne sürülmüştü. Görgü tanığı köylülerin iddiasına göre, militanların bulunduğu alana gelen askerler, helikopterlerle kırsal alanı rasgele tarayarak çatışma süsü verdi ancak herhangi bir çatışma yaşanmadı. Ajansımıza ulaşan Rizki Kaplan’a ait resme göre sağ yakalandığı anlaşılıyor. Militanların yanlarında bulundurdukları fotoğraf makinesi ile olayın hemen öncesi çektiği fotoğrafa göre, Cihan Unat da zehirlenme belirtisi yaşadığı görülüyor. Başka bir fotoğrafta Mehmet Tanrıbuyurdu ve başka bir militanın puşilerinin boğaz ve gövde kısmına bağlanarak kırsal alandan sürüklenerek indirildiği görünüyor. Ve başka görüntüler militanların önce zehirlenip sonra infaz edildiği, başka bir fotoğrafta (muhtemelen adli süreçte yıkanırken) bir cesedin vücut derisinin tamamen beyazlaşmış olduğu, deri ve organların sıvılaşıp eridiği, bundan dolayı cenazelerin yüz kısımlarının neredeyse kaybolduğu, kimi bölgede iskeletler gözüktüğü, bozulma nedeniyle cenazelerin erkeğe mi, kadına mı ait olduğu anlaşılmadığı için insan vücudunun ancak kimyasal silah ile bu hale gelebileceği iddia edildi.



*Tunceli’nin Ovacık İlçesi kırsalında 1 Ağustos 2007 tarihinde çıkan çatışmada yaşamını yitiren 6 PKK militanının kimyasal silahla öldürüldüğü ileri sürüldü. Dicle Haber Ajansı’nın (DİHA) 10 Ağustos 2007 tarihli haberine göre, çatışmada yaşamını yitiren Bitlis Tatvan doğumlu 'Kendal' kod adlı Mazhar İlbasan’ın amcası Esat İlbasan, yeğeninin cesedinde yanık izleri bulunduğunu belirterek, kimyasal silahla öldürülmüş olabileceğini ileri sürdü. Kahramanmaraş Pazarcık doğumlu Ali Engizek kod adlı Demirci Taştekin’nin de vücudunda mermi izi olmadığını belirten ailesi, Taştekin'in vücudunun tamamen yandığını, kafası ve kolunun kırıldığın söyledi. Aile, çocuklarının kimyasal silahla öldürülmüş olabileceğini belirtti.

*Şırnak'ın Uludere İlçesi'ne bağlı Uzungeçit Beldesi kırsalında 23 Ağustos 2007 tarihinden çıkan çatışmada yaşamını yitiren 11 PKK militanının kimyasal silahla öldürüldüğü ileri sürüldü. Yaşamını yitiren PKK militanları; Zarife Adıbelli (Roza Mardin), Şenay Güçer (Delila Meyaser), Rahime Tuncer (Avesta Amed), İdris Babat (Xwinrej Botan), Ahmet Kara (Adok Farqin), İshak Yakut (Amed Akdağ), Deniz Türk (Andok Deniz), Eyüp Haydar (Erdal Serkeftin), Aziz Muhammed (Eşref Cilo), Nasır Aydın (İsyan Brusk) ve Cebrail Turan’ın (Rohat Dilpak) cesetlerindeki izler kimyasal silah kullanıldığı iddialarını gündeme getirdi. Söz konusu iddia, bölgede otlayan hayvanların ölümüyle daha da güçlendi. Operasyon alanında çatışmadan 5 gün sonra otlanan 2 at, 4 katır, 1 eşek 19 inek, ve 24 koyunun yedikleri ottan zehirlenerek telef olduğu öğrenildi. Çatışmada yaşamını yitiren militanların aileleri İHD Diyarbakır Şubesi’ne başvuruda bulunarak, çocuklarının kimyasal silahla öldürüldüğünü, bu nedenle sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunmak istediklerini belirttiler. Başvurular üzerine, 1 Eylül 2007 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunan İHD avukatları, Uludere'ye bağlı Uzungeçit Beldesi Kadertepe Mevkii'nde görev yapan korucu ve askerlerin kimyasal silah kullanarak 11 kişinin ölümüne neden oldukları gerekçesiyle yargılanmalarını talep etti. Suç duyurusu dilekçesinde çatışmanın yaşandığı bölgede kimyasal silah kullanıldığına dair güçlü iddialar bulunduğuna dikkat çekildi. Dilekçede, çatışmada yaşamını yitiren HPG'lilerin vücutlarının renk değiştirerek tanınmaz hale geldiği ifade edilerek, Uludere Cumhuriyet Savcılığı'na HPG'lilerin cesetleri üzerinde sadece dış muayene gerçekleştirdiği belirtildi. Uludere Cumhuriyet Savcısı'nın kimyasal silah iddiasını yalanladığını ancak, bu açıklamanın yeterli olmadığı belirtilen dilekçede şunlara yer verildi: “Söz konusu mevkide meydana gelen çatışmadan sonra Uzungeçit Beldesi'nde ikamet eden vatandaşlara ait hayvanlar telef olmuştur. Telef olan hayvanların otladıktan sonra hemen öldüğü, ölen hayvanların bir süre sonra yeşilimsi bir renge dönüştüğü görülmüştür. Yöre halkı bu sayının artmasından korktuklarından hayvanlarını olay yerinden uzak tutmaktadırlar. Çatışma bölgesinin çok zor bir yerde olmasından dolayı otopsinin eksik yapılmış olması ihtimalinin olabildiğini düşünmekteyiz. Otopsi sırasında cesetlerden herhangi bir koku gelmediği Uludere savcısı tarafından ileri sürülmüştür. Bazı kimyasalların sadece koku ile değil temas ile etkileri ortaya çıkabildiği bilinmektedir. Kimyasal silah olmasa bile olay yerinde olağanüstü etkiler bırakan ve cesetleri mor ve siyah renge dönüştüren nedenlerin ortaya çıkartılması gerekmektedir.” Suç duyurusu dilekçesinde kimyasal silah veya başka bir madde kullanıp kullanılmadığı iddiasının ivedi bir şekilde araştırılması ve tespit edilmesi amacıyla cesetlerden alınan doku ve kan örneğinin ilgili uzman bir laboratuara gönderilerek tespit edilmesi talep edildi. (İHD Diyarbakır Şubesi)

*Siirt merkeze bağlı Kelekçi Köyü kırsalında 12 Eylül 2007 tarihinde çıkan çatışmada yaşamını yitiren 4 PKK militanının kimyasal silahla öldürüldüğü ileri sürüldü. Çatışmanın ardından Siirt Devlet Hastanesi'ne getirilen cenazeler güvenlik gerekçesiyle Siirt E Tipi Kapalı Cezaevi'nin bahçesinde kurulan seyyar morglara taşınmıştı. Yaşamını yitiren 4 militandan Vacettin Aslan ile Mehmet Mansur Koçak, aileleri tarafından toprağa verilmiş. Çatışma esnasında büyük tahribata uğrayan ve yanma belirtilerinin yoğun olduğu cesetlerden ikisi teşhis edilememişti. Birinin 1977 Siirt doğumlu Ekrem Ayhan olduğunun bildirilmesi üzerine Mersin'den gelen ailesi cenazenin tanınmayacak halde olması nedeniyle geri dönmüş, diğerinin Mardin Dargeçit doğumlu Mehmet Selim Kurt olduğu iddiasına rağmen, Kurt'un amcası Ömer Kurt da cenazeyi teşhis edememişti. Cenazelerde yanma belirtilerinin çok ve meydana gelen büyük tahribat nedeniyle ailede kimyasal maddenin kullanılmış olduğu düşüncesi oluştu. Bu nedenle İHD ve aile DNA testinin yanı sıra kimyasal maddelerin kullanılıp kullanılmadığının tespiti için Cumhuriyet Savcılığına başvurdu. (İHD Siirt Şubesi)

*Hakkari’nin Yüksekova İlçesi Geliyê Dostki alanında 1 Ağustos 2008 tarihinde çıkan çatışmada yaşamını yitiren 2 PKK militanının kimyasal silah kullanılması sonucu yaşamını yitirdiği ileri sürüldü. Oğlunun belden yukarısının yakıldığını öne süren baba Mustafa Donuk, oğlunun kimyasal silahla öldürüldüğünü iddia etti. Saçları ve kaşları dışında her yerinin kömür gibi yandığını ifade eden baba Donuk, şunları söyledi: “Kalp üzerinde darbe almış. Ama her yeri kömür gibi olmuş. Vücut simsiyah olmuştu. Hayvan bile birbirine böyle yapmaz. Ama onlar insanları böyle vahşi bir şekilde öldürüyorlar. Benim çocuğumu da gördüğüm kadarıyla kimyasal silahla öldürmüşler. Cenazeyi cenaze olmaktan çıkarmışlar.” (28 Ağustos 2008/DİHA)

*Bitlis’in Mutki İlçesi kırsalında 26 Ağustos 2008 tarihinde PKK militanları ile askerler arasında çıkan çatışma sonucu yaşamını yitiren 9 militanın kimyasal silahlarla öldürüldüğü iddia edildi. Çatışmada yaşamını yitiren Yılmaz Amed kod isimli Sadrettin Varol'un cenazesini alarak Diyarbakır’a götüren Varol'un babası Seyfettin Varol, çocuklarının kimyasal silahlarla öldürüldüğünü ileri sürdü. Oğlunun ve diğer arkadaşlarının vücutlarının kimyasal silahın etkisiyle yandığını savunan baba Varol, “Malatya Devlet Hastanesi yakınında bir depoda tutulan oğlum ve diğer arkadaşların vücutlarını gördüğümde başta yaktıklarını sandım, ancak yakından bakıldığında kimyasal silahlarla öldürüldüğünü fark edebiliyorsun. Ayrıca oğlumun kolunu kırmışlardı en son kalbinin üzerinde bir kurşun sıkmışlar” diye konuştu. (05 Eylül 2008/Günlük)

*Fırat Haber Ajansı’nın (ANF) 6 Şubat 2009 tarihli haberine göre, Türk savaş uçaklarının 20 Ocak 2009 tarihinde Kandil Dağı’nın doğusunda yer alan Süleymaniye’nin Sengaser kasabasına bağlı sivil yerleşim alanlarına yönelik düzenlediği hava saldırısından sonra yöre halkında önce çocuklarda sonra büyüklerde mide bulantısı, kusma, öksürük, ishal, kızarıklık ve göz ağrısı gibi çeşitli hastalık vakalarının görülmeye başlandığı belirtildi.
1980-90 yılları arasında da Saddam rejiminin de aynı bölgede kimyasal silahlar kullandığını aktaran Süleymaniye’nin Sengaser kasabasına bağlı Kandil dağı yamaçlarında bulunan Lêwje köyü muhtarı Muhammed Hesen Resul, “Yöre halkında son günlerde görülmeye başlayan hastalık belirtileri, Türk savaş uçaklarının Kandil dağı ve çevresini bombalanmasından sonra görülmeye başlandı. Saddam döneminde de bu bölgede kimyasal silahlar kullanılırken, halktan benzeri hastalık vakaları görülmüştü” dedi.

Denge Azad’ın haberine göre Muhammed Hesen Resul, Türk savaş uçaklarının 20 Ocak günü Kandil dağını bombalanmasıyla çevre köylerden onlarca küçük ve büyük baş hayvanın da telef olduğunu ve ardından önce çocuklarda daha sonra ise büyüklerde çeşitli hastalık vakalarının görülmeye başladığını söyledi. 20 Ocak günü düzenlenen hava saldırısının tanığı olduğunu ifade eden muhtar, “Ben en az 5 savaş uçağı saydım. Bu savaş uçakları Kandil dağı ve çevre köylerine attığı büyük bombalarda siyah ve beyaz bulutlar oluşturan dumanlar çıktı. Bombaların yere düşmesinden birkaç dakika sonra, Lêwje, İnze ve Bokliskan köylerine çok kötü kokular yayıldı ve aradan birkaç saat sonra ise, çocuklarda, kusma, ishal, öksürme, mide bulantısı ve göz ağrısı gibi hastalıklar görülmeye başladı. Aradan birkaç gün sonra aynı hastalık belirtileri büyüklerde de görüldü. Bu hastalıkların uzun vadeli ve öldürücü olduğunu düşünüyoruz” dedi. Süleymaniye’nin Rewanduz kaymakamı Hesen Abdullah ise, son 3 yıldır Federal Kürdistan Bölgesi sınırlarını ihlal ederek havadan ve karadan operasyonlar düzenleyen Türk ordusunun bölgede yasaklı olan kimyasal ve misket bombaları kullandığını söyledi.


*Siirt'in Eruh İlçesi Çırav Dağı’nda 15 Mayıs 2009 tarihinde yapılan operasyonda çıkan çatışmada yaşamını yitiren 4 PKK militanının kimyasal silahla öldürüldüğü ileri sürüldü. Yaşamını yitiren militanlardan Hakkari doğumlu Ahmet Ateş ve Ahmet Şerif Karakaya’nın aileleri cenazelerini almak için Siirt’te gitti ancak, cenazeler kendilerine verilmedi. Oğlu Ahmet Şerif Kakakaya'nın hayatını kaybettiği haberini televizyondan öğrendiğini belirten Mehmet Karakaya, 25 Mayıs 2009 tarihinde Dicle Haber Ajansı’na (DİHA) verdiği demeçte, cenazeyi almak amacıyla İstanbul'dan Siirt'e gittiğini ifade ederek, “Siirt'in Eruh İlçesi'ne giderek savcılığa başvurduk. Savcı cenazelerin operasyon alanında olduğunu söyledi. Israr edince olay anında çekilen CD'leri bize izletti. CD'de oğlumu teşhis ettim. CD'lerde 4 cenaze bir mağarada bulunuyordu. Ancak 4’ünün de vücutlarında hiçbir yara yoktu. Sadece kafalarına sanki yakın mesafede sıkılmış kurşun izleri vardı. Bu da bana sanki kimyasal bir maddeyle öldürüldükten sonra yakından kafalarına ateş edilmiş izlenimini verdi” diye konuştu.

*Hakkari’nin Çukurca İlçesi’ne bağlı Kazan Vadisi’ndeki operasyon kapsamında 8 Eylül 2009 tarihinde çıkan çatışmada yaşamını yitiren 8 PKK militanının kimyasal silahlarla öldürüldüğü iddia edildi. Yaşamını yitiren HPG’li Rüzgâr Aşkan’ın (Cudi) amcası Halit Aşkan, HPG'li Aşkan'ın cesedinde yanık izlerinin bulunduğunu bu nedenle teşhis etmekte zorlandıklarını söyledi. Halit Aşkan, “Rızgar Aşkan çatışmada öldürülmemiş. Kimyasal madde kullanıldığından şüpheleniyoruz. Bu konuyla ilgili gerekli bütün yasal yollara başvuracağız” dedi. Fırat Haber Ajansı’nın (ANF) 19 Eylül 2009 tarihli haberine göre, HPG Anakarargah Komutanlığı tarafından çatışmaya ilişkin yapılan açıklamada, 8 Eylül 2009’da meydana gelen çatışmada askerlerin kimyasal silah kullanarak 8 militanın yaşamını yitirmesine neden oldu.

-Hakkâri’nin Çukurca ilçesinde 2009 yılının Eylül ayında meydana gelen bir çatışmada yaşamını yitiren ikisi kadın 8 PKK militanının kimyasal silah kullanılmak suretiyle öldürüldüğü ileri sürülmüştü. İddiayı doğrular nitelikte fotoğraf ve materyaller ele geçiren insan hakları kuruluşları, bu materyalleri incelenmek üzere Almanya’ya gönderdi.

Fırat Haber Ajansı’nın (ANF) 13 ve 30 Ağustos 2010 tarihleri arasında yayınladığı haberlerde;” Türkiye’de savaşın giderek şiddetlendiğine dikkat çeken Alman basını, Ordunun PKK militanlarına karşı ‘kimyasal silah’ kullandığını belirtti. Alman insan hakları savunucuları ve siyasetçiler uluslararası soruşturma isterken, Hamburg Üniversitesi TSK’nın kimyasal silah kullandığını raporla ispatladı. “Der Spiegel”, “Die Welt” ve “Die Tageszeitung“ (TAZ) adlı gazete ve dergileri son bir haftadır bölgede 1 Haziran’dan bu yana şiddetlenen çatışmalara yer verdi. Alman basını, sarı torbalara konulmuş ve deforme olmuş, gerilla cenazelerinin fotoğraflarını da yayınlayarak, kimyasal silah ve yasaklı silahların kullanıldığını belirtti. Alman insan hakları savunucuları ve siyasetçiler, Türkiye’ye ‘savaş suçu’ sayılan bu olaylara yönelik açıklık getirmesi çağrısında bulundu. Der Spiegel dergisi, “Türkiye, Kürtleri kimyasal silahlarla öldürdü” başlıklı haberinde, Eylül 2009’da bir çatışmada yaşamını yitiren militanların parçalanmış cesetlerinin fotoğraflarına yer vererek, “zulmün en kötüsü” dedi.

Yine PKK’lilere karşı kimyasal silahlar kullanılmasını manşetine taşıyan Spiegel’a konuşan Alman Yeşiller (Die Grünen) Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth, Türk tarafının buna açıklık getirmesi gerektiğini vurguladı. Roth’un açıklamasında şöyle dedi: “PKK’lilerin cesetlerinin obdüksiyon edilmesi, ama sonuçların gizli tutulması anlaşılır değildir. Buna benzer birçok ‘esrarengiz’ olay oldu. Bunların araştırılması gerekiyor. Böylesi olayların önünü kesmek için Türkiye’den kimyasal silah kullanıp kullanmadığına dair resmi açıklama bekliyoruz.”
Dergiye konuşan CDU Milletvekili Ruprecht Polenz’de, Roth gibi Türkiye’nin olaya açıklık getirmesi gerektiğini belirterek, ancak bunun en iyi yolunun uluslararası bir araştırma yapmak olduğunu kaydetti.

Uluslararası Atom Savaşını Önleme Doktorlar Birliği (IPPNW) örgütünün Türkiye uzmanı Gisela Penteker ise, Türkiye’nin kimyasal silah kullandığına yönelik şüphelerin yıllardan beri olduğunu kaydederek, “Oradaki insanlar, bunu hep söylüyor. Ancak bunu ispatlamak çok zor çünkü cesetler, çok geç dışarıya çıkarılıyor ve bu da detaylı obdüksiyon yapmasını zorluyor” diye konuştu. 14 yıldır Türkiye’yi izlediğini söyleyen Penteker, Türkiye’ye bu konuda diplomatik baskı uygulanmadığına dikkat çekti. Spiegel dergisi, bu konuda sadece askerin susmadığını, AKP Hükümeti’nin de sessiz kaldığına dikkat çekti. Dergi, Erdoğan’ın böylesi bir savaş suçunu ’PKK propagandası’ olarak gösterdiğinin altını çizdi.


Almanya Zırh Kontrol Komisyonun Başkanı SPD’li Uta Zapf da konuyla ilgili TAZ’a bir açıklama yaptı. Olaya açıklık getirilmesinin hayati önem taşıdığını bildiren Zapf, “Böyle bir şey uluslararası hukuka aykırıdır“ diyerek, Almanya Dış ilişkiler Bakanı Guido Westerwelle’ye araştırma çağrısında bulunacağını söyledi. Gerillalara yönelik kimyasal silahlar kullanılmasını ilk olarak sayfalarına taşıyan Berliner Tageszeitung gazetesi de Türkiye’nin Dışişleri Bakanlığı’nın görüşlerine yer verdi. Bakanlığın, Türkiye’nin uluslararası sözleşmeye imza attığını ve bundan dolayı kimyasal veya biyolojik silah kullanmadığı iddiasında bulunduğunu yazdı.

-PKK militanlarına karşı kimyasal silah kullandığına ilişkin bilgi ve belgelerin Alman basınının da yayınlanmasının ardından konuyla ilgili araştırma yapılmasını isteyen Almanya Federal Meclisi Silahsızlandırma Komisyonu, bu konudaki ısrarını sürdürüyor. Hamburg Üniversitesi’nin Türk Silahlı Kuvvetlerin kimyasal silah kullandığına ilişkin raporu ardından konunun Federal Meclise gelmesine ön ayak olan Almanya Federal Meclisi Silahsızlandırma Komisyonu Başkanı ve Sosyal Demokratik Parti (SPD) Dış İlişkiler sözcüsü Uta Zapf, konunun halen gündemlerinde olduğunu ve Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle’ye araştırma yapılması için Kimyasal Silahları Denetleme Komitesi’ne (OPCW) başvurması için yaptıkları çağrının yanıtını beklediklerini söyledi. ANF’nin sorularını yanıtlayan Uta Zapf, Türkiye’nin kimyasal silah kullandığına dair eldeki bilgi ve iddialar doğrultusunda uluslararası bir komisyon tarafından araştırma yapılmasını ve Türkiye’den de ilk aşamada kimyasal silah ile yaşamını yitirdikleri iddia edilen gerillalarla ilgili obdüksiyon (otopsi) sonuçlarını isteyeceklerini söyledi. Kimyasal Silahları Denetleme Komitesi’nin (OPCW) elde edilecek yeterli delillerin ardından bu durumu denetim altına alabileceğini kaydeden Zapf, ancak Türkiye’nin obdüksiyon sonuçlarını açıklaması gerektiğini kaydetti. Gerilla güçlerine karşı kimyasal silah kullandığının kesinleşmesi durumunda Uluslararası Sözleşmeler gereği Türkiye’nin cezalandırılacağını kaydeden Zapf, bu cezanın nasıl olacağının şimdiden tahmin etmenin zor olduğunu ifade etti.



-Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gerçekleştirdiği operasyonlarda PKK militanlarına karşı kimyasal silah kullanımı Newsweek Rusya’da gündemine alarak manşetine taşıdı. Derginin Rusya editörü ve önde gelen yazarları Elena Chernenko, Elizabeth Mastny, Pauline Eremenko’nun “Kimyasal ve ölüm” başlığıyla kaleme aldıkları dosya haber de, “Kürtler bu sefer Türk ordusunun kimyasal silah kullandığını herkese ispatladı” ifadelerini kullandı. Türk ordusunun 2009 Eylül ayında Çukurca bölgesinde bir gerilla birliğine karşı kimyasal silahların kullanılmasını ve bunun sonuçlarının değerlendirildiği haberde, Türkiye’deki insan hakları kurumları ve İngiliz e araştırmacıların görüşlerine yer verdi. Tıpkı Alman basınında olduğu gibi Newsweek’te gerillaların otopsisini gerçekleştiren adli yetkililerinin kimyasal izleri gizlediği ve ailelere gerekli bilgiyi vermediğine dikkat çekti. Yaşamını yitiren PKK’lilere karşı kimyasal silahla öldürülmelerinin yanı sıra cenazelerine yapılan vahşeti de anlatan dergi şöyle dedi: “Öldürülen 8 Kürdün fotoğrafları (insani anlamda tiksindirici). Parçalanmış kafalar, oyulmuş gözler, koparılmış cinsel organlar ve deşilmiş karınlar.... Cilt üzerinde kesici delici alet yaralanması ve yanıklar, asit eritmeleri ve apseler bazı ilginç işaretleri… Deriler üzerindeki yaralarda yanma ve çatlama izleri var. Bu cesetler 2009 Eylülü’nde Çukurca adlı Kürt kentinin dağlık bölgelerinde Türk devleti tarafından öldürülen insanlara ait. Otopsiyi yapan adli tıp uzmanları cesetlerdeki yanma ve çürüme belirtilerini ailelerine bildirmedi ama Kürt insan hakları savunucuları bunları fotoğraflamayı başardı.” Profesyonel fotoğrafçısı Hans Baumann tarafından kimyasal silah ile öldürülen PKK’lilerin fotoğraflar üzerinde inceleme yapıldığı ve bu fotoğrafların orijinal olduğunu doğruladığına yer veren Newsweek, Hamburg Üniversitesi kliniğinden adli tabiplerinde yaptığı inceleme sonucunda 2’si kadın 8 militanın agresif kimyasal silahlar kullanıldığını ve daha sonra fiziksel şiddet uygulandığı yönünde rapor hazırladığını kaydetti. Raporun büyük yankı uyandırdığının aktarıldığı haberde, kimyasal silah kullanımının uluslararası yasalarla yasaklandığı ve Türkiye’nin de 2003 yılında bu anlaşmayı imzaladığına dikkat çekti. Türk devletinin raporlara rağmen bunun sıradan bir ‘PKK propagandası’ olduğunu açıklayarak yalanladığına yer veren dergi, BDP Siirt Milletvekili Osman Özçelik’in kimyasal silahların kullanımının insanlığa karşı bir suç olduğunu belirterek, Türkiye hükümetinin suçunu kabul ederek bunun hesabını vermeli çağrısı yaptığını yazdı. Özçelik’in bu çağrısının Avrupa basınında yer bulduğunu ve Türkiye’nin Halepçe Katliamı’nın mimarı Saddam Hüseyin ile eş tutulduğu kaydedildi.
BDP’nin konuyla ilgili bir rapor hazırladığına yer veren dergi, İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan’nın da Türk ordusunun Kürt savaşçılara karşı uzun yıllardır yasaklanmış silahlar kullanıldığını ama şimdiye bir soruşturma açılmadığına ilişkin görüşlerine yer verdi. Dergiye demeç veren İngiltere'nin Chatham House adlı araştırma kuruluşunda Kürtler konusunda uzman Robert Loi’de Türkiye’nin PKK militanlarına karşı ‘kimyasal silah’ kullanmasını değerlendirdi. Türkiye’nin Kürt sorununu kendi iç sorunu olarak değerlendirdiğini ve kimsenin buna karışmasını istemediğini aktaran Loi, eğer uluslararası uzmanlar Türkiye’nin kimyasal silahları kullandığını ispat ederlerse o zaman Ankara’yı büyük sorunlar beklediğinin altını çizdi. Dergide uzmanların kısa görüşlerin de yer verilirken, bu kez iddialar ile ilgili delillerin güçlü olduğuna dikkat çekti.

*Güvenlik güçlerinin Tunceli kırsalında Mayıs 2010 tarihinde kimyasal madde içeren ve dünya çapında yasaklanan fosfor bombası kullandığı ileri sürüldü. BDP Van Milletvekili Özdal Üçer, Tunceli'de yaşanan çatışmalarda TSK'nin beyaz fosfor bombası kullandığı yönünde basında çıkan haberlere ilişkin Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın yanıtlaması talebiyle Meclis Başkanlığı'na soru önergesi verdi. Önergede fosfor bombasının toksin madde içerdiğini ve bu maddenin kullanımının ölümcül olduğunu belirten Üçer, maddenin derin cilt yanıklarının yanı sıra karaciğer, kalp ve böbrekleri olumsuz etkilediğini kaydetti. Bu bombaların Cenevre Sözleşmesi ile yasaklandığını hatırlatan Üçer, “Bu protokole göre sivil halk üzerinde ve sivillerin yoğun olarak bulunduğu askeri alanlarda kullanılması yasaklanmıştır. 2008 yılında İsrail bu silahı Gazze’de kullanmış ve bin 400 kadın ve çocuğun ölümüne neden olmuştu. Başbakan bir basın toplantısında İsrail'i bu konuda kınamış, kitle imha silahlarının yapımı ve kullanımına karış olduklarını belirtmişti” diyerek, Erdoğan'a şu soruları yöneltti.



-Kitle imha silahı olan beyaz fosfor bombasının Tunceli'deki çatışmalarda kullanıldığı doğru mudur?
-Bu konu ile ilgili araştırma ve inceleme soruşturması başlatılmış mıdır?

*Hakkari’nin Şemdinli İlçesi Beyyurdu (Bidav) Köyü kırsalında 5 Temmuz 2010 tarihinde çıkan çatışmada yaşamını yitiren 11 PKK militanının kimyasal silahlarla öldürüldüğü ileri sürüldü.

-Çatışmada yaşamını yitiren Meral Bingül’ün ağabeyi Emrullah Bingöl 10.05.2010 tarihinde İHD Bitlis Temsilciliği’ne başvurarak, kardeşi Meral Bingül’ün bedeni üzerinde büyük tahribatlar olduğunu, kardeşinin kimyasal silah kullanılmak suretiyle öldürüldüğünü, bu nedenle cenazeyi teşhis etmekte zorlandıklarını söyledi.

-Yine çatışmada yaşamını yitiren Cumali Koç’un babası Hasan Koç, 10.05.2010 tarihinde İHD Bitlis Temsilciliği’ne başvurarak, oğlunun bedeni üzerinde büyük tahribatlar olduğunu, oğlunun kimyasal silah kullanılmak suretiyle öldürüldüğünü ileri sürdü. (İHD Bitlis Temsilciliği

-Çatışmaya ilişkin basın mensuplarına bilgi veren BDP Genel Saymanı Salih Yıldız, görgü tanıkları ve morg görevlilerinden cenazelerin tanınmaz durumda olduğuna dair bilgi aldıklarını belirterek, “Morg görevlileri ve görgü tanıklarının söylemlerine göre cenazelerin tanınmaz durumda olduğu belirtiliyor. Hakkari morgunda vahşetin fotoğrafı ve izleri hakimdir. Halk çok öfkeli ve tepkili. Bu tepki cenazelerin alınmasına kadar devam edecektir. Bu halk cenazelerine yapılan vahşeti unutmayacak ve bu vahşete cenazelere sahip çıkmakla cevap verecektir” diye konuştu.

*Batman’ın Beşiri İlçesi kırsalında çatışmada 8 Ağustos 2010 tarihinde çıkan çatışmada yaşamını yitiren 5 PKK militanının kimyasal silahla öldürüldüğü ve daha sonra cesetlerinin yakıldığı ileri sürüldü. Cesetleri gören aileler ve görgü tanıkları tarafından ileri sürülen iddialar ilişkin resmi bir açıklama yapılmazken, cenazelerin yakılmasının kimyasal silah kullanıldığı iddialarını güçlendirdi.


1   2   3


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azkurs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə