Ayələrin Tərcüməs(n)i


İyilik, evlere arkalarından gelmeniz değildir, amma iyilik sakınandır. Evlere kapılardan girin



Yüklə 6,43 Mb.
səhifə7/60
tarix28.03.2017
ölçüsü6,43 Mb.
#12706
1   2   3   4   5   6   7   8   9   10   ...   60

İyilik, evlere arkalarından gelmeniz değildir, amma iyilik sakınandır. Evlere kapılardan girin.

Rivayetlerde vurgulandığına göre, cahiliye döneminde bazı Ərəb toplulukları həcc amacı ilə ihrama girdikleri zaman, bir şeye ihtiyaç duydukları zaman evlerine kapılarından girmezlerdi. Aksine evlerinin arkalarından bir delik açar, oradan girerlerdi. İslam gelince bu uygulamayı yasakladı və evlere kapılardan girilmesini emretti. Ayəs(n)i kerimenin inişi də bu cür uygulamanın varlığı ilə örtüşmektedir. Bir bakımdan, ileride nakledeceğimiz və ayetlerin eniş sebebini içeren rivayetlere də güvenebiliriz.

Bu konudaki rivayetler olmasaydı, o zaman şunu söylemek mümkün olurdu: "İyilik, evlere arkalarından gelmeniz değildir..." diye başlayan ifade, ilahi emirlerin və dinde yasallaştırılan şer'i hükümlerin ancak yasallaştırıldıkları şekilde və orijinalıdaları korunarak yerine getirilebileceğini vurgulamaya yönelik bir kinayedir. Dolayısıyla, həcc, ancak kendisi üçün öngörülen aylarda ifade edilebilir. Oruc ancak Ramazan ayında tutulur.

Cümle bu şekilde algılandığı zaman, ayetin baş kısmını bütünleyen bir nitelik kazanmış olar. Bu durumda şöyle bir anlam elde etmiş oluruz: Söz mövzusu aylar, bu çerçevede yasallaştırılan şəri hükümler və uygulamalar üçün belirlenen vakitlerdir. Bu səbəbdən örneğin həcc gibi bir ibadeti kendisi üçün belirlenen ayların dışında ifa etmek veya orucu Ramazan ayının dışında herhangi bir ayda tutmak.. vs. caiz değildir. Buna göre ayəs(n)i kerime, bir bütün olarak tək bir hükmün açıklanışını kapsamaktadır.

Nəqli delillerce desteklenen ilk değerlendirmeyi əsas aldığımız zaman, evlere arkalarından gelişin iyilik, sözü edilen uygulamanın dinin onayladığı bir iş olmadığına delalet etmiş olar. Aksi takdirde adı geçen uygulamanın iyilik olmadığını vurgulamanın bir anlamı olmazdı. Adı geçen uygulama çirkin bir cahiliye geleneğidir. Yüce Allah bu geleneğe yakıştırılan iyilik niteliğini kaldırmış, iyiliğin ancak "takva" olduğunu kesin olarak vurgulamıştır.

Ayetin akşına bakılırsa "iyilik takvadır" denilmesi gerektiği şeklinde bir düşünce zihinlerde beliriyor. Halbuki bunun yerine "iyilik sakınandır" denilmiştir. Bu kullanımla erdemliliğin ancak tavka niteliğine sahip olmakla elde edileceği eyham ediliyor. Boş bir kavram değil, bu niteliğe sahip olmak kastedilmiştir, bu yaklaşımı bu ayetin ifade tarzı də pekiştirir niteliktedir. "Yüzlerinizi doğuya və batıya çevirmeniz iyilik değildir. Amma iyilik Allah'a... iman edəndir." (Bakara, 177)

"Evlere kapılarından girin." ifadesindeki əmr, itaati gerektiren bir buyruk değildir. Sadece evlere kapılarından girmenin daha uygun olacağını göstermeye yöneliktir. Çünkü evlere kapılarından girme alışılagelen və aklen də xoş karşılanan geleneğe və evlere giriş və çıkış üçün uygun bir yerlerinde insanların kapı yapmalarından umdukları ağılı amaca və yarara uygundur. Buradaki emrin itaati gerektiren bir buyruk olmamasına delil, ifadenin akışının aklın öngörüsüne uygun olarak alışılagelen uygulamaya tərs düşmekten başka hiçbir amacı bulunmayan kötü bir geleneği ortadan kaldırmaya dönük olmasıdır. Bu səbəbdən, zorlama söz mövzusu olmaksızın, sadece, evlere normal giriş yöntemini göstermektedir. Bu kadarı var ki, dinin bir gereğidir diye, evlere arkalarından girmek haram kılınmış bir bidattir.

Və Allah'tan sakının, umulur ki kurtuluşa erersiniz.

Surenin başında, takva niteliğinin bütün iman mertebeleri və bütün kemal makamlarıyla bağdaştığını öğrenmiştik. Bilindiği gibi bütün makamlar kurtuluşa və mutluluğa ulaştırıcı değildir. Ancak kişide bulunan sapıklık və şirk özelliklerini giderici niteliğini taşıyan son mertebede olan makamlar, insanı kurtuluşa və mutluluğa ulaştırırlar. Diğer makamlar isə, sadece insanı kurtuluşa yöneltirler, bu yolun sonunda mutlulukla buluşacağını müjdelerler. Bu yüzden yüce Allah, "Allah'-tan sakının, umulur ki kurtuluşa erersiniz." buyururken, temenni nitelikli bir kelime kullanıyor. Ayette işaret edilen "takva" ilə, bu ayəs(n)i kerimede gündeme getirilen xüsusi emre uyma və evlere kapılarından girmeye ilişkin yergisini göz önünde bulundurarak bu geleneği tərk etme kastedilmiş olabilir.

AYETİN hədislər IŞIĞINDA AÇIKLAMASI

et-Dürr'ül-Mensur təfsirinin bir yerinde, İbn Cerir və İbn Əbu Hatem İbn Abbas'ın şöyle dediğini rivayet ederler: "Xalq Resulullah'a (s. a. a) hilalleri sordu, bunun üzerine, 'Sana hilaleri sorarlar. Də ki: O, insanlar və həcc üçün belirlenmiş vakitlerdir.' ayeti indi. İnsanlar hilaller aracılığı ilə borçlarının vadesini, kadınların iddetini və haccın vaktini bilirler."

Mən deyərəm ki: et-Dürr'ül-Mensur təfsirində yine aynı anlamı pekiştiren nitelikte, başka rivayetler Əbu Aliye, Katade və diğerleri kanalıyla aktarılmıştır. Bir başka rivayete göre insanlar ayın değişik şekillerde görünmesinin sebebini Resulullah efendimize (s. a. a) sormuşlar. Bunun üzerine söz mövzusu ayə inmiştir. Az önce vurguladığımız gibi, soruyu ayın aldığı değişik şekillere yönelik olarak algılamayı destekleyen rivayetlere itibar etmemek gerekir.

Yine et-Dürr'ül-Mensur təfsirində, Veki, Buhari və İbn Cerir'in Be-ra kanalıyla bu hadisi tahriç ettikleri yer/yeyər almıştır. Araplar cahiliye döneminde ihrama girdikleri zaman evlere arkalarından girerlerdi. Bunun üzerine Yüce Allah bu ayeti indirdi: "İyilik, evlere arkalarından gelmeniz değildir, amma iyilik sakınandır. Evlere kapılarından girin."

et-Dürr'ül-Mensur təfsirində İbn Əbu Hatem və Hakim'in Cabir kanalıyla bir diğer hadisi rivayet ettikleri və Hakim'in hadisin sahih olduğunu vurguladığı iştirak edər. Kureyşlilere "Hums" denirdi. Bunlar ihramlıyken evlere kapılarından girerlerdi. Fakat ensar və diğer Ərəb toplulukları ihramlıyken evlere kapılarından girmezlerdi. Bir bahçe içinde, Resulullah (s. a. a) bahçenin kapısından çıkarken, ensardan Qütbə b. Komandir də onunla birlikte çıktı. Bunun üzerine orada bulunanlar: "Ya Resulullah, Kutbe b. Komandir günahkar bir insandır. Senin gibi bahçenin kapısından çıktı dediler." Resulullah Kutbe b. Komandirə dönerek: "Neden böyle yaptın?" diye sordu. Kutbe, "Senin yaptığını görünce mən də yaptım." dedi Bunun üzerine Resulullah "Ahmes bir (Mekkeli) insanım." dedi. O da bu karşılığı verdi: "Amma benim dinim də senin dinindir." dedi. O sırada, "İyilik, evlere arkalarından girmeniz değildir." ayeti indi.

Mən deyərəm ki: Buna yakın rivayetler başka kanallarca də aktarılmıştır. Hums "ahmes"in çoğuludur ["humr"un "ahmer" sözünün çoğulu olması gibi) "hamaset" kökünden gelir və "şiddet" demektir. Kureyşlilere bu adın verilmesi, dinlerine şiddetli bağlılıklarından veya direnişli, çox güçlü və baskılarının karşı konulmaz şiddette olmasından ileri geliyordu.

Rivayetten anlaşıldığı kadarıyla, Resulullah efendimiz (s. a. a) bu olaydan önce Kureyşlilerin dışındaki Ərəb topluluklarının ihramlıyken evlere arkalarından girmelerine ilişkin geleneğini onaylıyordu. Bu yüzden: "Neden böyle yaptın?" diye, adamı azarlamıştır. Bu durumda, ayə nasih ayetler kategorisine girer. Yani, herhangi bir ayete istinat etmeden konulmuş yasal bir hükmü yürürlükten kaldırıyor. Nə var ki, daha önce də vurguladığımız gibi, ayəs(n)i kerime, "İyilik, evlere arkalarından gelmeniz değildir." buyururken bu anlayışı dışlıyor. Haşa, yüce Allah'ın veya elçisinin bir hükmü yasalaştırmaları, ardından bu hükmü yermeleri, çirkinliğini dile getirmeleri, sonra də neshedip yürürlükten kaldırmaları düşünülemez. Böyle bir şeyin düşünülemeyeceği isə gayet açıktır.

Mehasin'ül-Berki adlı əsərdə İmam Məhəmməd Misin (ə.s) "Evlere kapılarından girin." ifadesiyle ilgili olarak şöyle dediği rivayet edilir: "Yani, hangi iş olursa olsun, ona uygun yoldan, taraftan yaklaşın."[51]

əl-Kafi adlı əsərdə İmam Cəfər Sadiğin (ə.s) şöyle dediği rivayet edilir: "Vasiler Allah'a açılan kapılardır. O kapılardan girmek gerekir. Əgər onlar olmasaydı, Allah bilinmezdi. Yüce Allah onları yaratılmışlara karşı kanıt olarak öngörmüştür."

Mən deyərəm ki: Bu rivayet, uyarlama türüne girer. Birinci rivayetin açıklanışına əsas olan anlayışa dayanılarak ayetin somut mısdaklarından birinin açıklanmasıdır. Şüphe yox ki, ayəs(n)i kerime, anlam və verdiği mesaj itibariyle geneldir. Bir hadisə üzerine inmiş olması onun bu niteliğini ortadan kaldırmaz. "Əgər onlar olmasaydı, Allah bilinmezdi." sözü ilə, vasilerin üstlendikleri hakkı açıklama, eksiksiz davet misyonu kastedilmiştir. Bu sözün daha ince bir anlamı var ki, inşaallah ilerde buna değinme imkanını buluruz. Bu iki rivayeti destekleyen bir çox rivayetin olduğunu də vurgulayalım.

ayələrin tərcüməs(n)i

190- Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda savaşın və aşırı gitmeyin. Elbette ki Allah aşırı gidenleri sevmez.

191- Onları, bulduğunuz yerde öldürün və sizi çıkardıkları yerden siz də onları çıkarın. Və fitne öldürmekten beterdir. Onlar size karşı savaşıncaya kadar siz Mescid-i Haram yanında onlarla savaşmayın. Əgər sizinle savaşırlarsa, onlarla savaşın. Böyledir kafirlerin cezası.

192- Əgər vazgeçerlerse şüphe yox ki Allah bağışlayandır, esirgeyendir.

193- Heç bir fitne (şirk) kalmayıncaya və din Allah'ın oluncaya qədər onlarla savaşın. Əgər vazgeçerlerse, artık zulüm yapanlardan başkasına karşı düşmanlık yoktur.

194- Haram ay, haram aya karşılıktır; hürmetler də karşılıklıdır. Size zulmedene siz də zulmettiği kadarıyla karşılık verin. Allah'tan korkup sakının və bilin ki Allah muhakkak ki, korkup sakınanlarla beraberdir.

195- Allah yolunda infak edin/əldə et, ellerinizi tehlikeye atmayın və iyilik edin/əldə et, şüphesiz Allah iyilik edenleri sever.

ayələrin AÇIKLAMAsı

Ayetlerin akışından, bu ayetler grubunun bir kerede indiğini anlıyoruz və məqsəd, bir hedefi açıklamaktır. Vurgulanan bu hedef də, ilk dəfə Mekke müşrikleriyle savaşmanın yasalaştırılmasıdır. Çünkü bu ayetlerde müminleri çıkardıkları yerden onların də çıkarılmaları, dinden döndürme amaçlı baskılara, kısas, savaşı onların başlatmadıkları sürece Mescid-i Haram civarında savaş başlatmama gibi konular gündeme getiriliyor ki, bunların tümü Mekke müşrikleriyle yakından ilgilidir.

Ayrıca yüce Allah savaş iznini, karşı tarafın savaş elan etmesi ilə kayda bağlamıştır: "Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda savaşın." Bunun anlamı, şərt gibi algılanmamalıdır. Yani, "Sizinle savaşırlarsa, siz də onlarla savaşın." şeklinde bir anlam çıkarılmayacağı açıktır. Ayrıca, burada dışlama nitelikli bir kayıt də söz konusu değildir, yani erkeklerle savaşın, sizinle savaşacak durumda olmayan kadın və çocuklarla değil, şeklinde bir anlam doğru değildir. Nitekim bazı alimler, bu yanlışlığa düşmüşler və ayetten bu şekil bir anlam algılamışlardır. Çün-kü savaşacak güce sahip olmayanlarla savaşmayı yasaklamak bir yana, onlarla savaşmanın anlamı yoktur ki "onlarla savaşmayın." şeklinde bir uyarıya gerek duyulsun. Aksi takdirde doğru olanı; durumu bundan ibaret olanlarla savaşmayı değil, onları öldürmeyi yasaklamaktır.

Gerçekte "sizinle savaşanlar" fiili hal bildirir, xüsusiyyət isə, işaret niteliğindedir. Bu səbəbdən kastedilen anlam şudur: "Müminlerle savaş halinde olanlar və savaşı kedilerine hedef edinenler." Bunların də Mekke müşrikleri olduğu gayet açıktır.

Buna göre, tefsirini sunduğumuz ayəs(n)i kerime ilə "Kendilerine zulmedilmesi səbəbindən, onlara karşı savaş açılanlara, savaşma izni verildi. Şüphesiz Allah, onlara yardım etmeye güc yetirendir. Onlar, yalnızca 'Rabbimiz Allah'tır.' demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar." (Həcc, 39-40) ayetleri arasında axış benzerliği vardır. Hər iki qrup ayette şartsız olarak savaş halindeki müşriklerle savaşma izni verildiği vurgulanmıştır.

Bütün bunların yanı sıra ayetlerin beşi də sınırları, boyutları və gerekleriyle bir tək hükmü açıklamaya yöneliktir. Şöyle ki: "Allah yolunda savaşın." ifadesi hükmün temelini oluşturuyor. "...aşırı gitmeyin" diye başlayan ifade isə, bu hükmü düzenleme bakımından sınırlandırıyor. "Onları öldürün." ifadesi də, hükmü ağırlaştırma, şiddetlendirme bakımından sınırlandırıyor. "Mescid-i Haram yanında onlarla savaşmayın." ifadesinin getirdiği sınırlandırma isə mekanla ilgilidir. "Hiçbir fitne kalmayıncaya... kadar onlarla savaşın." ifadesi isə, süre və zamanla ilgili bir sınırlandırma getiriyor. "Haram ay…" diye başlayan ifade savaş və öldürmede, kısas hükmünün, misliyle karşılık verme kuralının yürürlüğe girdiğini açıklama amacına yöneliktir. "İnfak edin/əldə et." ifadesi isə, savaş öncesi maliyyə hazırlığa ilişkindir. Asker donatımı üçün harcamada bulunma gereğini dile getirmektedir. Bu səbəbdən, bu beş ayetin tək bir mesele ilə ilgili olarak inmiş olmaları və bazılarının ihtimal verdikleri gibi birbirlerini neshetmemiş olmaları daha yakın bir ihtimaldir. Bazı kimselerin ileri sürdükleri gibi, hər ayetin değişik bir meseleyi ələ almış olmaları uzaq görünüyor. Hedef birdir. O da müminlerle savaş halında olan Mekkeli müşriklere karşı savaşmanın bir yasa olarak hükme bağlanmasıdır.

190) Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda savaşın.

Kıtal və savaş, bir adamın, kendisini öldürmek üçün uğraşan birini öldürmek üçün uğraşmasıdır. Savaşın Allah yolunda olması isə, savaşma ilə güdülen amacın dini egemen kılmak, tevhid mesajını dörd bir yana ulaştırmaktır. Böyle olunca savaş, sırf Allah rızası üçün yapılan bir ibadet niteliğini kazanır. İnsanların mallarına və ırzlarına əl koymak üçün değil. İslama göre savaş bir savunma yöntemidir. Dejenere olmamış fıtratın özüne yerleştirilmiş meşru insan haklarını korumaya yöneliktir. İslam'daki savaşın bu niteliğini daha detaylı bir şekilde ələ alacağız. Çünkü savunma öz və zatı itibariyle sınırlıdır. Aşırı gitmek isə sınırın və haddin dışına çıkmaktır. İfadenin sonunda, "Aşırı gitmeyin. Elbette Allah aşırı gidenleri sevmez." şeklinde bir değerlendirme cümlesinin yer/yeyər alması də bunu vurgulamaya yöneliktir.

Və aşırı gitmeyin. Elbette ki Allah aşırı gidenleri sevmez.

Ayetin orijinalinde geçen "te'tedu" hərəkəti, "i'tida" kelimesinden olub sınırın dışına çıkmak, demektir. Kendisi üçün belirlenen sınırı aşan biri üçün "ada və i'teda" ifadeleri kullanılır.

Aşırı gitmeye ilişkin yasak mutlaktır. Bu anlama gelebilecek hər şeyi, hər tutumu kapsar. Hakka davet etmeden savaşma, karşı taraftan önce savaşa başlama, kadın və çocukları öldürme, saldırıya son vermeme gibi. Ayrıca Peygamber efendimizin (s. a. a) sünnetinde işaret edilen başka hususlar də söz konusudur.

191) Onları, bulduğunuz yerde öldürün və sizi çıkardıkları yerden siz də onları çıkarın. Və fitne, öldürmekten beterdir.

Araplar, "sekife, sekafeten; buldu, ulaştı." derler. Buna göre, ayəs(n)i kerime, bu ayəs(n)i kerime ilə aynı anlamı paylaşmaktadır: "Müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün." (Tevbe, 5)

Ayetin orijinalinde geçen "fitne" isə, bir şeyin durumunu sınama, deneme amacı ilə kullanılan vasitə demektir. Bu yüzden imtihan və sınamaya və bu anlamın genelde kendisinde barındırdığı, sapıklık və şirkin cezası olan şiddet və azaba də bu ad verilmiştir. Kuran-ı Kerim'de, işaret ettiğimiz bu anlamların tümü üçün də kullanılmıştır. Bu ayəs(n)i kerimede isə, kastedilen "Allah'a ortak koşma və ONun Resulünü inkar etme və müminlere eziyet etme, işkence uygulama"dır. Tıpkı Mekkeli müşriklerin, Resulullah efendimizin (s. a. a) hicretten önce və sonra müminlere uyguladıkları dinden döndürme amaçlı baskılar, işkenceler gibi.

Buna göre ayəs(n)i kerimeyi bu şekilde yorumlayabiliriz: Mekkeli müşriklere karşı, var gücünüzle sərt davranın. Bulundukları yerde öldürün onları. Bunu yurtlarından çıkana, topraklarını tərk edene kadar sürdürün. Nitekim onlar də size böyle davranmışlardı. Amma onların yaptıkları daha şiddetliydi. Çünkü onlarınki fitne idi yani dinden döndürme amacına yönelikti. Bu nitelikli bir şiddetse, adam öldürmekten daha beterdir. Adam öldürme, neticede dünya hayatının sona ermesidir. Dinden döndürme amaçlı şiddet isə, iki hayatın kesilmesine, iki yurdun (dünya-ahiret) də yıkıma uğramasına gətirib çıxarar.

Onlar size karşı savaşıncaya kadar siz Mescid-i Haram yanında onlarla savaşmayın. Əgər sizinle savaşırlarsa, onlarla savaşın. Böyledir kafirlerin cezası.

İfadede Mescid-i Haram yanında savaşmanın yasak olduğu vurgulanıyor. Bu Mescidin saygınlığının korunmasından dolayı konulmuş bir yasaktır. Amma bunun üçün karşı tarafın də bu yasağa uyması gerekir. İfadenin orijinalinde iştirak edən "fihi" kelimesindeki zamir, "Mescid-i Ha-ram yanında" ifadesiyle işaret edilen məkana dönüktür.

192) Əgər vazgeçerlerse, şüphe yox ki Allah bağışlayandır, esirgeyendir.

Ayetin orijinalinde geçen "el-intiha" sözü, kaçınma və vazgeçme anlamını ifade edər. Maksat isə, "Mescid-i Haram yanında savaşma" durumuna mutlak olarak son vermedir. Dine itaat və İslamı kabul etme sonucu gündeme gelen "mutlak olarak savaşa son verme" durumu değil. Bu ikinci husus, "Əgər vazgeçerlerse, artık zulüm yapanlardan başkasına karşı düşmanlık yoktur." ifadesinin kapsamına girer. Amma bu anda üzerinde durduğumuz "vazgeçme və kaçınma" durumu, kendisine ən/en yakın olan "Mescid-i Haram yanında onlarla savaşmayın." cümlesine dönüktür. Buna göre, "Əgər vazgeçerlerse, şüphe yox ki Allah…" ifadesi ilə "Əgər vazgeçerlerse, artık zulüm..." ifadesinin hər biri, bitişik olduğu cümle açısından bir kayıt niteliğindedir. Yani, tekrar söz konusu değildir.

"Şüphe yox ki Allah bağışlayandır, esirgeyendir." cümlesinde, hük-me gerekçe olsun diye, sebep müsebbebin yerine konulmuştur. Buna göre kastedilen anlam şudur: Əgər vazgeçerlerse, (siz də savaştan vazgeçin, çünkü) şüphe yox ki Allah bağışlayandır, esirgeyendir.

Yüklə 6,43 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   10   ...   60




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azkurs.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin