Kusurluluk ve kusurluluğu etkileyen haller the culpability and the reasons that affect culpability


IV- KUSURLULUĞU ETKİLEYEN HALLER



Yüklə 199,98 Kb.
Pdf görüntüsü
səhifə2/3
tarix07.03.2017
ölçüsü199,98 Kb.
#10605
1   2   3

276

IV- KUSURLULUĞU ETKİLEYEN HALLER

Türk hukuku açısından kusur prensibi gereğince, kusurlu hare-

ket etme yeteneği bulunmayan, hukuk kuralının anlamını bilmediği 

veya bilebilecek durumda bulunmadığı, hatta bilebildiği halde, ona 

uygun hareket edemeyecek durumda olan bir kimseye, ceza verilme-

mektedir. 

Ceza kanunumuz kusurluluğu etkileyen hallere hukuka uygun-

luk sebepleri ve hatayı (TCK.m.30/1,2) eklemek suretiyle ceza sorum-

luluğunu kaldıran veya azaltan haller olarak değerlendirmektedir. 

Uygulamada ve öğretide kusurluluğu etkileyen haller

1-  Hukuka uygunluk sebeplerinde sınırın aşılması (TCK.m.27), 

2-  Yaş küçüklüğü (TCK.m.31), 

3-  Akıl hastalığı (TCK.m.32), 

4-  Sağır ve dilsizlik (TCK.m.33), 

5-  Geçici nedenler, alkol veya uyuşturucu madde etkisinde olma 

(TCK.m.34), 

6-  Cebir ve tehdit dolayısıyla kişinin irade yeteneğinin etkilen-

mesi (TCK.m.28), 

7-  Mücbir sebep, kaza ve tesadüf, zorunluluk hali dolayısıyla ki-

şinin irade yeteneğinin etkilenmesi (TCK.m.25/2), 

8-  Hukuka  aykırı  fakat  bağlayıcı  emrin  yerine  getirilmesi 

(TCK.24.m.2/4), 

9-  Haksız tahrik (TCK.m. 29), ve 

10-  Çeşitli  hata  halleri  (TCK.30/3-4)  olarak  belirtilmektedir30. 

Şimdi  Kusurluluğu  etkileyen  bu  halleri  tek  tek  inceleyecek 

olursak; 

30  ARTUK-GÖKCEN-YENİDÜNYA, s.623.; ÖZGENÇ, Gazi Şerhi, s.257. Vidal-Mag-

nol, konuyu kusurluluğu etkileyen haller şeklinde değil de, “İsnat Kabiliyetini (ce-

zai mesuliyeti) ve suçluluğu (cezai ehliyeti) kaldıran veya azaltan sebepler” olarak bah-

setmiştir. Detaylı bilgi için bkz. VİDAL-MAGNOL, s.148vd.; İtalyan yazar Pısapıa 

ise, “mesuliyet kabiliyetini kaldıran sebepler” şeklinde konuyu incelemiştir. Detaylı 

bilgi için bkz. PISAPIA, s.27.



TBB Dergisi 2012 (101) 

 

Selami TURABİ



277

1-Hukuka Uygunluk Sebeplerinde Sınırın Aşılması

TCK’nın 27’nci maddesi; “[1] Ceza sorumluluğunu kaldıran neden-



lerde sınırın kast olmaksızın aşılması hâlinde, fiil taksirle işlendiğinde de ce-

zalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda birinden üçte 

birine kadarı indirilerek hükmolunur. [2] Meşru savunmada sınırın aşılması 

mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza 

verilmez” şeklindedir.

Madde ile ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın aşıl-

masından bahsedilmekte ise de burada kastedilen hukuka uygunluk 

sebeplerinde  sınırın  aşılmasıdır

31

.  Sınır  kasten  aşıldığında,  örneğin, 



meşru savunmada bulunan kişi vaki saldırıyı defetmek için saldırganı 

öldürmenin şart olmadığını bile bile ve sırf tecavüze uğramış olması 

fırsatından yararlanarak saldırganı öldürdüğü takdirde hukuka aykı-

rılığın kalkmayacağı ve failin bu maddedeki herhangi bir ceza indiri-

minden yararlanamayacağı şüphesizdir

32



Yukarıda verilen örnekte fail, maruz kaldığı saldırı dolayısıyla ve 

içinde bulunduğu durum itibarıyla esasta gerekli olandan fazla bir sa-

vunmada bulunmuş olabilir. Sınırın aşılmasındaki bu taksir kendisi-

nin cezalandırılmasına yol açabilirse de, bunun için işlenen suçun tak-

sirle işlendiği takdirde de cezalandırılabilen bir fiil olması zorunludur. 

Demek oluyor ki, bu gibi hâllerde işlenen suçun niteliğine bakılacak 

ve sadece kast bulunduğu takdirde cezalandırılabilen bir suç söz ko-

nusu  ise  faile  ceza  verilmeyecek  buna  karşılık,  suç  taksirle  işlendiği 

takdirde de cezalandırılabilen fiillerden birini oluşturduğunda, mad-

dede öngörülen biçimde indirim yapılarak faile taksirden dolayı ceza 

verilecektir. 

Maddenin ikinci fıkrasında meşru savunma hakkına ilişkin özel 

bir sınırın aşılması hâli düzenlenmiştir. Buna göre, meşru savunmada 

sınırın aşılması, fail bakımından mazur görülebilecek bir heyecan, kor-

ku veya telaştan ileri gelmiş ise, faile ceza verilmeyecektir.

Hükümet Tasarısı’nda, maddenin ikinci fıkrası bütün hukuka uy-

gunluk nedenlerini kapsayacak şekilde düzenlenmişti. Oysa heyecan, 

31  KOCA, s.146.

32  DEMİRBAŞ, Timur; Ceza Hukuku Genel Hükümler, 4. Bası, Ankara 2006, s. 309–

310; İÇEL-EVİK, s.162.



Kusurluluk ve Kusurluluğu Etkileyen Haller

278

korku veya telaş, ancak meşru savunma hâlinde söz konusu olabile-

ceği için, fıkra metninin başına “meşru savunmada” ibaresi konulduğu 

görülmektedir.



2-Yaş Küçüklüğü

TCK’nın 31’inci maddesi; “ [1] Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldur-



mamış olan çocukların ceza sorumluluğu yoktur. Bu kişiler hakkında, ceza 

kovuşturması yapılamaz; ancak, çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygula-

nabilir. [2] (8.7.2005 T. 5377 sk değ.) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldur-

muş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanların işlediği fiilin hukukî anlam 

ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin 

yeterince gelişmemiş olması hâlinde ceza sorumluluğu yoktur. Ancak bu kişi-

ler hakkında çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. İşlediği fiilin 

hukukî anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını 

yönlendirme yeteneğinin varlığı hâlinde, bu kişiler hakkında suç, ağırlaştı-

rılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde oniki yıldan onbeş yıla; 

müebbet  hapis  cezasını  gerektirdiği  takdirde  dokuz  yıldan  onbir  yıla  kadar 

hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların yarısı indirilir ve bu hâlde her 

fiil için verilecek hapis cezası yedi yıldan fazla olamaz. [3] (8.7.2005 T. 5377 

sk değ.) Fiili işlediği sırada onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını 

doldurmamış olan kişiler hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını 

gerektirdiği takdirde onsekiz yıldan yirmidört yıla; müebbet hapis cezasını ge-

rektirdiği takdirde oniki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. 

Diğer cezaların üçte biri indirilir ve bu hâlde her fiil için verilecek hapis cezası 

oniki yıldan fazla olamaz.” şeklindedir.

Kişinin, fiziksel gelişimine paralel olarak, toplumun değer yargıla-

rını, bunların anlam ve içeriğini algılama yeteneği gelişmektedir. Yine 

bu  gelişim  sürecinde  algılama  yeteneğinin  yanı  sıra,  ayrıca  toplum-

daki ölçü davranış kurallarının gerekleri doğrultusunda hareketlerini 

yönlendirebilme (irade) yeteneği de gelişmektedir. 

Suç  oluşturan  fiili  işlediği  sırada  henüz  oniki  yaşını  bitirmemiş 

olan çocukların ceza sorumluluğu bulunmamaktadır. Fiili işlediği sı-

rada henüz oniki yaşını bitirmemiş olması, çocuk açısından kusurlulu-

ğu mutlak surette ortadan kaldıran bir neden olarak kabul edilmiştir.  

İzlenen suç ve ceza politikasının gereği olarak, bu gruba giren yaş kü-

çüklerinin ceza sorumluluğunun olmadığı normatif olarak kabul edil-



TBB Dergisi 2012 (101) 

 

Selami TURABİ



279

miştir. Çünkü bu çocuklar hakkında ceza yaptırımının uygulanması, 

cezanın özel önleme ve yeniden topluma kazandırma işlevi bakımın-

dan tamamen ters etki gösterecektir. Hatta bu çocuklarla ilgili olarak 

ceza kovuşturmasına ilişkin işlemlerin yapılması, psikolojik gelişim-

leri üzerinde olumsuz etkiler meydana getirebilmektedir. Bu nedenle, 

suç yoluna sürüklenmiş olan bu çocuklarla ilgili olarak, sadece koru-

yucu ve eğitici nitelikte olan güvenlik tedbirlerine başvurulabilir.

Çocukluktan  gençliğe  geçiş  sürecinde  bulunan  oniki  yaşını  dol-

durmuş ve fakat henüz onbeş yaşını tamamlamamış kişiler, genellikle 

işlediği  fiilin  bir  haksızlık  oluşturduğunun  bilincinde  olmakla  bera-

ber, bazı durumlarda fiili işlemekten kendini alıkoyamamakta ve bazı 

davranışlar  açısından  iradesine  yeterince  hâkim  olamamaktadır.  Bu 

nedenle, suç oluşturan bir fiili işlediği sırada oniki yaşını bitirmiş olup 

da henüz onbeş yaşını bitirmemiş olan kişilerin, işlediği suç açısından 

davranışlarını yönlendirebilme yeteneğine sahip olduğunun belirlen-

mesi hâlinde, ceza sorumluluğunun olduğu kabul edilmiştir. 

Bu grup yaş küçüklerinin ceza sorumluluğunun olup olmadığı, ço-

cuk hâkimi tarafından tespit edilir. Ancak, bu belirlemeden önce, yaş kü-

çüğünün içinde bulunduğu aile koşulları, sosyal ve ekonomik koşullar ile 

psikolojik ve eğitim durumu hakkında uzman kişilerce rapor hazırlan-

ması istenir. Çocuk hâkimi, hazırlanan bu raporları, ceza sorumluluğu-

nun belirlenmesiyle ilgili olarak yapacağı değerlendirmede dikkate alır.  

Kusur yeteneği bulunmayan yaş küçüğü hakkında ceza tertibine yer ol-

madığına karar verilir. Ancak, bu kişiler hakkında koruyucu, eğitici ve 

yeniden topluma kazandırıcı nitelikte güvenlik tedbirlerine hükmedilir.

Çocuk hâkimi, işlediği suç açısından ceza sorumluluğunun oldu-

ğunu kabul ettiği yaş küçüğü hakkında ise kural olarak indirilmiş ce-

zaya hükmedecektir. 

Fiili işlediği sırada onbeş yaşını doldurmuş ve fakat henüz onsekiz 

yaşını  tamamlamamış  gençler,  normal  koşullarda,  gerçekleştirdikleri 

davranışların hukukî anlam ve sonuçlarını kavrama yeteneğine sahip 

olmakla  birlikte;  bu  kişilerin,  davranışlarını  yönlendirme  yetenekleri 

yeterince  gelişmemiş  olabilmektedir.  Bu  nedenle,  suç  yoluna  girmiş 

olan gençlerin, işledikleri suçlar bağlamında irade yeteneğinin zayıf ol-

duğu normatif olarak kabul edilmiştir. Azalmış kusur yeteneğine sahip 

bulunan gençler hakkında kural olarak indirilmiş cezaya hükmedilir.


Kusurluluk ve Kusurluluğu Etkileyen Haller

280

3-Akıl Hastalığı

TCK’nın  32’nci  maddesi;  “[1]  Akıl  hastalığı  nedeniyle,  işlediği  fiilin 



hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranış-

larını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. 

Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur. [2] Birinci fıkra-

da yazılı derecede olmamakla birlikte işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını 

yönlendirme yeteneği azalmış olan kişiye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası 

yerine yirmibeş yıl, müebbet hapis cezası yerine yirmi yıl hapis cezası verilir. 

Diğer hâllerde verilecek ceza, altıda birden fazla olmamak üzere indirilebilir. 

Mahkûm olunan ceza, süresi aynı olmak koşuluyla, kısmen veya tamamen, akıl 

hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak da uygulanabilir” şeklindedir.

Kusur yeteneğini etkileyen bir neden olan akıl hastalığının varlı-

ğı durumunda, kişi işlemiş bulunduğu fiilin anlam ve sonuçlarını al-

gılayamamakta veya işlediği fiille ilgili olarak irade yeteneği önemli 

ölçüde etkilenmektedir. Kişi bu durumda kusurlu olamayacağından, 

hakkında cezaya hükmedilemeyecektir. Ancak, fiili hukuka aykırı ni-

teliğe sahip olduğundan, kişi hakkında akıl hastalarına özgü güvenlik 

tedbirlerine başvurulacaktır. 

Ayrıca  işaret  etmek  gerekir  ki,  akıl  hastalığı  kişinin  işlediği  her 

fiil açısından algılama veya irade yeteneği üzerinde etkili olmayabilir. 

Örneğin, kleptomani akıl hastası olan kişinin hafif değerdeki şeylere 

yönelik olarak işlediği hırsızlık suçu açısından irade yeteneğinin ol-

madığı söylenebilir. Ancak, bu kişinin kasten adam öldürme suçunu 

işlemesi durumunda, malûl olduğu akıl hastalığı bu fiille ilgili olarak 

algılama ya da irade yeteneğini etkilemez. 

Kişinin  akıl  hastası  olup  olmadığının  tespiti  ile  hastalığının  al-

gılama  ve  irade  yeteneği  üzerinde  ne  gibi  etkilerinin  olabileceğini, 

davranışlarını ne surette etkilediğini genel olarak belirleme, tıbbî bir 

konudur. Uzman bilirkişi bu hususu ortaya koyduktan sonra, akıl has-

tası olan kişinin somut olay açısından algılama veya irade yeteneği-

nin olup olmadığını, akıl hastalığının somut olay açısından kişinin bu 

yeteneklerini ne ölçüde etkilediğini normatif olarak belirleme görevi, 

hâkime aittir. 

Hükümet Tasarısında akıl hastalığı durumunda kişinin kusur ye-

teneği, akıl hastası hakkında uygulanacak tedbirler ve bunların usu-


TBB Dergisi 2012 (101) 

 

Selami TURABİ



281

lü aynı maddede düzenlenerek, farklı konuları ilgilendiren hükümler 

tek bir madde içinde yer almaktaydı. Sistematik açıdan hatalı olan bu 

düzenleme değiştirilmiştir. Madde metninde sadece akıl hastalığının 

kusur yeteneğine etkisi düzenlenmiş; buna karşılık, akıl hastaları hak-

kında uygulanacak güvenlik tedbirlerinin ilgili bölümde düzenlenme-

si uygun bulunmuştur.

4-Sağır ve dilsizlik

TCK’nın 33’üncü maddesi; “[1] Bu Kanunun, fiili işlediği sırada oniki 



yaşını doldurmamış olan çocuklara ilişkin hükümleri, onbeş yaşını doldur-

mamış olan sağır ve dilsizler hakkında; oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş 

yaşını doldurmamış olanlara ilişkin hükümleri, onbeş yaşını doldurmuş olup 

da onsekiz yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizler hakkında; onbeş yaşını 

doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olanlara ilişkin hükümleri, 

onsekiz yaşını doldurmuş olup da yirmibir yaşını doldurmamış olan sağır ve 

dilsizler hakkında da uygulanır” şeklindedir.

İşitme  yeteneğine  doğuştan  sahip  olmayan  veya  küçük  yaşta  bu 

yeteneği tamamen yitiren insanın algılama yeteneği yeterince gelişmez.

Sağır ve dilsizin ceza sorumluluğunun belirlenmesinde, suç oluş-

turan fiili işlediği sıradaki yaşı, ölçü alınmıştır. Böylece, sağır ve dil-

sizlerle ilgili olarak, yaş küçüklerinin sorumluluk rejimine paralel bir 

düzenleme yapılmıştır. Ancak, sağır ve dilsizlerin algılama ve davra-

nışlarını yönlendirme yeteneği daha geç gelişebileceği düşüncesiyle, 

ayrı bir yaş grubu sınıflandırması yapılmıştır. 

Fiili işlediği sırada yirmibir yaşını doldurmuş olan sağır ve dilsiz-

ler açısından yaşın ceza sorumluluğu üzerinde herhangi bir etkisinin 

olmadığı kabul edilmiştir. Ancak, bu kişilerin işledikleri fiil açısından 

algılama veya irade yeteneğinin olup olmadığı yönünde ortaya çıkabi-

lecek sorunla ilgili olarak, akıl hastalarına ilişkin sorumluluk rejiminin 

göz önünde bulundurulması gerekmektedir.

5-Geçici Nedenler, Alkol veya Uyuşturucu Madde Etkisinde Olma

TCK’nın 34’üncü maddesi; “(1) Geçici bir nedenle ya da irade dışı alı-



nan alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle, işlediği fiilin hukukî anlam ve 

sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlen-

Kusurluluk ve Kusurluluğu Etkileyen Haller

282

dirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. (2) İradî 

olarak alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisinde suç işleyen kişi hakkında 

birinci fıkra hükmü uygulanmaz” şeklindedir. 

Kişi, gerçekleştirdiği davranışın hukukî anlam ve sonuçlarını al-

gılama veya davranışlarını yönlendirme yeteneğini etkileyen bir ne-

denin etkisine bilinci olmaksızın veya iradesi dışında girmiş olabilir. 

Örneğin, caddede meydana gelen patlama sonucunda oradan geçen 

bir  kişinin  patlamanın  etkisinde  kalarak,  geçici  bir  süre  algılama  ve 

irade yeteneğini tümüyle yitirmiş olabilir. Bu gibi durumda, faile yük-

lenebilecek bir kusurdan bahsedilemez. Yine geceleri uyurken kendi-

liğinden kalkıp gezen kişinin bu esnada başkasına ait bir mala zarar 

vermesinde faile izafe edilecek bir fiil bulunmamaktadır. Çünkü kişi 

uyku halinde iken hareket yeteneğini yitirmektedir. 

Alkol veya uyuşturucu madde almak kastıyla hareket etmemesi-

ne rağmen, yanılarak bu maddeleri almış olabileceği gibi, alkol veya 

uyuşturucu  madde  almaya  zorlanmış  da  olabilir.  Gerek  bilmeyerek 

gerek  zorla  alınan  alkol  veya  uyuşturucu  maddenin  etkisindeyken 

işlenen  suç  açısından  fail  sorumlu  tutulamamaktadır.  Ancak  geçici 

bir neden olarak istemeyerek alkol veya uyuşturucu madde alınması 

dolayısıyla fail taksirli dahi olmamalıdır. Kişinin algılama yeteneğini 

etkileyen sistemik hastalıkları da geçici neden olarak kabul etmek ge-

rekir. Örneğin diyabet, gebelik sonrası ortaya çıkan psikozlar ve üremi 

gibi hastalıklar, algılama yeteneğini ortadan kaldırabilmektedir. 

Kişi, önceden kararlaştırdığı suçu işlemeye başlamadan önce, iste-

yerek alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde alabilir. Keza, her-

hangi bir suç işlemeyi kastetmediği hâlde, isteyerek alkol ya da uyuş-

turucu veya uyarıcı madde almış ve bu maddelerin etkisinde iken bir 

suç işlenmiş olabilir

33

. Bu durumlarda, işlenen suç açısından kişi so-



rumludur

34

.



33  Öğretide failin kendi iradesiyle kusur yeteneğini sona erdirdikten sonra işlediği 

suç teşkil eden bu tür eylemlere “serbestçe istenilen ama failin kusur yeteneğinden 

yoksun bulunduğu sırada işlenen fiiller” denilmekte ve “sebebinde serbest olan 

ya  da  aslında  özgür  olan  hareketler”  tabiri  ile  ifade  edilmektedir.  Detaylı  bilgi 

için bkz.:ÜNVER, Yener; Sebebinde Serbest Hareketler, in: Prof.Dr.Sahir Erman’a 

Armağan, İstanbul 1999, s.801vd.; PISAPIA, İtalyan Ceza Hukuku Müesseseleri, 

s.27.

34  10.CD., 18.03.2002 tarih ve 01-30137/02-12230 karar sayılı ilamı; “23.07.1999 tarih-



li olay tutanakları ve tüm dosya kapsamına göre, sanığın müştekiye ait evin yola bakan 

TBB Dergisi 2012 (101) 

 

Selami TURABİ



283

6-Cebir veya Tehdit Dolayısıyla Kişinin İrade Yeteneğinin

Etkilenmesi

TCK’nın 28’inci maddesi; “Karşı koyamayacağı veya kurtulamayacağı 



cebir ve şiddet veya muhakkak ve ağır bir korkutma veya tehdit sonucu suç 

işleyen kimseye ceza verilmez. Bu gibi hâllerde cebir ve şiddet, korkutma ve 

tehdidi kullanan kişi suçun faili sayılır” şeklindedir. 

Ceza hukukunda suçların şahsiliği prensibi gereği suçu kim işle-

miş ise o kişi cezalandırılır. Bunun istisnalarından birisi de TCK’nın 

28’inci maddesidir. Yasa bu istisnayı koymakla bu kişilerin cezalandı-

rılmasının önüne geçmek istemiştir. Kişi karşı koyamayacağı cebir ve 

şiddet veya ağır korkutma ve tehdit altında kalabilir. Kendisini çaresiz 

hissedebilir. Bu durumda suç işleyebilir. Örneğin PKK terör örgütü-

nün kandırarak dağa çıkardığı bir kişi daha sonraları yanıldığını anla-

sa ve örgütten kurtulmak istemesine cebir ve tehditle örgütün elinden 

kurtulamamışsa ve ağır can tehdidi altında eylem yaparak suç işletil-

mişse o zaman TCK’nın 28’inci maddesi düşünülebilir. 

7-Zorunluluk Hali

TCK’nın 25/2’nci maddesi; “(2) Gerek kendisine gerek başkasına ait 



bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak ola-

nağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını 

kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta 

arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza veril-

mez” şeklindedir.

Zorunluluk  (zaruret,  ıztırar)  hâli,  ceza  sorumluluğunu  ortadan 

kaldıran bir neden olarak düzenlenmiştir

35

. Burada kişinin, kendisinin 



veya  başkasının  sahip  bulunduğu  hakka  yönelik  tehlikeyi  gidermek 

amacıyla gerçekleştirdiği davranış dolayısıyla, ceza sorumluluğu yok-

tur.  Meşru  savunmadan  farklı  olarak,  zorunluluk  hâlinde  bir  saldırı 

değil  tehlike  söz  konusudur.  Zorunluluk  hâlinin  kabulü  için,  kişinin 

tehlikeye bilerek neden olmaması, tehlikeden suç olan bir harekete baş-

taraftaki  pencere  camını  sarhoşluğunun  da  etkisiyle  kırarak  atılı  suçları  işlediği  halde, 

mahkumiyeti yerine yazılı şekilde beraat kararı verilmesi …” şeklindedir. (Karar özel 

arşivden alınmıştır.)

35  Mukayeseli hukuktaki durumu için bkz. GROPP, Walter; Alman Bakışına Göre 

Türk Ceza Kanunu 1989 s.217vd.; VİDAL-MAGNOL, s.264vd.; PISAPIA, s.152vd.



Kusurluluk ve Kusurluluğu Etkileyen Haller

284

vurmadan kurtulmanın olanaklı bulunmaması, tehlikenin ağır ve mu-

hakkak olması gibi şartlar aranmaktadır. Ayrıca, tehlikenin ağırlığı ile 

konu ve kullanılan araç arasında orantılılık ilkesi de kabul edilmiştir.



8-Amirin Emri

TCK’nın 24/2’inci maddesi; “Yetkili bir merciden verilip, yerine geti-



rilmesi görev gereği zorunlu olan bir emri uygulayan sorumlu olmaz. Konusu 

suç  teşkil  eden  emir  hiçbir  surette  yerine  getirilemez.  Aksi  takdirde  yerine 

getiren ile emri veren sorumlu olur. Emrin, hukuka uygunluğunun denetlen-

mesinin kanun tarafından engellendiği hâllerde, yerine getirilmesinden emri 

veren sorumlu olur” şeklindedir.

Hiyerarşik yapı içinde amirin verdiği emrin hukuka uygun olması 

hâlinde, verilen bu emrin yerine getirilmesi de hukuka uygun olacak-

tır. Amirin emri, hukuka aykırı olmasına rağmen, bu emir emredilen 

açısından bağlayıcı olabilir. 

Anayasamıza göre; kamu görevlileri, görevlerini ifa ederken ami-

ri durumundaki kişilerden aldıkları emirleri hukuka aykırı bulmaları 

hâlinde, bu emri yerine getirmez ve bu aykırılığı o emri verene bildi-

rirler. Ancak, emir hukuka aykırı olmakla beraber, amir emrinde ısrar 

eder ve bu emrini yazı ile yenilerse, emir yerine getirilir; bu hâlde emri 

yerine getiren sorumlu olmaz

36

 . Bu durumda emri yerine getiren açı-



sından bir hukuka uygunluk nedeni değil, bir sorumsuzluk nedeni söz 

konusudur. 

Yerine getirme zorunluluğu, esasen hukuka aykırı olan emri hu-

kuka  uygun  hâle  getirmez.  Ancak,  hiyerarşik  yapı  dolayısıyla,  emri 

yerine getiren sorumlu olmaz. Bu durumda sorumluluk, emri verene 

aittir. Emir, hukuka aykırı olmanın yanı sıra, ayrıca suç da teşkil ede-

bilir. Anayasamız, konusu suç teşkil eden emrin yerine getirilmesine 

hiçbir  surette  izin  vermemektedir.  Bu  durumda  emri  yerine  getiren 

kimse sorumluluktan kurtulamamaktadır. 

36  Anayasamızın 137. maddesi; “Kamu hizmetlerinde herhangi bir sıfat ve suretle çalış-



makta olan kimse, üstünden aldığı emri, yönetmelik, tüzük, kanun veya Anayasa hüküm-

lerine aykırı görürse, yerine getirmez ve bu aykırılığı o emri verene bildirir. Ancak, üstü 

emrinde ısrar eder ve bu emrini yazı ile yenilerse, emir yerine getirilir; bu halde, emri ye-

rine getiren sorumlu olmaz. Konusu suç teşkil eden emir, hiçbir suretle yerine getirilmez; 

yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz. Askeri hizmetlerin görülmesi ve acele 

hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için kanunla gösterilen istisnalar 

saklıdır” şeklindedir.

TBB Dergisi 2012 (101) 

 

Selami TURABİ



Yüklə 199,98 Kb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azkurs.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin