Kapak ve afiŞ tasarimi



Yüklə 5.04 Kb.
PDF просмотр
səhifə6/19
tarix11.01.2017
ölçüsü5.04 Kb.
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   19

S21 WİNGATE TESTİNDE YÜKÜN VÜCUT AĞIRLIĞINA VEYA YAĞSIZ 
VÜCUT AĞIRLIĞINA GÖRE BELİRLENMESİNİN GÜÇ ÇIKTILARINA 
ETKİLERİ 
 
K.Üçok
1
, H.Gökbel
2
, N.Okudan
2
  
1
Mustafa Kemal Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Fizyoloji AD; HATAY.  
2
Selçuk Üniversitesi, Meram Tıp Fakültesi, Fizyoloji AD; KONYA.  
kaganucok@hotmail.com  
 
Giriş ve Amaç: Geçerliliği ve güvenilirliği gösterilmiş olan Wingate testi, 
anaerobik performansın belirlenmesinde sıklıkla kullanılır. Wingate testi için 
yaygın olarak kullanılan 75 g/kg’lık yükün düşük olduğunu ve en yüksek 
güç çıktılarını elde etmek için farklı yük uygulanması gerektiğini ortaya 
koyan çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmanın amacı genç sedanter 
erkeklerde Wingate testi için vücut ağırlığının kilogramı başına 75 g’lık 
klasik yüke alternatif olabilecek uygun bir yük bulunup bulunmadığını 
belirlemektir.  
 
Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 24 sedanter genç erkek gönüllü olarak 
katıldı. Wingate testleri, vücut ağırlığının kilogramı başına 75, 85, 95 g ve 
yağsız vücut ağırlığının kilogramı başına 90, 100, 110 g’lık yükler 
kullanılarak Monark 818E bisiklet ergometresinde yapıldı. Bu yükler 
katılımcılara randomize olarak uygulandı. 30 saniyelik test süresince her 5 
saniyedeki pedal sayıları kaydedildi ve pik güç, ortalama güç ve yorgunluk 
indeksi değerleri hesaplandı.  
 
Bulgular ve Sonuç: Yağsız vücut ağırlığının kilogramı başına 100 ve 110 
g yüklerle yapılan Wingate testlerindeki pik güç değerleri, vücut ağırlığının 
kilogramı başına 75 g yük uygulandığında elde edilen pik güç değerlerinden 
anlamlı  şekilde yüksekti. Hiçbir yükte elde edilen ortalama güç değerleri 
diğer yüklerde elde edilenlerden farklı değildi. Genç erkeklerde Wingate 
testi yüklemesinin yağsız vücut ağırlığına göre yapılmasının daha uygun 
olduğu ve orijinal yüke göre anlamlı  şekilde yüksek pik güç sonuçları 
verdikleri için yağsız vücut ağırlığının kilogramı başına 100 veya 110 g’lık 
yüklerin kullanılabileceği sonuçlarına varıldı. Ayrıca vücut yağ yüzdesinde 
ciddi farklılıkların bulunabildiği daha yaşlı erkeklerde, kadınlarda, 
çocuklarda ve sporcularda benzeri araştırmaların yapılmasının uygun 
olacağı düşünüldü.  
 
 

SÖZLÜ BİLDİRİLER 
29.TFBD KONGRESİ – 1-5 EYLÜL 2003 – GATA / ANKARA
 
49
 
S22 18-21 YAŞ GRUBU GENÇ ERKEK FUTBOLCULARDA KREATİN-
MONOHİDRAT KULLANIMI İLE WİNGATE TEST SONUÇLARININ 
İNCELENMESİ  
 
M.Ünal, T.Şahinkaya, D.Namaraslı, A.Arslan, A.Kayserilioğlu  
İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Spor Hekimliği AD; İSTANBUL.  
mhmt_unal@yahoo.com  
 
Giriş ve Amaç: Sporcularda bir aktiviteyi yapabilme, devam ettirebilme ve 
aktivite bitiminde hızla toparlanıp 2.aktiviteye başlama önemlidir. Hızla 
toparlanma sporcunun enerji depolarına bağlıdır. Bilindiği gibi ATP ve 
Kreatin Fosfat (PCr) hazır enerji olarak kullanılmaktadır. Egzersiz 
esnasında kullanılan hazır ATP 4-5 saniye gibi çok kısa süreli aktiveler için 
yeterlidir. Aktivitenin devam ettirilebilmesi için ATP’nin hızla PCr tarafından 
yenilenmesi gerekmektedir. Vücutta PCr depoları ne kadar dolu ise bu 
yenilenme o kadar hızlı ve uzun süreli olmaktadır. Son yıllarda dışarıdan 
alınan kreatin monohidrat (CrM) preparatlarının, PCr depolarını doldurduğu 
ve toparlanmayı  hızlandırdığına dair çalışmalar yayınlanmaktadır. Bu 
hipotezlerin doğruluğunu test etmek için CrM kullanan ve kullanmayan 
sporcularımız arasında anaerobik güç farklılığı olup olmadığını araştırmayı 
amaçladık.  
 
Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza yaşları 18-21 arası değişen 30 erkek 
futbolcu katılmıştır. Sporcularımız rastgele olarak iki gruba ayrılmıştır. 
1.grupdaki sporculara 0,25 gr/kg/gün CrM verilmiş, 2.grupdaki 
sporcularımız kontrol grubu olarak kullanılmış ve karbonhidrat verilmiştir. 
Araştırmalarımız lokal etik kurul onayı ile İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp 
Fakültesi Spor Hekimliği AD laboratuvarlarında yapılmıştır. Çalışmamızın 
istatistik analizleri paired samples-t test ile yapılmıştır.  
 
Bulgular ve Sonuç: İki grup arasında durarak uzun atlama (DUA), durarak 
dikey sıçrama (DDS) ve wingate testi değerlerinden Peak Power (PP)(en 
yüksek güç) değerleri arasında istatistik olarak bir farklılık tespit 
edilmemiştir (p>0,05). Wingate testi değerlerinden Mean Power (Mean 
P)(ortalama güç) (p<0,05), Minimun Power (Min p)(en düşük güç) (p<0,01), 
Total Work (TW)(toplam iş) (p<0,01) değerlerinde ve wingate testi öncesi 
ve sonrası bakılan laktik asit (p<0,001) değerlerinde istatistik olarak anlamlı 
artışlar tespit  edilmiştir. Sonuç olarak, CrM kullanımı sporcuların anaerobik 
güçlerini artırmıştır.  
 
 

SÖZLÜ BİLDİRİLER 
29.TFBD KONGRESİ – 1-5 EYLÜL 2003 – GATA / ANKARA
 
50
 
S23 UYKU APNESİNDE KORTİKAL AKTİVİTE DEĞİŞİKLİKLERİNİN 
TAYF ÇÖZÜMLEMESİ 
İLE SAPTANMASI: OKSİHEMOGLOBİN 
DESATÜRASYONUNUN ETKİSİ 
 
L.Öztürk
1
, Z.Pelin
2
, A.Akyüz
2
  
1
Trakya Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Fizyoloji Anabilim Dalı; EDİRNE.  
2
Pendik Devlet Hast., Nöroloji Klin., Uyku ve EEG Laboratuvarı; İSTANBUL.  
leventrk@hotmail.com  
 
Giriş ve Amaç: Uyku apne sendromu gece içerisinde ortalama 300-400 
kez tekrarlayan ve 10-70 sn süren apne periyotları ile karakterize bir 
hastalıktır. Bu hastalıkta her defasında apneyi sonlandıran mekanizmalar 
henüz açıklanamamıştır. Apne ile birlikte artan solunum eforu, 
karbondioksit ve oksijen değişiklikleri potansiyel nedenler olarak 
gösterilmiştir. Bu çalışmamızda apneyi sonlandıran uyanma yanıtı üzerine 
oksihemoglobin desatürasyonunun etkilerini araştırdık.  
 
Gereç ve Yöntem: Uyku apne sendromu tanısı alan 5 hastada tüm 
obstrüktif apne dönemleri çalışmaya katıldı. Hareket ve diğer artefaktlar 
nedeniyle hata olasılığı olan periyotlar dahil edilmedi. Toplam 850 obstrüktif 
apne periyodu çalışmaya alındı. Apne sonu pivot nokta alınarak 10 sn 
öncesi ve 10 sn sonrasını kapsayan EEG pencerelerine tayf çözümlemesi 
yapılarak farklı frekans dağılımlarının oranı belirlendi. Apne sonu öncesi ve 
sonrasındaki aynı frekans bandlarında oluşan farklılıklar belirlenerek 
desatürasyon büyüklüğü ile aralarında korelasyon analizi yapıldı.  
 
Bulgular ve Sonuç: Apne sonu öncesi ve sonrasında delta, teta, alfa, 
sigma ve beta frekanslarında anlamlı farklar belirlendi. Yapılan korelasyon 
analizinde delta, alfa ve sigma bandları ile desatürasyon büyüklüğü 
arasında ilişki olduğu (r=-0,28, p<0,001; r=0,30, p<0,001; r=0,32, p<0,001) 
belirlendi. Bulgularımız  ışığında, apne sonunda meydana gelen ve apneyi 
sonlandıran kortikal aktivite değişikliklerine oksihemoglobin 
desatürasyonunun kısmen de olsa etkisi olduğu sonucuna vardık.  
 
 
 
 
 
 
 
 

SÖZLÜ BİLDİRİLER 
29.TFBD KONGRESİ – 1-5 EYLÜL 2003 – GATA / ANKARA
 
51
 
S24 JUVENİL  İDİOPATİK ARTRİTLİLERİN FONKSİYONEL KAPASİTE 
ÖLÇÜMÜNDE KARDİOPULMONER EGZERSİZ TESTLERİ 
 
G.Metin
1
, L.Öztürk
1
, Ö.Kasapçopur
2
, M.Apelyan

, N.Arısoy
2
  
İstanbul Ün., C.Paşa Tıp Fak., 
1
Fizyoloji, 
2
Çocuk Sağ. ve Hast. AD; İSTANBUL.  
leventrk@hotmail.com  
 
Giriş ve Amaç: Juvenil  İdiopatik Artritli çocuklardaki fiziksel aktivitenin 
sağlıklı çocuklardan daha kısıtlı olduğu düşünülmektedir. Kronik eklem 
ağrısı ve katılığı ile deformitelerin bundan sorumlu olduğu öne sürülmüştür. 
Bu hasta grubunda kas atrofilerinin ve kontraktür gelişimin engellenmesi, 
günlük aktivitenin artırılması amacıyla standart tıbbi tedaviye ek olarak 
egzersiz verilmesi önerilmektedir. Biz de bu çalışmamızda Juvenil İdiopatik 
Artrit tanısı alan çocukların egzersiz toleransını belirlemeyi ve sağlıklı 
kontroller ile farklarını ortaya koymayı amaçladık.  
 
Gereç ve Yöntem: Ayak bileği, diz ve kalça eklemlerinde hareket 
sınırlaması olmayan 34 hasta (11±2 yaş) ve 24 sedanter kontrol (12±1 yaş) 
çalışmaya dahil edildi. İki gruba da, sürekli elektrokardiyografi (EKG) 
monitörizasyonu eşliğinde bisiklet ergometresinde maksimal kalp atım 
sayısının %85’inin üzerine geçmeyi hedefleyen egzersiz yaptırıldı. Kan 
basıncı değerleri test süresince 2 dk aralıklarla ölçüldü. Akciğer hacim ve 
kapasiteleri test öncesinde istirahat durumunda, maksimum oksijen tüketimi 
(VO
2max
) ise test sırasında bilgisayar destekli spirometre ile (Vmax29c) 
analiz edildi. İstatistiksel analizde gruplar arası karşılaştırmalarda t-testi 
kullanıldı.  
 
Bulgular ve Sonuç:  İstirahatteki solunum fonksiyon testlerinde birinci 
saniyedeki zorlu ekspirasyon hacmi (FEV
1
), zorlu vital kapasite (FVC), vital 
kapasite (VC) ve inspirasyon kapasitesi (IC) değerleri kontrol grubunda 
daha yüksekti (sırasıyla, p<0,01; p<0,05; p<0,05; p<0,05). VO
2max
 değerleri 
hasta grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak (sırasıyla 29,1±5,2; 
33,9±5,4; p<0,01) daha düşük bulundu. Ayrıca yine aynı grubun egzersize 
dayanma süresi ile ulaştığı maksimal iş yükü (sırasıyla p<0,01; p<0,01) 
daha düşüktü. Sonuç olarak, Juvenil İdiopatik Artritli çocukların 
kardiopulmoner açıdan fonksiyonel kapasitelerinin (VO
2max
) daha düşük 
olduğu gözlendi. Ancak, standart tedaviye eklenebilecek aerobik tipdeki 
egzersiz reçetelerinin tolere edilmesinde kardiopulmoner sorun 
yaşamayacakları sonucuna vardık.  
 
 

SÖZLÜ BİLDİRİLER 
29.TFBD KONGRESİ – 1-5 EYLÜL 2003 – GATA / ANKARA
 
52
 
S25 ERKEK WISTAR ALBINO SIÇANLARDA İLERİ DÜZEYDEKİ 
KALİTATİF VE KANTİTATİF PROTEİN YETERSİZLİKLERİNİN 
ETKİLERİ. 1.CANLI AĞIRLIK VE KAN LÖKOSİT DÜZEYLERİ*  
 
M.Balkaya
1
, D.Kozacı
2
, C.Ünsal
1
, H.Ünsal
1
  
Adnan Menderes Ün., 
1
Vet. Fak., Fizyoloji AD; 
2
Tıp Fak., Biyokimya AD; AYDIN.  
balkayam@yahoo.com  
 
Amaç: Kalitatif ve kantitatif protein yetersizliklerinin lökosit düzeylerine 
etkisi ve canlı ağırlıkla ilişkisinin araştırılması.  
Gereç ve Yöntem:  İki aylık 60 erkek Wistar sıçan 22ºC, 12/12 h 
ışık/karanlık ve %50-%70 nemli semi-klimatize odada bireysel kafeslerde 
barındırıldı. Dört deneyde beşer hayvandan oluşan üçer grup 7, 14, 21 
veya 28 gün sürelerle yetiştirme yemi, %20 jelatin içeren veya protein 
içermeyen yemlerle beslendi. Canlı  ağırlıklar haftalık kaydedildi. Deney 
sonunda alınan kan örneklerinde lökosit konsantrasyonları ve oranları 
belirlendi. Bulgular bağımsız gruplar için t-testi, tek-yön varyans analizi, 
zaman faktöründe tekrarlayan ölçümler için varyans analizi ve Pearson 
korelasyon testi ile değerlendirildi. Varyans homojenitesi Levene testi ile 
kontrol edildi ve gerektiğinde veriler transforme edildi. Post hoc analizler 
için Tukey testi kullanıldı.  
Bulgular ve Sonuç: Kontrol gruplarında ortalama vücut ağırlığı başlangıç 
değerlerine göre %4-%29 oranlarında artarken, deneysel gruplarda 
malnütrisyonun tipi ve deneyin süresine bağlı olarak %21-%49 oranlarında 
azaldı. Azalmanın proteinsiz beslenen grupta jelatin içeren yemle 
beslenenlere göre daha fazla olduğu belirlendi. Proteinsiz beslenen 
hayvanlar 28.güne kadar yaşayamadı. Malnütrisyonun  tüm deneylerde 
WBC konsantrasyonlarını azalttığı ve bunun lenfositlerdeki azalmanın bir 
sonucu olduğu görüldü. Ancak, lenfosit oranlarındaki değişiklikler birörnek 
değildi. Nötrofil oranları jelatinle beslenen hayvanlarda yükseldi. Kontrol ve 
deney grubundaki hayvanların ağırlıkları farklı yönlerde değiştiğinden, 
malnütrisyonun etkilerini net olarak ortaya koymak için veriler birim canlı 
ağırlık için düzeltilerek analizler tekrarlandı. Bu kez malnütrisyon 
gruplarında WBC ve nötrofillerin belirgin olarak arttığı görüldü. Ancak, 
lenfositlerdeki değişiklikler birörnek değildi. Buna karşın kontrol grubunda 
bu üç değişken genel olarak dar sınırlar içerisinde dalgalanma gösterdi. 
Vücut ağırlığı, lökosit konsantrasyonları ve oranları arasında önemli 
korelasyonlar saptandı. Canlı  ağırlık ile lökosit değerleri, protein 
yetersizliğin tipi ve süresine bağlı olarak değişiklik göstermektedir.  
 
*Bu çalışma TÜBİTAK tarafından desteklenmiştir (Proje No: SBAG - 2244). 
 

SÖZLÜ BİLDİRİLER 
29.TFBD KONGRESİ – 1-5 EYLÜL 2003 – GATA / ANKARA
 
53
 
S26 ERKEK WISTAR ALBINO SIÇANLARDA İLERİ DÜZEYDEKİ 
KALİTATİF VE KANTİTATİF PROTEİN YETERSİZLİKLERİNİN ETKİLERİ  
2.NÖTROFİLLERİN BAZI PROTEOLİTİK ENZİM AKTİVİTELERİ VE 
SERUM BİYOKİMYASAL DEĞİŞKENLERİ*  
 
D.Kozacı
1
, M.Balkaya
2
, C.Ünsal
2
, H.Ünsal
2
, F.K.Kral
3
  
Adnan Menderes Ün., 
1
Tıp Fak., Biyokimya AD; Vet. Fak., 
2
Fizyoloji ve 
3
Biyokimya AD; AYDIN.  
balkayam@yahoo.com  
 
Amaç: Kalitatif ve kantitatif protein yetersizliklerinin sıçanlarda nötrofillerin 
bazı metalloproteinaz aktiviteleri ile serum biyokimyasal değişkenlerine 
etkilerinin araştırılması.  
Gereç ve Yöntem: Yaklaşık iki aylık 60 adet erkek Wistar sıçan dört ayrı 
deneyde üçerli gruplarda (n
1
=n
2
=n
3
=5) yetiştirme yemi, %20 jelatin içeren 
veya protein içermeyen yemlerle 7, 14, 21 veya 28 gün beslendi. Kan 
örnekleri deneylerin sonunda alındı ve nötrofiller ayrıldı. Nötrofil lizatlarında 
ve plazma örneklerinde bazı metalloproteinazların aktivitesi, hücre 
lizatlarında protein konsantrasyonu ve serum örneklerinde bazı 
biyokimyasal değişkenler belirlendi. Globulin konsantrasyonu ise 
hesaplandı. Bulgular bağımsız gruplar için t-testi, tek-yön varyans analizi ve 
Pearson korelasyon testi ile değerlendirildi. Varyans homojenitesi Levene 
testi ile kontrol edildi. Post hoc testler için Tukey testi kullanıldı.  
Bulgular ve Sonuç: Proteinsiz beslenen hayvanlar 28.günden önce öldü. 
Protein malnütrisyonuna bağlı albümindeki azalmanın bir sonucu olarak 
serum total protein konsantrasyonun zamanla azaldığı görüldü. 
Malnütrisyon gruplarında serum üre konsantrasyonu arttırdığı, kreatinin 
konsantrasyonlarındaki değişimin ise tipik olmadığı saptandı. Vücut 
ağırlığına göre düzeltilmiş veriler, malnütrisyon gruplarında serum kreatinin 
düzeylerinin kontrol grubuna göre %100 arttığını ortaya koydu (p<0,001). 
Benzer  şekilde, serum total protein konsantrasyonları malnütrisyon 
gruplarında kontrollerden daha yüksekti (p<0,001). Ayrıca, çeşitli 
değişkenler arasında önemli pozitif ve negatif korelasyonlar saptandı. 
Western Blot analizi sonuçları tüm deneylerde nötrofil lizatlarında ve 
plazma örneklerinde MMP-1, MMP-8 ve MMP-9 enzimlerinin pro- ve aktif 
formlarının bulunduğunu ortaya koyarken, MMP-2 saptanamadı. Özellikle 
%20 jelatin içeren diyetle beslenen hayvanlarda MMP-8 aktivitesinin diğer 
gruplara göre %20 kadar daha yüksek olduğu gözlemlendi. Çalışmanın 
bulguları, kalitatif ve kantitatif protein yetersizliklerinin tipi ve süresine bağlı 
olarak bazı nötrofil metalloproteinaz enzim aktiviteleri ve serum 
biyokimyasal değişkenlerin etkilendiğini göstermektedir. Konuyla ilgili 
ayrıntılı çalışmalar gereklidir.  
 
*Bu çalışma TÜBİTAK tarafından desteklenmiştir (Proje No: SBAG - 2244). 
 

SÖZLÜ BİLDİRİLER 
29.TFBD KONGRESİ – 1-5 EYLÜL 2003 – GATA / ANKARA
 
54
 
S27 SIÇAN NÜKLEUS AKKUMBENSİNDE NİKOTİN 
İLE 
OLUŞTURULAN DOPAMİN SALIVERİLMESİNE GONADAL 
HORMONLARIN ETKİSİ, İN-VİVO MİKRODİYALİZ ÇALIŞMASI 
 
Y.H.Doğan, S.Demirgören, L.Kanıt, Ş.Pöğün  
Ege Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Fizyoloji Anabilim Dalı; İZMİR.  
hdogan@med.ege.edu.tr  
 
Giriş ve Amaç: Nikotin bağımlılık yapıcı bir maddedir ve tütün kullanımı 
hastalık ve ölümlere sebep olmaktadır. Son 30 yıl içersinde tütün içimi 
azalmış olmasına rağmen, kadınlarda bu azalma daha az belirgindir. 
Nikotinin nörokimyasal ve davranışsal etkileri, asetilkolin, dopamin, 
norepinefrin, serotonin, glutamat ve GABA’yı transmitter olarak kullanan 
nAChRs üzerinden gerçekleşmektedir. Nikotinin kısa süreli uygulanması 
asetilkolin salıverilmesi ve ekstrasellüler dopamin düzeyini artırmaktadır. 
Dopaminerjik sistem üzerinden etki eden ajanlarda cinsiyet farklılığı rapor 
edilmiştir. Sigara bırakma programlarında kadınlarla erkekler arasındaki 
başarı farklılığı dikkat çekmektedir. Kadınlar sigarayı  bırakmada daha çok 
zorlanmaktadırlar. Çalışmada nikotine yanıttaki cinsiyet farklılığının gonadal 
manipülasyonlar ile etkilenip etkilenmediğini araştırdık.  
 
Gereç ve Yönten: 200-250 g 4-6 aylık Sprague-Dawley erkek ve dişi 
sıçanlara, gonadektomi ve sham operasyonu uygulandı. 4-6 hafta sonra 
anestezi altında stereotaksik yöntemle, nukleus akkumbense 
laboratuarımızda ürettiğimiz invivo mikrodiyaliz probları yerleştirildi. Bazal 
düzeye gelinceye kadar her 20 dk da diyaliz sıvısı toplanarak HPLC-EC 
dedektörde dopamin ve metabolitlerinin analizi yapıldı. Bazal düzeye 
ulaşıldığında 0,8 mg/kg nikotin s.c. olarak verildi. Nikotin uygulaması 
sonrasında toplanan örneklerde dopamin ve metabolitlerinin tayini yapıldı.  
 
Bulgular ve Sonuç: Nikotin enjeksiyonu sonrasında 20.dk’da toplanan 
diyalizatta yapılan dopamin ölçüm sonuçları istatistiksel olarak 2-yönlü 
ANOVA ile incelendiğinde, cinsiyet ve gonadektomi arasında etkileşim 
çıkmıştır (p<0,05). “Post-hoc” testlerden LSD’de gonadektomili dişiler ile 
sham operasyonlu dişiler arasında anlamlı fark çıkmıştır (p<0,05). Nikotin 
uygulamasına bağlı nükleus akkumbenste dopamin salıverilmesi, dişi 
sıçanlarda erkek sıçanlara göre daha yüksektir. Dişi sıçanlarda yapılan 
ovariektomi, dopamin salınımını anlamlı olarak düşürmüş, erkek sıçanlarda 
orşiektomi sonrasında, dopamin salınımını artırmasına karşın istatiksel fark 
gösterilememiştir. Sonuçlar, nikotine bağlı dopamin salınımının östrojen 
hormonundan etkilendiğini ve östrojenin varlığında nikotine dopamin 
yanıtının daha yüksek olduğunu düşündürtmektedir.  
 

SÖZLÜ BİLDİRİLER 
29.TFBD KONGRESİ – 1-5 EYLÜL 2003 – GATA / ANKARA
 
55
 
S28 NİTRİK OKSİT SENTAZ İNHİBİSYONUNUN DÜŞÜK VE YÜKSEK 
DOZ PENTİLEN TETRAZOL İLE OLUŞTURULAN EPİLEPTİK 
NÖBETLERDE KAN-BEYİN BARİYERİ GEÇİRGENLİĞİNE ETKİLERİ  
 
R.Kalaycı
1
, M.Kaya
2
, N.Arıcan
3
, Z.C.Koçyıldız
2
, İ.Elmas
3
, M.Küçük
1
  
İstanbul Ün., İst. Tip Fak., 
1
DETAM, 
2
Fizyoloji ve 
3
Adli Tıp AD; İSTANBUL.  
mehkaya@istanbul.edu.tr  
 
Giriş ve Amaç: Epileptik nöbetler sırasında kan-beyin bariyeri (K-BB)’nin 
yıkıldığı bilinmektedir. Pentilen tetrazol (PTZ) ile oluşturulan deneysel 
epileptik nöbetlerde bu yıkımın orta beyinde görüldüğü ve akut hiperglisemi 
varlığında ise bütün beyine yayıldığı gösterilmiştir. Nitrik oksit (NO) 
sentezinin engellenmesi durumunda oluşturulacak epileptik nöbetlerin 
şiddetinde artma veya azalma olduğunu gösteren çalışmalar olmasına 
rağmen, bu durumda oluşturulacak epileptik nöbetlerin K-BB geçirgenliği 
üzerine etkileri bilinmemektedir.  
 
Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 48 adet Wistar albino erişkin erkek sıçan 
kullanıldı. NOS inhibitörü olan N
ω
-nitro-L-arginine methyl ester (L-NAME; 
0.5 mg/ml) 4 hafta süresince sıçanların içme suyuna ilave edildi. Kan 
basınçları başlangıçta “tail cuff” metoduyla indirekt ve 4.hafta sonunda 
femoral arterden direkt ölçüldü. Epileptik nöbetler, PTZ’nin düşük (60 
mg/kg) ve yüksek (100 mg/kg) dozlarının femoral vene takılan bir kateter 
aracılığıyla verilmesiyle oluşturuldu. K-BB geçirgenlik değişiklikleri, Evans 
blue (EB) boyasının beyine geçen miktarının kantitatif tayiniyle gösterildi. 
Evans blue verilerinde ANOVA ve takiben Tukey’s, kan basıncında ise 
Wilcoxon testi kullanıldı.  
 
Bulgular ve Sonuç: Başlangıç değerleriyle kıyaslandığında L-NAME ve 
PTZ uygulanan sıçanların arteryel kan basınçları anlamlı olarak arttı 
(p<0,01). PTZ’nin düşük ve yüksek dozlarının uygulandığı  sıçanların 
beynine geçen EB boya miktarı, kontrol ve L-NAME gruplarından daha 
fazla bulundu (p<0,05, p<0,01). L-NAME verilen sıçanlara, hem düşük hem 
de yüksek doz PTZ uygulanması nöbetlerin şiddetini artırarak kısa sürede 
ölmelerine neden oldu. L-NAME uygulanmış  sıçanlara yüksek doz PTZ 
verilmesiyle elde edilen K-BB yıkım  şiddeti, sadece yüksek doz PTZ 
uygulanan sıçanlarla kıyaslandığında belirgin olarak azaldı (p<0,05, 
p<0,01). Tersine, L-NAME uygulanmış  sıçanlarda düşük doz PTZ’nin 
verilmesiyle oluşan K-BB yıkımı, tek başına aynı doz PTZ ile oluşan 
yıkımdan fazlaydı (p<0,05, p<0,01). Bu veriler L-NAME ile sağlanan NO 
yetmezliği koşulunda düşük doz PTZ ile oluşturulan epileptik nöbetlerin, 
aynı durumda yüksek doz PTZ ile oluşturulan nöbetlerden daha fazla K-BB 
yıkımına neden olduğunu göstermektedir.  
 

SÖZLÜ BİLDİRİLER 
29.TFBD KONGRESİ – 1-5 EYLÜL 2003 – GATA / ANKARA
 
56
 
S29 GENETİK ABSANS EPİLEPSİLİ SIÇANLARDA 
 
2-CHLOROADENZİNNİN  İNTRAVENTRİKÜLER ENJEKSİYONUNUN 
DİKEN-DALGA KOMPLEKSİ OLUŞUMUNA ETKİLERİ 
 
D.Şahin, G.İlbay, N.Ateş  
Kocaeli Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Fizyoloji AD; KOCAELİ.  
sahindeniztr@yahoo.com  
 
Giriş ve Amaç: Adenozin ve analoglarının epileptik aktivitenin 
düzenlenmesindeki rolleri hakkında gittikçe artan sayıda çalışmalar 
olmasına rağmen, adenozinin jeneralize nonkonvulsif epilepsilerdeki etkileri 
halen net değildir. Bu nedenle bu çalışmada genetik epilepsili WAG/Rij 
sıçanlar kullanılarak bir nonselektif adenozin analoğu olan 2-
chloroadenozin’nin (CADO) nonkonvulsif absans epilepsisi üzerine etkileri 
araştırıldı.  
 
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   19


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azkurs.org 2016
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə