Hormonlar hormon tanımı ve hormonların temel özellikleri



Yüklə 309.63 Kb.
PDF просмотр
səhifə1/5
tarix07.01.2017
ölçüsü309.63 Kb.
  1   2   3   4   5

HORMONLAR 

 

Hormon tanımı ve hormonların temel özellikleri 

Hormon terimi, yunanca kökenden gelmektedir; uyarmak, canlandırmak anlamındadır. 

Hormonlar, klasik anlamda, endokrin organlar diye bilinen hipofiz, böbrek üstü bezleri, tiroit, 

paratiroit, gonatlar gibi kanalsız iç salgı bezlerinde sentez edilen ve kanla taşınarak gittikleri 

belli hedef doku hücrelerinde etki gösteren organik bileşiklerdir.  

Klasik hormon tanımına uymayan, fakat hormon etkisi gösteren bileşikler de vardır: 



Hipotalamik düzenleyici hormonlar, hipotalamusta sentez edilirler, hipofizer portal sistem 

vasıtasıyla taşınırlar ve kısa mesafedeki hipofizin sekretuvar hücrelerini etkilerler. 



Antidiüretik hormon (ADH) ve oksitosin, hipotalamusta sentez edilirler, nöronlarla hipofize 

taşınırlar ve gerektiğinde salgılanmak üzere burada depolanırlar.  Prostaglandinler, hemen 

hemen tüm dokularda sentezlenirler, yakında ve uzakta etkili olurlar. Gastrin, sekretin, 

somatostatin gibi bazı hormonlar gastrointestinal sistemin spesial  hücrelerinde sentezlenirler, 

lokal diffüzyonla parakrin etki gösterirler. Anjiotensin, karaciğer kökenli prekürsörden 

spesifik enzimatik etki ile oluşur: 

 

 



 

Hormonların kimyasal yapıları heterojendir. Tirotropin salıverici hormon (TRH, TRF) ve 

diğer hipotalamus hormon veya faktörleri, adrenokortikotropik hormon (ACTH, 

 



kortikotropin) ve diğer hipofiz ön lop hormonları, antidiüretik hormon (ADH, vazopressin), 

oksitosin, insülin, glukagon, parathormon, kalsitonin, hormon olarak kabul edilen 

gastrointestinal polipeptitler, peptit veya protein yapısında hormonlardır. Katekolaminler 

(adrenalin, noradrenalin, dopamin), tiroit hormonları (tiroksin, triiyodotironin), amino asit 



türevi hormonlardır. Glukokortikoidler (kortizol, kortizon), mineralokortikoidler 

(aldosteron), cinsiyet hormonları (östrojenler, progesteron, testosteron), steroid yapıda 



hormonlardır. Prostaglandinler, lökotrienler, tromboksanlar, eikozanoid yapıda 

hormonlardır. 

Hormonların, biyolojik etkinlikleri için düşük konsantrasyonları yeterlidir; serumda nmol, 

pmol düzeylerinde bulunurlar; serum düzeyleri ancak çok hassas metotlarla ölçülebilir. Serum 

hormon düzeyini ölçmek için sık kullanılan bir metod RIA’dir. 

Hormonların hepsi uyarıcı değildir; bazıları inhibitör etkilidir. Örneğin somatostatin, diğer 

bazı hormonların sekresyonunu azaltır; epinefrin (adrenalin), bazen stimulatör bazen inhibitör 

etkilidir. 

Hormonların sekresyon hızı sabit değildir; hormona duyulan gereksinim ve hormonun 

inaktivasyon hızı ile düzenlenir: 

 

 



Hormonların bazıları depolanma özelliği gösterir. Katekolaminler (adrenalin ve noradrenalin), 

adrenal medülla ve sinir uçlarında hormon-kromogranin a-ATP kompleksi şeklinde 

depolanırlar; tiroit hormonları, tiroit bezinde depolanırlar.  Steroid hormonlar depolanma 

özelliği göstermezler. 

Hormonlar, dolaşımda serbest veya transport proteinlere bağlı olarak bulunurlar; peptit yapıda 

hormonlar ve katekolaminler serbest formdadırlar, steroidler ve tiroit hormonları transport 

proteinlere bağlı olarak taşınırlar. Hormonun sadece serbest formu biyolojik olayları regüle 

edebilir. 

Hormonların bazı etkileri, büyüme faktörleri, histamin, serotonin gibi bazı biyolojik aktif 

maddeler tarafından gösterilebilir ki endokrin organlardan salgılanmayan fakat hormon etkisi 

gösteren böyle maddeler doku hormonları olarak adlandırılırlar. 

Hormonların başlattıkları yanıt uzun sürelidir; hormon ortadan kaybolduktan sonra da devam 

eder. 


Hedef dokuların hormona fizyolojik yanıtı, yaş ve genetik yapıya bağlıdır. 

Hormonların hekimlik yönünden önemi 

Hormonlar, metabolizmanın, su ve elektrolit alış verişinin, büyümenin, seksüel gelişimin ve 

seksüel fonksiyonların regülatörleri olarak hayati öneme sahiptirler. Hormonların yokluk, 

azlık ve fazlalıkları çeşitli hastalık belirtilerine yol açar; bazılarının yokluğu ölüme neden 

olur. Bu nedenle hekimlikte bir endokrin organın hipofonksiyonunu veya bir hormonun 

eksikliğini zamanında saptayarak eksik hormonu yerine koymak (replasman tedavisi) 

önemlidir. 

 



Bir endokrin organın hiperfonksiyonu da hastalık belirtilerine neden olabilir 

Hormon üretiminde patoloji, kandaki hormon miktarının veya karakteristik hormon yıkılım 

ürünlerinin kantitatif tayini ile saptanabilir. Ayrıca kan plazmasındaki inorganik veya organik 

maddelerin normal konsantrasyonlarında değişiklik de ilgili maddenin metabolizması üzerine 

etkili hormonun etkisindeki patolojileri tanımaya yardımcı olur. 

Bir hormonun azlığında veya yokluğunda, buna karşı gelen hayvansal organdan saf halde 

hazırlanan hormonun verilmesi suretiyle tedavi mümkündür. Bu durumda genellikle hayat 

boyunca süren devamlı tedavi yapılması gerekir. Hormon tedavisinde, protein yapısındaki 

hormonların parenteral yani enjeksiyon gibi sindirim yolu dışı bir yoldan verilmesi 

zorunluluğu vardır; çünkü, protein yapısındaki hormonların ağız yoluyla alınması halinde, 

sindirim kanalında parçalanmaları ve emilmemeleri söz konusudur. 

Evcil hayvanlarda verim kabiliyetinin ve büyüme hızının önemli ölçüde artması, endokrin 

sistem aktivitesinin yüksekliği ile paralel seyreder. 

Hormonların salgılandıkları yere göre sınıflandırılmaları  

1) Hipotalamus hormonları 

Supraoptik paraventriküler çekirdekte oluşanlar: Antidiüretik hormon (ADH, vazopressin), 

Oksitosin (pitosin). ADH ve oksitosin, hipotalamusun supraoptik paraventriküler 



çekirdeğinde oluştuktan sonra nörofizin denilen taşıyıcı proteinlere bağlanırlar, aksonlar 

boyunca hipofiz arka lobuna taşınırlar ve gerektiğinde salıverilmek üzere burada 

depolanırlar.  

Adenohipofiz hormonlarının sekresyonunu düzenleyen hormon veya faktörler: 

Kortikotropin salıverici hormon (CRH, CRF), Tirotropin salıverici hormon (TRH, TRF), 

Follikül stimüle edici hormonu salıverici hormon (FSHRH, FSHRF), Lüteinize edici hormonu 

salıverici hormon (LHRH, LHRF), Büyüme hormonu salıverici hormon (GHRH, GHRF), 

Büyüme hormonu salıverilişini inhibe edici hormon (somatostatin), Prolaktin salıverilişini 

stimüle edici hormon (PRH, PRF), Prolaktin salıverilişini inhibe edici hormon (PIH, PIF), 

MSH salıverilişini stimüle edici hormon (MSHSH), MSH salıverilişini inhibe edici hormon 

(MIH, MIF). 



2) Hipofiz hormonları 

Ön lop hormonları: Gonadotropinler [Follikül stimüle edici hormon (FSH), Lüteinize edici 

hormon (LH), Prolaktin (PRL, LTH)], Adrenokortikotrop hormon (ACTH), Tiroit stimüle 

edici hormon(TSH), Büyüme hormonu (GH, STH). 

İnsan koryonik gonadotropin (hCG), gebelikte plasentadan salgılanan bir gonadotropik 

hormondur. 

Orta lop hormonu: Melanosit stimüle edici hormon (MSH). 

Arka lop hormonları: Antidiüretik hormon (ADH, vazopressin) ve Oksitosin (pitosin). 

3) Epifiz (pineal bez) hormonu: Melatonin. 

4) Timus hormonları: Timik hormonlar. 

5) Tiroit hormonları: Tiroksin (T

4

), triiyodotironin (T



3

), Kalsitonin. 



6) Paratiroit hormonu: Parathormon (PTH, PH). Paratiroit hormonu ve kalsitonin, hormon 

olarak da kabul edilen 1,25-dihidroksikolekalsiferol (Aktif vitamin D

3

) ile birlikte kalsiyum ve 

fosfor metabolizmasını etkileyen hormonlar olarak bilinirler. 

7) Pankreas hormonları: İnsülin, glukagon. 

 



8) Böbrek üstü bezi (sürrenal) hormonları 

Korteks hormonları: Glukokortikoidler [Kortizon, Kortizol (Hidrokortizon),  Kortikosteron], 

Mineralokortikoidler (aldosteron), Sürrenal korteks androjenleri [Androstenedion, 

Dehidroepiandrosteron (DHEA)]. 

Medülla hormonları: Katekolaminler [Adrenalin (Epinefrin), Noradrenalin (Norepinefrin)]. 

9) Cinsiyet bezleri hormonları 

Erkek cinsiyet hormonları:  Androjenler (Testosteron, Dehidroepiandrosteron (DHEA), 

Androstenedion). 



Dişi cinsiyet hormonları: Östrojenler [Östradiol (E

2

), Östriol (E



3

)], Gestajenler (Progestron). 



10) Doku hormonları: Eikozanoidler, gastrin, sekretin, kolesistokinin-pankreozimin (CCK-

PZ) gibi bazı gastrointestinal polipeptidler. 



Hormonların kimyasal yapılarına göre sınıflandırılmaları  

1) Peptid veya protein yapısındaki hormonlar: Hipotalamus hormonları, hipofiz ön lop ve 

arka lop hormonları, pankreas hormonları, parathormon, kalsitonin, hormon olarak kabul 

edilen gastrointestinal polipeptidler.  

2) Amino asit türevi hormonlar:  Adrenal medülla hormonları (Katekolaminler), tiroit 

hormonları (T

4

 ve T


3



3) Steroid hormonlar: Adrenal korteks hormonları (Kortikosteroidler), cinsiyet hormonları.  



4) Eikozanoidler: Prostaglandinler, lökotrienler, tromboksanlar.  

Hormonların etki mekanizmalarına göre sınıflandırılmaları 

Bazı hormonlar, etkilerini hücre yüzeyindeki reseptörlere bağlanarak gösterirler; bazı 

hormonlar ise nükleer düzeyde veya gen aktivasyonu suretiyle gösterirler: 

 

Etkilerini hücre yüzeyindeki reseptörlere bağlanarak gösteren hormonlar 



Etkilerini hücre yüzeyindeki reseptörlere bağlanarak gösteren hormonların etkileri 

çeşitli şekillerde ortaya çıkar: 

 



 

 

Etkilerini hücre yüzeyindeki reseptörlere bağlanarak gösteren hormonların bazıları 



intrasellüler ikinci haberci olarak cAMP üzerinden etkili olurlar, bazıları intrasellüler ikinci 

haberci olarak Ca

2+

 üzerinden etkili olurlar. cAMP ile Ca

2+

 ilişkisi de gösterilmiştir; cAMP, 

mitokondri gibi hücre içi Ca

2+

 depolarından sitozole Ca

2+

 mobilize eder; dolayısıyla adenil 

siklazı aktive eden bazı hormonlar cAMP üzerinden etkili oldukları gibi Ca

2+

 üzerinden de 

etkili olurlar. Etkilerini hücre yüzeyindeki reseptörlere bağlanarak gösteren hormonların 

bazılarının ise intrasellüler ikinci habercisi kesin değildir. Ancak, bu hormonların etkilerinin 

ortaya çıkmasında, G proteinler denen proteinler önemli rol oynar: 

 

  

İntrasellüler ikinci haberci olarak cAMP üzerinden etkili olan hormonlar 

ACTH, TSH, FSH, LH, ADH, parathormon, kalsitonin, glukagon ve katekolaminler, 

intrasellüler ikinci haberci olarak cAMP üzerinden etkili

 olurlar: 

 



 

 

 



 

 

 



cAMP üzerinden etkili olan hormon, hedef hücreye gelir ve hedef hücrenin plazma 

membranındaki spesifik reseprörle birleşir. Hedef hücre plazma membranındaki  adenilat 

siklaz enzimi aktive olur. Aktif adenilat siklaz, Mg

2+

 varlığında ATP’den cAMP oluşturur. 

cAMP, hormonal etki oluşturmak üzere ikinci haberci olarak hücre içine girer. Hücre içine 

 



giren ikinci haberci cAMP, kendine özgü protein kinazları aktive eder. Aktif protein kinaz, 

enzim ve transport proteinleri gibi sellüler substratları fosfatlayarak aktifler. Aktif son enzim 

etkisiyle ilgili reaksiyon yürür ve böylece hormona özgü biyolojik etkiler ortaya çıkmış olur.  

İkinci haberci olarak Ca

2+

 üzerinden etkili hormonlar 



ADH (vazopressin), glukagon, katekolaminler, TRH, GRH, intrasellüler ikinci haberci olarak 

Ca

2+



 üzerinden etkili olurlar:  

 

 



 

İntrasellüler ikinci haberci olarak Ca

2+

 üzerinden etkili olan hormonun uyarısıyla 

ekstrasellülerden intrasellülere Ca

2+

 geçişi olur veya intrasellüler Ca

2+

 depolarından sitozole 

Ca

2+

 mobilizasyonu olur ve böylece intrasellüler Ca

2+

 konsantrasyonu artar. İntrasellülerde 

artan Ca

2+

, kalmodulin denen reseptör proteinle birleşir. Oluşan kompleks, ilgili Ca

2+

 

bağımlı enzimin aktivitesini modifiye etmek üzere enzim ile etkileşir. Kalsiyuma bağımlı 

protein kinaz, adenilat kinaz, Ca

2+

/Mg

2+

ATPaz, Ca

2+

/fosfolipid bağımlı protein kinaz, 

glikojen sentaz, gliserol-3-fosfat dehidrojenaz, pirüvat kinaz gibi enzimlerin etkili olduğu 

metabolik olaylar etkilenir. 

İntrasellüler ikinci habercisi kesin olmayan hormonlar 

İnsülin benzeri büyüme faktörleri, prolaktin, oksitosin, insülin gibi bazı hormonlar için 

intrasellüler ikinci haberci kesin değildir.  İntrasellüler ikinci haberci olarak cGMP, 

diaçilgliserol  (DAG), inozitol-1,4,5-trifosfat (InsP

3

) tartışılmaktadır: 



 



cGMP, ince bağırsaklar, kalp, kan damarları, beyin ve böbreğin toplayıcı kanallarındaki bazı 

hücrelerde intrasellüler ikinci haberci olarak fonksiyon görür. 

Diaçilgliserol, membrana bağlı Ca

2+

 bağımlı enzim olan protein kinaz C’yi aktifleyerek 



intrasellüler ikinci haberci olarak görev görür. Protein kinaz C, spesifik hedef proteinlerin 

serin ve treonin kalıntılarını fosforiller ve katalitik aktivitelerini değiştirerek hücrenin 

hormona yanıtını oluşturur. 

İnozitol-1,4,5-trifosfat, plazma membranında fosfolipaz C etkisiyle oluşur; plazma 

membranından endoplazmik retikuluma diffüze olur; endoplazmik retikulumda spesifik 

reseptörlere bağlanır ve Ca

2+

 kanallarını açarak depo Ca



2+

’un sitozole geçmesine neden olur; 

sitozolik Ca

2+

 konsantrasyonu 100 kat artarak yaklaşık 10



−8

M’dan 10


−6

M’a yükselir ki bunun 

bir etkisi protein kinaz C aktivasyonudur. 

İnsülin reseptörünün kendisi bir protein kinazdır; ATP’den bir fosfat grubunu tirozin 

kalıntılarının hidroksil gruplarına transfer edebilir. İnsülin reseptörü, plazma membranının dış 

yüzünden dışarı uzanan iki idantik 

α zinciri ve sitozolik yüzdeki karboksil uçları ile 

membranı geçen iki 

β zincirine sahiptir. α zincirleri insülin bağlayan bölge içerir; β zincirleri 

tirozin kinaz bölgesi içerir. 

α zincirlerine bağlanan insülin, β zincirlerinin tirozin kinaz 

aktivitesini aktive eder. Tirozin kinaz, önce 

β zincirinde, kritik tirozin kalıntılarında kendini 

fosforiller; bu otofosforilasyon sonunda enzim, başka membran veya sitozol proteinlerini 

fosforillemek için aktive olur; hedef proteinlerin fosforillenmesinden sonra intrasellüler 

insülin etkileri ortaya çıkar: 

 

Etkilerini nükleer düzeyde vaya gen aktivasyonu suretiyle gösteren hormonlar 



Etkilerini nükleer düzeyde vaya gen aktivasyonu suretiyle gösteren hormonlar, steroid 

hormonlar, 1,25-dihidroksi vitamin D

3

 ve tiroit hormonlarıdır: 



 



 

 

 



Etkilerini nükleer düzeyde vaya gen aktivasyonu suretiyle gösteren hormon, plazma 

membranından diffüzyon yoluyla hücre içine girer. Hormon, spesifik sitoplazmik reseptör ile 

birleşir ve hormon-reseptör kompleksi oluşur. Hormon-reseptör kompleksi aktive olur. Aktif 

 



hormon-reseptör kompleksi nükleusa transfer olur ve nükleer kromatin ile reaksiyonlaşarak 

genoma bağlanır. Spesifik protein sentezi için mRNA uyarılır. Ribozomlarda spesifik protein 

sentezi artar. Yeni sentezlenen proteinler ile, sellüler işlevlerde değişiklikler ve böylece 

hücrenin hormona yanıtı oluşur. Tiroit hormonları, nükleer düzeyde hormonal etkiyi kısa 

yoldan başarırlar; sitozoldeki basamağı atlarlar; hormon-reseptör kompleksi oluşmaz ve 

hormon, nükleer kromatindeki genoma direkt bağlanır. 

Hormon salgılanmasının düzenlenmesi 

Hormon salgılanmasının düzenlenmesi, feedback düzenlenme ve sinir sistemi ile olur: 

 

Hormon salgılanmasının feedback düzenlenmesi 

Hormon salgılanmasının feedback düzenlenmesi, kandaki kimyasal maddelerle ve tropik 

hormonlar ile olabilir.  

Hormon salgılanmasının kandaki kimyasal maddelerle feedback düzenlenmesinin iki güzel 

örneği, parathormon salgılanmasının plazma Ca

2+

 düzeyi ile düzenlenmesi ve insülin 



salgılanmasının plazma  glukoz düzeyi ile düzenlenmesidir.  

Plazma Ca

2+

 düzeyinin düşmesi durumunda paratiroit bezleri bunu algılar ve uyarılarak 



parathormon salgılamayı artırırlar; sonuçta plazma Ca

2+

 düzeyi normal değere yükseltilmeye 



çalışılır. Plazma Ca

2+

 düzeyinin düşmesi paratiroit bezlerinin uyarılmasına ve parathormon 

salgılanmasının artışına neden olur. Plazma Ca

2+

 düzeyinin yükselmesi de parathormon 

salgılanışını baskılar. 

Plazma glukoz düzeyinin yükselmesi durumunda pankreasın Langerhans adacıklarının 

β 

hücreleri bunu algılar ve uyarılarak insülin salgılamayı artırırlar; sonuçta plazma glukoz 



 

10


düzeyi normal değere düşürülmeye çalışılır.  Plazma glukoz düzeyinin düşmesiyle insülin 

salgılanması azalır ve bu defa pankreasın 

α-hücreleri uyarılarak glukagon salgılanışı artar. 



Hormon salgılanmasının tropik hormonlar ile feedback düzenlenmesinin örnekleri, tiroit, 

sürrenal korteks ve gonat hormonlarının sentez ve salgılanışıdır. Bu hormonların plazmada 

azalışı, ilgili tropik hormonun salgılanmasını uyarır ve sonuçta hormonun kendisinin düzeyi 

de plazmada artar. Bu hormonların plazmada artışları ilgili tropik hormonun salgılanmasını 

baskılar ve sonuçta hormonun kendisinin düzeyi de plazmada azalır.: 

 

 



 

 

 



 

 

 



 

Hormon salgılanmasının sinir sistemi ile düzenlenmesi 

Hormon salgılanmasının sinir sistemi ile düzenlenmesi pek çok hormon için geçerlidir: 

 

11


 

 

Hipofiz hormonları 

Büyüme hormonu (GH, somatotropik hormon) 

Büyüme hormonu, hipofiz ön lobundaki eozinofilik hücrelerden salgılanan, protein yapısında 

bir hormondur. GH’un yapısında sığırlarda 396, maymunlarda 241, insanda 191 amino asit 

bulunur; 53-145.ve 182.-189.amimo asitler arasında disülfit köprüleri vardır. GH, prolaktin ve 

insan plasental laktojen hormonu ile yapısal benzerlik gösterir; bu nedenle de bu hormonların 

etkilerinin bir kısmını oluşturabilir. 

Büyüme hormonu salıverilişinin kontrolü 

Büyüme hormonunun salıverilişi, büyüme hormonu salıverici hormon (GHRH, GHRF) ve 

büyüme hormonu salıverilişini inhibe edici hormon (Somatostatin) vasıtasıyla düzenlenir. 

Büyüme hormonu salıverici hormon (GHRH, GHRF), hipotalamusun median çıkıntısında 

oluşturulur; büyüme hormonu salıverilişini artırır. Büyüme hormonu salıverilişini inhibe edici 

hormon (Somatostatin), hipotalamus, pankreas, mide, duodenum ve jejunumda oluşturulur; 

büyüme hormonu salıverilişini inhibe eder. GHRH ve Somatostatinin salıverilişlerinin 



düzenlenmesi de hipotalamusun ventromedial çekirdeğinden çıkan sinyallerle olur; bu 

çekirdeğin çeşitli etkilerle uyarılması, büyüme hormonu salıverilişini başlatır. 

GH salıverilişi ritmiktir. Yetişkinlerde plazma büyüme hormonu düzeyi, ağrı, korku, soğuk, 

cerrahi stres ve egzersizden sonra artar. Stres sonrası büyüme hormonu artışı, hipotalamus 

 

12



düzeyinde etki eden katekolaminlerin artışına bağlı olabilir. Hipotalamustaki düzenleme 

merkezlerinde glukoz kullanılabilirliğini azaltan faktörler, büyüme hormonu salıverilişini 

uyarabilirler.  

Proteinli besinler ve özellikle arjinin olmak üzere amino asitler, büyüme hormonu 

salıverilişini uyarabilirler. Kwashiorkor denen protein yetersizliği tablosunda büyüme 

hormonu, glukoz metabolizmasında anormalliğe ve kontrol yerlerinde kullanılabilecek 

glukozun azalmış olmasına bağlı olarak yükselir. 

Büyüme hormonunun etkileri 

Büyüme hormonu, direkt olarak veya sülfatlama faktörleri olan somatomedinler aracılığı ile 

kaslar, yağ dokusu ve karaciğer dahil çeşitli dokular üzerine çeşitli etkilere sahiptir. Büyüme 



hormonu, olasılıkla intrasellüler reseptörlere bağlanarak gen aktivasyonu ve ribozomların 

faaliyetini artırma suretiyle etki gösterir. 

Aç hayvanlara büyüme hormonu enjekte edildikten sonra, birkaç saat içinde kanda ve 

dokularda serbest amino asitlerde azalma, doku proteinlerinde artma, kan ve idrar üre 

miktarında azalma görülür; bu bakımdan insülin ile sinerjik etkilidir. 

Büyüme hormonunun büyük miktarları devamlı olarak verilirse, önce hiperglisemi meydana 

getirmek suretiyle pankreasın 

β hücrelerini uyarır; daha sonra bunların dejenere olmasına 

sebep olarak devamlı diyabet meydana getirir. Büyüme hormonunun hiperglisemi yapıcı 



etkisi, glukozun periferik kullanılışında azalma ve karaciğerde meydana gelişinde artmanın 

kombine bir sonucudur. 

Büyüme hormonu, prolaktinin birçok etkilerini gösterebilir; meme bezlerini ve süt oluşumunu 

uyarır.  

Büyüme hormonu, total büyümeyi artırır. Büyüme hormonunun büyümeyi teşvik edici etkisi, 



tiroit hormonları ve insülin tarafından desteklenir; ACTH ise büyüme hormonunun büyüme 

üzerine etkisinin zıddı etki gösterir.  

Çocukluk çağı ve ergenlik çağında epifizler kapanmadan hipofizin eozinofilik adenomunun 

meydana çıkması  gigantizme neden olur. Gigantizmde uzun kemiklerin boyunun artışı ile 

aşırı büyüme ve hipofiz hiperfonksiyonuna bağlı metabolik değişiklikler gözlenir. Erişkinlerde 

epifizler kapandıktan sonra büyüme hormonunun fazla salıverilişi akromegaliye neden olur. 

Akromegalide  eller ve ayaklar gibi uçlarda aşırı büyüme görülür.  

Çocukluk çağında büyüme hormonunun eksikliği ya da büyüme hormonuna karşı hedef doku 

duyarsızlığı cüceliğe neden olur.  

Büyüme hormonu, kalsiyum absorpsiyonunu artırır; serum kalsiyum, fosfat, sodyum, 

potasyum, magnezyum, klorür düzeylerinde artmaya neden olur. Akromegali  şüphesinde,  

büyüme hormonu aktivitesinde artışın bir göstergesi olarak serum fosfat düzeyi ölçülür. 

  1   2   3   4   5


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azkurs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə