Turkiye Klinikleri j psychiatry-Special Topics 2015;8(2)



Yüklə 176,32 Kb.
Pdf görüntüsü
səhifə5/6
tarix20.11.2023
ölçüsü176,32 Kb.
#162756
1   2   3   4   5   6
dunden bugune bilissel terapi psikiyatriozel8-2-2 (1)

ŞEKİL 2: 
Davranışçı terapilerde temel formülasyon.


Kadir ÖZDEL
DÜNDEN BUGÜNE BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI TERAPİLER: TEORİ VE UYGULAMA
Turkiye Klinikleri J Psychiatry-Special Topics 2015;8(2)
17
gruptaki terapiler Kabul ve Kararlılık Terapisi, Bilişsel
Davranışçı Sistem Analizi Terapisi, İşlev Analizi Psiko-
terapisi, Entegratif Davranışçı Eş terapisi ve Diyalektik
Davranış Terapisi’ni içerir. Bu terapiler içinde son dö-
nemde git gide daha popüler hale gelen bir tanesi Kabul
ve Kararlılık Terapisi’dir. Radikal davranışçı yöntemler
yanı sıra sofizmden belirgin şekilde etkilenen bu terapi
yöntemindeki uygulamalar esasen 1918 yılında Japon-
ya’da bir tür sosyal anksiyete bozukluğuna (Taijin kyo-
fusho) uygulanan Morita terapiye çok benzer özellikler
gösterir.
19
BİLİŞSEL TERAPİ VE BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI TERAPİLER 
Her ne kadar bilişsel psikolojiyle ilgili pek çok bulgu öğ-
renmeyle ilgili çeşitli bilişsel faktörleri ön plana çıkart-
maya başlamış olsa da 
Bilişsel Terapi’nin doğuşu bu
kuramların oluşturulduğu akademik ortamlardan çık-
mamıştır. Bilişsel terapinin babaları olarak bilinen iki
bilim insanı Albert Ellis ve Aaron T. Beck psikanalist ola-
rak başladıkları kariyerlerinin bir noktasında birbirle-
rinden habersiz bir şekilde çok benzer uygulamalara
girişirler. Her iki uygulamanın temelinde de kişilerin
duygu ve davranışlarının belirlenmesinde düşünce,
kural, inanç ve tutum gibi bilişsel yapıların merkezî
öneme sahip olması söz konusudur. 
Ellis ve Akılcı Duygulanma 
Amerikalı bir psikolog olan Albert Ellis (1913-2007),
o dönemde Akademi’de psikanaliz okul pek kabul
görmemesine ve analiz derneklerince de tıp doktorları
dışındakiler analiz sürecine kolay kolay kabul edilme-
mesine karşın Karen Horney tarafından analiz edile-
rek psikanalist ve sonrasında psikodinamik terapist
uygulayıcısı olmuştur (1947). Ancak terapi süreci
sonrasında hastalarının çok iyi içgörü kazanmalarına
rağmen çok fazla değişmediklerini fark etmiştir. Psika-
nalitik terapinin etkinliğini sorguladıkça çok temel bir
şeyin eksik olduğunu düşünmüştür. O da, insanın diğer
canlılardan belirgin olarak farklılaştığı yüksek bilişsel
işlevlerinin dikkate alınmamasıdır. Ayrıca, davranış
okuluna göre eğitim alan Ellis daha sonra uyguladığı psi-
kanalitik terapinin ardındaki kuramın temel varsayı-
mıyla klasik davranışçılık arasında çok önemli bir
ortaklık tespit etmiştir. Her iki kurama göre de erken ya-
şantısında bir takım şeylere koşullandırılan birey (örne-
ğin ebeveynin onayını alamama ve kendisine bunun
sonucunda kızılması) daha sonraki yaşantısında bu ko-
şullanmaya uygun şekilde hissedip davranmaya devam
etmektedir (kompülsif tekrarlama nevrozu). Böyle bir
bireye, terapötik ilişki ve aktarım çalışmaları yapılarak,
artık çocuk olmadığı; diğer otorite figürlerinin farklı
özelliklere sahip ayrı bireyler olduğu; dolayısıyla yaşa-
dığı korkunun duruma uygun olmadığı gösterilirse nev-
roz çözülmüş olacaktır. Ancak süreçte çoğu zaman bu
sonuca ulaşılamaz. Çünkü insanlar, aynı uyarıcı tekrar-
lamadığında koşullanması bir süre sonra sönen Pav-
lov’un köpeklerinden farklıdır. Rotter’ın ileri sürdüğü
iç-kontrol odağına sahip kişilerin koşullanmasının dış-
kontrol odağına sahip olanlara göre daha az olması du-
rumuna benzer şekilde insanlar deneyimleri üzerine
yorum yapma, düşünme üzerine düşünme özelliğiyle ya-
şantıların etkisini yok edebilme-azaltma potansiyeline
sahiptir.
2,22,23
Dolayısıyla da terapinin odak noktası bire-
yin düşünceleri ve inançları olmalıdır.
Ellis’in Akılcı Duygu Terapisi veya Akılcı Duygu ve
Davranış Terapisi (Rational Emotive Therapy veya Ra-
tional Emotive Behavioral Therapy) adını verdiği bilişsel
terapi türü yukarıda anlatılan prensiplere dayanıyordu.
Ona göre kişi için önemi olan bir durum (ki bu bir dav-
ranış, düşünce, duygu veya olay olabilir) yine kişi için
önemli olan akılcı olmayan duygusal bir duruma (örne-
ğin kızgınlık yerine öfke, üzüntü yerine depresyon,
makul bir endişe yerine anksiyete) neden oluyorsa
bunun nedeni kişide yerleşik olan akılcı olmayan
inançlardır. Ellis buradan hareketle, davranışçı okulun
kullandığı A-B-C formülasyonunu kendi kuramına uyar-
lamıştır. Buna göre A, aktive edici olayı (A=Activating
event); B, rasyonel olmayan inançları (B=Beliefs) ve C,
kişinin hatalı bir şekilde aktive edici olaya bağladığı ama
aslında akılcı olmayan inançlardan kaynaklanan sonucu
simgeler (C=Consequences of irrational beliefs). Daha
sonraki kuramcılarca da geliştirilen anlayışa göre “sağ-
lıksız duyguların” açığa çıkmasına neden olan akılcı ol-
mayan tüm inançlar dört ana özellikten birini veya
birkaçını içinde barındırır.
23
Bu dört özellik şunlardır:
1) mutlak talep [bu şey şöyle şöyle olmalıdır] 2) talebin
olmaması durumunda sonucun felaket olacağı inancı
3) düşük engellenme eşiği inancı 4) değersizleştirme
inancı. Aslında burada sözü edilen inançlar/inanç özel-
likleri kişinin kendisi, diğer insanlar ve genel olarak dün-
yadan beklentileriyle ilgilidir.
24
Bir başka deyişle bireyin
ıstırabı insanın ve dünyanın olmasını istediği hali ile ol-
duğu hal arasındaki fark ve kişinin bu farkı kabullenme
düzeyi ile belirlenir. Örneğin, çok yardıma ihtiyacı ol-
duğu için arkadaşından borç para istedikten sonra bu is-
teği reddedilen ve sonrasında yaşadığı hayal kırıklığıyla
günlerce çökkün bir duygudurumda kalan kişiyi düşü-
nelim. Kişinin arkadaşlar her durumda elinden gelen


Kadir ÖZDEL
DÜNDEN BUGÜNE BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI TERAPİLER: TEORİ VE UYGULAMA
Turkiye Klinikleri J Psychiatry-Special Topics 2015;8(2)
18
yardımı yapmalıdır; bu olmadığında benim için katlanı-
lamaz bir durumdur; ben böyle bir duruma dayanamam;
zaten ben değersiz biri olduğum için arkadaşım beni
umursamıyor diye bir takım inançları olduğunda bu ya-
şadığı çökkünlüğün yoğunluğunu açıklayabilir. Eğer bu
kişi arkadaşlar bir birlerine mümkün olduğunca yardım
etmelidirler; ama etmezlerse bu durum dünyanın sonu
değildir ve ben buna katlanabilirim ve “bu şekilde dav-
ranması ve hatta beni umursamaması benim değersiz biri
olduğum anlamına gelmez; yalnızca bu durumda beklen-
tim karşılanmamış oldu” diye düşünen/inanan bir kişi
olsa yaşadığı duygu da daha sağlıklı bir üzüntü duygusu
olacaktır. Dikkat edilirse burada kişinin olayla ilgili bi-
rincil değerlendirmesi de aktive edici olay içinde sayıl-
mıştır. Yani “arkadaşının onu umursamadığı” düşüncesi
kişinin yaşadığı sağlıksız duygudurum öncesindeki “A”
kategorisi içinde değerlendirilmiştir. Ellis’in ortaya at-
tığı Akılcı Duygu ve Davranış Terapisi yıllar içinde daha
da geliştirilmiş, kuram içindeki kavramlar rafine edil-
miştir. Ancak psikiyatri alanındaki tanısal sistemle doğ-
rudan bir entegrasyonu olmadığından rahatsızlıklara
özgü formülasyonlara sahip değildir. Bununla birlikte
ana akım bilişsel davranışçı terapiler arasında özellikle
daha derin bilişsel yapıların çalışılmasının gerektiği bi-
reylerde sıklıkla kullanılmaya devam edilmektedir.
Bilişsel Terapi ve Ana Akım Bilişsel Davranışçı Terapilerin Evrimi
Aaron Temkin Beck (1921-) kariyerine Pennsylvania
Üniversitesinde nöroloji bölümünde başlamış ancak
daha sonra psikiyatri uzmanı olan bir tıp doktorudur
(1946). Psikiyatride baskın psikoterapi okulu olan psika-
nalize göre eğitimini tamamlayan Beck davranışçı okul
tarafından ileri sürülen psikanalitik kuramın bilimsel
yöntemleri kullanmadığı eleştirilerine karşılık kuramın
deneysel olarak açıklanabileceğine inanmaktaydı. Bu
amaçla yaygın bir klinik durum olan depresyonu ve bi-
linç dışı materyal olarak da rüyaları seçmiş ve depres-
yonun psikanalitik açıklaması olan kişinin kendine
yönelmiş saldırganlığı çökkünlük içindeki bireylerde
araştırmıştır.
25
Her ne kadar ilk makalesinde elde ettiği
bulguları (depresyondaki hastaların rüya içeriklerinde
kendilerini eziyet çeken, reddedilmiş, yenik, kaybeden,
terk edilmiş temaları belirgin şekilde fazlaydı) gerçek-
ten de öfkenin kişinin kendine dönmesi olarak yorum-
lasa da acı çekme arzusuna dair bir kanıt yoktur. Daha
sonrasında yaptığı daha geniş bir araştırmanın sonu-
cunda verilerin sadece çökkün hastaların kendilerini
kusurlu, hastalıklı ve yalnız görerek acı çektiğini gös-
terdiğini; bu durumun da hastanın yaşantılarıyla
uyumlu olduğu belirlemiştir. Depresyonu bir tür dü-
şünce bozukluğu olarak tanımlayan Beck klinik uygu-
lamalarında kişilerin ifade ettikleri düşüncelere
odaklanarak hastaların bu düşüncelerindeki çarpıklık-
ların düzeltilmesinin tedavi edici etkinliğini gözlem-
lemiştir. Yetmişli yıllarda depresyonun tedavisi için
oluşturulan bu kuram seksenli yıllardan itibaren Clark,
Salkovskis, Scott, Fairburn, Freeman, Burns, Epstein,
Padesky, Rush, Gelenberger, Wells, Wright, Barlow,
Heimberg gibi yazarların katkılarıyla büyüyüp gelişe-
rek bugün pek çok ruhsal rahatsızlığın tedavisinde kul-
lanılır hale gelmiştir.
2
Bilişsel modele göre olgu formülasyonunda kişi
karşılaştığı “nesnel durumu” mevcut bilişsel alt yapısı
nedeniyle çarpıtır. Bu çarpıtma sonucunda ortaya
çıkan “otomatik düşünceler” işlevsiz bir takım duygula-
rın ve çoğunlukla bu duygularla ilişkili davranışların or-
taya çıkmasını sağlar. Bu davranışlar da çoğunlukla
mevcut bilişsel alt-yapının devamına hizmet eder. Bu-
rada kastedilen bilişsel alt yapı 
şemalardır. Bilişsel tera-
pide kullanılan şema kavramı Piaget’nin ileri sürdüğü
şema kavramına benzemekle birlikte bazı farklılıklar da
barındırır. Kişilerin kendisi ve dünya hakkında sahip
olduğu koşulsuz inançlar vardır. Bu inançlar kişinin
kendisini ve dünyayı anlamakta kullandığı kalıplar
olarak hizmet eder. Örneğin “başarılıyım”, “sevilmi-
yorum”, “dünya tehlikeli bir yerdir” gibi düşünceler
aslında “başarılıyım-başarısızım” “seviliyorum-sevilmi-
yorum”, “kabul ediliyorum-edilmiyorum” gibi çiftler ha-
linde bulunduğu ve ruhsal bozukluk durumunda
olumsuz şemaların aktif hale geldiği düşünülür. Kişilik
bozukluğunun olmadığı tipik bir ruhsal hastalık duru-
munda atak döneminde olumsuz şemaların aktif hale
geldiği diğer zamanlarda ise daha çok olumlu şemaların
aktif olduğu söylenebilir.
26
Örneğin selam verdiği bir ar-
kadaşının kendisine yanıt vermemesi üzerine çökkün
hisseden bir kişiyi düşünelim. Eğer bu kişinin değersiz-
lik şemaları kolay aktif hale gelecek bir durumdaysa zih-
ninde “beni önemsemiyor” diye bir düşünce belirecek ve
kişi oldukça çökkün hissedecektir. Dikkat edilirse bura-
daki “beni önemsemiyor” otomatik düşüncesi kişideki
“değersizim” şemasıyla doğrudan ilişkilidir. Değersiz ol-
duğuna dair olan inancı bireyin algısını çarpıtmıştır. Bu
tür çarpıtmalarla ilgili yapılan çalışmalarda depresyonla
ilişkili olarak 10 bilişsel çarpıtma tanımlanmıştır (zihin
okuma, katastrofik görme, ya hep ya hiç tarzı düşünme,
duygudan sonuç çıkartma, etiketleme, zihinsel filtre-
leme, aşırı genelleme, kişiselleştirme, meli malı ifadeleri
ve olumluyu küçük görme).
27,28


Kadir ÖZDEL
DÜNDEN BUGÜNE BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI TERAPİLER: TEORİ VE UYGULAMA
Turkiye Klinikleri J Psychiatry-Special Topics 2015;8(2)
19
Daha sonra mod/durum kavramını ortaya atarak
Beck modeli rafine etmiştir (kapsamlı bilişsel model). Böy-
lelikle şemaların ve modların ayrıntıları daha iyi açıklan-
mıştır. Beck’e göre ruhsal bozukluklar “durum” olarak
kategorize edilebilir. Örneğin, depresif durum ya da
“mod” anksiyete modu gibi. Modlar beklentiler, kendini
değerlendirmeler, kurallar ve bellek içeriğiyle ilgili bir-
çok şemanın karmaşık bir organizasyonudur.
29,30
Kapsamlı
Bilişsel Modele göre günlük ruhsal sorunlar ve klinik bo-
zukluklar normal uyumsal işlevin varyantlarıdır. Uyum-
sal işlevle uyumsal olmayan arasındaki fark çoğunlukla
niceldir ve bilgi işleme süreçlerindeki yanlılığın artışının
bir sonucu gibi görünmektedir. Uyarıcıların, düşüncelerin
ve beklentilerin saklanan bilişsel temsilleri olan 
bilişsel
şemalar, bilgi işleme sistemlerini kontrol eder. Herhangi
bir şema aktive olduğunda kişide ilgili inanç/temel-inanç-
tan kaynaklanan bir “anlam” yaratılır ve ortaya çıkan bu
anlam diğer biliş, duygulanım (affective), motivasyon ve
davranış sistemleriyle karşılıklı etkileşime girer. Yanlı
inançlar her zaman tamamen uyumsal olanla tamamen
uyumsal olmayan iki uç arasında bir yerde yer alır. Bu
inançlar durumsal veya mutlak olabilirler (örn., çok çalı-
şırsam başarılı biri olurum veya her durumda başarısız bi-
riyim). Bizim biliş, duygulanım, motivasyon ve davranış
ile ilgili sistemlerimiz temel ihtiyaçlarımızı karşılamak ve
bizi fiziksel ve kişilerarası zarardan korumak üzere strate-
jiler oluşturmak için çalışır. Bilişsel formülasyona göre ki-
şinin işlevsiz şeması aktive olur. Böyle olduğunda kişinin
dikkati şemayla ilgili konuya odaklanır, olayı şemanın et-
kisinde değerlendirir ve bunun sonucunda bir duygu or-
taya çıkar. Bununla birlikte ortaya çıkan duyguyla ilgili
başa çıkma stratejisi belirlerken ve yaşanan duygu ve dü-
şüncelerle ilgili ikincil değerlendirmeler (meta-emosyon
ve meta-bilişler) de şemanın etkisindedir (Şekil 3).
SONUÇ
Bilişsel davranışçı terapiler bilimsel yöntemlerin psiko-
terapi alanında kendini gösterdiği bir çok kuram ve uy-
gulamayı içinde barındıran bir çatı kavramdır. İlk olarak
davranışçı okulun bulgularıyla klinik uygulamalara dö-
nüşen öğrenme ilkeleri, daha sonrasında bilişsel kuram-
larla zenginleşmiştir. İki önemli kuramın bir araya
gelmesi psikoterapi alanında nadir görülen olgulardan
olduğundan psikoloji alanındaki bu birleşme tarihi bir
öneme sahiptir. Kanıta dayalı tüm verileri değerlendir-
meye açık olması bilişsel davranışçı terapilerin belki de
en güçlü yanıdır. Her ne kadar bu bilimsel vurgu yanlış
bir şekilde bilişsel davranışçı terapilerin mekanik olarak
algılanmasına neden olsa da Rogerian terapi ilkeleri ve
terapi-danışan ilişkisinin BDT’nin temelinde yer aldığını
unutmamak gerekir.

Yüklə 176,32 Kb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azkurs.org 2025
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin