Siyasi. İDeolojiler


İdeoloji, Hakikat ve İktidar



Yüklə 11,67 Mb.
Pdf görüntüsü
səhifə13/240
tarix11.08.2023
ölçüsü11,67 Mb.
#139183
1   ...   9   10   11   12   13   14   15   16   ...   240
1723-Siyasi Ideolojiler-Andrew Heywood-Chev-K.Bayram-O.Tufekchi-H.Inac-2011-345s (1)

İdeoloji, Hakikat ve İktidar
Kısa ya da tek cümlelik ideoloji tanımlarının, cevapladığından çok daha fazla soruyu ortaya koyma 
ihtimâli yüksektir. Ancak tanım, gerekli ve zorunlu olan bir başlangıç noktası sağlar. Bu kitapta 
ideoloji, aşağıda ifade edildiği gibi anlaşılmaktadır:
ideoloji, mevcut iktidar sistemini muhafazaya, biraz değiştirmeye veya ortadan kaldırmaya yönel­
miş örgütlü siyasal eylem için zemin oluşturan, az çok tutarlı fikir kümeleridir. Bundan dolayı tüm 
ideolojiler, (a) genellikle "dünya görüşü" biçiminde mevcut düzene ait bir açıklama sunarlar, (b) 
arzulanan geleceğe ilişkin bir model, bir "iyi toplum" görüşü geliştirirler ve (c) siyasal gelişmenin 
nasıl yapılacağı ve nasıl yapılması gerektiğini, (a)’dan (b)'ye geçişin nasıl olacağını açıklarlar.
Bu tanım ne orijinal ne de yeni bir şeydir; terimin sosyal-bilimsel kullanım biçimiyle tama­
men uyum hâlindedir. Ancak bu tanım, ideoloji olgusunun önemli ve ayırt edici niteliklerine dik­
kat çeken bir tanım değildir. Bu tanım özellikle, betimleyici ve normatif düşünce ile siyasal teori


ve siyasal uygulama arasındaki geleneksel sınırlara yakın durduğu gerçeğinden doğan ideolojinin 
karmaşıklığına vurgu yapar. Kısaca ideoloji, düşünce ile eylem ve de anlama ile edim arasında orta­
ya çıkan iki tür sentezi gündeme getirir.
Birinci sentezle ilgili olarak, anlama ile edimin kaynaşmasıyla ideoloji, "olan” ile “olması gere­
ken” arasındaki ayrımı bulanıklaştırır. Aslında ideolojiler, bireyler ve gruplara toplumlarımn nasıl 
işlediğini gösteren entelektüel bir harita, dahası, genel bir dünya görüşü temin etmeleri anlamında 
betim leyici niteliktedirler. Bu durum, örneğin, ideolojinin önemli sayılabilecek bütünleştirici ka­
pasitesini, kişileri belli bir sosyal çevrede “konumlandırma” yeteneğinin açıklanmasına yardımcı 
olur. Ancak bu türden betim leyici bir anlayış, mevcut sosyal düzenlemelerin yerindeliği ve alterna­
tif toplumun doğasına ilişkin normatif veya buyrukçu inançlar kümesinin derinliklerinde saklıdır. 
Bundan dolayı ideoloji, güçlü bir duygusal karaktere sahiptir: İdeoloji, umutların ve korkuların, 
sevgilerin ve nefretlerin ifade aracı olduğu gibi, aynı zamanda da inanç ve anlayışların açıkça telâf­
fuz edilmesinin de aracıdır.
Yukarıdaki (a) ve (b ) bağlantılı olduğundan, ideolojilerdeki “olgular”, kaçınılmaz olarak “de­
ğerler” ile birleşme ve karışma eğilimi taşırlar. Bu durumun sonuçlarından biri, ideoloji ve bilim 
arasında net bir ayrımın yapılamamasıdır. Bu çerçevede ideolojileri, Thomas Kuhn’un The Structu­
re ofScientific Révolutions
( Bilimsel Devrimlerin Yapısı, 1962) adlı eserinde kullandığı paradigmalar 
gibi görmemiz, bize yardımcı olabilir. Böyle bir durumda ideoloji, zihinsel araştırma sürecini ya­
pılandırmaya yardımcı olan teoriler, öğretiler ve ilkeler kümesi olarak görülebilir. Aslında ideoloji, 
içinde siyasî bilgi arayışının yer aldığı bir çerçeve, bir siyasî söylem dili oluşturur. Örneğin, aka­
demik siyaset biliminin önemli bir bölümü ve daha açık olarak da ana akım iktisat liberal mirasın 
içinde yer alan bireyci ve rasyonalist varsayımları kullanır. İdeoloji nosyonu, entelektüel bir çerçeve 
veya siyasal bir dil olarak da önemlidir. Çünkü ideoloji; ideolojinin insan anlayışını yapılandırdığı 
derinliğe de ışık tutar. Birinin inançlarını (çoğunlukla, tam anlamıyla bu günahı işledikleri için di­
ğer insanları suçlarken) ideolojik oldukları gerekçesiyle reddetme eğilimi, dünyayı anlaşılabilir kı­
lan kavramları temin ederken ideolojimizin fiilen görünür olmaması gerçeğiyle açıklanabilir. D ün­
yaya, gördüğümüz şeyi şekillendiren ve dolayısıyla da anlam yükleyen teori perdeleri, ön kabuller 
ve varsayımların ardından baktığımız gerçeğini kabul etmeyiz.
İkinci sentez, düşünce ile eylemin kaynaşması, yukarıda (b) ile (c) arasındaki bağlantı, hiç 
de daha az önemli değildir. İşte bu, Seliger’in (1 9 7 6 ), ideolojinin “tem el” ve “işleyiş” düzeyleri 
olarak adlandırdığı şeylere gönderme yaparken dikkat çektiği şeydir. Temel düzeyde ideolojiler, 
soyut fikirler ve teorilerle uğraştığından ve taraftarları bazen soğukkanlı bir arayışta olduğundan 
siyaset felsefelerine benzerler. “İdeolog” terimi çoğunlukla, belli başlı ideolojilerin katıksız ya da 
bilinçli destekçisi olarak kullanılsa da, Joh n Locke (bkz. s. 5 4 ), Jo h n Stuart M ili (bkz. s. 46) 
ve Friedrich Hayek (bkz. s. 105) gibi saygın siyasal filozofların her biri ideolojik gelenekler içinde 
faaliyet yapmış ve ideolojik geleneklere katkıda bulunmuşlardır. Ancak işleyiş düzeyinde ideoloji­
ler, halkın seferberliği ve iktidar mücadelesiyle bağlantılı olan geniş siyasal hareket biçim ini alırlar. 
Bu kılıktaki ideoloji, sloganlar, siyasal retorik, parti manifestoları ve hükümet siyasalarında dışa


vurulur. Doğrusunu söylemek gerekirse, ideolojiler hem fikir yönelimli hem de eylem yönelimli 
olmak zorundadırlar ama belli başlı ideolojilerin bir düzeyde, diğer düzeyden daha güçlü olduğu 
da su götürmez bir gerçektir. Örneğin faşizm her zaman, işleyişle ilgili hedefleri vurgulamıştır; bir 
eylem siyasetidir. Ö te yandan anarşizm ise özellikle 20. Yüzyıl’ın ortalarından beri, temel ya da 
felsefî düzeyde varlığını devam ettirmektedir.
Tüm bunlara rağmen, ideolojiler her zaman siyaset felsefelerinin sahip olduğu şekil ve içsel 
tutarlılıktan yoksundurlar; ideolojiler ancak, çok ya da çok fa z la  tutarlıdırlar. Bu bâriz şekilsizlik 
kısmen, ideolojilerin sımsıkı mühürlenmiş düşünce sistemleri olmamalarından kaynaklanır. İdeo­
lojiler, tipik olarak, daha ziyade, başka ideolojiler ile çakışan ve birbirlerine dönüşebilen, akışkan 
nitelikteki fikir kümeleridir. Bu durum sadece ideolojinin gelişmesini beslemekle kalmaz, liberal 
muhafazakârlık, sosyalist feminizm ve muhafazakâr milliyetçilik gibi melez ideolojik biçimlerin 
de ortaya çıkmasına yol açar. Ayrıca, her ideoloji, belli ölçüde farklı, hatta çatışan gelenekler ve 
bakış açılarını da bünyesinde taşır. Aynı ideolojinin destekçileri arasındaki tartışmaların daha ateşli 
olması ve karşıt ideolojilerin destekçileri ile aralarındaki iddialaşmalardan daha sert geçmesi, hiç 
de olağanüstü bir durum değildir. Çünkü burada söz konusu olan, ideolojinin gerçek doğasıdır 
- “gerçek” sosyalizm, “gerçek” liberalizm veya “gerçek” anarşizm nedir? İdeolojik geleneklerin hem 
kendi içlerinde hem de aralarında yer alan böylesi çatışmalar, genellikle aynı siyasal terimler top­
luluğu kullanılarak sürdürüldüğünden daha da karmaşıklaşır. Tartışmadaki her iki taraf da kendi 
yükledikleri anlamlar çerçevesinde “özgürlük”, “demokrasi”, “adâlet” ve “eşitlik” gibi terimlere baş­
vurur. Bu, W. B. Gallie’nin (1 9 5 5 -1 9 5 6 ), “aslında tartışmalı kavramlar” diye ifade ettiği soruna ışık 
tutar. Bunlar, üzerinde hemfikir olunmuş tanımlarına asla ulaşılamamış, derin tartışmalar barındı­
ran kavramlardır. Bu anlamda ideoloji kavramı da, “bakış açıları” kutucuklarında ele alman diğer 
terimler gibi “aslında tartışmalı” bir kavramdır.
Tüm bunlarla birlikte, ideolojilerin tutarsızlığı ya da şekilsizliğinin de bir sınırı olması gerekir. 
Önceleri alay konusu olan bir teoriyi benimsemek veya üzerine titrenen bir ilkeden vazgeçmek 
şeklinde ortaya çıktığı gibi, bir ideolojinin kimliğini yitirdiği, belki de rakip bir ideoloji tarafın­
dan soğurulduğu bir nokta olmalıdır. Liberalizm, özgürlük iddiasını terk ettiğinde hâlâ liberalizm 
olarak kalabilir mi? Şiddet ve savaşa iştah kabartan bir sosyalizm, hâlâ bir sosyalizm midir? Bu 
meseleyi ele almanın yollarından biri, M ichael Freeden’ın (1 9 9 6 ) yaklaşımına uygun olarak, aynen 
yatak odası, mutfak ve salonu ayırmamıza yardımcı olacak mobilyanın ayarlanması gibi, anahtar 
kavramlar açısından ideolojinin şekline ve yapısına, yani morfolojisine dikkat çekmektir. Bundan 
dolayı, öze ait, birbirine çok yakın veya kısmen ilgili birtakım kavramlar kümesini barındırmak, 
tüm ideolojilerin tipik özelliğidir. Şu ya da bu ideolojiye ait olarak görülmesi için herhangi bir teori 
veya öğreti için bu kavramların tümünün mevcut olması da gerekmez. Örneğin, eviye veya fırın 
mutfakta yok diye evin bu bölümünün mutfak olmadığını kimse söyleyemez. Benzer şekilde bula­
şık makinesi, mikrodalga fırın gibi yeni buluşlar zaman içinde mutfağa girse de mutfak hâlâ mut­
faktır. Aynı şekilde bireycilik (bkz. s. 4 5 ), rasyonalite ve özgürlük liberalizmin temeline ilişkin 
kavramlar olarak tanımlanabilir. Bu kavramlardan herhangi birinin yokluğu, bir öğretinin varlığını



Yüklə 11,67 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   9   10   11   12   13   14   15   16   ...   240




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azkurs.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin