Klinik Gelişim  Ölüm Kavramı ve Ölü Muayenesi



Yüklə 246,14 Kb.
Pdf görüntüsü
səhifə1/3
tarix15.03.2017
ölçüsü246,14 Kb.
#11539
  1   2   3

Klinik Gelişim



Ölüm Kavramı ve Ölü 



Muayenesi

Sermet KOÇ

1

, Muhammet CAN



2

1

İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Adli Tıp Anabilim Dalı, İstanbul



2

Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı, Van

A. Ölüm Kavramı

19. yüzyıla varıncaya kadar ölüm ile ilgili olarak bilim-

sel  açıdan  yeterli  bir  tanımlama  yapılmamıştır.  İlk  kez 

Fransız bilim insanı Emanuelle Fodere “somatik ölüm” 

(vücut  ölümü)  tanımını  ortaya  atmıştır.  Somatik  ölüm 

temel  vücut  fonksiyonları  olarak  kabul  edilen  merkezi 

sinir  sistemi,  solunum  ve  dolaşım  fonksiyonlarının  ir-

reversibl  kaybıdır.  Bu  fonksiyonlardan  birinin  kaybı, 

otomatikman kısa bir süre sonra diğerlerinin de kaybını 

doğuracaktır.  Somatik  ölüm  tanımı,  hukuken  geçerli 

olan ölüm tanımıdır; nasıl ki kişinin hukuki varlığı can-

lı doğması ile başlıyorsa, sona ermesi de somatik ölüm 

tanımı ile olmaktadır. Somatik ölümü izleyen ikinci bir 

ölüm şekli daha vardır. Somatik ölümle birlikte, özellikle 

beyin sapındaki solunum ve dolaşım merkezinin devre 

dışı kalması sonucu süreç kaçınılmaz olarak tüm organ 

ve  dokuların  canlılık  durumunu  yitirmesi  ile  sonuçla-

nacaktır. Buna, “hücresel ölüm” (biyolojik ölüm) den-

mektedir.  Bu  ölüm  şeklinin,  hukuki  açıdan  bir  önemi 

bulunmaz. Yani, ölen kişi ile ilgili bir takım yasal işlem-

lerin yapılabilmesi için, diğer organ ve dokuların canlılık 

durumunu yitirmeleri beklenmez.

1-4

Günümüzde  belli  durumlar  için,  somatik  ölümle  iliş-



kili  olarak  “beyin  ölümü”  tanımı  kullanılmaktadır. 

Beyin  ölümü  kavramı,  20  yüz  yılda  tıptaki  ilerleme-

lere  bağlı  olarak  ortaya  çıkmıştır.  Önce,  solunum  ve 

dolaşımın  yapay  aygıtlarla  desteklenmesi  ile  yaşam 

süresinin  uzatılması;  sonra  kan  grubu  ve  subgrupla-

rının  bulunması,  antibiyotiklerin  bulunması,  bağı-

şıklık  sistemi  ile  ilgili  buluşlar  ile  başka  bir  vericiden 

doku  ve  organ  transplantasyonu  olanağı  doğmuştur.

Beyin  ölümü  kavramı  gerçekte,  insan  organizmasının 

yaşam  ile  ilgili  olarak  kilit  bir  alanını  oluşturan  beyin 

sapındaki  solunum  ve  dolaşım  merkezinin  canlılığını 

yitirdiği  ve  böylece  tıbbın  olanakları  ile  artık  yaşama 

ümidi  kalmamış  kişilerden  buna  ihtiyacı  olan  kişilere 

organ  ve  doku  transplantasyonu  yapılmasını  sağlamak 

amacı  ile  ortaya  atılmıştır.  Anlam  olarak,  somatik  ölü-

me eş değerdir. Beyin ölümüne denk ilk tanım, 1959’da 

Mollart  ve  Goulan  adlı  iki  nörolog  tarafından  yapılmış 

ve  geri  dönüşümsüz  komaya  giren  hastalara  “komanın 

ötesinde” anlamına gelen “coma depassé” deyimi kulla-

nılmıştır.  3  Aralık  1967’de  Profesör  C.Barnard  Güney 

Afrika’da Cape Town’ın Groote Schuur Hastanesi’nde in-

sandan insana ilk kalp nakli ameliyatını yaptıktan sonra 

kişilerin  öldüklerinin  gerçek  ve  tam  olarak  saptanması 

önemli  bir  tıp  ve  hukuk  sorunu  olarak  ortaya  çıkmış-

tır.  Kısa  bir  süre  sonra  1968’de  ABD’de  Harward  Tıp 

Fakültesi’nde  aralarında  din  adamları  ve  hukukçuların 

da bulunduğu başta anestezi, nöroloji, nöroşirürji, kar-

diyoloji olmak üzere değişik tıp alanlarından uzmanların 

yer  aldığı  bir  komite  tarafından  beyin  ölümü  kriterleri 

kabul edilerek dünyaya duyurulmasını sağlamıştır. Bunu 

takip  eden  yıllarda  Dünya  Tıp  Birliği  ve  birçok  ülkede 

paralel yönde kararlar alınmış; konuyla ilgili hukuki dü-

zenlemeler yapılmıştır. Bu gelişmeler dünyada tıpta bir 

devrim niteliği taşır. Bilim adamlarının önüne, ölüm ve 

yaşam ile ilgili aşılması gereken daha da büyük hedefler 

koymuştur. Türkiye’de de ölüden organ transplantasyo-

nu, 29.5.1979’de 2238 sayılı kanun ile kabul edilmiş ve 

ilk  kez  bu  tarihten  sonra  uygulanmaya  başlanmıştır.

5,6

Ölüm  öncesi  görülen  döneme  “agoni”  (can  çekişme) 



denmektedir.  Yunanca  “ago”  kelimesinden(mücadele, 

boğuşma, savaşma) türetilmiştir. Nükleer patlama ben-

zeri olaylarda ölen kişiler dışında her ölümde uzun veya 

kısa süren bir agoni dönemi mevcuttur. Agoni süresi, ani 

ölümlerde çok kısadır; kanser, infeksiyon hastalığı gibi 

kronik (uzun süre devam eden) hastalıklardan ölenlerde 

ise, genellikle saatlerce sürebilir ve hatta günlerce uza-

yabilir. Agoni döneminde bilinçte ve iradi hareketlerde 

bozulma meydana geldiğinden kişinin yaptığı mal satma, 

vasiyetname  düzenleme,  miras  bırakma,  evlat  edinme, 

evlenme,  vs.  gibi  hukuki  işlemler  hukuk  bakımından 

geçersiz sayılmaktadır. Bazı kişilerde çok nadiren bilinç 

sona  kadar  belli  ölçüde  sağlam  kalabilir.  Agoni  döne-

minde olan bir kişi bazen bir sır veya bir olay hakkında 

gizlediği bilgiyi açıklar. Böyle bir ifade, diğer kanıtlar ile 

uygunluğu bulunursa hukuki açıdan önem kazanabilir.

1-6

B. Ölüm Olgularında Genel Prosedür



İçişleri  Bakanlığı  Nüfus  ve  Vatandaşlık  İşleri  Genel 

Müdürlüğü’nün  verilerine  göre  2006  yılı  toplam  ölüm 

sayısı  342.722’dir.  2003-2006  yıllarında  toplam  ölüm 

sayısı 1.374.104 iken (Grafik 1) aynı yıllardaki doğum 

sayısı  ise  4.452.189’dur.

7

  İstanbul’da,  yılda  yaklaşık 



Klinik Gelişim



4000’in  üzerine  adli  otopsi  yapılmaktadır.  Ancak, 



Türkiye’nin her yerinde adli nitelikteki ölümlerin büyük 

çoğunluğunda  otopsiye  başvurulmamaktadır.  Kesin  bir 

rakam/  oran  verememekle  birlikte,  Türkiye’deki  ölüm-

lerin  en  az  60-80  bin  kadarının  adli  nitelikte  olduğu 

tahmin  edilmekte;  bunların  büyük  çoğunluğunun  ise, 

otopsi yapılması gereken olgular olduğu bilinmektedir. 

Türkiye’de  her  hekim  ölüm  olguları  ile  karşılaştığında 

ölüm  halini  belirlemek  ve  ölüm  raporu  (defin  ruhsatı) 

düzenlemekle  yükümlüdür.  Tüm  hekimlerin  görevleri 

kapsamında ölüm raporu da düzenlemeleri gerekebilir. 

Ölüm ihbarını alan hekim mutlak olarak gidip ölüyü tam 

ve  çıplak  olarak  muayene  etmelidir.  Ölenin  hastalığını 

belirleyen  bir  hastane  veya  hekim  raporu  varsa  buna 

dayanarak defin ruhsatı düzenlenebilir. Böyle bir belge 

yoksa  kişinin  yakınlarının  verdiği  ifadeler  veya  ölenin 

hastalığı  sırasında  kullandığı  ilaçlar  değerlendirilerek 

bir  ölüm  tanısı  konarak  defin  ruhsatı  düzenlenir.  An-

cak ölüm tanısı konamıyorsa veya ölünün durumunda, 

bulunuşunda kuşku uyandıracak bir belirti varsa, ölüm 

olayı savcılığa ihbar edilmelidir.

Ölüm  olgularında  ilk  yapılması  gereken  şey,  ölümün 

gerçekleşip gerçekleşmediğinin anlaşılması için dolaşım 

ve solunumun olup olmadığı araştırılmalıdır. Bunun için 

ölüm bulgularına bakılması ve bunların tespitiyle karar 

verilmesi  gerekmektedir.  Ayrıca  bu  bulgular  ölüm  za-

manı ve ölüm nedeni ile ilgili bilgilerde verebilir. Ölüm 

sonrası ortaya çıkan bulguların tespiti adli tıp açısından 

büyük önem taşımaktadır. Ölüm olgularında süreç.

8

Ölü defin izni verilmesi konusu, 24.4.1930 tarih; 1593 



sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu (UHK) içinde ayrıntılı 

olarak  tanımlanmıştır.  UHK  madde  215’e  göre,  defin 

izni  (ruhsatı)  alınmadıkça  ve  ibraz  olunmadıkça  hiçbir 

cenaze  gömülemez.  Defin  ruhsatında,  ölenin  kimliği, 

ölüm nedeni, ölenin gömülmesine izin verildiği belirtil-

melidir.


5,6,8,9

Ölü defin izin belgesine hekimler tarafından, genellikle 

kardiak  arrest,  kardiopulmoner  yetmezlik,  pulmoner 

ödem gibi terminal dönem bulguları yazılmaktadır. Bun-

lar gerçek ölüm nedeni değildir. Bu durum, hem bilim-

sel açıdan yanlış sonuçlara yol açmakta, hem de olayın 

adli niteliği varsa bunun anlaşılmasını engellemektedir.

9

Yapılan  bir  çalışmada,  DİE  ölüm  formlarının  ancak 



%  15,3’ünde  gerçek  ölüm  nedeninin  doğru  olarak;  % 

14,4’ünde diğer başka nedenler arasında hatalı bir şekil-

de yazıldığı; % 70.3’ünde ise gerçek nedenin yazılmadığı 

görülmüştür.

10

 Başka bir çalışmada, yazılan ölümlerin % 



52.0’sinin hatalı bildirildiği tespit edilmiştir.

11

Ölüm raporunda, ölüm nedeni olarak ihtimali nedenler 



veya varsayımlar değil, “temel” ölüm nedeni belirtilmeli-

dir. Daha sağlıklı ve güvenilir bir ölüm belgesi düzenlen-

mesi ve sağlık istatistikleri için; defin ruhsatı düzenlenir-

ken, 900 başlıklı ICD-10 kodlarından yararlanılmalıdır.

C. Adli Ölüm Olgularında Prosedür

Olay  yeri  incelemesi  (OYİ)  günümüzde  adli  olayların 

aydınlatılmasında  giderek  önem  kazanmış,  birçok  olay 

türü açısından başlı başına özel bir uzmanlık ve araştır-

ma konusu haline gelmiştir. OYİ yerine hukuk dilinde 

sıklıkla “keşif” terimi kullanılmaktadır. Herhangi bir adli 

olayın ne şekilde yapıldığını, olayın oluş şeklini ve nede-

nini araştırmak, suçlu veya mağdura ait suç kanıtlarının 

saptanması ve olaydan kaynaklanan zarar ve kaybın be-

lirlenmesi için olay yerinde yapılan adli işlemlere “keşif” 

denir.  Hâkim  veya  savcının  talimatları  doğrultusunda 

keşifte genellikle polis veya jandarma “olay yeri inceleme 

ekibi” görev yapar. Her olayın özelliğine göre konu ile 

ilgili çeşitli bilirkişiler yer alır. Kimlerin bilirkişi olarak 

yer alacağına keşfi yapan hakim veya savcı karar verir. 

Başta ölüm olguları olmak üzere; yaralanma, ırza geçme 

gibi  tıbbi  değerlendirmelere  ihtiyaç  duyulan  olaylarda, 

keşifte hekimler tıbbi bilirkişi olarak bulunurla.

8,12,13,14 

Şekil 2: Ölüm olgularına genel yaklaşım.

Ölü defin izni verilir

Normal olgu

(Adli olgu değil)

Doğal ölüm

 1. Doğal ölüm

 (Adli nitelikte olgu)

 2. Travmatik ölüm

 3. Şüpheli ölüm

 (Beklenmedik ölüm)

Otopsi yapılır

Ölü defin izni verilir

Keşif

(Olay yeri incelemesi)



Adli nitelikte olgu

2. Yol:


1. Yol:

350000


348000

346000


344000

342000


340000

338000


336000

334000


2003

2004


2005

2006


2003

2004


2005

2006


343.673

ÖLÜM SAYISI



ÖL

ÜM SA

YISI

2003-2006 YILLARI ARASI ÖLÜM

340.694


340.015

349.722


Şekil 1: Türkiye’de 2003-2006 yılları arasında ölüm 

dağılımı.



Klinik Gelişim



Olay yeri incelemesinin önemi: OYİ’de öncelikli olarak 

önem taşıyan husus, olay yerinin koruma altına alınması 

ve hiç bir değişiklik yapılmamasıdır. Olay yerin derhal 

bir  “güvenlik  şeridi”  ile  çevrelenerek  ilgisiz  kişilerin; 

resmi görevli dahi olsa olay yerine sokulmaması gerekir. 

Bunun için güvenlik güçleri gerekli önlemleri alır. Yalnız-

ca çevredekiler değil, olay yerinde görev yapan kişilerin 

de  kanıt  veya  kanıt  olabilecek  bulguların  korunmasına 

özen göstermeleri gerekir. Locard prensibi olarak bilinen 

OYİ’nde “her temas bir iz bırakır!” şeklindeki altın kura-

la, her zaman dikkat edilmelidir. Olay yerinde yapılacak 

her işlemin delillerin bozulması veya yok olmasına yol 

açabileceği bilinmelidir.

8,12

 Keşif muayenesinin gecikme-



den yapılması gerekir. Aksi halde zaman, hava, ortam ve 

diğer faktörlere göre bir takım kanıtlar kaybolabilir veya 

bozulabilir. Olay yerine gidildiği gün, saat ve hava duru-

mu kaydedilmelidir. Olay yerinin fotoğraflanması, kro-

kilerinin çizilmesi önemlidir. Fotoğraf ve krokiler ölüm 

olaylarında cesedin ortamdaki silah vb. eşyalar; kan vb. 

bulgular  ile  ilişkisini  gösterecek  nitelikte  olmalıdır.  Bu 

tip işlemler, ülkemizde genellikle görevli jandarma veya 

polisler  tarafından  olay  yeri  inceleme  ekibi  tarafından 

yapılmaktadır.

12

OYİ  ve  ölü  muayenelerinde  gerekli  araç  ve  gereçlerin 



sağlanması  esas  olarak  savcı  veya  hakime  ait  bir  so-

rumluluktur. Bununla birlikte, olay yeri incelemelerine 

katılan hekim veya benzer incelemelerde bulunacak bi-

lirkişilerin dikkatli olması, özellikle otopsi salonlarından 

uzak yerlere gidildiğinde, mutlaka bazı önemli gereçleri 

yanında bulundurması gereklidir. OYİ ekibi ve bilirkişi-

lerin yanında not defteri, kalem, eldiven, maske, galoş, su 

geçirmez önlük, lastik çizme, eldiven, el feneri, büyüteç, 

steteskop, mezura, termometre, küçük plastik torbalar, 

etiketler, enjektör, swap çubukları, zarf, selobant, lam, 

lamel, makas, penset gibi gereçleri bulundurması stan-

dart bir inceleme için gereklidir.

12,15

Keşif ve otopsi ile ilgili kanun maddeleri: 

17.12.2004’de yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muha-

kemesi  Kanunu’nun  (CMK)  83-89.  maddeleri  keşif  ve 

otopsi ile ilgilidir.

12,13

Keşif: CMK Madde 83’de “Keşif, hakim veya mahkeme 

veya naip hakim yada istinabe olunan hakim veya mah-

keme ile gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cum-

huriyet  savcısı  tarafından  yapılır.  Keşif  tutanağına  var 

olan durum ile olayın özel niteliğine göre varlığı umulup 

da elde edilemeyen delillerin yokluğu da yazılır.”; madde 

84’de ise, “keşif yapılması sırasında, şüpheli, sanık, mağ-

dur  ve  bunların  müdafii  ve  vekili  hazır  bulunabilirler” 

denilmektedir.

Ölünün kimliğini belirleme ve adli muayene: Madde 

86’da


“Engelleyici sebepler olmadıkça ölü muayenesinden 

veya  otopsiden  önce  ölünün  kimliği  her  suretle  ve 

özellikle kendisini tanıyanlara gösterilerek belirlenir 

ve  elde  edilmiş  bir  şüpheli  veya  sanık  varsa,  teşhis 

edilmek üzere ölü ona da gösterilebilir.

a.

Ölünün adli muayenesinde tıbbi belirtiler, ölüm za-



manı ve ölüm nedenini belirlemek için tüm bulgular 

saptanır. 

Bu muayene, Cumhuriyet savcısının huzurunda ve bir 

hekim görevlendirilerek yapılır.” denilmektedir.

13

Olay  yeri  incelemesi  ile  ilgili  önemli  hususlar  şun-

lardır:

8,12

Olay  yeri  inceleme  ekibi:  Olay  yerinin  ve  cesedin 

incelenmesi önce cumhuriyet savcısı ve onun adına 

olay yeri inceleme ekibi tarafından yapılır. 

Adli  nitelikteki  ölümlerde  kimlik  tespiti:  Ölüm 

olgularında  kimlik  belirlenmesi  ve  ölü  muayenesi 

bir  bütünlük  arz  eder.  Cesedin  yakınları  ve  yoksa 

tanıyan kişilerin, kimlik tanıklığı yapmak üzere keşif 

muayenesine  katılmasının  sağlanması  önem  taşır. 

Keşif  öncesinde  bir  şüpheli  veya  sanık  varsa,  teşhis 

edilmek üzere ölü ona da gösterilebilir.

Kimliği bilinmeyen cesetlerde yapılacak işlemler: 

Otopsi öncesinde eğer cesedi bilen ve tanıyan bir kişi 

çıkmaz ise “teşhir” ve “kimlik tespiti” işlemi zorunlu 

olarak otopsi sonrasına bırakılır. Bu durumda kimliği 

belirsiz  cesetlerin  en  az  iki  hafta  süre  ile  gasilhane, 

morg gibi uygun yerlerde saklanması, bu süre içinde 

de bilen ve tanıyan herhangi bir kimlik tanığı çıkma-

ması halinde cumhuriyet savcısının izni ile belediye 

veya köy muhtarlığı tarafından defnedilmesi gerekir.

Bilirkişinin  görevleri:  Kimlik  tespitinden  sonra 

ceset,  ölüm  nedeni  ve  diğer  tıbbi  bulguların  ortaya 

konması  için  “bilirkişi”  sıfatı  ile  hekimin  muayene-

sine bırakılır. Bu işlemlerin hekimlerce yapılması bir 

zorunluluktur. Bu hekim, bilirkişilik yapmasına en-

gel bir hali bulunmayan, o yerleşim birimindeki adli 

görevleri yürüten veya kanunen bu görevle yükümlü 

bulunan bir hekim olabilir. 

Ölünün  hem  elbiseli  iken  ve  hem  de  elbiseleri  çı-

kartıldıktan  sonra  muayene  edilmesi  gerekir.  86. 

maddeye  göre,  hekim  öncelikle  ölüm  halini  (ölüm 

bulguları) ve diğer tıbbi belirtileri; ölüm zamanı ve 

ölüm  nedenini  belirlemeye  çalışır.  Ayrıca,  keşif  ve 

adli soruşturmasından edindiği bulgulara göre; diğer 

sorulan hususlardaki tıbbi yorum ve kanaatini ortaya 

koyar. Olgunun otopsisinin yapılıp yapılmaması hu-

susundaki görüşlerini belirtir ve tüm bunları kayda 

geçer.  Savcı  veya  hâkimin  hekimin  görüşüne  katıl-

ması veya başka bir nedenle gerekli görmesi halinde 

otopsi yapılmasına karar verilir. 



Otopsi  kararının  alınması:  Keşifte  ölü  muaye-

nesinin  sonucunda  otopsi  kararı  alınması  (otopsi 

endikasyonu),  daha  sonraki  adli  süreç  bakımından 

oldukça  kritik  bir  öneme  sahiptir.  Bu  karar,  tıbbi 

açıdan ölüm nedeni, ölüm şekli (orijin), tıbbi açıdan 

tanı, tedavi vb gibi işlemleri ilgilendiren her hangi bir 

sorunun bulunup bulunmadığı gibi hususlar dikkate 

alınarak belirlenir. Herhangi bir travmaya bağlı veya 

başlangıçta beklenmedik, şüpheli türde kabul edilen 

ölümlerin  otopsisinin  yapılması  büyük  önem  taşır. 

Örneğin,  trafik  kazalarında  olayın,  ölüm  nedeni  ve 

mekanizmasının  baştan  aydınlatılmış  olması  gerek-

çesi  ile  otopsi  kararı  alınmamakta,  ölü  defin  izni 

b.

c.













Klinik Gelişim



verilmektedir.  Bu  tip  durumlarda  Cumhuriyet  sav-



cısı  ve  hekimin  çok  dikkatli  olması  gerekmektedir. 

Özellikle  cinayet  ve  ihtihar  olgularında  veya  kuşku 

verici, belirsiz her hangi bir durumun bulunması ha-

linde kesinlikle otopsi yapılmalıdır. Ölüm nedeni ve 

mekanizması aydınlanmış ve doğal nedenli bir ölüm 

olduğu belirlenmiş ve her hangi bir kuşku verici du-

rum  bulunmasa  da  adli  açıdan  bir  sorunun  (tedavi 

veya  ihmal  iddiaları)  varlığı,  otopsi  yapılmasını  ge-

rekli kılabilir.

Ölü muayene ve otopsi tutanağının düzenlenmesi:

Ölüm olgularında keşif sonunda bir tutanak düzenle-

nir. Buna “ölü muayene tutanağı” adı verilir. Keşiften 

sonra aynı ekip tarafından otopsiye devam edilir ise, 

düzenlenen belgeye genellikle “ölü muayene ve otop-

si  tutanağı”*  denmektedir.  Bu  tutanaklara  görülen 

ve saptanan bulguların yanı sıra, umulup da bulun-

mayan izlerin yokluğu da yazılır. Bu tutanak, hâkim 

veya savcı, tutanağı yazan kâtip, hekim ve yardımcısı, 

cesedin kimlik tanığı tarafından imzalanır.



NOT: Adli ölüm olgularında hekimlerin ölü mu-

ayene tutanağı düzenlenirken dikkat etmesi gere-

ken hususlar, yazı sonunda örnek bir “ölü muaye-

ne tutanağı formu” verilerek belirtilmiştir.

OYİ’ne katılan ve otopsiyi yapan hekimler aynı kişiler 

değilse, dış bulguların otopsi öncesinde tekrarlanma-

sı, keşif muayenesine göre cesette oluşan değişimlerin 

belirtilmesi gerekir.

Otopsi: CMK Madde 87’de

“Otopsi  (nekropsi)  Cumhuriyet  savcısının  huzu-

runda biri adli tıp, diğeri patoloji uzmanı veya diğer 

dallardan  birisinin  mensubu  veya  biri  pratisyen  iki 

hekim tarafından yapılır. Müdafi veya vekil tarafın-

dan  getirilen  hekim  de  otopside  hazır  bulunabilir. 

Zorunluluk  bulunduğunda  otopsi  işlemi  bir  hekim 

tarafından da yapılabilir; bu durum otopsi raporunda 

açıkça belirtilir.

Otopsi,  cesedin  durumu  olanak  verdiği  takdirde, 

mutlaka baş, göğüs ve karnın açılmasını gerektirir.

Ölümünden hemen önceki hastalığında öleni tedavi 

etmiş  olan  tabibe,  otopsi  yapma  görevi  verilemez. 

Ancak, bu tabibin otopsi sırasında hazır bulunması 

ve hastalığın seyri hakkında bilgi vermesi istenebilir. 

Gömülmüş bulunan bir ceset, incelenmesi veya otop-

si yapılması için mezardan çıkarılabilir. Bu husustaki 

karar,  soruşturma  evresinde  Cumhuriyet  savcısı, 

kovuşturma  evresinde  mahkeme  tarafından  verilir. 

Mezardan çıkarma kararı, araştırmanın amacını teh-

likeye  düşürmeyecekse  ve  ulaşılması  da  zor  değilse 

ölünün bir yakınına derhâl bildirilir.

Yukarıdaki fıkralarda sözü edilen işlemler yapılırken, 

cesedin görüntüleri kayda alınır.” denilmektedir.

13

Otopsi ile ilgili önemli hususlar şunlardır:



Otopsi  için  ölünün  ailesinden  izin  alınması  ko-

nusu:  Adli  nedenlerle  yapılan  otopsilerde  ailenin 

izninin  alınması  gerekmez.  Sık  kullanılan  bir  ifade 

ile adli nitelikteki ölümlerde otopsi ve defin işlemleri 

tamamlanıncaya kadar ‘ceset adliyeye aittir’ ve otopsi 





a.



b.

c.

d.



e.

tutanağı düzenlenip defin izni alınmaksızın ceset ai-

leye teslim edilmez.

Buna  karşın,  adli  nitelikteki  olmayan  ölüm  olgula-

rında,  ancak  ailenin  yazılı  izni  alınarak  adli  amaçlı 

olmayan  otopsiler  (özel  otopsi)  yapılabilir.  Bu  tip 

otopsiler, ülkemizde çok sık olmamakla birlikte, tıb-

bi tanı ve tedavi araştırmaları için veya bebek ölüm-

lerinin genetik açıdan tanısı ve ailenin aydınlatılması 

amacıyla patologlar tarafından yapılmaktadır.

8,12

Otopsi yapılma koşulları: Otopsi, cesedin ve organ-

ların belirli bir teknikle açılarak incelendiği son de-

rece kapsamlı bir teknik bilgi ve uzmanlık gerektiren 

bilimsel yöntemdir. 

CMK Madde 87 1. bendine göre, artık otopsi yapacak 

ekipte öncelikle bir adli tıp uzmanı ile birlikte bir pa-

toloji uzmanı veya diğer dallardan birisinin mensubu 

veya biri pratisyen olmak üzere iki hekimin yer alma-

sı gerektiği hususu belirtilmiştir. Eski kanun CMUK 

Madde  79  ile  kıyaslandığında,  yeni  kanun  maddesi 

ile önemli ve yararlı değişikliklerin getirilmiş olduğu 

dikkati çekmektedir. Böylece, otopsinin biri adli tıp 

uzmanı  olmak  üzere  özellikle  uzmanlar  tarafından 

yapılması  gerektiği;  zorunlu  kalmadıkça  uzman 

olmayan  hekimlere  otopsi  yaptırılmaması  gerektiği 

vurgulanmıştır.  CMK  ile  ilgili  olarak  özellikle  geç-

miş dönemde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 

“otopsinin uzman kişilerce yapılmamış olduğu” gibi 

gerekçelerle aleyhimizde çıkan kararlar incelendiğin-

de,  adli  otopsilerin  mutlak  uzmanlar  tarafından  ve 

yeterli koşullara sahip otopsi merkezlerinde yapılma-

sının gerekli olduğu önem kazanmıştır.

16

Önceki yıllarda sıklıkla, hâkim veya savcı hekimden 



olay yerinde otopsi yapılmasını istemekteydi. Ancak, 

cesedin otopsi için uygun bir merkeze nakledilmesi, 

otopsinin daha güvenilir ve yararlı olması için ilk ko-

şuldur. Dünyada artık kabul edilen önemli bir yakla-

şıma göre, olay yerinde mümkün olduğu kadar ceset 

ile ilgili daha gerekli ve zorunlu işlemler yapılmalı ve 

ceset özel bir torba içerisine konularak en yakındaki 

otopsi  merkezine  nakledilmeli  ve  otopsi  salonunda 

olay  yeri  inceleme  ekibi  ile  otopsiyi  yapacak  ekip 

birlikte  delilleri  toplayarak  otopsi  öncesi  yapılması 

gerekli incelemeleri ve hazırlıkları yapmalıdır.

12



Yüklə 246,14 Kb.

Dostları ilə paylaş:
  1   2   3




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azkurs.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə