Monte Cristo Kontu (epsilon)



Yüklə 0,64 Mb.
Pdf görüntüsü
səhifə12/44
tarix02.01.2022
ölçüsü0,64 Mb.
#37205
1   ...   8   9   10   11   12   13   14   15   ...   44
3913-Monte Cristo Kontu-Alexandre Dumas-Elchin Gen-2002-133s

ON İKİNCİ BÖLÜM
Dantes, yatağın üzerinde Faria’nın kefenlenmiş bedenini görünce her şeyin sona erdiğini bir kez daha
anladı.  İşte  yine  yapayalnız  kalmıştı.  Bir  zamanlar  dostunun  sayesinde  kurtulduğu  intihar  düşüncesi,
Faria’nın ölü bedeni karşısında bir kez daha canlanmıştı.
Ancak  bu  kez,  böylesi  bir  ölümü  kendine  yakıştıramayan  Dantes,  içine  düştüğü  umutsuzluk  duygusunu
yenerek özgür bir yaşamın hayaliyle canlanıverdi: “Ölmek mi? Hayır! Bu kadar acıdan sonra, tam sonuna
yaklaşmışken vazgeçmek… Ölmeden önce cezalandırmam gereken birileri var. Ben de buradan Faria’nın
çıktığı gibi çıkacağım!”
Edmond bu sözleri söyler söylemez, bir anda aklına müthiş bir fikir gelen bir adam gibi olduğu yerde
kalakaldı.
“Ah, bu fikri aklıma getiren kim?” diye mırıldandı. “Tanrım, sen misin yoksa? Buradan yalnızca ölüler
çıkabildiğine göre, ben de ölünün yerini alacağım!”
Hiç  düşünmeden,  Faria’nın  yaptığı  bıçakla  çuvalı  yırtarak  cesedi  çıkarttı  ve  kendi  hücresine  taşıdı.
Kendi giydiği başlığı ölünün başına geçirerek onu yatağına yatırıp, gardiyan görmesin diye yüzünü duvara
döndürdü. Dostuna son bir kez baktıktan sonra diğer hücreye giderek üzerindeki giysileri çıkardı, kefenin
içine girerek söktüğü yeri içerden dikti. Mezarcıların, kefenin içinde canlı bir beden olduğunu anlamaları
durumunda  Dantes,  elinde  tuttuğu  bıçakla  kefeni  yırtıp  gardiyanların  şaşkınlığından  yararlanarak
kaçacaktı.  Her  şey  yolunda  gider  de  onu  gömerlerse,  mezarcılar  uzaklaşır  uzaklaşmaz  toprağın  altından
çıkacaktı.
Sonunda ayak sesleri işitildi. Dantes vaktin geldiğini anlayarak soluğunu tuttu.
Kapı açıldı. Dantes içeriye giren üç adamın gölgesini gördü. İkisi yatağa yaklaşarak kefeni kaldırdı.
“Bu kadar zayıf bir adam için biraz ağır bir beden,” dedi bir tanesi.
Sahte  cesedi  tabuta  taşıdılar.  Edmond  kıpırdamadan  duruyordu.  Birden  serin  gece  havasını,  keskin
Kuzey rüzgârını hissetti.
“Hiç de hafif değil,” dedi arkadaki adamlardan biri, tabutun ucuna oturarak.
Dantes’yi tabuttan çıkartarak ayağına bir ip bağladılar.
“İyice düğümledin mi?”
“Evet, kuşkun olmasın.”
“Haydi o zaman.”
Kefeni  bir  kez  daha  kaldırdılar.  Attıkları  her  adımda,  şatoyu  çevreleyen  kayalıklara  vuran  dalgaların
sesi daha da yaklaşıyordu.
“şu havaya bak!” dedi adamlardan biri. “Deniz bu gece pek de konuksever olmayacağa benziyor.”
“Evet, piskopos epey ıslanacak herhalde!” dedi diğeri. Hep birlikte gülüştüler.
Dantes bu şakayı anlamadı, ama yine de tüyleri ürperdi.
“İşte geldik!”
“Hayır,  hayır,  biraz  daha  ileriye  gitmeliyiz.  Geçen  seferki  kayalıklara  çarpmıştı  da  müdür  bizi  fena
haşlamıştı.”
Beş adım daha gittiler. Sonra Dantes kendisini ileri geri salladıklarını hissetti.


“Bir! İki! Üç!”
Birden  Dantes  kendini  boşlukta  buldu.  Yaralı  bir  kuş  gibi  sürekli  düşüyordu.  Sonunda  buz  gibi  soğuk
suya çakıldı. Ayağına bağlanmış gülle onu iyice dibe çekiyordu. D’If şatosu’nun mezarlığı, denizdi.
Sersemlemiş  ve  yarı  boğulmuş  bir  halde  de  olsa  Dantes,  soluğunu  tutup  acil  bir  durumda  kullanmak
üzere  elinde  tuttuğu  bıçakla  kefeni  yırtarak  kolu  ile  başını  dışarı  çıkarttı.  Gardiyanların,  ayağına
bağladıkları  gülle  onu  durmaksızın  dibe  çekiyordu.  Sonunda  ayağındaki  ipten  kurtularak  gülleyi  itti  ve
yüzeye çıkmayı başardı. Derin bir soluk aldıktan sonra görünmemek için tekrar suya daldı. Başını ikinci
kez  çıkardığında  denize  atıldığı  yerden  neredeyse  bir  metre  kadar  uzaklaşabilmişti.  Başının  üzerinde
kapkara ve korkunç bir gök, önünde göz alabildiğine uzanan deniz, göğün karanlığından daha da kasvetli
görünen kayalıklar vardı. Marsilya’nın en iyi yüzücüsü olarak bilinirdi, oysa şimdi dalgalarla boğuşmaya
cesaret  edemiyordu.  Ama  yüzdükçe,  onca  zamandır  hareketsiz  kalmış  olmanın,  gücünden  bir  şey
götürmemiş olduğunu görerek sevindi.
Bir saat boyunca Tiboulen Adası’na doğru yüzen Dantes, birdenbire göğün giderek daha da karardığı
ve kapkara bir bulutun üzerine doğru gelmekte olduğu duygusuna kapıldı. Aynı anda da dizinde inanılmaz
bir  acı  duydu.  Önce  vurulduğunu  sandı,  ama  ellerini  uzattığında  bir  kayaya  çarpmış  olduğunu  anladı:
Tiboulen Adası’na gelmişti.



Yüklə 0,64 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   8   9   10   11   12   13   14   15   ...   44




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azkurs.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin