T. C. Pamukkale üNĐversđtesđ tip faküLtesđ



Yüklə 0,66 Mb.
Pdf görüntüsü
səhifə3/7
tarix10.03.2017
ölçüsü0,66 Mb.
#10938
1   2   3   4   5   6   7

Ş

ekil-2: Blefarit sınıflandırılması 

 

Ön Blefarit 

Arka Blefarit           

 (Meibomian Bez Disfonksiyonu) 

Stafilokoksik  

Seboreik 

 

                       BLEFARĐT 



Karışık 

 


14 

 

Klinik Bulgular 

Ön  blefaritte;  kirpik  diplerinde  skuam,  kirpik  kaybı,  göz  kapaklarının  serbest 

kenarında  telenjiekteziler,  arka  blefaritte;  çapaklanma,  inflamasyon  göz  kapağının 

içine  ilerlediği  için;  konkresyonlar  ve  meibomian  bez  ağızlarında  tıkanıklık  olduğu 

için  tekrarlayan  şalazyon  sık  görülmektedir.  Her  iki  tipte  de  gözyaşı  tabakalarının 

etkilenmesi sonucunda sekonder kuru göz görülebilmektedir (8, 9, 52).  

 

Tanı 

Tanı; hastadan alınan hikaye,  yakınmalar, muayene ve laboratuar bulguları ile 

konmaktadır.  Hastadan  alınan  hikaye  spesifik  değildir  ve  genel  bir  oküler  yüzey 

hastalığını  düşündürür.  Muayene  bulguları  genelde  hastadan  alınan  öykünün 

ciddiyeti  ile  paralel  gitmektedir.  Biyomikroskopik  muayene  ile  ön  ve  arka  blefarit 

çok net bir şekilde ayırt edilebilmektedir (8, 9). Mikrobiyolojik kültürler özellikle ön 

blefarit  olgularında  ayırıcı  tanı  ve  tedavide  topikal  antibiyotik  kullanımı  açısından 

yapılması gerekmektedir (55).

 

 



 

Tedavi 

a) Kapak hijyeni: Hastaya kapak hijyeninin en önemli tedavi yöntemi olduğu 

anlatılmalıdır.  Kapak  temizliğinin  sekresyon  birikiminin  gece  boyu  devam  etmesi 

nedeniyle  özellikle  sabahları  yapılması  önerilmelidir.  Uygun  şekilde  seyreltilmiş 

bebek  şampuanı  ya  da  ticari  olarak  hazırlanmış  göz  kapağı  şampuanları 

kullanılabilmektedir.  Blefaritte  kirpik  dibi  temizliği  gözyaşı  kırılma  zamanında  ve 

semptom skorlarında iyileşmeye yol açtığı bildirilmiştir (56, 57). 

 

b)  Topikal  antibiyotik:  Mikrobiyolojik  olarak  etkenin  stafilokok  olduğu 

kanıtlanmışsa  kullanılır. Eritromisin  ve basitrasin  topikal olarak  kullanılabilir ancak 

eritromisine bazı  vakalarda direnç saptandığı için; özellikle  geceleri  yatmadan önce 

kullanılan  prezervan  içermeyen  fusidik  asit  pomatlarının  oldukça  etkin  olduğu 

bildirilmiştir  (57).  Dördüncü  kuşak  kinolonlar,  direnç  geliştirme  riski  nedeniyle, 

sadece hastalar oküler cerrahi geçirecekler ise ameliyat öncesi ve sonrası kısa süreli 

kullanılmalıdır (9).  


15 

 

c)  Sistemik  antibiyotik:  Kapak  hijyenine  yanıt  vermeyen  ve  akne  rozasea 

blefaritlerinde  tercih  edilmelidir.  Tetrasiklin  grubu  ilaçlar  kullanılmakta  ve  bu  grup 

ilaçlar;  bakteriyel  lipaz  enzimini  baskılayarak  serbest  yağ  asidi  üretimini 

azaltmaktadırlar. Klinik olarak anlamlı bir iyileşme görülebilmesi için belirli bir süre 

bu  ilaçlar  sabit  dozlarda  kullanılmalıdır.  Bu  grup  ilaçların  etkin  dozları  ile  ilgili 

değişik çalışmalar yapılmış, düşük doz kullanım ile yüksek doz kullanım arasında bir 

fark görülmemiş ve hastaların gözyaşı fonksiyon testlerinde ve semptom skorlarında 

anlamlı  bir  iyileşme  bildirilmiştir  (54,  57-59).  Bu  ilaçların  yan  etki  profilleri  geniş 

olduğu için hastalara çok iyi bilgi vermek gereklidir. Gastrointestinal yakınmalar sık 

görülür  ve  dişlerde  renk  değişikliği  meydana  gelebilir.  Bu  grup  ilaçlar  8  yaşından 

küçüklerde, gebelerde ve emziren annelerde kullanılmamalıdır (57-59).  



 

d) Topikal antiinflamatuarlar 

Topikal kortikosteroidler: Đnflamasyonun  yoğun olduğu tabloda ve blefarite 

ikincil  komplikasyonların  tedavisinde  kısa  süreli  ve  zayıf  etkili  steroidler 

kullanılmalıdır  (8,  57).  Đnflamasyon  kontrol  altına  alındıktan  sonra  hızlıca  ve  doz 

azaltılarak  kesilmelidir.  Bazı  hastalarda  antibiyotik  ile  sabit  kombinasyon 

preparatları kullanılabilir (8).  

 

Topikal siklosporin:  Kuru  göz  tedavisinde  etkin  bir  şekilde  kullanılmaktadır 

(5-7).  Blefarit  tedavisinde  inflamasyona  yönelik  tedavi  eğilimleri  giderek 

artmaktadır.  Steroid  kullanımının  yan  etkilerinden  dolayı  siklosporin  kullanımı 

gündeme  gelmiştir  (10,  11).  Arka  blefarit  tedavisinde  tCsA  ile  bir  suni  gözyaşı 

preparatının karşılaştırıldığı bir çalışmada; tCsA grubunda hastaların meibomian bez 

ağızlarının  boyanmasında,  kornea  boyanma  skorlarında,  kapak  kenarı  vasküler 

injeksiyonda  ve  tarsal  telenjiektazide  istatistiksel  olarak  anlamlı  bir  azalma 

saptanmıştır  (10).  Arka  blefarit  tedavisinde  tCsA  ile  tobramisin  ve  deksametazon 

sabit  kombinasyonunun  karşılaştırıldığı  başka  bir  çalışmada  ise  tCsA  ile  gözyaşı 

fonksiyon testlerinde ve hasta semptomlarında daha iyi sonuçlar elde edilmiştir (11).  



 

e) Kuru göz tedavisi: Prezervan içermeyen gözyaşları tercih edilmelidir. Suni 

gözyaşı  tedavisi  hem  kuru  göz  tablosunu  rahatlatmakta  hem  de  oküler  yüzeydeki 



16 

 

inflamatuar ajanların seyreltilmesinde ve temizlenmesinde rol almaktadır (8). Blefarit 



hastalarında; punktum tıkaçları; inflamasyonu arttırdığı ve inflamatuar mediatörlerin 

oküler yüzeyden uzaklaşmasını engellediği için tercih edilmemelidir (8).  

 

f) Esansiyel yağ asidi preparatları: Arka blefarit tedavisinde kapak hijyeni ile 

beraber diyete  linoleik  asit  preparatlarının  eklenmesinin  meibumun  seyrelmesini  ve 

normalleşmesini  sağlayarak,  kapak  inflamasyonunu  azalttığı  ve  semptomlarda 

anlamlı bir iyileşme sağladığı bildirilmiştir (60).

 

 

ALLERJĐK KONJONKTĐVĐT 



Allerjik konjonktivit; havadaki spesifik antijenlere karşı gelişen aşırı duyarlılık 

reaksiyonudur. Klinikte sık rastlanır ve temel olarak beş tipi vardır (12). Mevsimsel 

ve  yıl  boyu  (perennial)  tipi  en  sık  görülen  formudur  (12).  Allerjik  konjonktivitte 

inflamasyon;  oküler  yüzeyin  bir  elemanı  olan  konjonktivadan  köken  almaktadır. 

Gözyaşı ve kornea da bu inflamasyondan etkilenmektedir (36). 

 

Patogenez 

Konjonktiva  zengin  bir damar  ağına  ve  içerdiği  pek  çok  bağışıklık  hücresiyle 

iltihabi  olayları  başlatabilme  özelliğine  sahiptir

 

(61).


 

Đ

mmünolojik  açıdan 



konjonktivanın  hem  epiteli  hemde  bazal  membranının  altında  yer  alan  substantia 

propriası  farklı  ancak  bir  diğeri  ile  ilişkili  aktivite  göstermektedir.  Konjonktivanın 

immünolojik yapısı en yüksek etkinliği sağlamak üzere karmaşık bir ağ çerçevesinde 

düzenlenmiştir.  Konjonktivadaki  hücreler  hem  birbirleriyle  hem  de  sistemik 

bağışıklık  yapıları  ile  etkileşim  içindedir  (61).  Allerjik  hastalıkların  ve  özellikle 

allerjik  konjoktivitin  anlaşılabilmesi  için  inflamatuar  hücrelerin  görevlerini  çok  iyi 

bilmek gerekmektedir. 

 

Mast hücreleri ve bazofiller: Mast hücreleri doku mononükleer  hücreleridir. 

Akut inflamatuvar reaksiyonlarda önemli rol oynarlar ve IgE’ye yüksek afinitesi olan 

Fc  reseptörleri  sundukları  için  allerjen  temasına  hızlı  yanıt  verirler.  Bu  reseptörler 

mast  hücrelerinin  kan  dolaşımındaki  eşdeğeri  olan  bazofilerde  de  mevcuttur. 

Histamin,  PAF,  lökotrien  C4  gibi  mast  hücre  mediatörlerinin  konjonktival  allerjik 



17 

 

reaksiyonun  erken  semptomlarındaki  rolü  iyi  belirlenmiştir.  Mast  hücreleri  sitokin 



üretebilmektedir.  Bu  nedenle  sitokinler;  konjonktival  geç  allerjik  reaksiyonların 

gelişmesinde  ve  oküler  allerjinin  daha  ciddi  ve  kronik  sorunlarında  görülen  tipik 

eozinofilik ve lenfositik infiltrasyonun oluşmasında önemli mediatörlerdir (61).   

 

Eozinofiller: Oküler allerjik reaksiyonların geç fazında rol alırlar. Majör temel 

protein  birikintileri  atopik  keratokonjonktivitlilerin  konjonktivasında  bulunur  ve 

gözyaşı  eozinofilik  katyonik  protein  seviyesinin  vernal  konjonktivitin  şiddetiyle 

korelasyon göstermesi oküler allerjide bu hücrelerin birincil rolüne işaret eder (61). 

 

Dendritik  hücreler  ve  monosit/makrofajlar: Bu  hücrelerin  T  lenfositlerinin 

antijenik  uyarımında  kuvvetli  bir  fonksiyonları  vardır.  Allerjik  konjonktivitte 

konjonktiva  epitelinde  sayıları  makrofajlarla  birlikte  artar.  Bu  hücreler;  oküler 

yüzeydeki allerjenleri alıp işlerler ve sunarlar (61). 

 

T lenfositler: Geç allerjik reaksiyonda aktif görev alırlar. Son çalışmalarda geç 

oküler  allerjik  reaksiyonlarda,  vernal  ve  atopik  keratokonjonktivit  gibi  ciddi  oküler 

allerji formlarında konjonktiva biopsilerinde aktive T hücreleri bulunmuştur (61). 

 

Gözün allerjik reaksiyonları  içinde mast  hücreleri merkezi bir rol üstlenmiştir



 

(62). Mast hücrelerinde bulunan granüller, mekanik veya kimyasal uyarılarla ortama 

salınmakta  ve  içlerindeki  mediatörler  açığa  çıkmaktadır.  Histamin  bu  mediatörlerin 

arasında  en  önemlisidir  (61).  Histamin  hücreler  arası  bir  mediatördür  ve  etkisini; 

kendisine  özgün  hücre  yüzeyi  reseptörlerine  bağlanarak 

gerçekleştirir. 

Konjonktivada  H1  ve  H2  reseptörleri  bulunmaktadır.  Oküler  allerjik  reaksiyonlar 

daha çok H1 reseptörü üzerinden gerçekleşmektedir (61).  

 

Allerjik  hastalıklarla  birlikte  en  sık  görülen  aşırı  duyarlılık  mekanizması  IgE 



üretimini  içerir.  IgE;  allerjen  ile  temas  sonrası  bu  hücrelerin  degranülasyonunu 

tetikler, vazoaktif  ve pro-inflamatuar mediatörler hızla  salınır. Allerjene karşı  erken 

reaksiyon sonrası ayrıca bir geç faz reaksiyonu oluştuğu kesin bir şekilde belirlenmiş 

ve bu geç faz reaksiyonunun eozinofiller, monositler ve T lenfositlerin uyarılması ile 



18 

 

ilgili  olduğu  saptanmıştır.  T  lenfositler  spesifik  allerjenleri  tanır  ve  inflamatuvar 



hücrelerin  biyolojik  aktivitelerini  modüle  eder.  Bu  lokal  hücresel  aktivasyon, 

özellikle  allerjene  devamlı  maruz  kalma  durumunda  kronik  inflamatuvar  işleme  ve 

uzamış semptomlara neden olur (61).  

 

Etiyoloji ve Sınıflandırma 

1)  Mevsimsel  ve  perennial  allerjik  konjonktivit:  Oküler  allerjinin  en  sık 

görülen formlarıdır. Allerjen hava ile taşınan toz, polen, saç ve yün gibi maddelerdir 

(12, 62).  Klinik;  aniden başlayan  kaşıntı,  yanma  ve  sulanma  olarak  başlar.  Şiddetli 

kaşıntının  tanısal  önemi  vardır.    Ataklar  genellikle  kısa  süreli  ve  epizodiktir. 

Muayenede  palpebral  ödem,  kemozis,  hiperemi,  diffüz  papiller  reaksiyon,  sulu 

mukoid  sekresyon  tespit  edilir.  Papiller  oluşumlar  özellikle  üst  kapak  tarsal 

konjonktivasında  görülebilir.  Perennial  formda  ise;  klinik  mevsimsel  tipe  benzer 

fakat  yılın  herhangi  bir  zamanında  ortaya  çıkabilir ve  bu formda  allerjen  genellikle 

ev akarları ve hayvan tüyleridir

 

(12, 62). 



 

2)  Vernal  keratokonjonktivit:  Nadir  bir  formdur,  ılık  ve  kuru  iklimli 

bölgelerde  daha  sık  olarak  görülür.  Tipik  olarak  mevsimseldir,  bahar  ve  yaz 

aylarında  başlar,  soğuk  aylarda  düzelir.  Hastalık  beş  yaşından  sonra  başlar  yirmili 

yaşlarda  kendiliğinden  düzelir.  Erkeklerde  daha  fazla  olmak  üzere  çocukluk  ve 

adolesan döneminde görülür (12, 62). Olguların çoğunda astım, atopik ekzema veya 

allerjik rinit görülür. Đlk semptom şiddetli kaşıntı olup bunu fotofobi, yanma, yabancı 

cisim hissi ve görme bulanıklığı izler. Olguların  yaklaşık  yarısında kornea tutulumu 

olur  (37).  En  erken  görülen  bulgu;  punktat  epitelyopatidir.  Tedavi  verilmez  ise 

kalkan ülserler meydana gelebilmekte ve enfekte olabilmektedir (63). Korneanın üst 

kısmında  pannus  da  görülebilir.  Korneal  plak  ve  limbusta  psödogerontokson 

oluşabilir

Limbusta papillalar oluşabilir ve üstlerinde eozinofil, fibroblast ve nekroze 



epitelden  zengin  Horner  Trantas  nodülleri  adı  verilen  beyaz  infiltrasyonlar  alanları 

görülebilir (12, 62). 

 

3) Atopik keratokonjonktivit: Atopik dermatitli hastalarda görülebilen, tipik 

olarak erkekleri tutan bir tablodur. Kaşıntı en belirgin semptomdur. Yanma, sulanma 



19 

 

ve mukoid sekresyon da görülür. Kapak serbest kenarı; kalınlaşır ve keratinize olur. 



Konjonktiva  soluktur  ama  alevlenme  dönemlerinde  hiperemi  ve  küçük  papiller 

oluşumlar  görülür  (12,  62).  Konjonktivada  goblet  hücre  yoğunluğu  azalmakta  ve 

kuru göz tablosu da kliniğe eklendiği için kornea ciddi şekilde etkilenmektedir (37). 

Korneal  ülserler  enfekte  olabilirler  ve  tedavileri  zordur.  Kornea  vaskülarizasyonu 

çoğu olguda görülür ve kornea nakili sonrası greft red riski yüksektir (12, 62). 

 

4)  Dev  papiller  konjonktivit:  Bu  hastalık  kontakt  lenslere,  kontakt  lens 

solüsyonlarına, damlaların içindeki prezervanlara, açık sütür materyallerine ve oküler 

protezlere  karşı  gelişen  bir  allerjik  reaksiyondur.  Klinikte  en  sık  yumuşak  kontakt 

lens  kullanan  hastalarda  görülür  (12,  62).

 

Özelliğini  kaybetmiş  kontakt  lens



 

yüzeyinde biriken depozitlerin bu tabloya yol açtığı düşünülmektedir. Tablo; kliniğe 

kontakt  lense  karşı  intolerans  şeklinde  yansır.  Üst  kapakta  orta  derecede  papiller 

reaksiyon vardır. Bu allerjik reaksiyona neden olan neden her neyse; oküler yüzey ve 

konjonktiva temasından kurtulduğu andan itibaren klinik rahatlamaktadır (12, 62). 

 

5) Đlaç uyarımına bağlı gelişen allerjik konjonktivit: Bir tip aşırı duyarlılık 

reaksiyonudur.  Genellikle  oftalmik  damlalara  ve  kozmetik  ürünlere  karşı  oluşur. 

Klinikte kullanılan çoklu dozajlı topikal damlaların içinde prezervan olarak  yer alan 

benzalkonyum klorid yıllardır güvenle kullanılmaktadır. Gün içinde altı dan fazla bu 

tip koruyucu  içeren  damlaları  kullanan  hastalar risk  altındadır. Buna  rağmen  allerji 

çok  az  bildirilmiştir  (12).  Hastalarda;  damlalar  alt  kapak  ve  alt  konjonktivaya 

damlatıldığı  için  klinik  bulgular  daha  çok  bu  bölgelerde  karşımıza  çıkmaktadır. 

Kaşıntı,  kapakta  şişlik  ve  kızarıklık  başlıca  şikayetlerdir.  Allerji  meydana  getiren 

topikal  damlaların  ve  eğer  varsa  kullanılan  kozmetik  ürünlerin  kesilmesi  kliniği 

rahatlatabilir. Şekil-3’de allerjik konjonktivit sınıflandırılması gösterilmiştir. 

 

 



 

 

 



 

20 

 

 



 

 

 



          

  

Ş

ekil-3: Allerjik konjonktivit sınıflandırılması 

 

Klinik Bulgular 

Oküler  allerjik  hastalıklarının  en  önemli  belirtisi  göz  kaşıntısıdır  (12,  62). 

Reaksiyonun  ciddiyeti  ile  ilişkili  olarak  oküler  yüzeyde  etkilenir  ve  buna  bağlı 

gözyaşı bozukluğu bulguları görülebilir (36, 37). Kontakt lenslerin sık kullanılmaları 

ile  klinik  uygulamalarda  dev  papiller  konjonktivit  semptom  ve  bulgularına  oldukça 

sık  karşılaşılmaktadır.  Eğer  uygun  tedavi  edilmez  ise  kontakt  lens  intoleransı 

gelişmektedir.  Oftalmoloji  pratiğinde;  daha  az  sıklıkta  görülen,  ancak  kornea 

tutulumu  ile,  kalıcı  görme  kaybına  sebep  olma  olasılığı  olan  vernal  ve  atopik 

konjonktivitte  daha  çok  oküler  yüzey  ile  ilgili  semptom  ve  bulgular  karşımıza 

çıkmaktadır (12, 36, 37, 62). 

 

Tanı 

Ayrıntılı  hikaye  ve  muayene  ile  tanı  çoğunlukla  konulur.  Hastalar;  hem 

oftalmolojik  hem  de  sistemik  açıdan  irdelenmelidir.  Aile  öyküsü  mutlaka  sorulmalı 

kontakt lens kullanımı varsa; türü, değiştirme süresi, kullanım alışkanlığı, kullanılan 

temizleme  solüsyonları  öğrenilmeli,  topikal  ilaç  kullanımı  var  ise;  bu  ilaçlar 

irdelenmelidir.  Klinik  muayene;  göz  kapakları  ve  kirpiklerden  başlamalı,  kornea, 

limbus,  alt  ve  üst  konjonktivayı  içermelidir  (12,  62).  Konjonktival  impresyon 

sitolojisi  de  tanıya  yardımcıdır.  Bu  yöntem  ile  hem  allerjik  konjonktivit  tanısı 

doğrulanır  hem  de  oküler  yüzeyin  hangi  derecede  etkilendiği  gösterilebilir  (36,  37, 

42, 43). Araştırma çalışmalarında; gözyaşı histamin ölçümleri, gözyaşı triptaz seviye 

ölçümleri  de  kullanılmaktadır.  Allerjik  konjonktivit  hastalarının  çoğunluğunda kuru 

göz  semptom  ve  bulguları  saptanmaktadır.  Oküler  yüzey  hasar  tablosunun 



Mevsimsel ve 

Perennial 

ALLERJĐK KONJONKTĐVĐT 

Đ

laç uyarımına bağlıı 

Dev Papiller 

Atopik 

Vernal 

21 

 

ciddiyetinin  belirlenebilmesi  ve  tedavinin  yönetilebilmesi  için;  gözyaşı  fonksiyon 



testleri yapılmalıdır (2). 

 

Tedavi 

a) Topikal dekonjestanlar: Bu grup ilaçlar konjonktival vazokonstriksiyon ile 

etki  gösterirler.  Tetrahidrozolin  bu  grubun  en  iyi  bilinen  molekülüdür.  Etkinlikleri 

çok  hızlı  başlar,  aynı  zamanda  da  2  saat  gibi  çok  kısa  sürede  biter.  Hastaların 

özellikle kızarıklık şikayetlerin de rahatlama sağlamaktadırlar

 

(12). 


 

b)  Topikal  antihistaminikler:  Bu  grup  ilaçlar  histamin  reseptörlerini 

yarışmalı  olarak  bloke  ederek  histamin  etkisini  engeller  ve  damar  geçirgenliğini 

azaltırlar. Emedastin ve levokabastin bu grubun en sık kullanılan molekülleridir.  Bu 

ilaçların  histamin  salınımına  etkileri  yoktur.  Oküler  tedavide  kullanılan 

antihistaminikler;  hemen  etki  gösterirler  ve  sadece  H1  blokajı  sağlarlar.  Kaşıntı, 

kızarıklık ve gözkapağı ödemini azaltıcı etkinlikleri vardır (12).

 

 

c)  Sistemik  antihistaminikler:  Tabloya  rinit  eşlik  ediyorsa;  sistemik 



antihistaminikler  kullanılabilir.  Ancak  bu  ilaçların  gözyaşı  üretimini  baskılayıcı 

etkileri olduğu için, gözün immünolojik bariyerini bozmakta ve allerjenlere açık hale 

getirmektedir  (12).  Đstenmeyen  bu  etkilerinden  ötürü  klinikte  tercih 

edilmemektedirler. 

 

d)  Topikal  mast  hücre  stabilizatörleri:  Bu  grup  ilaçlar  mast  hücre 

membranından  histamin  degranülasyonunu  bloke  ederler.  Bu  nedenle  bu  ilaçlar 

indirekt  olarak;  hem  kemotaksisi  hem  de  nötrofil  ve  eozinofillerin  sitotoksitesini 

bloke ederler. Bu ilaçların; antihistaminik, antiinflamatuar ve vazokonstriktör etkileri 

yoktur.  Kromolin  sodyum,  nedokromil  sodyum,  lodoksamid  bu  grubun  başlıca 

ilaçlarıdır (12, 64). 

 

e) Topikal iki etkili preparatlar: Günümüzde allerjik konjonktivit tedavisinde 

eğilim;  hem  mast  hücresinden  histamin  salınımının  baskılanmasının  hem  de  H1 

reseptörünün  birlikte  blokajının  sağlanmasına  doğru  gitmektedir.  Olapatadin  ve 


22 

 

ketotifen  bu  grubun  üyeleridir.  Bu  grup  ilaçlar;  bu  etkilerinin  yanında,  mast 



hücrelerinden sitokin salınımını da baskılamaktadırlar. Bu ilaçlar çok hızlı bir şekilde 

etki  göstermekte  ve  semptomları  iyileştirmektedir  (12,  13,  65).

 

Olapatadin 



kullanımının konjonktival goblet hücre yoğunluğunu arttırdığı bildirilmiştir (36). 

 

f) Topikal antiinflamatuarlar:  



Topikal  steroid  olmayan  antiinflamatuarlar:  Siklooksijenaz  inbisyonu 

yaparak  prostaglandin  sentezini  azaltarak  etki  gösterirler  (12).  Bu  ilaçların  yapılan 

karşılaştırmalı  klinik çalışmalarında özellikle  ikili etkili ajanlara  göre etkinliği daha 

az olarak bildirilmiştir (65). 

  

Topikal  kortikosteroidler:  Fosfolipaz  A2’i  inhibe  ederek  araşidonik  asit 

ürünlerinin  oluşumunu  engeller.  Yan  etki  riski  nedeniyle  allerjik  konjonktivit 

tedavisinde  en  son  tercih  olmalıdır  (12, 66).  Klinikte; düşük  etkili  steroidler olarak 

bilinen  ve  daha  az  potent  olan  florometolon,  rimeksolon  ve  loteprednol 

kullanılmaktadır

 

(12, 66).



 

Klinik yanıt alınınca doz, hızlıca azaltılarak kesilmelidir.  

 

Topikal  siklosporin:  T  hücrelerinin,  mast  hücrelerin  ve  fibroblastların 

proliferasyonunu  ve  sonuç  olarak  da  inflamasyonu  baskılar.  Vernal  konjonktivitte 

tCsA  kullanımının;  klinik  olarak  semptom  ve  bulgularda  anlamlı  bir  iyileşme 

sağladığı  bildirilmiştir  (67).  Mevsimsel  allerjik  konjonktivit  tedavisinde  tCsA 

kullanımı ile ilgili bir klinik çalışma yoktur. 

 

g) Suni gözyaşı: Tedavide; suni gözyaşı kullanımının iki amacı vardır. Oküler 

yüzeyin  hacmini  arttırarak  ortamda  bulunan  allerjenleri  dilüe  etmek  ve  allerjik 

konjonktivit  hastalarında goblet  hücre  yoğunluğu  azaldığı  için  antiallerjik  tedavinin 

etkisi başlayana kadar; kuru göz semptomlarını ve bulgularını rahatlatmaktır (36). 

 

 



 

 

 



23 

 

GEREÇ VE YÖNTEM 

 

Pamukkale  Üniversitesi  Tıp  Fakültesi  Göz  Hastalıkları  Polikliniğinde  Mart 



2009-Mayıs 2009 tarihleri arasında muayene olan ardışık 20 kuru göz, 20 ön blefarit, 

20  allerjik  konjonktivit  hastası  ve  20  normal  kontrol  grubu  hastasının  160  gözü 

çalışmamıza  dahil  edilmiştir.  Prospektif  olarak  değerlendirilen  olgularda,  kuru  göz 

tanı  kriterleri  olarak;  Schirmer  testi  değerinin  10  mm’nin  altında  olması,  gözyaşı 

kırılma  zamanının  ise  10  sn’nin  altında  olması  kabul  edilmiştir.  Ön  blefarit  tanı 

kriterleri olarak; kirpikler üzerinde kurutlanma, kabuklanma, kirpikli kenar üzerinde 

mikrohemorajiler  ve  keratokonjonktivitin  bulunması  kabul  edilmiştir.  Allerjik 

konjonktivit  tanı  kriterleri  olarak;  üst  göz  kapak  tarsal  konjoktivasında  papiller 

hipertrofinin  ve  kaşıntı,  yanma  şikayetlerinin  bulunması  kabul  edilmiştir.  Normal 

sağlıklı  kontrol grubu olarak; bu üç tablodan hiçbir bulgusu olmayan  hastalar kabul 

edilmiştir.  

 

Bilinen  başka  sistemik  hastalığı  olan,  sistemik  ya  da  göz  hastalığına  yönelik 



ilaç  tedavisi  alan,  daha  önce  oküler  cerrahi  geçirmiş,  kapak  ve  kirpik  deformitesi 

olan  hastalar  çalışma  dışı  bırakılmıştır.  Çalışmaya  başlamadan  önce  Pamukkale 

Üniversitesi  Tıp  Fakültesi  Tıbbi  Etik  Kurulu’  ndan  çalışma  onayı  alınmıştır  (Karar 

No: 27.01.2009/01 sayı). Çalışmaya katılan tüm hastalara aydınlatılmış onam formu 

okutulduktan  sonra  yazılı  olarak  izinleri  alınmıştır.  Çalışmaya  alınan  tüm  hastalara 

görme  keskinliği,  göz  içi  basıncı  ölçümü,  ön  segment  muayenesi  ve  fundus 

muayenesini içeren tam bir oftalmolojik muayene yapılmıştır.  

 

Tüm olgulara ilk gün gözyaşı kırılma zamanı testi, floreseinle korneal boyanma 



ölçümü,  bu  testlerden  en  az  15  dakika  geçmesini  bekledikten  sonra  Schirmer  testi, 

ertesi  gün  lissamin  yeşiliyle  konjonktival  boyanma  testi  yapılmış,    impresyon 

sitolojisi  için  konjonktival  örnek  alınmış,  bakteriyolojik  kültür  için  konjonktival 

sürüntü örnekleri alınmıştır.  

 

Korneal  vital  boyanma  testlerinin  derecelendirilmesi;  yarıklı  lamba 



mikroskobu  kullanılarak  ×16  büyütmede,  ×10  okülerle  eşit  aydınlatma  altında  ve 

24 

 

aynı  gözlemci  tarafından  yapılmıştır.  Tüm  korneal  yüzeyi  değerlendirebilmek  için 



üst  göz  kapağının  hafifçe  yukarıya  kaldırılmasına  özen  gösterilmiştir.  Temporal 

interpalpebral  konjonktival  boyanma  değerlendirilirken,  hastadan  yatay  planda 

nazale doğru bakması istenmiştir (68).  

 

Derecelendirme  paneli  gözlemcinin  hasta  muayenesi  sırasında  rahatlıkla 



görebileceği  bir  mesafeye  konmuştur.  Böylece  gözlemci  panelle  hasta  gözündeki 

görünümü rahatlıkla  karşılaştırabilir pozisyona  gelmiştir. Derecelendirme  yapılırken 

boya  tutan  noktaların  sayısı  değil  boyanma  derecesinin  numarası  kaydedilmiştir. 

Boya  tutulum  derecesini  standardize  edebilmek  için  Oxford  derecelendirme 

ş

emasından  faydalanılmıştır  (68).  Şekil-4  de  Oxford  derecelendirme  şeması 



gösterilmiştir. 

 

 



 


Yüklə 0,66 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azkurs.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin