37 p-1 epileptik gebelerin takiBİ p-2 epilepside yalanci direnç: 105 HASTANIn takiBİ p-3



Yüklə 487,33 Kb.
Pdf görüntüsü
səhifə5/7
tarix13.04.2017
ölçüsü487,33 Kb.
#13854
1   2   3   4   5   6   7

RETT SENDROMU

Sarenur GÖKBEN,

1

 Gül SERDAROĞLU,

1

 Ayfer AKÇAY,

1

 

Sanem YILMAZ,

2

 Nadia BAHİ-BUİSSON,

3

 Thierry BİENVENU

4

1

EGE ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ PEDİATRİ ANABİLİM DALI, 



ÇOCUK NÖROLOJİSİ BİLİM DALI, İZMİR

2

YÜZÜNCÜYIL ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ PEDİATRİ ANABİLİM 



DALI, VAN

3

SERVİCE DE NEUROLOGİE PéDİATRİQUE, DéPARTEMENT DE 



PéDİATRİE, HOPİTAL NECKER ENFANTS MALADES, PARİS, FRANCE

4

SERVİCE DE BİOCHİMİE ET GéNéTİQUE MOLéCULAİRE HOPİTAL 



COCHİN, ET UNİVERSİTé RENé DESCARTES, INSTİTUT COCHİN, 

INSERM U567, PARİS, FRANCE

Olgu-

Rett sendromu, X’e bağlı kalıtılan, kazanılmış dil ve amaç-



lı  el  becerilerinin  kaybı,  gelişimsel  gerileme  ve  stereoti-

pik  el  hareketleri  ile  karakterli  bir  sendromdur.  Hastala-

rın  %95-97’sinde  methyl-  CpG-  binding  protein  2’yi  kod-

layan gende mutasyon saptanır. Sendromun tanı kriterle-

ri  2010’da  tekrar  belirlenmiştir.  Klinik  olarak  Rett  sendro-

muna benzeyen atipik olgular da tanımlanmıştır. Hanefeld 

varyantı  (Erken  nöbet  varyantı)  da  bunlardan  birisi  olup 

normal  pre/peri  ve  postnatal  gelişimi  olan  çocuklarda  ilk 

aylarda motor nöbetler ile başlayan bir epileptik ansefalo-

patidir. Epileptik ansefalopati , stereotipik bir gidiş gösterir; 



53

8. Ulusal Epilepsi Kongresi - Poster Bildiriler



ilk aylarda EEG normal olmasına rağmen sık motor nöbet-

ler gözlenir, bunu infantil spazm nöbetleri izler, EEG de hip-

saritmi gelişir. Bunu, hastaların yarısında tonik nöbetler ve 

myoklonilerin görüldüğü geç dirençli epilepsi dönemi iz-

ler. Bu atipik Rett varyantının, X’e bağlı, cyclin- dependent 

kinase like 5(CDKL5) genindeki mutasyonlar sonucu geliş-

tiği gösterilmiştir

İki aylıktan itibaren önce jeneralize motor sonra spazm nö-

betlerinin  görüldüğü,  psikomotor  gerileme,hipotoni  ve 

diskinezinin geliştiği ve Cyclin-dependent kinase like 5 ge-

ninde 8. ekzonda c.536ins4(AAGA)del19 (p.S179X) de novo 

heterozigot  yeni  bir  mutasyonun  saptandığı  bir  olgu  vi-

deo görüntüleri ile sunulmuştur. İnfantil spazm etyolojisin-

den sorumlu, az sayıda genetik nedenden biri olan bu na-

dir tablonun bilinmesi, hem hasta izlemi hem de prognoz 

açısından önem taşımaktadır.



P-37

ÇOCUKLUK ÇAĞI EPİLEPSİLERİNDE ÇOCUK YAŞAM 

KALİTESİ, ÇOCUK VE EBEVEYN ANKSİYETESİ: 

HASTALIK EĞİTİMİNİN ROLÜ

Suzan ŞAHİN,

1

 Gül SERDAROĞLU,

1

 Burcu ÖZBARAN,

2

 

Sanem YILMAZ,

1

 Ayfer AKÇAY,

1

 Hasan TEKGÜL,

1

 

Sarenur GÖKBEN

1

 

1

EGE ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ ÇOCUK SAĞLIĞI VE 



HASTALIKLARI ANABİLİM DALI, ÇOCUK NÖROLOJİSİ BİLİM DALI, 

İZMİR


2

EGE ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ ÇOCUK VE ERGEN RUH 

SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI ANABİLİM DALI, İZMİR

Amaç: Yeni epilepsi tanısı alan çocuklara ve ailelerine veri-

len standart eğitimin çocuğun yaşam kalitesi, çocuğun ve 

ebeveynin anksiyetesi üzerine olan etkisinin değerlendiril-

mesidir.

Gereç  ve  Yöntem:  Çalışmaya  polikliniğimizde  izlenen  72 

olgu  alındı.  I.  Grup:  okul  çağında,  en  az  iki  afebril  nöbeti 

olan ve antiepileptik tedavi başlanacak II.grup en az 1 yıldır 

tedavi gören, 1 veya daha fazla antiepileptik ilaç kullanan, 

son 3 ayda en az bir nöbet geçiren, III.grup dirençli epilep-

si  tanılı  hastalardan  oluşmaktaydı.  I.grup  hastalara  stan-

dart eğitim öncesi ve 6 ay sonrası uygulanan anket ve test-

ler; epilepsi hakkında genel bilgi anketi, anksiyete ölçekle-

ri, çocuğun kendisi için doldurduğu “Yaşam Kalitesi Ölçeği”, 

ebeveynin çocuk için doldurduğu “Yaşam Kalitesi” ve “Ço-

cuk Davranış Değerlendirme Ölçeği” idi. II. ve III.grup hasta-

lara ise tüm bu bahsedilen testler, rutin poliklinik izlemleri 

esnasında uygulandı.

Bulgular:  I.  grubun  eğitim  sonrası  bilgi  puanları,  diğer  iki 

gruba göre yüksekti. Eğitim sonrası bilgi puanlarının; gelir 

ile pozitif, nöbet sıklığı, ebeveyn durumluluk ve süreklilik 

anksiyetesi ile negatif korelasyonu olduğu saptandı.

I.  grupta;  Çocuklar  İçin  Anksiyete  Ölçeği’  puanlarının  ve 

ebeveyn  anksiyetesi  puanlarının  eğitim  sonrası  düştüğü 

görüldü. En yüksek anksiyete puanları III.grupta saptandı. 

I. grupta; Çocuk Yaşam Kalitesi Ölçek puanları, eğitim son-

rası arttı. III. grubun puanlarının diğer iki grupla karşılaştırıl-

dığında belirgin olarak düşük olduğu görüldü. Çocuk ank-

siyetesi ve çocuk yaşam kalitesi testleri karşılaştırıldığında 

I.  ve  II.  grupta  negatif  korelasyon  gözlendi.  Çocuk  yaşam 

kalitesi ile ebeveyn anksiyetesi arasında negatif korelasyon 

saptandı.

Sonuç: Epilepsi eğitimi, nöbet kontrolü kadar önemlidir. Ai-

lelerin hastalık konusunda bilgilendirilmeleri, zaman için-

de  hem  anksiyetelerinin  azalmasına,  ilaç  kompliansının 

artmasına ve belki de daha başarılı nöbet kontrolüne kat-

kı sağlayacaktır.

P-38

NÖBETLE BAŞVURAN BİR ITO HİPOMELANOZİS 

OLGUSU

Semra HIZ KURUL, Yasemin TOPÇU, Erhan BAYRAM, 

Pakize KARAKAYA, Uluç YİŞ 

DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ ÇOCUK SAĞLIĞI VE 

HASTALIKLARI AD ÇOCUK NÖROLOJİSİ BD, İZMİR

Giriş ve Amaç: Hipomelanozis  Ito  baş,  gövde  ve  bacaklar-

da unilateral veya bilateral lineer veya helezonik, konjeni-

tal hipopigmente deri lezyonları ile karakterize bir hastalık-

tır. Deri bulgularına santral sinir sistemi, göz ve kemik anor-

mallikleri eşlik edebilir. SSS anormallikleri arasında makro-

sefali, psikomotor retardasyon, konuşma bozuklukları, nö-

betler göz anormallikleri arasında strabismus, miyopi, op-

tik sinir hipoplazisi, katarakt ve retina dekolmanı sayılabi-

lir. Konvülsiyonlar en önemli morbidite nedeni olup sıklık-

la erken dönemde ortaya çıkmaktadır. Bu olgu sunumunda 

dirençli  konvülsiyonlar  ile  başvuran  ve  hipomelanozis  Ito 

tanısı alan olgu sunulmuştur.

Olgu: Sekiz aylık kız hasta gözlerini sabit bir noktaya dikme, 

başını sola doğru çevirme,  tüm vücutta kasılma nedeniyle 

hastanemize getirildi. Nöbetlerin 6 aylıktan itibaren aralıklı 

olarak tekrarladığı, fenobarbital tedavisinden yarar görme-

diği, ardından levetirasetam ve valproatın tedaviye eklendi-

ği, nöbetlerin sıklığında azalma olmakla birlikte devam etti-

ği belirtildi. Aralarında akrabalık bulunan anne ve babadan 

miadında ikinci canlı doğum olarak doğduğu, ailede epilep-

si ve bilinen nörolojik hastalık bulunmadığı,  halen baş tut-



54

Epilepsi 2012;18(2)



ma ile desteksiz oturmasının olmadığı öğrenildi. Olgunun 

fizik incelemesinde baş çevresinin 47,5 cm (>97 persentil) 

olduğu,  nistagmus  ve  aksiyal  hipotonisitesinin  bulundu-

ğu, sağ alt ekstremitenin sola göre hipertrofik olduğu, sağ 

vücut yarısında daha yoğun olmak üzere tüm vücutta line-

er hipopigmente deri lezyonları bulunduğu fark edildi. Di-

ğer sistemler ise normaldi. Beyin MR’da lateral ventriküller-

de ılımlı geniş görünüm, göz değerlendirmesinde astigma-

tı saptanan olgu bu belirti ve bulgular ile hipomelanozis Ito 

olarak değerlendirildi. EEG’de sağ hemisferde daha belirgin 

olmak  üzere  bilateral  sentroparietal  bölgeden  köken  alan 

epileptiform anormallik saptandı. Valproat ve levetirasetam 

doz düzenlemesi ile nöbet kontrolu sağlandı.

Tarışma ve Sonuç: Hipomelanozis Ito’nun en sık görülen nö-

rolojik bulgusu  psikomotor gelişim geriliği ve mental re-

tardasyondur. İkinci sırayı ise epilepsi almaktadır. Literatür-

de , hastalarda %11,5 ile %50 arasında değişen sıklıkta kon-

vülsiyonların ortaya çıktığı bildirilmiştir. En sık nöbet tiple-

ri jeneralize tonik-klonik, parsiyel nöbetler, miyoklonik nö-

betler ve infantil spazmlardır. Nöbetler sıklıkla hayatın ilk 

yıllarında ortaya çıkmaktadır.  Olgumuzda da nöbetler ilk 

kez 6 aylıkken ortaya çıkmıştı ve jeneralize tonik vasıftay-

dı. Ruggieri ve arkadaşları olgularının %29.4’ünde konvül-

siyonların bulunduğunu ve bu olguların %16.6’da konvülsi-

yonların tedaviye dirençli olduğunu bildirmişlerdir. 

Sonuç  olarak  bu  olgu  dirençli  nöbetler  ile  birlikte  lineer 

veya  helezonik  hipopigmente  deri  lezyonları  bulunan  ol-

gularda hipomelanozis Ito’nun akılda tutulması gerektiğini 

vurgulamak amacıyla sunulmuştur.

Literatür:  Ruggieri  M,  Pavone  L.  Hypomelanozis  of  Ito: 

clinical  sydrome  or  just      phenotype?  J  Child  Neurol 

2000;15(10):635-44



P-39

DİRENÇLİ EPİLEPSİ HASTALARINDA İKTAL KARDİYAK 

DEĞİŞİKLİKLERİN BELİRLENMESİ

Ebru KOLSAL,

1

 Ayşe SERDAROĞLU,

2

 Erman ÇİLSAL,

3

 

Serdar KULA,

3

 Azime Şebnem SOYSAL,

2

 

Ayşegül Neşe ÇITAK KURT,

2

 Ebru Petek ARHAN,

4

 

Rana OLGUNTÜRK

3

 

1

BAKIRKÖY PROF. DR. MAZHAR OSMAN RUH SAĞLIĞI VE SİNİR 



HASTALIKLARI EĞİTİM ARAŞTIRMA HASTANESİ, İSTANBUL

2

GAZİ ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ ÇOCUK NÖROLOJİ BİLİM 



DALI, ANKARA

3

GAZİ ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ, ÇOCUK KARDİYOLOJİ BİLİM 



DALI, ANKARA

4

DIŞKAPI YILDIRIM BEYAZIT EĞİTİM ARAŞTIRMA HASTANESİ, 



ANKARA

Amaç: Epilepsi hastalarında otonomik disfonksiyon ve kalp 

hızı değişkenliğindeki bozulmanın ani ölümlere neden ol-

duğu  birçok  çalışmada  gösterilmiştir.  Ancak  çocukluk  ça-

ğında bu konuyla ilgili yapılmış çalışmalar çok azdır. Çalış-

mamızda çocukluk çağı epilepsilerinde otonomik disfonk-

siyonu ortaya koymayı amaçladık.

Gereç  ve  Yöntem:  Çalışmamıza  hasta  grubu  olarak  20  di-

rençli  epilepsi  hastası,  kontrol  grubu  olarak  da  20  sağlık-

lı  çocuk  ve  20  de  iyi  kontrollü  epilepsi  hastası  dahil  edil-

di. Gruplar arasında yaş ve cinsiyet bakımından istatistiksel 

olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Bütün olgular otonomik 

fonksiyonları değerlendirmek amacıyla kalp hızı değişken-

liği için holter EKG monitorizasyonla, QTC dispersiyonu için 

ise 12 kanallı EKG ile değerlendirildi. Aynı zamanda direnç-

li epilepsi hastaları nöbet sırasında da holter EKG monitori-

zasyonla değerlendirildi.

Bulgular: On yedi nöbet aktivitesinden 3 tanesinde sinuzal 

taşikardi 1 tanesinde de T dalgası inversiyonu gözlendi. Ça-

lışma grubunda kontrol gruplarına göre istatistiksel olarak 

anlamlı derecede daha fazla bozuk QTc dispersiyonu izlen-

di. Çalışma grubunda kalp hızı değişkenliğinin belirgin ola-

rak baskılandığı ve parasempatik aktivitenin bozulduğu iz-

lendi. Kontrollü epilepsi grubunda da sağlıklı kontrol gru-

buna göre benzer farklılıklar olma eğiliminde olduğu hal-

de çalışma grubunda olduğu kadar istatistiksel fark yoktu. 

Nöbet öncesi ve nöbet sırasında değerlendirilen kalp hızı 

değişkenliklerinde ise sempatik aktivite artmış olarak bu-

lundu.

Sonuç: Sonuç olarak parasempatik aktivitedeki bozulmanın 



epilepsinin şiddetiyle doğru orantılı olarak değiştiği izlen-

miştir.  Epilepsi  hastalarında  parasempatik  aktivite  bozul-

duğu için nöbet esnasında artan sempatik aktivitenin den-

gelenemediği ve bunun da SUDEP’e neden olabileceği dü-

şünülmüştür.  Bu  sonuçlar  gelecekte  kalp  hızı  değişkenle-

rinin nöbet habercisi olarak kullanılabileceğini düşündür-

mektedir. 

P-40

ATİPİK BAŞLANGIÇ VE SEYİRLİ BİR SSPE OLGUSU

Şefik EVREN ERDENER, Ethem Murat ARSAVA, 

Rana KARABUDAK, Neşe DERİCİOĞLU, İrsel TEZER 

HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ HASTANELERİ, NÖROLOJİ ANABİLİM 

DALI, ANKARA

Olgu-


Giriş: Subakut Sklerozan Panensefalit (SSPE), defektif bir kı-

zamık  virüsüne  bağlı  gelişen,  mental-motor  yıkım  ve  mi-

yoklonilerle karakterize progresif santral sinir sistemi has-

55

8. Ulusal Epilepsi Kongresi - Poster Bildiriler



talığıdır. EEG’de tipik olarak periyodik deşarjlar izlenirken, 

klinikte jeneralize ve fokal nöbetler de görülebilir. %10’dan 

çok daha az bir oranda, SSPE tipik EEG bulgularının olma-

dığı, farklı nöbet şekillerini gösteren formlarda da prezente 

olabilir. Burada “epilepsia partialis continua” (EPC) ile başla-

yan, hızla ilerleyen atipik bir SSPE vakası bildirilmiştir.

Olgu: 3 ay öncesinde sağ gözde görme kaybı öyküsü olan 

18 yaşındaki erkek hasta, jeneralize tonik-klonik nöbet son-

rasında gelişen sağ taraflı kasılmalar nedeniyle merkezimi-

ze başvurmuştu. EEG’sinde sol frontal bölgede PLED’i izle-

nen hastanın, sağ üst ekstremitede de EPC şeklinde kasıl-

maları  mevcuttu.  Kranial  MRG’sinde  solda  hakim,  bilate-

ral hemisferlerde kontrastlanmayan T2’de hiperintens lez-

yonları tespit edildi. Hastanın nöbetleri dörtlü antiepileptik 

kombinasyonu ile kontrol altına alınamazken, 2 hafta içe-

risinde nörolojik durumu geriledi, kelime çıkışı azaldı, ya-

tağa  bağımlı  hale  geldi. Tümöral  ve  inflamatuar  etiyoloji-

leri düşündürten nörogörüntüleme bulguları açısından in-

celenmekte olan hastanın 10 aylıkken kızamık geçirme öy-

küsü olduğu öğrenildi. Bu arada 2 hafta içinde tekrarlanan 

EEG’lerinde sol frontal keskin dalgalarla birlikte jeneralize 

periyodik komplekslerinin ortaya çıktığı izlendi. BOS-serum 

kızamık antikor indeksi yüksek bulunan hastaya SSPE tanısı 

konuldu. IVIg, amantadin, karbamazepin ve izoprinozin te-

davileri sonrası taburcu edilen hastanın 3 ay sonrasında mi-

yoklonik kasılmalarının devam ettiği öğrenildi.

Yorum: Genç erişkin yaşta başlayan dirençli EPC kliniğinde 

SSPE akılda tutulmalıdır. EPC ile prezente olan SSPE klini-

ği, beklenenden daha ağır ve hızlı seyrin başlangıcı olabilir.

P-41

FRONTAL KİTLEYE BAĞLI NOKTÜRNAL FRONTAL LOB 

EPİLEPSİ: OLGU SUNUMU

Yıldız ARSLAN,

1

 Cem CERİT,

2

 Serap MÜLAYİM

3

 

1

KOCAELİ DERİNCE EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ NÖROLOJİ 



KLİNİĞİ, KOCAELİ

2

KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ HASTANESİ, PSİKİYATRİ 



KLİNİĞİ, KOCAELİ

3

KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ HASTANESİ, NÖROLOJİ 



KLİNİĞİ, KOCAELİ

Olgu-


GİRİŞ:  Noktürnal  frontal  lob  epilepsi  (NFLE)  sadece  veya 

başlıca  uyku  sırasında  ortaya  çıkan,  kompleks  genellikle 

stereotipik, tuhaf ani ve kısa süreli davranışlarla karakteri-

ze bir nöbet türüdür. Sıklıkla tonik veya distonik özellikli hi-

perkinetik  amaçsız  hareketler  eşlik  eder.  NFLE  nin,  en  sık 

otosomal dominant ailesel varyantı tanımlanmıştır.

OLGU: 36 yaşında sağ elini kullanan erkek hasta, bağırma, 

inleme  amaçsız  tuhaf  ve  saldırgan  hareketlerle  gece  acil 

servise başvurdu. Semptomların yaklaşık 1 saat önce kısa 

süreli  durgunluk  halinden  sonra,  uykuda  başladığı,  daha 

sonra  ajitasyon  geliştiği  öğrenildi.  Hasta  yakınları  tarafın-

dan,  bir  süredir  özellikle  uykuda  bağırmaları  ve  saldırgan 

haraketleri olduğu belirtildi. Nörolojik muayenede latera-

lizasyon  bulgusu  saptanmadı.  Göz  teması  kurulamadı  ve 

kooperasyon sağlanamadı. İrregüler ve amaçsız ekstremi-

te  hareketleri  gözlendi.  İntravenöz  (IV)  diazepam  sonrası 

bağırma ve inleme sona erdi. Beyin Tomografi çekildi. Sağ 

frontal lobda ödematöz kitle lezyonu tespit edildi. EEG de 

sağ  frontal  bölgede  yüksek  amplitüdlü  3-4  Hz  delta  dal-

gaları gözlendi. Kontrastlı kranial MRI da sağ frontal lobda 

kontrast tutan kitle lezyonu saptandı. Kitle eksizyonunun 

ardından hastaya fenitoin sodyum başlandı. Hastanın şika-

yetleri sona erdi.

SONUÇ:  Psikiyatrik  belirtilerle  başvuran  hastalarda  be-

yin  tümörü  gibi  nörolojik  semptoma  neden  olmayan  kit-

le lezyonları görülebilir. Postiktal belirtilerin olmaması, tu-

haf davranışlarla ve özellikle gece ortaya çıkması, genellik-

le uyku bozuklukları veya psikiyatrik hastalık tanısı konma-

sına  neden  olur.  Bu  olguyla;  nadir  görülen  frontal  kitleye 

bağlı NFLE olgusu paylaşıldı.



P-42

YEMEK YEME EPİLEPSİSİ: OLGU SUNUMU

Yıldız ARSLAN,

1

 Serap MÜLAYİM,

2

 Zahide YILMAZ

1

 

1

KOCAELİ DERİNCE EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ, 



NÖROLOJİ KLİNİĞİ, KOCAELİ

2

KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ HASTANESİ, 



NÖROLOJİ KLİNİĞİ, KOCAELİ

Olgu-


GİRİŞ: Yemek yemeyle tetiklenen nöbetler refleks epilepsi-

nin nadir bir formudur. Etyolojisinde sıklıkla; kortikal geli-

şim malformasyonu, hipoksik beyin hasarı, önceden geçi-

rilmiş meningoensefalit veya ensefalopati gibi serebral pa-

tolojiler saptanmıştır. Tüm epileptik olguların 0.5-1/1000’ini 

oluşturur.  Yemek  yeme  epilepsisi  genellikle  lokalizasyon 

ilişkili ve en sık kompleks parsiyel tip nöbetle ortaya çıkar.

OLGU:  38  yaşında  kadın  hasta  sık  nöbet  geçirme  şikaye-

ti ile acil servise başvurdu. Diazepam infüzyon ile nöbetle-

ri kontrol altına alınan olgunun, yaklaşık 12 saat sonra şu-

uru açıldı, kooperasyon sağlandı. 2008 yılında frontal böl-

gede  meningiom  nedeniyle  opere  edildiği  ve  yaklaşık  3 

yıldır,nöbet geçirmeye başladığı ve birçok antiepileptik ilaç 

kullanmasına rağmen nöbetlerinin kontrol altına alınama-



56

Epilepsi 2012;18(2)



dığı öğrenildi. Yattığı süre içerisinde, ara ara jeneralize to-

nik klonik nöbetleri tekrarladı.Tüm nöbetlerinin yemek ye-

meyle tetiklendiği gözlendi. İntravenöz valproik asit infüz-

yonu verildi. Nöbetler tamamen kesildi. Kranial MRG de sağ 

frontal lob superior ve orta frontal girus düzeyinde ,posto-

peratif kistik ensefalomalazi alanı tespit edildi. EEG de sağ 

frontosantral bölgede 5-6 Hz keskin karakterli yavaş dalga-

lar gözlendi. Kan valproik asit düzeyi normal sınırlardaydı 

ve tekrar nöbet geçirmedi.

TARTIŞMA: Genellikle kompleks parsiyel veya basit parsiyel 

nöbet şeklinde prezente olan yemek yeme epilepsisi, post 

operatif  jeneralize  tonik  klonik  nöbetle  karşımıza  çıkmış-

tır. Bu olguyla;dirençli epilepsi olgularında, nadir bir refleks 

epilepsi türü olan yemek yeme epilepsisinin sorgulanması-

nın önemi vurgulandı.

P-43

İKTAL AĞLAMA İLE SEYREDEN EPİLEPSİLİ BİR OLGU

Aysel ÇOBAN,

1

 Kübra ŞİRİN,

1

 Sabiha TÜRE,

1

 

Gönül GÜVENÇ,

2

 Fazıl GELAL,

3

 Galip AKHAN

1

 

1

İZMİR KATİP ÇELEBİ ÜNİVERSİTESİ, ATATÜRK EĞİTİM VE 



ARAŞTIRMA HASTANESİ, NÖROLOJİ KLİNİĞİ, İZMİR

2

İZMİR KATİP ÇELEBİ ÜNİVERSİTESİ, ATATÜRK EĞİTİM VE 



ARAŞTIRMA HASTANESİ, BEYİN CERRAHİSİ KLİNİĞİ, İZMİR

3

İZMİR KATİP ÇELEBİ ÜNİVERSİTESİ, ATATÜRK EĞİTİM VE 



ARAŞTIRMA HASTANESİ, RADYOLOJİ KLİNİĞİ, İZMİR

Olgu-


Giriş:  İktal  ağlama  nadir  izlenen  bir  durumdur.  Ağlama 

bilinçsiz  iktal  veya  postiktal  otomatizma  şeklinde  ola-

bilir.  İktal  ağlamanın  pseudonöbetlerle  ayrımını  video-

elektroensefalografi  (EEG)  monitörizasyonu  kolaylaştır-

maktadır.

Olgu:  34  yaşında  kadın  hasta,  sıkıntı  hissi,  ağlama  atakla-

rı yakınması ile başvurdu. 1 haftalık iken febril konvulsiyon 

öyküsü  olan  hastanın  ilk  kez  19  yaşında  boş  bakma  son-

rası, idrar inkontinansının eşlik ettiği tüm vücutta kasılma 

ve  bilinç  kaybı  olmuş.  Karbamazepin  (400  mg/gün)  baş-

lanmış, 4 yıl nöbetsizlik ardından ilacı azaltılarak kesilmiş. 

1-2 yıl sonra özellikle üzüntülü dönemlerde ve menstrüas-

yon sırasında ortaya çıkan sıkıntı hissi ve dalgınlık, bu sıkın-

tı hissinden sonra ağlama ve bilinç kaybı atakları başlamış. 

Halen  karbamazepin  (1200  mg/gün)  ve  lomotrigine  (200 

mg/gün)  kullandığı  sırada  ayda  1-4  gün,  aynı  gün  içinde 

3-4 kez kümeler halinde nöbetler olduğunu belirten has-

ta nöbet-pseudonöbet ayırımı amacı ile video EEG monito-

rizasyona alındı. İnteriktal dönemde, sağ ön temporal böl-

gede epileptik odak varlığı izlendi. Çekim boyunca 8 adet 

kompleks parsiyel nöbet (KPN) kaydedildi. Nöbetler semi-

yolojik olarak tüm vücutta uyuşma ve sıcaklık hissi şeklin-

de aura, ağlama, cevapsızlık ve yaklaşık 1-2 dk süren pos-

tiktal konfüzyon şeklindeydi. İktal EEG kayıtlarında tüm nö-

betlerin sağ ön temporal bölgeden başladığı gözlendi. Kra-

nial manyetik rezonans görüntüleme (MRG) tetkikinde sağ 

hipokampal yapılarda skleroz ile uyumlu bulgular saptan-

dı. Ocak 2011’ de sağ amigdalahipokampektomi ve inferi-

or  temporal  lobektomi  yapılan  hastanın  operasyondan  6 

ay sonra boş bakma, sıkıntı hissi, sol bacakta kasılma his-

si, çarpıntı ve nefes almakta güçlük hissi şeklinde yakınma-

ları başlamış. Video-EEG monitörizasyonuna alınan hasta-

da çekim boyunca 6 adet klinik nöbet kaydedildi. İnterik-

tal EEG’de zemin ritmi yavaşlaması dışında bulgu saptan-

madı, iktal EEG normal olarak değerlendirildi. Post-operatif 

dönemdeki nöbetlerin tümü nonepileptik psikojen nöbet 

olarak değerlendirildi.

Tartışma:  İktal  his  parsiyel  epilepsili  hastalarda  ortaya  çı-

kan bir bulgudur ve temporal lobun önemi büyüktür. Ağ-

lama ise nadir bir bulgudur. İktal ağlama da nöbet boyun-

ca ve spesifik ağlama merkezinin aktivasyonundan çok in-

hibisyonu ile ortaya çıkmaktadır. Ağlamanın nöroanatomik 

yeri  bilinmemektedir.  Hastamızda  iktal  aktivite,  sağ  tem-

poral  bölgeden  kaynaklanmaktaydı.  Bu  bulgular,  tempo-

ral lob ve limbik sistemin insan emosyonel durumunda ve 

davranışındaki rolünü desteklemektedir. Ağlama ile seyre-

den nöbetler non-dominant hemisferin negatif etkisi ola-

rak değerlendirilmekte ve daha çok sağ temporal ya da sağ 

frontotemporal bölge üzerinde durulmaktadır.


Yüklə 487,33 Kb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azkurs.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin