Monte Cristo Kontu (epsilon)



Yüklə 0,64 Mb.
Pdf görüntüsü
səhifə42/44
tarix02.01.2022
ölçüsü0,64 Mb.
#37205
1   ...   36   37   38   39   40   41   42   43   44
3913-Monte Cristo Kontu-Alexandre Dumas-Elchin Gen-2002-133s

OTUZ SEKİZİNCİ BÖLÜM
Saat  akşam  altı  olmuştu.  Günün  sıcaklığı  yavaş  yavaş  yerini  akşam  üstlerinin  o  taze  serinliğine
bırakmıştı.  Hafif  bir  meltem,  Akdeniz’in  tuzlu  kıyılarına  deniz  kokusuna  karışan  ağaçların,  otların
kokusunu taşıyordu.
Bu  dev  gölün  ortasında,  küçük  ama  göz  alıcı  bir  tekne,  kanatlarını  rüzgâra  çevirmiş,  suyun  üzerinde
süzülen bir kuğu gibi ilerlemekteydi. Esmer, uzun boylu bir adam, pruvada durmuş, denizin ortasında koca
bir şapka gibi yükselen kara parçasına bakıyordu.
“Monte Cristo Adası bu mu?” diye sordu adam kaptana.
“Evet efendim.”
On dakika sonra yelkenler indirilmiş, tekne kıyıya demirlemişti.
“Ekselansları  adamlarımızdan  ikisinin  omuzlarına  çıkacak  olursa,  karaya  çıkması  daha  kolay
olacaktır,”  dedi  kaptan.  Genç  adam  kayıtsızca  omuzlarını  silkip  tekneden  atlayarak  kayaların  üzerinde
yürümeye başladı.
“Ah, Ekselansları!” diye bağırdı kaptan. “Böyle yapmamalısınız! Kont bize çok kızacak.”
Genç adam denizcilerin arkasından yürümeyi sürdürdü. Otuz adım sonra kıyıya vardılar. Genç adam bir
süre durup karanlığı seyretti.
“Çok dakiksiniz Maximilian,” diye bir ses işitti arkasında.
“Ah, siz misiniz Kont,” dedi arkasını dönerek.
“Evet  dostum,  söz  verdiğim  gibi  sizi  karşılamaya  geldim.  Yorulmuş  olmalısınız;  gelin.  Soğuğu  ve
yorgunluğunuzu unutturacak bir ev hazırlattım size.”
İki  dost,  bir  süre  kendi  düşüncelerine  dalmış  olarak  sessizce  yürüdüler.  Sonunda  Kont,  Morrel’e
dönerek, “Hâlâ teselli bulamadınız mı?” diye sordu.
“Bulacağımı  mı  düşünmüştünüz?”  dedi  Morrel  sertçe.  “Beni  dinleyin  Kont,  buraya  bir  dostun
kollarında ölmek için geldim. Sevdiğim başka insanların olduğu doğru, kız kardeşim, Emmanuel… Ama
son  dakikalarımda  bana  gülümseyerek  bakabilecek  güçlü  birine  ihtiyacım  var.  Bana  huzurlu  bir  ölüm
getirecek kapıları kendi ellerinizle açacağınıza söz vermiştiniz, değil mi?”
“Öyle olsun,” dedi Kont. “Benimle gelin.”
Morrel  düşünmeden  Kont’u  izledi.  Bir  mağaraya  girmişlerdi.  Ayağının  altı  halılarla  kaplıydı.  İçerde
nefis kokular duyuluyor, parlak bir ışık Morrel’in gözünü alıyordu. Monte Cristo yavaşça Morrel’i içeri
ittikten sonra bir minderin üzerine oturdu. Maximilian da karşısına oturdu.
“Bana  söz  vermiştiniz,”  dedi  Morrel.  “Bugün  5  Ekim  ve  saat  on  ikiye  yaklaşıyor.  Fazla  vaktim
kalmadı.”
“Ölmeye  kararlısınız.  Dünya  üzerindeki  en  mutsuz  kişi  olduğunuzu  düşünüyorsunuz  ve  sizi  ancak  bir
tanığın kurtaracağına inanıyorsunuz. O halde oturun ve bekleyin,” dedi Kont.
Morrel  beklemeye  başladı.  Kont  kalkarak  bir  dolaba  gitti  ve  göğsünde  taşıdığı  altından  bir  anahtarla
dolabı  açıp  gümüş  işlemeli  bir  kutu  çıkardı.  Kutuyu  masanın  üzerine  koyup  içinden  küçük  bir  altın  kutu
çıkardı.  Bu  kutunun  içinde  tuhaf  renkte,  yarı  katı,  yağlı  bir  madde  vardı.  Kont  altın  bir  kaşıkla  bu
maddeden biraz alıp Morrel’e uzattı.


“İşte benden istediğiniz, benim de size sunmaya söz verdiğim şey,” dedi.
Kontun elinden kaşığı alan Morrel, “Teşekkür ederim Kont,” dedi. “Valentine’in yanına gittiğimde ona,
sizin ne kadar iyi bir dost olduğunuzu anlatacağım.”
Genç  adam  bir  an  bile  tereddüt  etmeden  kaşığı  ağzına  götürdü.  Kont,  Morrel’in  karşısındaki  karanlık
bir köşeye oturmuş, onu izlemekteydi. Genç adam Kont’un gözlerinden başka bir şey görmüyordu; birden
içini bir hüzün kapladı.
“Dostum, galiba ölüyorum,” dedi.
Kont’un gülümsediğini görür gibi oldu. Sonra da ani bir nöbetle sarsıldı. Kont’a elini uzatmaya çalıştı,
ama sanki bütün bedeni katılaşmıştı. Bir şeyler söylemek istiyordu, ama dili, ağır bir taşmışçasına ağzında
kıpırtısız  bir  halde  duruyordu.  Farkında  olmadan  gözleri  kapanmaya  başladı,  ama  gözkapaklarının
aralığından, karanlığa rağmen, tanıdığı birini görür gibi oldu. Melek gibi duru gülümsemesiyle inanılmaz
güzellikte bir kadın kendisine yaklaşıyordu.
“Valentine!  Valentine!”  diye  bağırmak  istiyordu  Morrel,  ama  titreyen  dudaklarından  en  ufak  bir  ses
çıkmıyordu.
“Size  sesleniyor,”  dedi  Kont.  “Bu  genç  adamı  asla  terk  etmemelisiniz  hanımefendi,  çünkü  o  size
kavuşmak için ölümü seçti.”
“Ah,  evet,  evet,  biliyorum!  Size  çok  teşekkür  ederim  Kontum!”  dedi  genç  kız.  “Minnetimin
içtenliğinden kuşkulanıyorsanız, sevgili kardeşim Hayde’ye sorun; Fransa’dan ayrıldığımızdan beri beni
yalnız bırakmayıp bu mutlu günü görmemi sağlayan Hayde’ye…”
“Hayde’yi seviyor musunuz?”
“Bütün kalbimle.”
“O halde sizden benim için bir şey yapmanızı isteyeceğim, Valentine,” dedi Kont.
“Ne isterseniz,” dedi genç kız.
“Madem Hayde’yi kardeşiniz gibi seviyorsunuz, o halde ona gerçek bir kardeş gibi davranın. Morrel’le
birlikte onu koruyun, çünkü bundan sonra yalnız olacak.”
“Yalnız mı?” dedi kapıdaki bir ses. “Neden?”
Kont arkasına döndü. Hayde, yüzü solmuş bir halde kıpırdamadan kapıda duruyordu.
“Yarından başlayarak özgür olacaksın kızım,” dedi Kont. “Kendi yazgımın seninkini de gölgelemesine
izin  vermeyeceğim.  Bundan  sonra  babanın  adını  taşıyacak,  bir  prensin  kızına  yaraşır  bir  yaşam
süreceksin.”
“Demek beni terk ediyorsunuz…” dedi Hayde titreyen bir sesle.
“Hayde! Hayde! Henüz çok gençsin. Beni unutup mutlu olabilirsin!”
“Öyle olsun!” dedi Hayde. “Emirleriniz yerine getirilecektir Kontum. Sizi unutacak, mutlu olacağım!”
Genç kızın sesindeki ifadeyi yakalayan Kont bir an kararsız kaldı.
“Tanrım!” diye bağırdı. “Yoksa kuşkularım doğru mu? Hayde, benimle yaşamak seni mutlu eder mi?”
“Benim için güzelleştirdiğiniz yaşamı çok seviyorum, sizden ayrılmak benim için ölümle eş.”
“Yani seni terk edecek olursam…”
“Evet Kontum, ölürüm.”
“Beni seviyor musun?”
“Ah Valentine, kendisini sevip sevmediğimi soruyor! Lütfen ona Maximilian’ı sevip sevmediğini söyler
misin!”
Kont kalbinin delicesine çarptığını hissetti; kollarını uzatıp kendisine koşan Hayde’ye sarıldı.


“Evet! Evet, sizi seviyorum!” dedi genç kız. “Babamı, kardeşimi, kocamı sever gibi… Kendi yaşamımı
sever gibi seviyorum sizi!”
“O  halde  meleğim,  her  şey  senin  istediğin  gibi  olacak,”  dedi  Kont.  “Kendimi  cezalandırmaya
çalışıyordum,  ama  Tanrı  beni  bağışladı.  Beni  sev  Hayde!  Kim  bilir  belki  senin  sevgin,  anımsamak
istemediğim geçmişi unutmama yardımcı olur. Gel Hayde!”
Kont genç kızı kollarının arasına alıp Valentine’in elini sıktıktan sonra, ikisi birlikte çıktılar.
Aradan  bir  saat  geçmişti.  Valentine  hâlâ  Morrel’in  başında  oturuyordu.  Sonunda  genç  adamın
dudaklarının  hafifçe  aralandığını,  bütün  bedeninin,  yaşama  dönmenin  göstergesi  olan  bir  titremeyle
sarsıldığını gördü. En sonunda da Morrel’in gözleri açıldı.
“Ah,  hâlâ  yaşıyorum!”  diye  bağırdı  Morrel  umutsuzluk  içinde.  “Kont  beni  aldattı.”  Masaya  doğru
uzanarak eline bir bıçak aldı.
“Sevgilim!” dedi Valentine her zamanki tatlı gülümseyişiyle. “Uyan ve bana bak!”
Morrel gördüğü şeyin bir yanılsama olduğunu sanıp korkuyla ürpererek dizleri üzerine çöktü.
Ertesi  sabah  Valentine  ile  Morrel  kol  kola  girmiş,  sahilde  yürüyorlardı.  Valentine  genç  adama  Monte
Cristo’nun, kendisini ölü gibi göstererek nasıl kurtardığını anlatıyordu. Bir süre sonra kayaların arasında
yanlarına gelmek için izin verilmesini bekleyen birini gördüler.
“Bu Jacopo,” dedi Valentine, “geminin kaptanı.” Sonra kaptana yaklaşmasını işaret etti.
“Bize söyleyecek bir şeyiniz mi var?” diye sordu Morrel.
“Kont’tan size bir mektup var.”
“Kont’tan mı!” diye bağırdı her ikisi de.
Morrel mektubu açıp okumaya başladı:

Yüklə 0,64 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   36   37   38   39   40   41   42   43   44




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azkurs.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin