Tesla Anlaşılamamış Dahi



Yüklə 1,44 Mb.
Pdf görüntüsü
səhifə13/32
tarix02.01.2022
ölçüsü1,44 Mb.
#39629
1   ...   9   10   11   12   13   14   15   16   ...   32
Tesla - Anlaşılamamış Dahi - Margaret Cheney ( PDFDrive.com )

Robotlar

1898  yılında  Edison  ve  Tesla  kendilerini,

sıradan

insanları

en

sıradışı



buluşlarla

etkilemeye  çalıştıkları  kıyasıya  bir  çekişmenin

içinde  bulmuşlardı.  Haberler  San  Francisco'ya

kadar


yayılmıştı.

"Edison


düşüncenin

fotoğrafını  çekebildiğini  duyurdu.  Tesla  da

güneş  ışınlarını  kullanarak  çalışan  bir  makine

yaptığını.  Bu  icadın  halen  deney  aşamasında

olduğu  söyleniyor  ancak  mucit  başarısızlık



olasılığının  sıfır  olduğunu  da  sözlerine  ekliyor.

Güneş  ışınlarından  enerji  elde  ettiğini  öne

sürüyor. Bu enerji de elektrik üreten bir buharlı

makineyi çalıştırıyor."

Tesla'nın  güneş  enerjisi  istasyonu  olarak

kullandığı odanın tavanı camla kaplıydı. Asbest

ve  taştan  bir  yatağın  üzerinde  kalın  camdan

devasa  bir  çubuk  vardı.  Çevresinde  de

güneşin  ışığını  yansıtacak  şekilde  asbestle

kaplı  aynalar  vardı.  Söylediğine  göre  sistemin

tek  karmaşık  yanı,  daima  gizli  bir  kimyasal

işlemden  geçirilmiş  su  ile  dolu  olan  silindirin

içiydi.

Özel  kimyasal  işlem  sayesinde  bütün  gün




boyunca  güneşin  ışınları  ile  kolayca  ısınan  su

buhar  makinesini  işletmeye  başlayacaktı.  Bu

da  evlere  ve  fabrikalara  -  bulutlu  günler  için

depolamaya

yetecek

kadar-


elektirik

üretecekti.

Bu  kadar  basit  bir  sistem  geliştirdiği  için

yine  kendisiyle  alay  edileceğini  zannettiğini

söylüyordu.  Daha  sonraki  deneyler  tersini

gösterdi  ama  Tesla  bu  enerjinin  üretim

maliyetinin en alt seviyeye çekileceğini ve olası

jeneratör kazalarına karşı bataryalarda bir yıllık

enerji

ihtiyacının

depolanabileceğim

iddia


ediyordu.  Bu  sistem  sayesinde  "insanlar,

hayatları  pahasına  yerin  altına  girerek,  buharlı




makineleri

ancak


kısa

bir


süre

için


çalıştırabilecek  kömürü  çıkarma  zahmetinden

kurtulacaklardı. Gerçekten de güneş enerjisi ile

çalışan  motorun,  hem  kömür,  hem  de  diğer

yakıtlarla  çalışan  motorun  yerini  alacağına

inanıyordu.  İcatlarını  çalışan  makineler  haline

getirmek,  çoğunlukla  yalnız  çalışmayı  tercih

eden  ve  yeni  fikirlerin  istilasına  kapılıp  giden

Tesla  için  gittikçe  daha  büyük  bir  sorun

oluşturmaya başlıyordu. Bu durum yeni vakum

tüp fotoğrafçılık ışıklarında da yaşanıyordu.

Robert

Johnson'a

şunları

yazmıştı:

"Fotoğrafçılık  için  güneşten  daha  iyi  bir  ışık

kaynağına  sahip  olduğuma  inanıyorum  ama




bunun  üzerinde  çalışacak  vaktim  yok...  "

Gizemli  yeni  ışığının  maharetlerini  göstermek

amacıyla  aktör  John  Jefferson'un  birkaç

fotoğrafını

çekmişti.

(Fosforlu

ışıkla

ilk


fotoğrafları  çekmesinden  beş  yıl  önce.)  Bu,

New York Times'da şu sözlerle duyurulacaktı:

"Eğer  Nikola  Tesla'nın  vakum-tüpler  üzerine

fikirleri  sağlam  temeller  üzerine  oturuyorsa,

fotoğrafçılık  bundan  sonra  güneş  ışığına

muhtaç  kalmayacak  demektir."  Electrical

Review'da  bunun  vakum  tüpler  konusunda

daha  önce  hiç  araştırılmamış  bir  gelişme

olduğunu

bildiriyordu.

Tüpün

desteğinde



çekilen  fotoğraflar  gazetelerde  boy  boy

yayınlanmışlardı.  Ama  daha  sonra  uzun  bir




süre bu konuda pek ses çıkmayacaktı.

Başka  pratik  icatlar  aklını  çeliyor,  onu

üzerinde  çalışmak  istediği  temel  araştırma

konusuna  eğilmekten  alıkoyuyordu.  George

Westinghouse  hararetle  kendisinden  "alternatif

akımı basit ve ekonomik bir yoldan sürekli DC

akıma  çevirecek  bir  aygıt"  geliştirmesini

istiyordu.  Pittsburglu  sanayicinin  akımların

dönüştürülmesini

istemesinin

temel

nedenlerinden  biri  de  elektrikli  tren  sahasına



atılmak  istemesiydi.  Tesla  cevaben  bu  konu

üzerine kafasını fazlasıyla yorduğunu ve elinde

bu  amaca  hizmet  edebilecek  bir  değil  birden

çok  aygıt  olduğunu  ve  hepsi  için  de  büyük  bir




talep olduğunu yazacaktı.

İkna olmuştu ve AC/DC ile çalışan trenlerle

güvenli  bir  şekilde  saatte  iki  yüz  mile  varan

hızlarda  seyahat  edilebileceğini  duyuracaktı.

Her zaman olduğu gibi, bu iddiası da tüm halkın

olduğu  kadar  meslektaşlarının  da  dikkatini

hemen

bu


konu

üzerinde

toplayacaktı.

Westinghouse,  Tesla  ile  konvertörlerinden  biri

için  kontrat  imzalamıştı.  Bu  arada  Tesla'ya

icadının  daha  gelişmiş  modelleri  için  de

peşinen  6  bin  dolar  vermişti.  Bu  sıralarda

Tesla'nın  eline  pek  fazla  para  geçmiyordu.

Ama en azından borcu da yoktu.

Mayıs ayında Belçika Prensi Albert, ABD'yi




ziyarete

geldiğinde

programına

Tesla'nın

laboratuvarını  da  dahil  etmişti.  Laboratuvarın

kendisini  "derinden  etkilediğini"  belirten  Prens,

mucidin  de,  görüştüğü  Amerikalılar  arasında

üzerinde  en  çok  etki  bırakan  kişi  olduğunu

sözlerine ekliyordu.

Asaletin

erdemlerini

asla


göz

ardı


edemeyen Tesla da Westinghouse'a bir telgraf

çekerek  prensi  Pittsburg'daki  evine  davet

etmesini  önerecekti.  Westinghouse  da  bunun

harika  bir  fikir  olduğunu  düşünerek  bu

tavsiyeye  uyacaktı.  Daha  sonra  da  birlikte

Niagara Şelalesi'ndeki enerji şebekesini ziyaret

edeceklerdi.

Bu


arada

yayıncı


William


Randolph  ulusu  İspanya'ya  karşı  girilecek  bir

savaşa


doğru

ustaca


kışkırtıyordu.

İspanyollar'a,  "nazik  Küba  halkına"  acımasız

davranışlarından  dolayı  medyatik  bir  yaylım

ateşi  açmıştı.  Maine  savaş  gemisinin  Havana

limanına  doğru  seyrederken  esrarengiz  bir

biçimde  batması  da  tüm  ülkeyi  intikam  hırsına

sürüklemek  için  bulunmaz  bir  fırsattı.  Basının

yaygarasına  kapılan  ABD  Kongresi  de

İspanya'ya

savaş


ilan

etmekte


gecikmeyecekti.

Bu  ulusal  feveranın  ortasında  bir  bahar

akşamı, Tesla, Johnsonlar ve kardeşleri Agnes

ile  yakışıklı  deniz  subayı  Teğmen  Richmond




Pearson

Hobson,


Waldorf

otelinde


yemekteydiler.

Bu,


Johnson'ın

kardeşi


Agnes'in  toplum  içine  ilk  esaslı  çıkışı  ve

Teğmen  Hobson'ın  Tesla'ya  laboratuvarında

son defa veda etmesi için bir fırsattı. Bu arada

bir  donanma  sırrı  hakkında  konuşmaktaydılar.

Tam  o  sırada  içeriye,  sunduğu  kartvizitinde

Philedelphia Press adına çalıştığı yazılı olan bir

muhabir dalacaktı.

"Savaş  gemileri  ile  yüz  mil  uzaklıktan

haberleşmeyi

olanaklı

kılan

bir


telsiz

geliştirdiğinizi duyduk Dr. Tesla."

"Bu doğru" diye cevapladı mucit, "ama size

bunu  ayrıntılarıyla  açıklayamam.  Şu  kadarını




söyleyebilirim  ki  eğer  bu  cihazlar  gemilerimize

avantaj


sağlayacak

bir


şekilde

kullanılabilirlerse

ülkeme

hizmet


etmiş

olmaktan gurur duyacağım."

"O halde kendinizi iyi bir Amerikalı olarak mı

görüyorsunuz?"  diye  kurcalamaya  devam  etti

muhabir.

"Ben  mi,  iyi  bir Amerikalı  mı?  Ben  daha  bu

ülkeyi  görmeden  iyi  bir  Amerikalı  olmuştum.

Hükümeti  üzerine  çalıştım,  bazı  vatandaşları

ile  tanıştım,  Amerika'ya  hayrandım.  Buraya

yaşamak  için  gelip  yerleşmeden  çok  önce

kalben bir Amerikalı idim ben."



Muhabir not almaya devam ettikçe Tesla da

coşuyordu.

"Bu ülkenin bir insana sunduğu fırsatlara bir

bakın!  Halkı  dünyanın  herhangi  bir  yerindeki

insanlardan bin yıl daha ileride yaşıyor. Büyük

bir halk, açık fikirli, cömert. Bu ülkede ulaştığım

başarıları

başka


hiçbir

ülkede


elde

edemezdim."

Sözleri samimiydi. Bunların hepsi doğruydu.

Amerikalı  iş  adamları  tarafından  atlatıldığı,

kandırıldığı,

akademisyenleri

tarafından

küçümsendiği, varsayımlarına gülünüp geçildiği

zamanlar  tamamen  aklından  çıkmış,  silinmişti.

Bu,  eskidendi.  Ama  Madison  Square'deki




gösteriye  hükümetin  ilgisini  çekmeye  çalıştığı

da doğruydu.

"Amerikan  halkı  yardım  elini  uzatmak  ve

kabul  etmek  için  hiç  tereddüt  etmez"  diye

devam  etti  sözlerine.  "Evet,  ben  olabilecek  en

iyi Amerikan vatandaşlarından birisiyim. Benim

Birleşik  Devletler  Hükümeti'ne  satılacak  hiçbir

icadım  yok  çünkü  benim  gözümde  ihtiyaç

duyacakları  zaman  istediklerini  almakta  ve

kullanmakta özgürdürler."

Gerçi  o  sıralar  esmer  tenli  ve  yabancı

aksanlı  insanların  Amerikalı  olarak  kolayca

toplumsal  kabul  görebildiği  günlerden  değildi.

Polis sokak ortasında dayak yiyen bir İspanyol




asıllı Amerikalı görse olaya tersinden bakmayı

tercih ederdi. Bazen "casuslar" yakalanıyor ve

sınırdışı edilmek üzere içeri tıkılıyorlardı.

Mucit  Tesla  tüm  bu  karmaşanın  ortasında

çalışmaya

ve


sergi

gününün


gelmesini

beklemeye  devam  ediyordu.  Madison  Square

Garden'daki  gösteri  ileri  bir  tarihe  ertelenmişti.

Demiryolları  askeri  donanımın  nakliyesi  için

kullanılmaktaydı  ve  bilimsel  malzemelerin

gelmesi  de  bu  nedenle  gecikmekteydi.  Daha

büyük  olayların  gölgesinde  kalan  gösteri  de

gazetelerde  çok  küçük  bir  yer  bulabiliyordu

kendisine. Her şeyin üzerine havanın yağmurlu

olması  da  tuz  biber  ekiyordu.  Tüm  bunlara




karşın şovu izlemeye elli bin kişi gelecekti.

Radyo


dalgaları

ile


kumanda

edilen


dünyanın

ilk


robot

teknesi


kendisinden

beklenen  çıkışı  yapamamıştı.  Bunun  tek

nedeni

şovun


üstüne

askeri


olayların

gölgesinin  düşmesi  değildi.  Tesla  yanlış  bir

hesaplama  yapmış,  kamuoyuna  bir  kerede

sindirebileceğinden  fazlasını  ikram  etmişti.

Telsizin  gelişiminde  ulaştığı  nokta,  modern

radyonun ilk örneği yeterli bir malzemeydi. Ama

aynı  anda  otomasyonun  da  sahnede  belirmesi

insanlık  için  biraz  fazlaca  büyük  bir  adımdı.

1898  yılında  sergilediği  modern  güdümlü

taşıtların  ve  silahların  öncüleri,  otomasyon




teknolojisi  ve  robotlar  dünyanın  daha  uzun

yıllar  boyunca  kendini  hazır  hissedemeyeceği

bir ilerlemeydi.

İcadın


tüm

kapasitesi

gözler

önüne


serilmemişti çünkü Tesla donanmanın bunu bir

savaş  tekniği  olarak  kullanabileceğini  ümit

ediyordu.

"Ortaya konulmayan özelliklerden bir tanesi

de"  sonradan  bilim  yazarı  Kenneth  M.

Sweezey'in  keşfettiği  gibi,  "tamamıyla  farklı

frekanslardan  oluşan  çeşitli  radyo  dalgalarının

bir  kombinasyonuna  tepki  veren  koordine  bir

ayar

aygıtı


sayesinde

diğer


araçların

müdahalesini önleyen bir sistemdi. Bir diğeri ise




geminin  bakır  güvertesi  içine  yerleştirilebilen

antendi.  Böylece  anten  görünmez  olacak  ve

taşıt da tamamıyla su altına girebilecekti."

Mucit


patentindeki

temel


fikirlerin

dışındakileri açık etmemişti, keşiflerini korumak

için başvurduğu bir yöntemdi bu.

Patentinin  içeriğinde  olup  da  Madison

Square'dekilerin  göremediği  bir  diğer  özellik

ise,  mürettebata  ihtiyaç  duymayan  bir  torpido

gemisinin  ayrıntılarıydı.  Pervaneyi  döndüren

bataryalı  bir  motor,  dümen  çarkını  hareket

ettiren  daha  küçük  motorlar,  piller  ve  elektrikli

sinyalizasyon lambalarını çalıştıran ve geminin

suda  aşağılara  inmesini  ya  da  yukarılara



çıkmasını sağlayan diğer motorlar ve piller. Altı

adet  4  metrelik  torpido  yatay  durumda  iki  sıra

halinde

dizilmişti,

böylece

bir


tanesi

ateşlendiğinde  bir  diğeri  boşluğu  anında

dolduracaktı.  Tesla  böyle  bir  geminin  50  bin

dolar civarında bir maliyetle inşa edilebileceğini

bildirmişti donanmaya.

Bu tip bir gemi "tüm bir filoyu, düşman daha

saldıranın kim ya da ne olduğunu anlayamadan

bir saat içinde tahrip edebilirdi."

O  sırada  Avusturya'da  bulunan  Mark

Twain,  bu  sözleri  duyduğunda  mucit  dostuna

şunları  yazacaktı:  "Şu  söz  ettiğin  korkunç

makinenin  İngiltere  ve  Avusturya  patent




haklarını  da  satın  aldın  mı?  Eğer  aldıysan,

İngiltere

ve

Avusturya



hükümetlerinde

tanıdığım önemli insanlar var, hemen onlarla bir

pazarlığa

oturabilirim.

Almanya'da

da

tanıdıklarım var. Mesela II. Wilhelm."



"Avrupa'da

bir


yıl

kadar


kalmayı

düşünüyorum.

"Burada,  otelde,  geçen  gece  bazı  ilginç

tipler  Çar'a  karşı  ulusların  birleşmesi  ve

silahlarını  bırakmaya  zorlaması  gerektiğinden

bahsediyordu.  Ben  de  onlara  bunun  yırtılıp

atılabilecek  bir  kağıt  üzerindeki  ateşkesten

daha  etkili  bir  yolu  olduğundan  bahsettim.

Filoların  ve  orduların  karşısında  çaresiz



kalacağı

icatlar


geliştirmek

üzere


bilim

insanlarını

harekete

geçirin,

onlar

da

savaşamayacak  bir  duruma  düşsünler.  Senin



bu  tip  konu  üzerinde,  kalıcı  bir  ateşkesi  pratik

ve  zorunlu  kılacak  icatlar  üzerinde  çalıştığını

biliyordum.

"Çok  meşgul  bir  adam  olduğunu  biliyorum

ama  beni  arayabilecek  kadar  zaman  ayırabilir

misin acaba?"

Ama  bu  yaklaşım  fazlasıyla  ileri  bir

teknolojiye  işaret  ediyordu  ve  Amerikan

savunma

birimlerindeki

görevliler

bunun


gerçekleştirilmesinin

imkansız

olduğunu

belirtiyorlardı.  Bir  tank  içindeki  milimetrik




denizcilik  manevralarını  izleyen  subaylar  dahi

çalışmanın

gerçek

savaş


alanlarında

kullanılamayacağını,

henüz

"laboratuvar



deneyi" safhasında olduğunu ileri sürüyorlardı.

Tesla'nın  Square  Garden'daki  gösterisi

gelecek için çok şey vaat ediyordu.

Ama  diğer  gösteriler  de  halkı  oldukça

etkilemişti. Marconi farkında olmadan bir Tesla

osilatörü

kullanarak,

maden


ocaklarının

Marconi'nin  telsiz  telgraf  sistemi  ve  "Küba

dinamiti"  ile  nasıl  havaya  uçurulabileceğini

sergilemişti.  Edison  da,  baş  belası  haline

gelecek,  'Manyetik  Maden  Cevheri  Ayırt

Edici'sini sergiliyordu.




New  York  Elektrik  Cemiyeti'nin  başkanı

Pupin,  Edison  ve  Marconi  güçlü  bir  beyin

üçlüsü oluşturuyorlardı. Ve telsiz telgrafın vaat

ettiği  ticari  gelecek  çerçevesinde,  en  az  Tesla

kadar  hırslı  bir  şekilde  bir  araya  gelmişlerdi.

Diğer  bir  ortak  özellikleri  de  üçünün  birden

Tesla'ya hınç besliyor olmalarıydı.

Bu


arada

Tesla


kendisini

uyaran


muhasebecisi  George  Scherff  sayesinde

gerçek  dünyaya  dönecek  ve  paranın  suyunu

çekmek  üzere  olduğunu,  hiçbir  icadının  henüz

tam  olarak  tamamlanamadığını  fark  edecekti.

Söylediğine

bakılırsa

insanların

ihtiyaç


duyacağı  türden  malzemeler  vardı  elinde


aslında.  Örneğin  bir  çeşit  ısı  işlemcisi  olan

Tesla Pedi doktorların ve hastabakıcıların işine

yarıyordu ama bunun üzerinde de çalışması ve

piyasaya

sürülecek

bir


hale

getirmesi

gerekiyordu.

Ama  bu  tip  şeyler  üzerinde  çalışacak

zamanı nereden bulabilirdi ki?

1898 kışında yeniden Johnsonlar'la beraber

sosyalleşmenin  tadını  çıkartıyordu  ve  katıldığı

davetlerin sayısı da gitgide artıyordu.

3  Kasım  tarihinde  "Sevgili  Kate"e  yazdığı

davet mektubunda şu sözler yer alacaktı: "Tüm

o  avam.tabakasına  -davulcular,  satıcılar  ve



Yahudiler-  ve  diğer  kuyruklulara  rağmen  güzel

bir gece geçireceğimizi umuyorum."

Kısa bir süre sonra Katharine'den bir davet

alacak  ve  bir  eş  için  önerisi  olup  olmadığı

sorulduğunda da, tahmin edilebileceği gibi yine

Marguerite'in adını verecekti.

Tesla'nın robot taşıtlar ile ilgili iddiaları kısa

bir süre içerisinde bilim insanlarının saldırısına

uğramaya  başlayacaktı.  Electrical  Review'da

"Tesla'nın  Elektrikle  Kontrol  Edilen  Gemileri

Üzerine Bir Araştırma" başlıklı yazısında N. G.

Worth  kontrol  mekanizmasının  düşmanın

kumandası  altına  da  girebileceğine  dikkat

çekiyordu.




Tesla Century'nin editörü olan Johnson'dan

bu tip yazılara tepki vermemesini istiyordu:

"Biliyorum  ki,  soylu  bir  insan,  vefalı  bir

dostsun  ve  bunun  gibi  duyulmamış  saldırılara

karşı sen de bir şeyler söylemek isteyeceksin.

Senden  -hiçbir  koşulda-  böyle  bir  şey

yapmamanı

rica


ediyorum,

yoksa


beni

incitirsin.  Bırak  'dostlarımız'  ellerinden  geleni

ardlarına  koymasınlar.  Ben  böyle  olmasını

tercih  ederim.  Bırak  ileri  geri  konuşsunlar,

büyük  şeyler  görebilenlerin  gözlerine  kum

atsınlar,  zaman  eninde  sonunda  onları  hak

ettikleri şekilde ödüllendirecektir...

"Bu


tip

iddiaları

benim

emeklerimin




meyvelerini  toplayan  Lort  Kelvin,  Sir  William

Crookes, Lort Rayleigh, Röntgen gibi insanların

sözlerini

kaynak


göstererek

kolayca


çürütebilirim.  Ama  buna  gerek  görmüyorum

çünkü  saldırı  muhatap  alınamayacak  kadar

seviyesiz... "

1919  yılında,  o  zamanların  ilk  robotlarının

teleotomatiğin  gelişiminin  başlangıcında  önemli

bir aşama oluşturduğuna inandığını yazıyordu.

"Bir sonraki adım bunların kumanda merkezine

çok


uzak,

görülemeyen

otomatik

mekanizmalarla  kullanılmasıydı,  o  zamandan

beri

bu


sistemin

savaş


teknolojisinde

kullanılabileceğini  savunuyordum...  Şu  an




sahip  olunan  eksik  donanımlı  şebekelerle  dahi

bir uçağın telsizle kumanda edilebilmesi ve çok

uzak  mesafelerde  operasyonlar  düzenlenmesi

mümkündür."

Kolej

yıllarında



düşündüğü

uçak


modellerinin mevcut olanlara hiç benzemediğini

hatırlıyordu.

"Temel  prensip  doğruydu  ama  pratiğe

geçirilemiyordu  çünkü  yüksek  aktiviteji  bir

harekete  geçiriciyi  gerekli  kılıyordu.  Son

zamanlarda  bu  sorunun  üstesinden  de  gelmiş

bulunuyorum,  bu  uçakların  bugünkülerin  yerini

alacağına  ve  gelecekte  barışın  korunmasında

çok önemli roller oynayacağına inanıyorum."



Gelecek  için  tasarladığı  uçak  mekanik

olarak  ya  da  telsiz  yolu  ile  kumanda

edilebiliyordu.

"Uygun  düzeneğin  kurulması  ile  bu  tip  bir

füzenin fırlatılması ve tam hedeflenen bölgeye,

bu  binlerce  kilometre  ötesi  de  olabilir,

düşürülmesi  mümkün  olabilecektir.  Ama  bu

noktada  da  durmayacağız  ve  tamamen  kendi

zekası  varmışçasına  hareket  edebilen  ve  bu

özelliği  ile  bir  devrim  yaratacak  teleotomatı  da

yapacağız."

Daha  1898  yılında  sanayicilere  "kendi

başına  karar  verme  yeteneğine  sahipmiş  gibi

hareket  edebilen"  otomobiller  üretme  teklifini




götürecekti.  Ama  teklifi  "komik  bulunmuş"  ve

sonuç vermemişti.

Robotların  savaştan  çok  öte  alanlarda,

insanlığın

yararına

hizmet


edebileceğine

inanmaktaydı.  Prude  Üniversitesi  profesörü  B.

F.  Meissner'a  o  zamanki  çalışmalarını  şöyle

anlatacaktı: "Tüm sahayı geniş bir açı ile idrak

etmeye  çalışıyor,  kendimi  uzaktan  kumanda

edilebilen  mekanizmalarla  sınırlamıyor,  kendi

zekasına  sahip  olacak  makineler  üzerinde  de

çalışıyordum.

Çalışmalarımda

ulaştığım

noktaya  baktığımda  kendi  zekasına  sahip  ve

uzaktaki  hiçbir  iradeye  tabi  olmayan  robotlar

geliştirebileceğim  zamanların  uzak  olmadığını



düşünüyordum. Bu çalışmanın sonuçları ne tür

pratik  olanaklar  sağlarsa  sağlasın,  mekanikte

yeni bir çağın açılacağına inanıyordum."

Şöyle


devam

ediyordu:

"Yukarıda

bahsettiğim  alanda  üzerine  eğildiğim  noktanın

basit  düzenekli  bir  devre,  bireyselleşmiş

kumanda olduğuna dikkatinizi çekerim; yani bu

sistem 1903 Mart'ında patentini aldığım değişik

titreşim  periyotlarından  oluşan  birden  çok

devrenin

ortaklaşa

çalışması

mantığına

dayanıyordu.

Patent


İnceleme

Kurulu


Başmüfettişi  Seeley  huzurunda  sergilediğim

makine  de,  Mekanizmaları  Uzaktan  Kumanda

Etmenin  Yöntem  ve  Aygıtları  patentimin



onaylanmasından  önce,  bu  sistem  uyarınca

çalışmaktaydı.  Swezey'nin  'yalnızca  tamamen

değişik  frekanslarda  radyo  dalgalarına  tepki

veren  birlikte  çalışmaya  uyumlu  cihazlar'

sözleri ile ima ettiği de buydu."

Yüzyılımızın

son

yarısında



bilgisayar

teknolojisi

üzerine

çalışmalar

yapan

mühendislerin



patent

alma


arayışına

girdiklerinde

dosyalarda

Tesla'nın

adının

çoktan  yer  aldığını  görerek  hayrete  düşmeleri



bu  koşullar  altında  şaşırtıcı  olmamalı.  Leland

Anderson

da

bir


araştırma

geliştirme

çalışmasının  nihayetinde  elde  ettiği  sonuçlan

bir bilgisayar şirketine patentleri alınmak üzere




sunduğunda  kendisine  Tesla'nın  uzun  yıllar

öncesinde  bu  alanı  parsellediği  gösterilen

uzmanlardan

birisiydi.

Anderson

şunları


söylüyordu:  "Messr'e  layık  görülen  övgüleri

Tesla'nın

çok

öncesinden



hak

ettiğini


gördüğümde

hayrete


düşmüştüm.

O,

bilgisayarı  olanaklı  kılan  transistörün  ortaya



çıkarılmasında  Brattain'den  de,  Bardeen'den

de, Shockley'den de önce geliyordu."

Onların

patentlerinin

de,

Tesla'nın



patentlerinin de iletişim alanındaki uygulamaları

içerdiğine  dikkat  çekiyor.  Patentlerde,  VE'nin

fiziksel  bir  varlığa  bürünmesini  sağlayan

sistemler  tanımlanıyordu.  Bilgisayar  sistemleri,




VE'ler  ve  VEYA'lar  denilen  binlerce  mantıksal

döngü  içerirler.  Bilgisayarda  gerçekleştirilen

her  işlem  bu  mantıksal  birimlerin  kullanılması

yolu ile gerçekleştirilir.

Anderson,  Tesla'nın  1903  yılında  aldığı

patentlerin  mantıksal  VE  devre  biriminin  temel

ilkelerini  içerdiğini  anlatıyor.  "Komut  olarak

gönderilen  iki  ya  da  daha  çok  sinyalin

eşzamanlı  olarak  aygıt  birimine  girdi  yapması,

aygıt  biriminde  üretilen  bir  çıktının  elde

edilmesini sağlıyordu."

Tesla'nın  patentlerinde  AC  sisteminin,

bugünkü  bilgisayar  teknolojisinde  ise  DC

sisteminin  kullanılıyor  olmasına  karşın,  birlikte




hareket

eden


sinyallerin

komutlu


kombinezonunun  bir  çıktı  üretmesi  ilkesi

burada temel olarak açıklanıyordu.

"Bu  nedenle"  diye  sözlerine  devam  ediyor

Anderson,  "Tesla'nın  o  dönemde  uzaktan

radyo  dalgaları  ile  kumanda  edilebilen  silahları

dış  etkileşimlerden  koruma  sistemi  için  aldığı

patentler  bugün,  modern  bilgisayar  çağında,

temel  mantıksal  VE  devre  birimi  üzerinde

çalışanların  herhangi  bir  patent  almasını

engellemektedir."

1956  Nobel  Ödülü,  birçok  uygulamada

elektronik tüplerin yerini alan transistör üzerine

yürüttükleri

çalışmalar

nedeniyle

John



Bardeen,  Walter  H.  Brattain  ve  William  B.

Shockley'ye  layık  görülmüştü.  Tesla'nın  bu

alanda  çok  öncelerden  beri  öncülük  yapmakta

olduğu  ise  henüz  yeni  fark  edilmekte  olan  bir

konu.

Bugün  askeri  amaçlı  RPV'ler  -uzaktan



kumanda  edilen  taşıtlar-  olarak  bilinen  yeni

teknolojide

Tesla'ya

borçlu


olduklarımız

konusunda  Times  dergisinde  şu  sözlere  yer

verilmişti:

"Aygıtların  radyo  ile  kumanda  edilmesi

kavramının  geçmişi  bir  zamanlar  buna  'telsiz'

adı  verilen  günlere  kadar  dayanıyor.  Bu

şehirde  kırk  yıl  önce  ilk  defa  düzenlenen



elektrik fuannda Nikola Tesla bir tankın içindeki

torpidoya  manevralar  yaptırmış  ve  onu  infilak

ettirmişti.  Bunu  pek  kısa  bir  süre  içerisinde,

güvertesinde  tek  bir  insanın  dahi  bulunmadığı

gemileri,  torpidoları  ve  diğer  motorlu  taşıtları

radyo  dalgalan  ile  kumanda  edebilen  bir  dizi

uluslararası mucidin çalışmaları izledi... "

Ama  otomasyon  çağını  dünyaya  takdim

eden Tesla, insanlığın henüz hazır olmadığı bu

alandaki  çalışmalarını  devam  ettirebilecek

kadar  zamanı  olmadığını  hissedecekti.  Fakat

gözlerini  daha  büyük  hedeflere  dikmişti.  New

York'taki  laboratuvarının  da  deneyleri  için

yeteri  kadar  güvenli  bir  yer  olmadığını,  ya  da




başka  bir  deyişle  deneylerinin  bu  kalabalık

şehir için fazla tekin olmadığını fark etmişti.

Akımlar  Savaşı  sırasında  Tesla'nın  ve

Westinghouse'un  haklarını  savunan  avukat

Leonard  Curtis'e  şunları  yazmıştı:  "Bobinlerim

4  milyon  volt  üretiyor,  duvarlardan  tavana

sıçrayan  kıvılcımlar  büyük  bir  tehlike  teşkil

ediyor. Bu gizli bir test. Elektrik enerjisine, suya

ve  kendime  ait  bir  laboratuvara  ihtiyacım  var.

Söylediklerimi  yapacak  iyi  bir  marangoz

bulmam  gerekiyor.  Bu  çalışmamı  Astor,

Crawford

ve

Simpson


finanse

ediyor.


Çalışmalarımı yüklenmenin en az olacağı gece

saatlerinde devam ettireceğim."




Colorado  Springs  Elektrik  Şirketi  ile

bağlantıları  olan  avukat,  mucidin  bu  sorununu

çözmek  için  derhal  harekete  geçecekti.

Bulduğu  çözümün  de  etkisi  uzun  vadede

görülecek sonuçları olacaktı.




Yüklə 1,44 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   9   10   11   12   13   14   15   16   ...   32




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azkurs.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin