Monte Cristo Kontu (epsilon)



Yüklə 0,64 Mb.
Pdf görüntüsü
səhifə15/44
tarix02.01.2022
ölçüsü0,64 Mb.
#37205
1   ...   11   12   13   14   15   16   17   18   ...   44
3913-Monte Cristo Kontu-Alexandre Dumas-Elchin Gen-2002-133s

“Hemen Alles de Meilhan, Numara 15’e giderek kapıcıdan beşinci kattaki dairenin anahtarını isteyin. Odaya girdiğinizde
köşedeki rafın üzerinde kırmızı ipekten bir çanta göreceksiniz. Çantayı alıp babanıza götürün. Ancak çantayı saat on birden
önce babanıza ulaştırmanız şart. Daha önce her durumda itaat edeceğinize söz vermiştiniz. İşte şimdi sözünüzü tutmanın vakti
geldi.
Denizci Sinbad”

Julie  mektubu  okuduktan  sonra  bir  an  ne  yapacağını  bilemedi.  Bir  yandan  seviniyor,  bir  yandan  da
endişelenmekten  kendini  alamıyordu.  Yoksa  bu  bir  tuzak  mıydı?  Hemen  gidip  Emmanuel’e,
Thomson&French’ten  gelen  yabancının  babasını  ziyaret  ettiği  gün  olanları,  kendisinin  bu  yabancıya
vermiş olduğu sözü anlatarak mektubu gösterdi.
“Gitmelisiniz küçükhanım; hatta ben de sizinle geleceğim,” dedi Emmanuel. “Bugün Eylül’ün beşi, yani
saat  on  birde  babanızın  neredeyse  üç  yüz  bin  franklık  borcunu  ödemesi  gerekiyor,  oysa  kendisi  on  beş
binini bile bir araya getiremiyor. Saat on biri vurmadan önce bir yerlerden para bulamazsa iflasını kabul
etmek zorunda kalacak. Onun için gidelim.”
Bu arada Bayan Morrel oğluna her şeyi anlatmıştı. Maximilian işlerin yolunda gitmediğini seziyordu,
ama duydukları karşısında dehşete düşmüştü. Babasını görmek için çalışma odasına yöneldiği sırada onu
yatak odasından çıkarken gördü. Bay Morrel çok şaşırmıştı, oğlunun geldiğinden habersizdi. Maximilian
babasının sol elinde bir şey saklamaya çalıştığını fark etti. Hemen koşup babasının boynuna sarıldı. Ama
aynı anda dehşetle kendini geri çekti.
“Baba,” diye haykırdı, “neden ceketinin altında bir silah taşıyorsun?”
“Bir insan onurunu ancak kanıyla temizleyebilir,” diye karşılık verdi Bay Morrel.
“Baba, Baba !” diye bağırdı Maximilian. “Onurunu yaşayarak da temizleyebilirsin!”
“Yaşarsam  sizleri  de  utandıracağım.  Öldüğümde  ise  benden  söz  ederken  utanmanız  gerekmeyecek.
şimdi  beni  yalnız  bırak  ve  annenle  kardeşini  odamdan  uzak  tut.  Vasiyetimi  çalışma  masamın  gözünde
bulacaksın. Haydi git artık!”
Oğlu  gittiğinde  Bay  Morrel  sandalyesine  yığılıp  saate  baktı.  Yedi  dakikası  kalmıştı.  Saatin  kolu  ona
büyük bir hızla ilerliyormuş gibi geliyordu. Silahını eline aldı, gözü hâlâ saatteydi. Ağzını araladı. Tetiğe
dokunduğunda  alnında  soğuk  terler  birikti.  O  sırada  dış  kapının  açıldığını  işitti.  Saat  on  biri  vurmak
üzereydi. İçerden sesler geliyordu. Bay Morrel silahı ağzına soktu. Birden bir çığlık işitti, kızının sesiydi
bu. Arkasına döndüğünde Julie’yi gördü. Silahı elinden düşmüştü.
“Baba!” diye bağırdı Julie. “Kurtuldun! Kurtuldun!”
“Ne diyorsun kızım?”
“Evet, kurtuldun! Baksana!”
Bay  Morrel  kızının  uzattığı  çantayı  gördüğünde  çok  şaşırdı,  çünkü  çanta  kendisinindi.  Çantanın  bir
gözünde  iki  yüz  seksen  yedi  bin  franklık  fatura,  diğer  gözündeyse  ceviz  büyüklüğünde  bir  elmas
duruyordu. Üzerine şöyle bir yazı yapıştırılmıştı: “Julie’nin Çeyizi.”
Bay Morrel gözlerine inanamıyordu. Aynı anda saat on biri vurdu.
“Bu çantayı nerede buldun?”, diye sordu Bay Morrel kızına.
Julie  babasına  her  şeyi  baştan  anlattı  ve  o  gün  kendisine  gelen  mektubu  gösterdi.  Tam  o  sırada
Emmanuel büyük bir heyecanla içeri geldi.
“Firavun! Firavun!” diye bağırıyordu.


“Neden söz ediyorsun Emmnauel? Firavun’un kayıp olduğunu sen de biliyorsun.”
Ardından  Maximilian  da  içeri  girdi.  “Baba,  Firavun’un  kayıp  olduğunu  da  nereden  çıkarıyorsun?  Az
önce limana yanaştı.”
“Bu bir mucize!” dedi Bay Morrel. “Haydi gidelim o halde!”
Limana vardıklarında Firavun’un dönüşünü izlemek için toplanmış büyük bir kalabalıkla karşılaştılar.
Gerçekten  de  Firavun  bütün  ihtişamıyla  limana  yaklaşmaktaydı.  Bay  Morrel  oğluyla  kucaklaşırken
kalabalığın arkasına gizlenmiş onları seyreden sakallı bir adam kendi kendine şöyle diyordu: “Mutlu ol
soylu  adam.  Yaptığın  bütün  iyilikler  için  Tanrı  seni  korusun!”  Sonra  yüzünde  bir  gülümsemeyle,
görünmeden saklandığı yeri terk ederek rıhtıma doğru ilerledi: “Jakopo! Jakopo!” diye seslendi. Rıhtıma
gelen kürekçi, yabancıyı nefis bir yata götürdü.
“Elveda  merhamet,  şükran  ve  insancıllık!  Yüreği  besleyen  bütün  iyi  duygular,  elveda!  şimdi  intikam
zamanı!”
Bu sözleri söyledikten sonra denizcilerine işaret verdi ve yat denize açıldı.



Yüklə 0,64 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   11   12   13   14   15   16   17   18   ...   44




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azkurs.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin