Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi 28 (1): 29-32, 2002



Yüklə 88,36 Kb.
Pdf görüntüsü
tarix26.02.2017
ölçüsü88,36 Kb.
#9706

Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi 

28 (1): 29-32, 2002 

 

29

 

DERLEME 


 

Tıp Eğitiminde Dil: I 

Önemi, Gelişmesi ve Geleceği  

 

N. Şimşek CANKUR* 

* Doç. Dr., Uludağ Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Anatomi Anabilim Dalı 

 

ÖZET 

Tıbbî terminoloji binlerce yıl içinde şekillenmiştir. Önemli bir özelliği konuşma dilinden farklı bir yapıda olmasıdır. Günümüzde tıp eğitimi dilinin 

nasıl olması gerektiği tartışma konusu olmaktadır. Bu çalışma,  tıp eğitiminde kullanılan dilin temel özelliklerinin, uluslar arası alandaki tarihsel 

gelişiminin ortaya konulmasını, günümüzde ve yakın gelecekteki durumunun tartışılmasını amaçlayarak hazırlanmıştır. İngilizce’nin giderek artan 

baskısının tıp alanındaki etkileri de irdelenmeye çalışılmıştır.  



Anahtar Kelimeler:Tıp Eğitimi. Terminoloji. Eğitim Dili 

Language in Medical Education: I 

Importance, Development and Future 

SUMMARY 

Medical terminology has been formed in a few thousands of years. Being different in structure from the daily language is an important feature of 

medical terminology. Recently,  the language of medical education has been a matter of debate. This study is prepared in order to discuss the basic 

structure of medical terminology, its international historical development and also its situation for now and the future. The effects of the growing 

influence of English have further been discussed. 

Key Words: Medical Education. Terminology. Language of Education 

 

Neden Bilimsel Dil Birliği? 

Bilimi  ilerletebilmek,  yeniyi  üretebilmek  için  ulusal 

dilin;  bilimsel  ortamda  iyi  iletişim  için  uluslar  arası 

bilim dilinin varlığı ve kullanılması gereklidir

1

. Bilimin 



ilerleme hızını etkileyen önemli etmenlerden bir tanesi, 

kendisini  bilime  adamış  olanların  karşılıklı  etkileşimi-

dir

2

.  Bu  etkileşim  çok  aşamalıdır.  Bu  aşamalar  yeni 



fikirlerin  yaratılmasını,  bu  fikirlerin  olgunlaşmasına 

katkıda  bulunacak  olumlu  ya  da  olumsuz  görüşlerle 

yoğurulmasını,  “doğru”  olarak  nitelenen  bir  son  ürün 

elde  edilmesini  ve  bu  ürünün  insanlığın  hizmetine  su-

nulmasını içerir. Bu aşamaların hepsinde bilimi üreten-

ler  arasında  karşılıklı  iletişim  kurulması  zorunluluğu 

vardır.  Bu  iletişimi  kurabilmenin  yolu  da  uygun  termi-

nolojik ortamın varlığına bağlıdır. Bilimi yönlendirenler 

karşılıklı  olarak  aynı  bilimsel  dili  kullandıkları  zaman 

konuşma dilindeki farklılıkların, sosyal ve kültürel fak-

törlerin  etkisinden  kurtulmakta;  aralarında  kurulan  bu 

hızlı iletişim de bilimin gelişmesine katkıda bulunmak-

tadır.  

 

Geliş Tarihi: 13.02.2002 



Kabul Tarihi: 22.03.2002 

 

Uludağ Üniversitesi, Tıp Fakültesi,  



Anatomi Anabilim Dalı 

16059, Görükle/Bursa 

e-mail: cankur@uludag.edu.tr 

 

Bilimsel Dilin Konuşma Dilinden Farkı Nedir? 

Bilimsel  dilin  en  önemli  özelliklerinden  bir  tanesi  bili-

min kendine has ve genellikle günlük kullanımda olma-

yan  farklı  terimleri  içermesidir.  Bu  terimlerin  öğrenil-

mesi bilimin öğrenilmeye başlandığı ilk anda çok daha 

yoğun olmak üzere eğitimin tüm aşamalarında, mesleki 

ya da akademik yaşamda süreklilik gösterir. 

Bir  bilim  dalında  öğrenme  ve  uygulama  başarısının 

başlangıç noktası, o bilim dalına ait dilin öğrenilmesin-

deki başarı ile doğru orantılıdır. Bilimsel dili öğrenmek 

her  ülke bireyi  için değişen oranda  sıkıntı çekmeyi  ge-

rektirir.  Bu  sıkıntı  milliyeti  ne  olursa  olsun  bilimsel 

dilin herkes için yabancı bir dil olmasındandır. 

Tıp için özelleştirilirse, günlük konuşma dili Lâtin alfa-

besine dayanan ülkelerde bilim yapanların karşılaşacak-

ları zorluk düzeyi oldukça düşüktür. Tıbbî terminolojide 

kullanılan  çok  sayıdaki  terim  konuşma  dilinde  de  yer 

almaktadır. Türkiye gibi Lâtin alfabesini sonradan seçen 

ve  kendi  ana  dilindeki  karşılık  sayısı  fazla  olmayan 

ülkelerde  bilimsel  dili  öğrenmek  daha  yoğun  çaba  har-

camayı  gerektirir.  Lâtin  harflerini  yalnızca  bilimsel  dil 

amaçlı kullanan toplumlarda ise öğrenmenin tam olarak 

sağlanması  daha  da  güçtür.  Öğrenme  döneminde  elde 

edilen temel terminolojik dağarcık, gelecekteki başarıyı 

belirleyen ilk ve en önemli unsurdur

2



Bilimsel dili öğrenmede genellikle uygulanan yol, yeni 



terimlerin bir kalıp halinde alınması ve ezberlenmesidir. 

İkinci  öğrenme  yolu  ise  terimlerle  birlikte  konuşma 



N.Ş. Cankur 

 

30

dilindeki  karşılıklarının  da  öğrenilmesidir.  Birinci  yön-

temde elde edilen bilgilerin kalıcı olması için sık tekrar 

yapmak  gerekirken;  ikincisinde  akılda  kalma  süresi 

daha uzun olmaktadır. Bilimsel dilin gramer özellikleri-

nin de öğrenilmesi kolaylaştırıcı ancak zorunlu olmayan 

bir  uygulamadır.  Öğrenci  bu  yolla  terimlerin  anlamını, 

oluşma şeklini, kullanım özelliklerini ve sonuçta konu-

nun bütünlüğünü uzun süreli ya da kalıcı bilgiler şeklin-

de özümseme şansına sahip olabilmektedir

2



Terim  

Terim  sözcüğü,  Türkçe’deki  kullanım  karşılığı  olarak 

değişik bilim, sanat ya da meslek dallarının uzun yıllar 

içinde  üretilmiş  ve  geniş  kullanım  alanı  bulmuş  olan 

özel  sözcükleri  şeklinde  tanımlanabilir

3

.  Anlamı  değiş-



meyen,  tek  başına  ya  da  cümle  içinde  kullanıldığı  her 

konumda  aynı  anlamı  veren  ve  bilimsel  olarak  başka 

karşılığı  olmayan  sözcük  demektir.  Köken  olarak  son, 

uç,  sınır  anlamındadır  (Gr.  terma,  L.  terminus,  İng. 

term).  Türkçe’de  derlemek  fiilinin  eski  kullanımı  olan 

dermek  sözcüğünden  türetilmiştir

2

.  Eş  anlamlı  karşılığı 



“ıstılah”;  kullanılan  Türkçe  içinde  en  yakın  anlamlı 

sözcük ise “tabir”dir.  

Konuşma dilinde bir sözcüğün birden çok anlamı olabi-

lir.  Bunlardan  bir  tanesi  temel;  diğerleri  yan  anlamlar-

dır. Aynı sözcük bilimsel dilde belirli bir kavramı, olu-

şumu ya da bölümü ifade ediyorsa terim olarak nitelen-

dirilir. Örneğin bacak ve ayak sözcüklerinin yazılışı ve 

söylenişi farklıdır ama eş anlamlı sözlük karşılıkları bire 

bir örtüşmektedir (ayak, dayak, destek, dayangaç, kaide 

ve sehpa). Bu sözcüklerin tıbbî terminolojideki kullanım 

şekli  ise  çok  farklıdır.  Her  ikisi  de  (crus,  pes/pedis) 

insan vücudunun değişik bölümlerini belirten ve anlam 

karışıklığı  yaratmadan  kullanıldığı  her  ortamda  aynı 

yapıyı akla getiren, ek anlamlarından arınmış ayrı birer 

terimdir.  

Tıbbî Terminolojinin Tarihsel Gelişimi ve 

Anatominin Etkisi 

Terminoloji sözcüğü, bir bilim ya da sanat dalının kul-

landığı  terimler  topluluğunu  belirtir.  Grekçe  kökenli 

bileşik  bir  sözcüktür  (terminologia).  Lâtince’de  isim 

verme, adlandırma anlamına gelen nomenklatür sözcüğü 

de  terminoloji  yerine  kullanılmaktadır  [nomen  –  isim; 

nomenclatoris - karşılaştıkları kimsenin adını efendisine 

söyleyen  köle]

4

.  İsim  sözcüğünün  çoğul  ifadesi  olan 



nomina  ise  ilgili  bilim  ya  da  sanat  dalında  kullanılan 

bütün terimlerin listelenmiş halidir. Örneğin hekimlikte 

kullanılan  sözcüklerin  büyük  bölümünü  oluşturan  ana-

tomi  terimleri,  Nomina  Anatomica  (NA);  histoloji  te-

rimleri, Nomina Histologica (NH); embriyoloji terimleri 

de  Nomina  Embryologica  (NE)  olarak  anılırlar

2

.  Tıbbî 



terimler bilimsel yakınlık gösteren eczacılık, diş hekim-

liği, veteriner hekimlik, biyoloji gibi bilim dallarında da 

sıklıkla kullanılırlar. 

Tıp  ile  ilgili  terimler  ilk  çağlardan  günümüze  kadar 

belirli  bir  evrim  geçirerek  şekillenmiştir.  Bu  terimlerin 

ortaya çıkması ile ilgili yazılı kayıtların eski Mısır dille-

rine  ait  olduğu,  kısa  zaman  sonra  onun  yerini  Grek-

çe’nin aldığı görülmektedir. Özellikle M.Ö. 5. – M.S. 3. 

yüzyıllar  arasında  tanımlanmış  olan  hemen  tüm  tıbbî 

terimlerin  Grekçe  olduğu;  Roma  İmparatorluğunun 

gelişmesi  ile  tıbbî  terminoloji  dilinin  de  Lâtince’ye 

dönüştüğü  kabul  edilmektedir.  Ancak  bütün  oluşumlar 

ya  da  hastalıklar  için  Lâtince  karşılık  belirlenmemiş, 

Grekçe terimlerin bir bölümü değişmeden kullanılmaya 

devam etmiş, diğer bir bölümü de Lâtince gramer kural-

larına  uydurularak  Lâtinceleştirilmiştir.  Günümüze 

kadar  sık  tekrarlamalar  yapılarak  sürekli  bir  gelişim 

gösteren  tıbbî  terminoloji  uluslar  arası  bir  nitelik  ka-

zanmıştır. Dünya üzerindeki bütün hekimlerce kullanılır 

hale gelmesi de tıbbî alanda iletişimin hızlanmasına ve 

bu  yolla  hızlı  gelişmeler  sağlanmasına  yol  açmıştır. 

Kuşkusuz  ki  orta  çağdaki  Avrupa  tıbbının  gereksinim 

listesinde bulunmayan çok sayıdaki tıp terimi günümüz 

terminolojisi  içinde  yer  bulmuştur

5

.  Bu  yeni  terimler, 



yüzlerce  yıl  boyunca  Grekçe  ve  Lâtince  köken  üzerine 

oturtularak çağımıza uydurulmuştur. 

Tıbbî terminolojinin şekillenmesinde yaşadığı dönemde 

ünlü  birer  hekim  olan  bazı  bilim  adamları  ön  plana 

çıkmaktadır

2,6


.  Günümüzde  kullanılan  terimlerin  bir 

bölümü  Hippocrates  zamanından  (M.Ö.  460-377)  kal-

madır. Örneğin, acromion, bronchus, peritoneum terim-

leri  ve  kafatası  kemikleri  ile  ilgili  tanımlamalar  değiş-

meden  kullanılmakta  hatta  bir  bölümünün  hiçbir  dilde 

karşılığı  bulunmamaktadır.  Aynı  dönemin  bir  diğer 

bilim adamı olan Aristoteles (M.Ö. 384-322) ise aorta, 

pancreas,  diaphragma  gibi  sözcükleri  terminolojiye 

kazandırmıştır.  

Tıbbî  terminoloji  denildiğinde  akla  gelen  iki  önemli 

isimden  bir  tanesi  çeşitli  hastalıkların  tanı  ve  tedavi 

yöntemlerini tanımlayan Pergamon (Bergama) doğumlu 

Galenos’tur (130-201). Ünlü bir hekim ve düşünür olan 

Galenos,  Roma’ya  yerleşmiş,  Lâtince  bilgisi  olmadığı 

için Grekçeyi kullanmış ve bu dilin tıp alanındaki etki-

sini  yaygınlaştırmıştır.  Galenos,  insan  hastalıklarının 

tanı  ve  tedavisinin  yanı  sıra  çok  sayıda  hayvan 

disseksiyonu  yaparak  hastalıkların  oluşum  nedenini 

araştırması ve anatomik yapının tanımlanmasına büyük 

katkı sağlaması nedeni ile döneminin en ünlü anatomisti 

olarak da anılır. Grekçe hazırladığı ve temelde Anatomi 

terimlerinden  oluşan  terminoloji  orta  çağ  sonlarına  ka-

dar  hiç  değişmeden  kullanılmış,  büyük  bölümü  günü-

müze kadar ulaşmıştır. Periferik sinirler, kaslar, eklem-

ler  üzerine  gözlemler  yapmış  ve  coccyx,  epiphysis, 



pylorus, thymus gibi terimleri tanımlamıştır. Günümüz-

de  hastalıkların  gözlem,  sağaltım  ve  sınıflandırılmasını 

konu  alan  klinik  tıbbî  dilin  Grekçe  ağırlıklı  olması, 

Galenos’un  kurduğu  tıp  ekolünün  16-17.  yüzyıllara 

kadar etkisini sürdürmesinden kaynaklanmaktadır. İsmi, 

Cladius  Galenius  olarak  Lâtinceleştirilmiş  olsa  bile 

Galenik  felsefe  ve  Grekçe  baskınlığı  bin  yıldan  fazla 

sürdürülmüştür.  Galenik  bakış  açısının  eksik  kalan  bir 

yönü,  karşılaştırmalı  anatomi  (anatomia  comparativa) 

çalışmalarının  yapılamamış  olmasıdır.  Bu  nedenle  çok 

sayıda yanılgı ortaya çıkmıştır

6

. Örneğin kalın bağırsak-



ların  bir  bölümünü  oluşturan  rectum,  sözcük  karşılığı 

olarak  düz,  dosdoğru,  eğrilme  göstermeyen  anlamında-

dır. Bazı hayvan türleri için geçerli olan bu tanımlama, 


Tıp Eğitiminde Dil: I 

 

31

rectum’un işlevsel olarak büyük öneme sahip bir kıvrım 

yapması nedeniyle insanlar için yanlıştır. 

Kilise  baskısı  nedeni  ile  16.  yüzyıla  kadar  belirgin  bir 

gelişme göstermeyen tıbbî terminoloji, pozitif bilimlerin 

bu baskıdan kısmen kurtulması ile yenilenme çalışmala-

rına sahne olmuştur. Jacobus Sylvius çok sayıda oluşu-

ma  isim  veren  ilk  kişidir.  Aynı  dönemde  yaşayan 

Andreas  Vesalius  (1514-1564)  kilise  tarafından  yasak-

lanmış olmasına rağmen insan ölüsü üzerinde çalışmalar 

yaparak  vücudun  bilinmeyenlerini  araştırma,  ortaya 

koyma mantığını insanlığa sunmuştur

2, 7


. Mezarlıklardan 

ceset  çalması  nedeni  ile  aforoz  edilmiş,  saray  hekimli-

ğinden  alınarak  sürgüne  gönderilmiş  olmasına  karşın 

bilimsel  düşüncesinden ödün  vermemiştir.  Çağdaş  ana-

tominin kurucusu sayılan Vesalius, çok sayıda eş anlam-

lı terimin bilimsel kargaşa yarattığını tespit ederek belir-

li  bir  düzenleme  ve  daraltma  yapma  yolunu  seçmiştir

2



Onun  bu  özelliği  tıbbî  terminolojinin  sadeleşmesi  yo-

lundaki  ilk  adımları  da  oluşturmaktadır.  “De  Humani 

Corporis  Fabrica”  adlı  yedi  kitaptan  oluşan  eseri  ve 

çizimleri  insan  vücudunu  öğrenenler  için  19.  yüzyıl 

ortalarına  kadar  en  önemli  kaynak  olmuştur.  Andreas 

Vesalius, hekimlik yanından çok anatomist olma özelli-

ği ile ön plana çıkmış, çalışmalarını dinî ve siyasî otori-

tenin  resmi  dili  olduğu  için  Lâtince  yapmıştır.  Bu  ne-

denle de anatomi terimlerinin temel dayanağı Lâtince ya 

da  Lâtince  dil  bilgisi  kurallarına  uyarlanan  Grekçe  ol-

muştur.  

Tüm tıp bilimleri içinde ilk gelişen ve diğer dalları etki-

leyen bilim dalı anatomidir

8

. Diğer tıp dallarında kulla-



nılan  terimlerin  çoğunluğunu  da  anatomi  terimlerinin 

türevleri oluşturmaktadır. Yüzyıllar boyu tıbbî termino-

lojinin özünü oluşturan anatomi terminolojisi Lâtincenin 

kullanılması ile 20. yüzyılda uluslar arası standart bir dil 

halini almıştır

9

. Lâtincenin seçilme nedenlerinin başında 



yaşayan  bir  dil  olmaması,  ülkeler  arası  siyasi  hareket-

lerden  etkilenmeyeceğinin  düşünülmesi  gelmektedir. 

Anatomi  bilimcileri,  terimlerini  uluslar  arası  kurultay-

larda  ve  uzun  süren  çalışmalarla  belirleyen  ilk  tıp  dalı 

olma unvanını da almışlardır

8



Tıbbî  bilimlerin  ilerlemesine  paralel  olarak  kullanılan 

terim sayısı da büyük bir hızla artmış, 19. yüzyıl sonla-

rında kullanımda olan ve dolayısı ile öğrenilmesi zorun-

luluğu  bulunan  30.000  kadar  terim  ortaya  çıkmıştır. 

Büyük  bölümü  farklı  dillerden  terminolojiye  katılan  eş 

anlamlı  terimler  ya  da  o  dillerdeki  çekim  karşılıkların-

dan  oluştuğu  için  öğrenilmesinde  güçlüklerle  karşıla-

şılmış  ve  sadeleştirme  yapılması  zorunlu  bir  hal  almış-

tır

2



Tıbbî terminolojinin tüm dünyada yerleşmesini ve stan-

dartlaşmasını 

amaçlayan 

ilk 


girişim 

Alman 


anatomistlerinin  öncülüğünde  gerçekleştirilen  Nomina 

Anatomica’nın  oluşturulmasıdır.  Alman  Anatomi  Der-

neği’nin  girişimleri  ile  ilk  olarak  1895  yılında  farklı 

Avrupa  ülkelerinden  bilim  adamları  Basel  (İsviçre) 

kentinde kapsamlı bir çalışma yapmışlar ve saptadıkları 

4500  kadar  Lâtince  terimin  insan  vücudunun  çıplak 

gözle  görülebilen  bölümlerinin  tanımlanmasında  esas 

alınmasını  önermişlerdir.  Bu  toplantıda  oluşturulan 

listeler  ilk  Nomina  Anatomica’yı  oluşturmuştur  (Basel 

Nomina  Anatomica’sı-BNA).  BNA,  günümüz  anatomi 

terimlerinin  çok  büyük  bir  bölümünü  ve  çok  sayıda 

klinik terimin kökenini oluşturmaktadır. BNA, Almanca 

konuşulan  ülkelerde,  İtalya’da,  Kuzey  Amerika  ve  bü-

tün Lâtin Amerika ülkelerinde kabul görmüştür. İngiliz 

ve Fransız anatomistleri BNA çalışmalarına katılmamış 

ve sonuçlarını benimsememişlerdir. BNA tıbbî bilimler-

de terminoloji ile ilgili yapılan ilk uluslar arası toplantı 

olmuştur.  

İngiltere  ve  Kuzey  İrlanda  Anatomi  Derneği  üyeleri 

kendi dillerinde karşılığı olan terimleri belirleyerek yeni 

bir  liste  düzenlemesi  yoluna  gitmişlerdir  (Birmingham 

Revizyonu-BR, 1933). 

Kırk  bir  yıl  geçerliliğini  sürdüren  BNA’dan  sonra  yine 

Alman  Anatomi  derneği’nin  öncülüğünde  ikinci  kez 

yapılan  (Jena  -  Almanya  1935)  toplantılara  İngilizler 

katılmamış,  ancak  alınan  kararların  bir  bölümünü  be-

nimsemişlerdir. Çok sayıda Asya ülkesi de 1936 yılında 

yayınlanan Jena Nomina Anatomica’sını (JNA) benim-

semiştir. JNA ile özellikle anatomik duruş, pozisyon ve 

yön  terimleri  belirlenmiş,  terminolojideki  İngilizce 

terimler  büyük  oranda  çıkartılmıştır.  Lâtinceyi  temel 

alan  Alman  ekolü,  tıbbî  terminolojinin  Almanca’ya 

dönüştürülmesinden  çok  disiplinli  ve  yoğun  çalışmayı 

önde  tutarak  tıbbî  bilimlerin  gelişmesine  ivme  kazan-

dırmıştır. 

Dünya  anatomistleri  Beşinci  Uluslar  arası  Anatomi 

Kongresi’nde (Oxford-İngiltere, 1950) yeniden bir araya 

gelmişler  ve  ilk  kez  yalnızca  terminoloji  üzerine  çalış-

malar  yapan  “International  Anatomical  Nomenclature 

Committee” (IANC) isimli uluslar arası bir gurup oluş-

turmuşlardır. Bu gurubun yaptığı çalışmaların sonuçları 

1955  Paris-Fransa  toplantısından  sonra  Paris  Nomina 

Anatomica’sı  (PNA)  adıyla  yayınlanmıştır.  PNA,  dik 

duruşun değişmez bir kavram olmasını ve çok sayıdaki 

eponim  terimin  artık  terk  edilmesini  benimsemiştir. 

PNA’dan  sonra  yaklaşık  beş  yılda  bir  düzenlenen  NA 

toplantılarının  sonuçları  izleyen  yıllarda  yayınlanarak 

tüm Dünya ülkelerinde yaygın olarak kullanılmıştır.  

Sekizinci ve Dokuzuncu Uluslar arası Anatomi Kongre-

leri  (Wiesbaden-Almanya,  1965  ve  Leningrad  [St. 

Petersburg]-Rusya,  1970),  Nomina  Histologica  (NH), 

Nomina  Embryologica  (NE)  ve  Nomina  Anatomica 

Veterineria (NAV) ile ilgili ilk çalışmaların başlatıldığı 

ve  sonuçlarının  sunulduğu  toplantılardır.  Histoloji  ve 

Embriyoloji ile ilgili bazı yeni terimler bu yolla Nomina 

Anatomica’ya eklenmişlerdir.  

Yirminci yüzyılın sonlarında IANC’nin işlerliğini yitir-

mesi ve İngilizce’nin siyasi güç dili haline gelerek dün-

ya  anatomistleri  üzerinde  baskı  unsuru  oluşturması 

nedeni ile Uluslar arası Anatomi Birlikleri Federasyonu 

(International Federation of Associations of Anatomists-

IFAA) tarafından yeni bir çalışma gurubu oluşturulması 

kararı  alınmıştır

9,  10


.  Anatomi  Terminolojisi  Birleşik 

Komitesi  (Federative  Committee  on  Anatomical 

Terminology-FCAT),  (Rio  de  Janeiro-Brezilya,  1989) 

kurularak 1990-1998 yılları arasında yapılan 14 toplantı 

sonrasında  “Terminologia  Anatomica  -  International 

Anatomical Terminology” adlı çalışmayı yayınlamışlar-



N.Ş. Cankur 

 

32

dır

10

. Günümüzde terminoloji ile ilgili en yaygın kulla-



nılan kaynaktır. Önemli özelliği Lâtince terimlerin genel 

kullanımda  yer  alan  İngilizce  karşılıklarından  oluşan 

yeni bir liste içermesidir. Bu gelişme İngilizce’nin bilim 

dilindeki  üstünlüğünü  ortaya  koymaktadır.  Aynı  guru-

bun  çalışmaları  Histoloji,  Embriyoloji,  Veterinerlik 

Anatomi ve Histolojisi ve Antropoloji terimleri üzerinde 

devam etmektedir. 

Lâtin Dili Nedir? 

İtalya’nın  orta-batı  bölgesinde  yer  alan  ve  daha  sonra 

büyük  bir  imparatorluğa  başşehir  olan  Roma  kentinin 

kurulduğu alan Latium ismi ile bilinir. Lâtin dili başlan-

gıçta  bu  bölge  halkının  kullandığı  dar  kapsamlı  bir  dil 

iken zamanla gelişen Roma’nın zengin içerikli dili hali-

ne gelmiştir

2, 11


. Roma şehir devletinin giderek büyüme-

si  ve  güçlenmesi  ile  M.Ö.  3.  yüzyıldan  itibaren  batı 

Akdeniz  ülkelerinde  ve kıt’a  Avrupa’sında  en  çok  kul-

lanılan  dil  olmuştur.  On  altıncı  yüzyıldaki  yenileşme 

hareketlerinden  etkilenmiş  ve  matbaanın  geliştirilme-

sinden  sonra  kullanılmamaya  başlamıştır.  Ortadan 

kalkmasındaki  esas  neden  dilin  kendi  özellikleri  değil, 

Roma’nın siyasi ve dini otoritesinin yıkılmış olmasıdır.  

Lâtin dilinin kökeni binlerce yıl öncesine (M.Ö. 1100), 

Orta  Doğu  topluluklarından  Kuzey  Sami  Diline  kadar 

uzanmaktadır

2

.  Latium  bölgesinde  kullanılan  Lâtin 



alfabesi  21  tanesi  Etrüsk  alfabesinden  alınan  23  temel 

harften oluşmaktadır. Orta Çağ döneminde I harfi I ve J; 

V harfi de U, V ve W olarak ayrıştığı için 26 harfe ula-

şılmıştır.  Lâtince’de  Y  ve  Z  harflerinin  kullanıldığı 

sözcükler yalnızca Grekçe’den bu dile katılmış olanlar-

dır. 


Lâtin dilinin gelişmesinde çevre ülkelerde kullanılan dil 

ve  gramer  kurallarının  etkisi  büyüktür.  Eski  Mısır  dili, 

Arapça  ve  özellikle  Grekçe  sözcüklerin  Lâtince’ye  ka-

tılması,  bu  dillerin  seslendiriliş  özelliklerinin  Lâtince 

gramer  kurallarına  uydurulması  sonucunda  çok  zengin 

bir dil halini almıştır. Lâtin dili, Orta Çağ boyunca Ro-

ma  İmparatorluğunun  hakim  olduğu  tüm  ülkelerde  en 

yaygın  kullanılan  sanat,  bilim  ve  yazın  dili  olmasının 

yanı sıra Katolik Kilisesinin de resmi dili olmuştur.  

Lâtince  günümüzde  yaşayan  bir  dil  değildir

7

.  Yirminci 



yüzyılın ikinci yarısına kadar Katolik Kilisesi için resmi 

dil  olarak  kullanılması  nedeni  ile  güncelliğini  sürdür-

mektedir.  Ayrıca  sanatsal  ve  bilimsel  terminolojide  de 

çok  yaygın  olarak  kullanılmaktadır.  Hint-Avrupa  dil 

ailesinin  bir  üyesi  olan  Lâtince,  günümüzde  kullanılan 

İtalyanca,  Fransızca,  İspanyolca,  Portekizce,  Romence 

gibi  çok  sayıdaki  Roman  dilinin  atası  konumundadır. 

Germen dilleri ile de yakın bir bağlantısı vardır.  



Ortak Bilim Dilinin Geleceği 

İkinci Dünya Savaşından sonra özellikle Amerika Birle-

şik  Devletleri’nin  siyasi  ve  ekonomik  gücü  sayesinde 

gelişme  ortamı  bulan  İngilizce,  bilimsel  alanda  en  çok 

kullanılan  dil  halini  almıştır.  İngilizce  kullanımı  19. 

yüzyıldaki  Fransızca  ile  20.  yüzyılın  ilk  yarısındaki 

Almanca  hakimiyetine  son  vermiştir.  İngilizce  konuşu-

lan ülkelerin Dünya siyasi yelpazesindeki yerine bakıla-

cak  olursa,  bu  dilin  bir  süre  daha  etkisini  sürdüreceği 

hatta  güçlenmeye  devam  edeceği  de  düşünülebilir.  Ta-

rihsel  gelişim  içinde  Grekçe,  Lâtince  ya  da  diğer  Batı 

dilleri  nasıl  etkili  hale  gelmiş  ise  İngilizce’nin  günü-

müzde  ulaştığı  konum  da  aynıdır.  Bilimsel  alanda  en 

çok kullanılan dil olması dışında “bilim dilinin İngilizce 

olması”  konusu  da  tartışılmaktadır.  Bilimde  verimli  ve 

üretken olmanın ilk koşulu duygu ve düşüncelerin açık, 

net  ve  belirgin  bir  şekilde  filizlenebilmesidir.  Bu  ise 

ancak kişinin kendi anadilinde olanaklıdır

1

. Eğer Dünya 



üzerindeki bilim ile uğraşan bütün insanlar anadili ola-

rak İngilizce’yi kullanmaya başlarsa “bilim dili İngiliz-

ce’dir”  demek  doğru  olabilir.  Unutulmaması  gerekir  ki 

tarihsel  gelişimin  kaçınılmaz  sonucu,  günün  birinde 

İngilizce’nin  de  önemi  giderek  gerileyen  dillerden  biri 

haline dönüşeceğidir. Tek bilinmeyen bunun gerçekleş-

me sürecidir. 

Teşekkür 

Çalışmayı  değerlendirme  nezaketi  gösteren  Uludağ 

Üniversitesi  Tıp  Fakültesi’nin  değerli  bilimcileri,  Tıp 

Tarihi  ve  Deontoloji  Anabilim  Dalı  Başkanı  Prof.  Dr. 

Ayşegül  Demirhan-Erdemir,  Histoloji  ve  Embriyoloji 

anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Şahin A. Sırmalı, Ana-

tomi Anabilim Dalı Öğretim Üyeleri Doç. Dr. İlknur Arı 

ve Yard. Doç. Dr. M. Ayberk Kurt’a katkılarından dola-

yı teşekkür ederim.  

Kaynaklar 

1. 


Terzi  C.  Toplum  Sağlığına  Bir  Köprü  Tıp  Eğitimi.  İstan-

bul:İletişim Yayınları; 2001. 

2. 

Toprak  M,  Akkın  SM.  Genel  Anatomi  Terminolojisi  ve  Kulla-



nım Özellikleri. İstanbul:İstanbul Üniversitesi Basımevi ve 

Film Merkezi; 1993. 

3. 

Parlatır İ, Gözaydın N, Zülfikar H, Aksu T, Türkmen S, Yılmaz 



Y.  Türkçe  Sözlük.  Ankara:Türk  Tarih  Kurumu  Basımevi; 

1998. 


4. 

Kabaağaç  S,  Alova  E.  Latince  Türkçe  Sözlük.  İstanbul:  Sosyal 

Yayınlar; 1995. 

5. 


Zeren  Z.  Lâtince-Türkçe-Osmanlıca  Anatomi  Sözlüğü  ve  Türk 

Anatomi Terimleri. İstanbul:Hüsnütabiat Basımevi; 1946. 

6. 

Saylam  C.  Medikal  Terminoloji.  İzmir:Ege  Üniversitesi  Bası-



mevi; 1999. 

7. 


Dorland  WAN.  Dorland's  Illustrated  Medical  Dictionary.  29  th 

edition. Philadelphia: Harcourt I.E. WB Saunders; 2000. 

8. 

Hatiboğlu  MT,  Turgut  HB.  Anatomi  Terimleri  Söyleyiş  ve 



Yazım Kılavuzu. Ankara: SBAD Yayınları; 1996. 

9. 


Whitmore  I.  Anatomical  terminology  in  modern  medical 

education. 

XVIth 

International 



Symposium 

on 


Morphological  Sciences  Abstracts  Book;  Sun  City,  South 

Africa; 2001. 38. 

10.  Whitmore  I.  Terminologia  Anatomica-International  Anatomical 

Terminology, Thieme, Stuttgart: Federative Committee on 

Anatomical Terminologia; 1998. 

11.  Rohde  G,  Sinanoğlu  S.  Lingua  Latina,  Latince  Ders  Kitabı. 



Ankara: I. Milli Eğitim Basımevi; 1948. 


Yüklə 88,36 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azkurs.org 2023
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə