Jeopolitik Nedir, Ne Değildir?



Yüklə 23,52 Kb.
səhifə4/5
tarix11.05.2023
ölçüsü23,52 Kb.
#111225
1   2   3   4   5
Almanya

Coğrafyanın Rolü
Jeopolitik, siyasal çatışmaların nedenlerini coğrafi ve mekânsal koşullarda arar. Coğrafi konumu, Almanya’nın Avrupa ve dünya siyasetinde yeniden konumlanışını ve jeopolitiğini büyük ölçüde belirliyor. Almanya’nın hem ekonomik hem de siyasal gücünün kaynaklarından biri de sahip olduğu nüfusu ve insan kaynaklarının yanında, coğrafi konumu, yani Avrupa’nın merkezinde oluşudur. Doğu ile batı, güney ile kuzey arasındaki ticaret yolları Almanya’dan geçiyor. Bu merkezi konumu Almanya’yı ayrıca doğu batı, güney kuzey ulaşımının – otoyol ve demir yolları ağının – odağına oturtarak, ülkeyi bir ulaşım ve üretim “merkezi” (hub) haline getiriyor.
Almanya, 19. yüzyılda olduğu gibi, 20. yüzyılın ortalarından itibaren ve özellikle de birleşme sonrası bu coğrafi konumunun da getirdiği avantajla Avrupa’nın en büyük ekonomik ve siyasi gücü durumuna yükseldi. Almanya bugün de hem Avrupa’nın bir nevi “yarı hegemonu”[21]hem de Orta Avrupa’ya ekonomik bakımdan hâkim durumda. Orta Avrupa, Almanya’nın tedarik zincirinin ayrılmaz bir parçası haline gelmesi ve Alman şirketlerinin bu bölgedeki etkinliğinden dolayı, bugün Alman ekonomik bloğunun bir parçasıdır.
Merkez güç[22] olmak, yani coğrafi bakımdan Avrupa’nın merkezinde yer almak, en kalabalık nüfusa ve en güçlü ekonomiye sahip olmak, birçok avantajın yanında bazı dezavantajları da içeriyor. Almanya bu merkezi ve “yarı hegemon” konumundan dolayı 1871 (Alman İmparatorluğu’nun kuruluşu) sonrasında olduğu gibi günümüzde de özellikle kara sınırlarına sahip olduğu – toplam dokuz – komşu ülkeler tarafından bir güvenlik tehdidi olarak algılanmaktaydı. 
Örneğin 19. yüzyıl sonlarında bu devletlerin üçünün – dönemin Türkçesi ile düvel-i muazzama olarak anılan – büyük güç olması (Fransa, Avusturya-Macaristan ve Rusya) Alman devlet yöneticileri arasında iki büyük güç tarafından sıkıştırılma, iki cephede savaş zorunluluğu korkusunu tetikliyordu. Bu da Alman diplomatlarını sürekli ittifak arayışına itiyordu: Bismarck’ın çok yönlü ve dinamik ittifaklar politikası bunun en iyi örneğidir. 19. yüzyılın ikinci yarısındaki Almanya’nın temel stratejisi Fransa’yı izole etmeye, Rusya’yı ise karşısına almamaya yönelikti. Soğuk Savaş döneminde ise temel hedef Sovyetler Birliği’ni dengelemek, Fransa ve İngiltere ile iyi ilişkiler geliştirmek şeklinde idi.
İkinci Dünya Savaşı sonrası Batı ittifakına dahil olmak, Almanya’ya bir güvenlik garantisi sağlıyor, diğer Avrupa devletlerinin ekonomik bakımdan yükselen Almanya karşısında yeniden bir tehdit algısı ve “Alman korkusuna” kapılmalarını engelliyordu. Ancak Sovyet tehdidi Almanya’da bir kuşatılmışlık hissine yol açıyordu. Ayrıca Batı ittifakında yer almak ve bu ittifakın ortak çıkarlarına tabi olmak Doğu Almanya halkını kaderine terk ediyor, ulusal birleşmeyi belirsiz bir tarihe öteliyordu. Artı olası bir bloklar arası çatışma Almanya’yı bir nükleer savaş alanına çevirecekti. Şansölye Willy Brandt hükümeti bu kısır döngüyü doğu açılımıyla (Ostpolitik) kırmaya çalıştı ve bunda büyük ölçüde başarılı oldu. 
Benzeri bir durumun günümüzde de – o dönemden çok daha temkinli bir biçimde – denendiğini, en azından bu tür bir opsiyonun açık tutulmaya çalışıldığını söylemek mümkün. Güncel durumu 1970’lerden farklı kılan bir başka nokta ise o dönemdeki Alman doğu politikasının kutuplar arası yumuşama eğilimi (detente) ile örtüşüyor olmasıydı. Bugün ise tam tersi bir durum söz konusu. Bu yüzden de, özellikle ABD’de, Almanya’nın dış politikasına yönelik eleştiriler artıyor. Berlin’in Batı (Atlantikçilik) ve Doğu (Avrasyacılık) arası denge ve Rusya’ya yakınlaşma politikasını bir opsiyon olarak düşündüğünü şu sebeplere dayanarak söyleyebiliriz:

Yüklə 23,52 Kb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azkurs.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin