Monte Cristo Kontu (epsilon)



Yüklə 0,64 Mb.
Pdf görüntüsü
səhifə5/44
tarix02.01.2022
ölçüsü0,64 Mb.
#37205
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   44
3913-Monte Cristo Kontu-Alexandre Dumas-Elchin Gen-2002-133s

BEŞİNCİ BÖLÜM
Soylu bir ailenin kızı Bayan Saint-Meran’la nişanlı olan genç Villefort, bir an önce savcılık görevine
yükselmeyi  istiyordu.  Edmond’ı,  Bonaparte  taraftarı  gizli  bir  anlaşmaya  karışmakla  suçlayan  mektup
geldiğinde, savcı yerinde yoktu. Sekreteri mektubu açtıktan sonra, Villefort’un kendi nişanını kutladığı eve
götürdü. Bu arada tutuklu da genç avukatın evine götürülmüştü.
Bay Morrel, Villefort’u evine girmek üzereyken gördü.
“Ah  Bay  Villefort,”  diye  seslendi,  “sizi  yakaladığıma  çok  sevindim.  Görülmedik  bir  hata  oldu:
gemimde çalışan Edmond Dantes tutuklandı.”
“Biliyorum,” diye yanıtladı Villefort, “ben de onu sorgulamak için buradayım.”
“Ah  bayım!”  diye  sürdürdü  Bay  Morrel,  genç  adama  olan  yakınlığının  verdiği  güvenle.  “Tutukluyu
tanımıyorsunuz. Tanıdığım en nazik, en güvenilir adamlardan biridir; ayrıca çok iyi bir denizci olmasıyla
tanınır. Ah Bay Villefort, ona nazik davranacağınızı umuyorum.”
“Gönlünüzü  ferah  tutun  efendim,  bu  adamın  suçsuzluğuna  yürekten  inandığınızı  biliyorum.  Ama  eğer
suçluysa,  bu  zor  günlerde  yumuşak  kalpli  olmak  akıllıca  olmaz;  o  zaman  görevimi  yerine  getirmek
zorundayım.”
Genç avukat üzgün gemi sahibini soğuk bir nezaketle selamladıktan sonra, soylu bir edayla evine girdi.
Jandarmalarla dolu olan geçitte, büyük bir dikkatle korunan tutuklu duruyordu.
Villefort,  Dantes’ye  şöyle  bir  bakarak,  jandarmalardan  aldığı  bir  deste  kâğıtla  birlikte  odasına  gitti.
Genç adama ilişkin ilk izlenimi iyiydi, ama ilk izlenimlerin yanıltıcılığı konusunda öyle çok söz işitmişti
ki, tam tersi bir tavır takındı. Yüreğindeki bütün merhamet duygusunu bastırıp ciddi davalarda takındığı
yüz ifadesine bürünerek, çatık kaşlarıyla masasının başına oturdu.
“Tutukluyu getirin.”
Bir saniye sonra Dantes karşısındaydı. Bay Morrel’in odasındaymışçasına sakin davranıyordu.
“Kimsiniz, adınız nedir?”
“Adım Edmond Dantes,” diye yanıtladı genç adam sakin bir sesle. “Firavun’un ikinci kaptanıyım.”
“Tutuklandığınız sırada ne yapıyordunuz?”
“Nişan  yemeğimde  bulunuyordum  efendim,”  dedi  genç  adam.  O  mutlu  dakikalarla  şu  an  içinde
bulunduğu durum arasındaki karşıtlığı düşününce sesi titremişti.
“Nişan yemeği mi dediniz?” dedi savcı yardımcısı tüyleri ürpererek.
“Evet efendim.”
Her zaman katı olmaya alışkın olan Villefort, bu rastlantıya hazırlıksız yakalanmıştı. Mutluluğu elinden
alınan Dantes’nin sesindeki acı, yüreğini titretmişti. Kendisi de evlenmek üzereydi, kendisi de mutluydu
ve  mutluluğu,  belki  de  başkasının  mutluluğuna  son  verecek  bir  işi  yerine  getirmesi  gerektiği  için
bölünmüştü.
“şimdi, hakkınızda her şeyi bilmek istiyorum,’ dedi. ‘Darbeci Bonaparte’ın hizmetinde çalıştınız mı?”
“Bonaparte düştüğü sırada göreve alınmak üzereydim.”
“Aşırı  siyasi  görüşlere  sahip  olduğunuz  söyleniyor,”  dedi  Villefort.  Böyle  bir  şey  duymuşluğu  yoktu
aslında, yine de böyle bir ithamda bulunmaktan dolayı rahatsızlık duymuyordu.


“Aşırı siyasi görüşler mi? Tanrım! Bunu söylemekten utanıyorum, ama görüş adını hak edecek herhangi
bir fikrimin olduğunu sanmıyorum efendim. Daha on dokuz yaşındayım. Hiçbir şeyden haberim yok ve şu
an  bulunduğum  konuma  gelmişsem  bunu  tamamen  Bay  Morrel’e  borçluyum.  Benim  yaşam  görüşüm,  ki
buna siyasi diyemiyorum, şu üç cümlede toplanmıştır: Babamı severim, Bay Morrel’e saygım vardır ve
Mercedes’e taparım. Pek de sıradışı şeyler olmadığını görüyorsunuz efendim.”
Dantes  konuştukça  Villefort  onun  güler  yüzünü,  içtenliğini  görüyor,  suçlular  konusundaki  onca
deneyimine dayanarak bu adamın suçlu olamayacağına inanmaya başlıyordu.
“Bu adamın gayet hoş bir genç olduğu kesin,” diye düşündü. “Hiç düşmanınız var mı Bay Dantes?” diye
sordu sonra.
“Düşman  mı?  Neyse  ki  düşman  edinmeme  neden  olacak  kadar  önemli  bir  konumda  değilim  efendim.
Biraz telaşlı bir yapım var, ama emrimdekilere karşı hep nazik olmaya çalışırım. Onlar da beni bir kardeş
gibi sevip bana saygıda kusur etmezler.”
“Düşmanınız olmayabilir. Ama on dokuz yaşında kaptan olmuş, güzel bir kadınla evlenmek üzere olan
biri olarak kıskanılmanız gayet doğal.”
“Haklısınız. İnsanları anlamakta benden daha usta olduğunuza kuşku yok. Ama dostlarımdan biri bana
karşı böyle duygular besliyorsa, bilmeyeyim daha iyi.”
“Tersine,  çevrenize  karşı  hep  gözünüz  açık  olmalı.  O  kadar  temiz  yürekli  bir  insansınız  ki,  size
yardımcı  olmak  için  kuralları  bozup  ihbar  mektubunu  size  göstereceğim.  İşte,  bakın  bakalım.  Bu  yazıyı
tanıyor musunuz?”
Dantes kâğıda bakıp yazıyı okudu.
“Hayır  efendim.  Belli  ki  yazan  kişi  yazısını  değiştirmiş.  Sizin  tarafınızdan  sorgulandığım  için  çok
talihliyim, çünkü bu kıskanç adamın düşmanım olduğu kesin.”
“O  halde  sorumu,  yargıç  karşısındaki  bir  tutuklu  gibi  değil,  kendisiyle  yürekten  ilgilenen  biri
karşısındaki, haksızlığa uğramış bir adam olarak yanıtlayın. Bu suçlamanın ne kadarı doğru?”
“Kısmen  doğru  efendim.  Napoli’den  ayrılışımızdan  sonra  Kaptan  Leclere  hastalanıp  yatağa  düştü.
Elba’ya  yetişmek  konusunda  o  kadar  endişeleniyordu  ki  doktor  bulmak  için  bir  limana  bile  uğramak
istemiyordu.  Öleceğine  yakın  beni  yanına  çağırarak,  bana  söyleyeceklerini  yerine  getirmem  için  yemin
ettirdi. Kendisi öldükten sonra geminin kumandasını ele alıp Elba Adası’na gitmemi, Mareşal’i bulup ona
bir mektup vermemi, sonra kendisinden alacağım görev her ne ise onu da yerine getirmemi söyledi.”
“Siz ne yaptınız?”
“Yapmam  gerekeni.  Ölen  bir  adamın  son  sözleri  her  zaman  kutsaldır;  ama  zaten  bir  denizci  olarak,
üstlerimden  aldığım  emirleri  yerine  getirmekle  yükümlüyüm.  Ertesi  gün  Elba  Adası’na  vardım.  Mareşal
bana Paris’e götürülmek üzere bir mektup verdi. Kaptanımın son arzusuna uyarak bunu kabul ettim. Yarın
da  Paris’e  gidip  görevimi  tamamlamayı  düşünüyordum  ki,  ikimizin  de  bildiği  gibi  bu  ihbar  yüzünden
tutuklanmış bulunuyorum efendim.”
“Doğru söylediğinize eminim,” dedi Villefort, “bir suç işlemişseniz bile bundan haberinizin olmadığı
anlaşılıyor. Bana, Elba’da size verilen mektubu gösterdikten sonra dostlarınıza dönebilirsiniz.”
“Serbest miyim yani!” diye bağırdı Dantes sevinçle.
“Tabii, ama önce bana mektubu verin.”
“Önünüzde duran kâğıtların arasında olsa gerek efendim.”
“Bir dakika,” dedi Villefort. “Kime yollanmıştı?”
“Bay Noirtier’ye, Coq Heron Sokağı, Paris adresine.”
Bu  sözleri  duyan  Villefort  yıldırım  çarpmış  gibi  irkildi.  Mektubu  almak  üzere  kalktığı  sandalyesine
çöküp dehşet içinde uğursuz mektuba baktı.


“Bay Noirtier, Coq Heron Sokağı, Paris,” diye okudu rengi solarak. “Bunu kimseye gösterdiniz mi?”
“Hayır efendim!”
Villefort  mektubu  okuduktan  sonra  başını  elleri  arasına  alarak  bir  an  öylece  kalakaldı.  Biraz  sonra
kendini toplayıp şöyle dedi:
“Bu mektupta yazılanlardan haberdar olmadığınızı söylüyorsunuz, değil mi?”
“Evet, efendim.”
Dantes bir sonraki soruyu bekledi, ama başka soru gelmedi. Villefort yine sandalyesine çökerek, terden
ıslanmış alnını silerken üçüncü kez mektubu okudu.
“Bu  mektupta  yazılanları  bir  bilseydi,”  diye  düşündü,  “bilseydi  ki  Noirtier  denen  adam  Villefort’un
babasıdır, işte o zaman mahvolmuştum!”
Bu doğruydu. Villefort’un babası bir zamanlar devrimciydi ve sonradan Noirtier adını almıştı.
“Ne  yazık  ki  sizi  hemen  serbest  bırakamayacağım.  Önce  sorgu  yargıcına  danışmam  gerek.
Aleyhinizdeki  suçlamanın  nedeni  bu  mektup  ve  işte…”  Villefort  şömineye  doğru  yaklaşarak  mektubu
alevlerin içine attı.
“İşte,” diye sürdürdü, “onu ortadan kaldırdım.”
“Ah efendim,” dedi Dantes, “ne kadar iyisiniz.”
“Dinleyin,”  diye  sürdürdü  Villefort,  “bana  güvenebileceğinizi  gördünüz.  Bu  nedenle,  söylediklerime
uymalısınız. Sizi akşama kadar burada tutacağım. Başka biri tarafından daha sorgulanacak olursanız ona
bu  mektuptan  kesinlikle  söz  etmeyin.  Sadece  sizinle  ben  onun  varlığından  haberdardık,  artık  ortadan
kalktığına göre onunla ilgili hiçbir şey söylemeyin, o zaman bu işten kurtulursunuz.”
“Size söz veriyorum efendim.”
Villefort polis memurunu çağırarak kulağına bir şeyler söyledi. Memur başını salladı.
“Memuru izleyin!” dedi Villefort, Dantes’ye.
Dantes Villefort’a minnetle bakarak söyleneni yaptı.
Kapı kapandıktan sonra Villefort yarı baygın bir halde sandalyesine çöktü.
“Tanrım,” dedi kendi kendine, “savcı burada olsaydı, benim yerime sorgu yargıcı çağrılmış olsaydı ne
yapardım!  Ah  baba,  her  zaman  mutluluğumu  engellemek  zorunda  mısın,  daha  ne  kadar  senin  geçmişinle
savaşmak zorunda kalacağım!”
Ansızın  aklına  gelen  bir  fikirle  yüzü  aydınlandı;  gözleri,  derin  bir  düşünceye  dalmış  gibi  bir  noktada
kaldı.
“Nasıl  da  düşünemedim!”  dedi.  “Bu  mektup  benim  talih  kuşum  olabilir.  Bonaparte’ın  Elba’dan
ayrılacağı haberini krala veren ben olabilirim. Çabuk oğlum Villefort, iş başına!”



Yüklə 0,64 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   44




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azkurs.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin