Cennet : Âl-i İmrân Suresi



Yüklə 3,33 Mb.
səhifə13/36
tarix29.03.2017
ölçüsü3,33 Mb.
#12849
1   ...   9   10   11   12   13   14   15   16   ...   36



Türkçe Transcript (*)

Lâ yestevî ashâbu-nnâri ve ashâbu-lcenne(ti)(c) ashâbu-lcenneti humu-lfâ-izûn(e)

Ali Bulaç Meali

Ateş halkı ile cennet halkı bir olmaz. Cennet halkı 'umduklarına kavuşup mutluluk içinde olanlardır.'

Edip Yüksel Meali

Cennet halkıyla cehennem halkı bir olamaz; kazananlar ancak cennet halkıdır.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali

Cehennem ehli ile cennet ehli bir olmaz. Cennet ehli kurtularak isteklerine erişenlerdir.

Süleyman Ateş Meali

Ateş halkıyle cennet halkı bir olmaz. Kurtulanlar, ancak cennet halkıdır.

Yaşar Nuri Öztürk Meali

Ateşin dostlarıyla cennetin dostları bir olmaz. Cennetin dostları, kurtuluşu/zaferi elde edenlerin ta kendileridir.

Yusuf Ali (English)

Not equal are the Companions of the Fire and the Companions of the Garden: it is the Companions of the Garden, that will achieve Felicity.(5397) *

M. Pickthall (English)

Not equal are the owners of the Fire and the owners of the Garden. The owners of the Garden, they are the victorious.

Hicr Suresi
45


إِنَّ الْمُتَّقِينَ

muttakiler ise



فِي جَنَّاتٍ

cennetlerde



وَعُيُونٍ

pınar başlarındadırlar





Türkçe Transcript (*)

İnne-lmuttekîne fî cennâtin ve’uyûn(in)

Ali Bulaç Meali

Gerçekten takva sahibi olanlar, cennetlerde ve pınar başlarındadır.

Edip Yüksel Meali

Erdemliler ise bahçeler ve pınarlar içindedir.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali

Allahtan korkanlar, elbette cennetlerde ve pınarların başındadırlar.

Süleyman Ateş Meali

(Şeytana uymaktan, küfür ve isyandan) korunanlar ise cennetlerde, pınar başlarındadırlar.

Yaşar Nuri Öztürk Meali

Sakınılması gereken şeylerden sakınanlar ise cennetlerde pınarlar içindedir.

Yusuf Ali (English)

The righteous (will be) amid gardens and fountains (of clear-flowing water).

M. Pickthall (English)

Lo! those who ward off (evil) are among gardens and water springs.

Hicr Suresi
46


ادْخُلُوهَا

oraya girin



بِسَلَامٍ

esenlikle



آمِنِينَ

güven içinde





Türkçe Transcript (*)

Udḣulûhâ biselâmin âminîn(e)

Ali Bulaç Meali

Oraya esenlikle ve güvenlikle girin.

Edip Yüksel Meali

Oraya barış ve güvenlik içinde girin.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali

Onlara: "Selametle güven içinde oraya girin" denir.

Süleyman Ateş Meali

(Onlara): "Oraya esenlikle, güven içinde girin!" (denilir). *

Yaşar Nuri Öztürk Meali

"Güvene kavuşmuş olarak selamla girin oraya."

Yusuf Ali (English)

(Their greeting will be): "Enter ye here in peace and security."

M. Pickthall (English)

(And it is said unto them): Enter them in peace, secure.

Hicr Suresi
47


وَنَزَعْنَا

çıkarıp atmışızdır



مَا فِي صُدُورِهِمْ

göğüslerindeki



مِنْ غِلٍّ

kini


إِخْوَانًا

kardeşler olarak



عَلَىٰ

üzerinde


سُرُرٍ

divanlar


مُتَقَابِلِينَ

karşı karşıya otururlar




















Türkçe Transcript (*)

Veneza’nâ mâ fî sudûrihim min ġillin iḣvânen ‘alâ sururin mutekâbilîn(e)

Ali Bulaç Meali

Göğüslerinde kinden (hasetten ne varsa tümünü) sıyırıp-çektik, kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar.

Edip Yüksel Meali

Göğüslerindeki kıskançlığı kaldırırız; kardeşçe karşılıklı yerleştirilmiş koltuklar üzerindedirler.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali

Biz o cennetliklerin kalblerindeki kinleri çıkarır atarız. Hepsi kardeşler olarak sevinç içinde karşılıklı koltuklara otururlar.

Süleyman Ateş Meali

Onların göğüslerindeki kini çıkarıp atmışızdır; (hepsi) kardeşler olarak divanlar üzerinde karşı karşıya oturur (sohbet eder)ler.

Yaşar Nuri Öztürk Meali

Göğüslerindeki düşmanlığı çekip almışızdır. Köşkler/divanlar üzerinde karşı karşıya oturan kardeşler olmuşlardır.

Yusuf Ali (English)

And We shall remove from their hearts any lurking sense of injury:(1978) (they will be) brothers (joyfully) facing each other on thrones (of dignity). *

M. Pickthall (English)

And We remove whatever rancour may be in their breasts. As brethren, face to face, (they rest) on couches raised.

Hicr Suresi
48


لَا يَمَسُّهُمْ

onlara dokunmaz



فِيهَا

orada


نَصَبٌ

hiçbir yorgunluk



وَمَا

ve değillerdir



هُمْ

onlar


مِنْهَا

oradan


بِمُخْرَجِينَ

çıkarılacak




















Türkçe Transcript (*)

Lâ yemessuhum fîhâ nasabun vemâ hum minhâ bimuḣracîn(e)

Ali Bulaç Meali

Orada onlara hiç bir yorgunluk dokunmaz ve oradan çıkarılacak değildirler.

Edip Yüksel Meali

Orada onlara hiç bir yorgunluk dokunmaz ve oradan da çıkarılacak değillerdir.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali

Orada kendilerine hiçbir yorgunluk gelmeyecek. Oradan çıkarılacak da değillerdir.

Süleyman Ateş Meali

Orada onlara hiçbir yorgunluk dokunmaz ve onlar oradan çıkarılacak da değillerdir.

Yaşar Nuri Öztürk Meali

Orada kendilerine zahmet/yorgunluk dokunmaz. Oradan çıkarılmazlar da.

Yusuf Ali (English)

There no sense of fatigue shall touch them, nor shall they (ever) be asked to leave.

M. Pickthall (English)

Toil cometh not unto them there, nor will they be expelled from thence.

İnsan Suresi
5


إِنَّ

şüphesiz


الْأَبْرَارَ

iyiler


يَشْرَبُونَ

içerler


مِنْ كَأْسٍ

bir kadehten



كَانَ

olan


مِزَاجُهَا

karışımı


كَافُورًا

kafur



















Türkçe Transcript (*)

İnne-l-ebrâra yeşrabûne min ke/sin kâne mizâcuhâ kâfûrâ(n)

Ali Bulaç Meali

Şüphesiz ki iyiler (ebrar), karışımı kafur olan bir kadehten içerler.

Edip Yüksel Meali

İyiler ise, kafur (CHO) karıştırılmış bir kadehten içerler.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali

Kuşkusuz iyiler de karışımı kâfûr olan dolgun bir kadehten içerler.

Süleyman Ateş Meali

İyiler de, karışımı kafur olan bir kadehten içerler.

Yaşar Nuri Öztürk Meali

İyilere gelince, onlar, karışımı kâfur olan bir kadehten içerler.

Yusuf Ali (English)

As to the Righteous, they shall drink of a Cup (of Wine) mixed with Kafur,-(5835) *

M. Pickthall (English)

Lo! the righteous shall drink of a cup whereof the mixture is of water of Kafur,

İnsan Suresi
6


عَيْنًا

bir kaynak



يَشْرَبُ

içerler


بِهَا

ondan


عِبَادُ

kulları


اللَّهِ

Allah'ın


يُفَجِّرُونَهَا

akıtırlar



تَفْجِيرًا

fışkırtarak




















Türkçe Transcript (*)

‘Aynen yeşrabu bihâ ‘ibâdu(A)llâhi yufeccirûnehâ tefcîrâ(n)

Ali Bulaç Meali

Allah'ın kullarının kendisinden içtikleri bir kaynak; onu fışkırttıkça fışkırtıp akıtırlar.

Edip Yüksel Meali

ALLAH'ın kullarının taşıra taşıra içtikleri bir kaynak...

Elmalılı Hamdi Yazır Meali

Bir kaynak ki ondan Allah'ın kulları içerler, güzel yollar açarak akıtırlar onu.

Süleyman Ateş Meali

Bir kaynak ki Allah'ın kulları ondan içerler, (istedikleri yere de) fışkırtarak akıtırlar.

Yaşar Nuri Öztürk Meali

Bir kaynak ki, Allah'ın kulları ondan içerler ve onu fışkırtarak akıtırlar.

Yusuf Ali (English)

A Fountain where the Devotees of Allah do drink, making it flow in unstinted abundance.

M. Pickthall (English)

A spring wherefrom the slaves of Allah drink, making it gush forth abundantly,

İnsan Suresi
7


يُوفُونَ

yerine getirirler



بِالنَّذْرِ

adaklarını



وَيَخَافُونَ

ve korkarlar



يَوْمًا

bir günden



كَانَ

olan


شَرُّهُ

şerri


مُسْتَطِيرًا

salgın



















Türkçe Transcript (*)

Yûfûne bi-nneżri ve yeḣâfûne yevmen kâne şerruhu mustetîrâ(n)

Ali Bulaç Meali

Adaklarını yerine getirirler ve şerri (kötülüğü) yaygın olan bir günden korkarlar.

Edip Yüksel Meali

Onlar sözlerini yerine getirirler ve alabildiğine kötü olan bir günden korkarlar.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali

O kullar adaklarını yerine getirirler ve fenalığı salgın (olan) bir günden korkarlar.

Süleyman Ateş Meali

Adaklarını yerine getirirler ve şerri salgın olan bir günden korkarlar.

Yaşar Nuri Öztürk Meali

Onlar verdikleri sözü tam bir biçimde yerine getirirler ve kötülüğü salgın olan bir günden korkarlar.

Yusuf Ali (English)

They(5836) perform (their) vows,(5837) and they fear a Day whose evil flies far and wide.(5838) *

M. Pickthall (English)

Because they perform the vow and fear a day whereof the evil is wide spreading,

İnsan Suresi
8


وَيُطْعِمُونَ

ve yedirirler



الطَّعَامَ

yemeği


عَلَىٰ حُبِّهِ

sevdikleri



مِسْكِينًا

yoksula


وَيَتِيمًا

ve yetime



وَأَسِيرًا

ve esire






















Türkçe Transcript (*)

Ve yut’imûne-tta’âme ‘alâ hubbihi miskînen ve yetîmen ve-esîrâ(n)

Ali Bulaç Meali

Ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler.

Edip Yüksel Meali

Yoksula, öksüze ve tutsağa sevdikleri yiyecekleri yedirirler.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali

Düşküne, yetime ve esire seve seve yemek yedirirler.

Süleyman Ateş Meali

Yoksula, yetime ve esire sevdikleri yemeği yedirirler:

Yaşar Nuri Öztürk Meali

Yoksula, yetime ve esire, yemeği severek yedirirler.

Yusuf Ali (English)

And they feed, for the love of Allah, the indigent, the orphan, and the captive,-(5839) *

M. Pickthall (English)

And feed with food the needy wretch, the orphan and the prisoner, for love of Him,

İnsan Suresi
9


إِنَّمَا

biz


نُطْعِمُكُمْ

size yediriyoruz



لِوَجْهِ

rızası için



اللَّهِ

Allah


لَا نُرِيدُ

beklemiyoruz



مِنْكُمْ

sizden


جَزَاءً

bir karşılık



وَلَا شُكُورًا

ne de teşekkür















Yüklə 3,33 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   9   10   11   12   13   14   15   16   ...   36




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©azkurs.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin